"Selam size hosgeldiniz"

11 Temmuz 2004

Zümer Suresi'nin son kısmındaki 71-72 ve 73-74'üncü ayetlerin tefsirini dünkü yazımda vermiştim. Ayetin sonunda da böbürlenenlerin sonunun ne kötü olduğu vurgulanıyor. Bu son söz, ya cehennem muhafızlarının sözünün devamıdır yahut bağımsız bir hükümdür. Yüce Allah, cehennemdekilerin yerinin kötülüğünü bu sözüyle vurgulamaktadır. Şimdi cehennemdekiler azap içinde kıvranırken bize, tam karşıt sahne sunulmaktadır:73-74: Şirkten, günahlardan korunanlar da bölük bölük cennete götürülürler. Onlar cennete varmadan, ikram için cennetin kapılan açılır ve girişlerine hazırlanır ki Rabbin konuklan geldikleri zaman kapının açılmasını beklemesinler. Onlar cennete girince cennetin muhafızları onları şöyle selamlarlar: "Selam size, hoşgeldiniz, her türlü kötü şeylerden temizsiniz. Dünyada tertemiz hareket ettiniz, güzel davrandınız. Ebedi kalmak üzere cennete giriniz."Bu ikram ve güzel sözlerle karşılaşan Rabbin konukları, sözünde durup kendilerini istedikleri yerde oturacakları cennet yurduna sokan Allah'a hamdederler. Sahnenin sonunda da, "Çalışanların ücreti ne güzeldir" buyuruluyor. Cehennemliklerin durumunu tasvir eden ayetlerin sonundaki, "Böbürlenenlerin yeri ne kötüdür" sözüne karşılık cennetliklerin yerleri tasvir edildikten sonra, "Çalışanların ücreti ne güzeldir" denilmektedir.Diğer sorunuza gelelim. Rus bilim adamları gerçekten yerin 14 kilometre derinliğine inip sesler kaydetmişler mi? Bilemem. Kaydettikleri sesler insan çığlıklarına benzeyebilir. Ama müzik aletlerinden çıkan sesler de insan sesine benzeyebilir. Öyle ise yerin o kadar derinliğinde bilmem hangi dehlizlerden gelen akımların, insan çığlıklarına benzemesi de mümkündür.Yerin altının cehennem olduğunu kim söylemiş? Kaldı ki ölenlerden suçlu olanlar cehennem gibi bir hayat yaşamış olsalar da gerçek fiziksel cehennem, kıyametten sonra olacaktır. Hadislerden bu anlaşılıyor. Böyle insanları kandırmak için cehennem sendromları üretmenin dine yararı yoktur. Düne kadar Allahsız diye damgaladığımız kişilerin fiziksel çalışmalarını, güya dindar insanlarımız ahirete kanıt mı yapacaklar? Bu araştırmaları yapanların böyle bir iddiaları var mı? Sanmam. Böyle hayali şeylerin dinde bir değeri yoktur. Bilim adamlarının ulaştıktan bir takım fiziksel sonuçlara hemen mal bulmuş Mağribi gibi sarılanlar, durumdan yararlanmak isteyen bazı çıkarcı din yorumcularıdır.Son sorunuza cevabım ise şöyledir. Kabirde çekilen azap ruhsaldır. Bu, suçlu ruhun çekeceği sıkıntı, ıstıraptır. Asıl fiziksel azap kıyametten sonra olacaktır. Kabir azabı çekmekle kıyamet azabının kalkacağına dair bir kanıt yoktur. Tam tersine kanıt şudur: "Sabah akşam Firavun ailesi ateş azabına sunulurlar. Kıyamet gününde 'Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun' (denilir)" (Mü'min: 46 - Yureddûne ilâ eşeddilazab ayeti)

Devamını Oku

"Beni rızandan yoksun bırakma"

10 Temmuz 2004

Soru: Cennetin yedi kademe olduğu söyleniyor. Öldükten sora en alt kademeyi hak eden birisinin Allah'ın rızasını alarak en üst kademeye geçmesi mümkün müdür? Rus bilim adamları yerin 14 kilometre derinliğine inip sesler kaydetmişler ve insan çığlıkları duymuşlar. Bunun kabir azabının sesleri olduğunu iddia edenler var. Bu konudaki düşünceleriniz nedir? Kabirde azap çekmiş birisinin azabı kıyamet kopmadan önce bitebilir mi?Cevap: Yedi kademeli olan cehennemdir. Hicr Suresi'nde "Leha seb'atu ebvab: Cehennemin yedi kapısı vardır" (Hicr: 44) buyurulmaktadır. Kur'ân-ı Kerim'de cehennemin çok dar ve sıkışık, cennetin ise tam tersine çok geniş, birbiri üstünde kat kat olduğu, kat kat cennetin sadece bir katının, uzay kadar geniş olduğu belirtilir ama katlarının sayısından söz edilmez. Fakat hadis-i şeriflere göre cennet sekiz kattır. Cennet dünyada kazanılan bir ödül yurdudur. Kişi burada yaptığı eylem ve davranışlarıyla ahiretteki yerini kazanır. Ama Allah isterse ona, hak ettiğinden fazlasını verir. Nitekim Yunus Suresi'nde, "Güzel davrananlara (hak ettikleri) güzellik ve fazlası var" (Yunus: 26) buyurulmaktadır. Ahiret hakkında ayrıntıyı kimse bilemez.Adeciyye'nin güzel sözüAslında insan, ibadetlerini cehennem korkusu veya cennet arzusu için değil, sırf Allah rızası için yapmalıdır. O, kulunu nereye dilerse oraya koyar. Burada Rabiye-i Adeviyye'nin şu sözü ne güzeldir: "Ya Rabbi, eğer cehenneminden korktuğumdan dolayı sana ibadet ediyorsam beni cehennemine at, eğer cennetini arzu ettiğim için sana ibadet ediyorsam beni cennetinden mahrum eyle. Ama eğer sırf senin rızanı kazanmak için sana kulluk ediyorsam beni rızandan yoksun bırakma."Bu münasebetle Zümer Suresi'nin son kısmındaki 71-72 ve 73-74'üncü ayetlerin tefsirini vermekte yarar vardır: Kafirler, bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Ayrı ayrı gruplar halinde, herkes meşrebine, günahına uygun bir cemaatle cehenneme gönderilir.Cehennemin yedi kapısı vardır. Her kapıya onlardan bir bölüm ayrılmıştır. (Hicr: 44) Bu kapılardan birinden girecek olan gruplar, cehennemin önüne getirilince hemen kapılar açılır ve muhafızlar, o hükümlüleri azarlayarak, "Size kendi içinizden çıkmış, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve sizi bu gününüze karşı uyaran elçiler gelmedi mi?" derler.Onlar da elçilerin geldiğini fakat kendilerinin onların sözlerini dinlemedikleri için Allah'ın, şeytana uyanları cehennemde cezalandıracağı hakkındaki kararına çarpıldıklarını söylerler. Sonra onlara hemen cehennemin kapılarından içeri girmeleri söylenir. (Devam edecek)

Devamını Oku

Köhne fikirler sorgulanmalı

9 Temmuz 2004

Evrenle ilgili yazıma birkaç okurumdan gelen eleştirilere cevabımı bugünkü yazımda tamamlıyorum.Ankara Üniversitesi'nin 1974 yılı dergisinde yayınladığımız makalemizde, insanın maymundan gelmiş olduğu tezinin doğru olmadığını vurgulamıştık. Aynı görüşteyiz. Yaratılış başlangıcını laboratuvara koymak mümkün değildir. Bu görüşler sonuçta birer teoridir. Bilim adamlarınca gerçek derecede bilimsel kabul edilen ve aşamaları dahi bilgisayarın gelişmesiyle izah edilebilen bu teori, Abduh'un dediği gibi eğer gerçekse Kur'ân'a aykırı değildir. Çünkü Kur'ân, insanın yaratılışını öyle esnek bir ifadeyle anlatır ki Kitab-ı Mukaddes'in anlatımı biçiminde de algılanabilir, bilim adamlarının görüşleri biçiminde de yorumlanabilir. Ama Kitab-ı Mukaddes, bu konuda öyle ayrıntı verir ki bunları bilimle uzlaştırmak mümkün değildir. İşte Kur'ân'in mucizesi de burada. Bu noktada Ömer Havyam'a nispet edilen bir dörtlüğü anmak isterim:Ezelin sırlarını ne sen bilirsin, ne ben,Bu muamma harfini ne senokuyabilirsin ne ben,Perdenin bu yüzünde senin benimdedikodularımız var,Perde kalkarsa ne sen kalırsın ne ben.Eserlerimin, Türkiye'de yeni bir akım ve çığır açtığında kuşku yoktur. Artık köhne fikirler sorgulanma, yüce İslâm'ın temel kaynağı üzerinde düşünüp aydınlanma dönemi başlamıştır.Temizlenme aracı sudurSoru: Bu yaz güneş koruyucu krem kullanmak zorundayım ve üzerinde "suya dayanıklı" yazıyor. Sabah sürüp çıkıyorum öğle namazı için abdesti onun üstüne alıyorum. Acaba abdestim kabul olur mu?Cevap: Sürdüğünüz krem üzerine abdest alınır. Abdest suyla temizlenmedir. Üzerinize sürülen herhangi bir şeyi neyle temizleyeceksiniz? Tabii ki suyla. Eğer kremin temizlenmesini istiyorsanız onu suyla yıkarsınız. Dinen temizlenme aracı sudur. Sabun şart değildir. Tabii sabun kullanmak daha iyidir ama abdest almak için mutlaka sabun kullanmak gerekmez. Hasılı abdestiniz olur. İçiniz rahat olsun."Konya'da bayi var mı?"Soru: Konya'da eserlerinizi satan bir bayi varsa bana bildirmenizi rica ederim. (İbrahim Çivlik)Cevap: Okurlarım, isterlerse bütün eserlerimi aşağıdaki adresten temim edebilirler:Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No. 365 Bağalarbaşı-Üsküdar/İstanbulTelefon: 0216-492 66 12,Faks: 0216-492 66 13

Devamını Oku

Hayvanları öldürmeyin yaşatın

7 Temmuz 2004

Soru: Bizler Konya Seydişehirli hayvan dostlarıyız. Halkımızın severek baktığı kedi ve köpeklerin huzuru, İbrahim Halıcı'nın Belediye Başkanlığına seçilmesinden sonra bozuldu. Bazı insanların ricasıyla beldemizde köpek katliamı başlatıldı. Oysa biz Müslümanlara merhamet emredilmiştir. Atina Belediye Başkanı sokak köpeklerini öldürmüyor. Onların bakımı için 1.5 milyon euro ayırıyor. Bizim yaptığımız nasıl Müslümanlık, nasıl İnsanlık? (Necibe Arıkan, Sema Güvensoy)Cevap: Peygamberimizin, susuzluktan dilini sarkıtmış olan bir köpeği, kuyudan su çekip sulayan bir günah kadınının Allah tarafından affedildiğini söylemesi, hayvanlara bakmanın önemini ve sevabını yeterince anlatır. "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzuru)na toplanacaklardır" (En'âm: 38).Onları Allah besliyorBu ayet, her hayvanın, tıpkı insanlar gibi sosyoljik bir toplum oluşturduklarını belirtmektedir. Ve "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. (Allah) onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir Kitaptadır" (Hud: 6). Bu ayette de bütün hayvanların ve tüm canlıların rızkının Allah'a ait olduğu vurgulanmaktadır. Bu ayetler, insanları, hayvanlara bakmaya özendirmiyor mu? Madem hayvanların rızkı Allah'a aittir, onları Allah besliyor. O halde Allah'ın beslediği canlılara bakmak, onlara yardım etmek Allah'ı memnun eder.Masum cana kıyılmazKuduz olmamış bir köpeği veya herhangi bir hayvanı, kuduz olur diye öldürmek günahtır. Maide 32. ayette masum bir canı öldürmenin, bütün insanları öldürmek kadar günah olduğu belirtilir. Bu ayette geçen can kelimesiyle akla önce insan gelirse de can kelimesi tüm can taşıyan varlıkları kapsar. Durup dururken masum cana kıyılmaz. Eğer kuduz olma tehlikesi varsa köpekler aşılanır. Belediye, zavallı hayvanları bakım altına alıp aşılayacağı yerde kolay fakat günah yolu seçmiş. Belediye gibi kamu kurumlarının görevi, mümkün olduğunca canları yaşatmaktır, öldürmek değil. Seydişehir belediye yetkililerinden, masum köpekleri öldürme eylemine son vermelerini, sahipsiz olanları bakım altına alıp aşılarını yaptırmalarını dilerim.

Devamını Oku

Hz. Fâtıma'nın yaşı konusunda bir açıklama

6 Temmuz 2004

İslâm'da Kadının Toplumdaki Yeri" başlıklı, 15 gün süren ve dün sona eren seri yazımızda, Hz. Fâtıma'nın yaşı konusunda bir zühul olmuştur. Okurlarımdan özür dilerken konuyu şöyle tavzih ederim:Hz. Fâtıma, babasının peygamberliğinden beş yıl önce, Hz. Muhammed 35 yaşlarında ve Kabe yeniden yapılırken doğmuş, ikinci Hicret yılında 17-18 yaşlarındayken Hz. Ali ile evlenmiş ve babasının vefatından altı ay sonra, 29-30 yaşındayken ölmüştür.Başka bir rivayete göre de babasının vefatı sırasında Hz. Fâtıma 35 yaşındaydı (Usdu'l-Ğâbe: 5/521; el-İsâbe, 4/378). Hz. Fâtıma'nın doğum yılı hakkındaki rivayetlerde farklar vardır. En kuvvetli rivayet onun, babası 35 yaşlarındayken (İ.S. 604 yılında) doğduğu yolundadır. İbn Ca'fer Hâşimî'den gelen bir rivayete göre Fâtıma, babası 41 yaşındayken ve peygamberlikten yaklaşık bir yıl önce (İ.S. 608 yılında) doğmuştur (el-İsâbe: 4/378).Kızlarını sakınan Hz. Peygamber, çocukları içinde en çok bu küçük kızını severdi. Bu yüzden damadı Ali'nin, Fâüma üzerine evlenmesine razı olmamıştır. Hişâm ibn Muğîre oğulları da bir kızlarını Hz. Ali ile evlendirmek için izin istedikleri Hz. Muhammed minberde cemaate şöyle demiştir:"O benim bir parçamdır""Ben buna izin vermem, izin vermem, izin vermem. Ancak Ali evlenmek istiyorsa benim kızımı boşar, onların kızıyla evlenir. Fâtıma benim bir parçamdır, onu rahatsız eden, inciten beni incitir" (el-İsâbe: 4/378, Usdu'l-ğâbe: 5/521).Bir gün Hz. Ali, Hz. Peygamber'e sordu:"Ey Allah'ın Elçisi, hangimizi daha çok seviyorsun? Beni mi, Fâüma'yı mı?"Allah'ın Elçisi yanıtladı:"Fâtıma'yı daha çok seviyorum, sana da ondan çok değer veriyorum."Hz. Fâtıma, Hz. Hasan'la Hüseyin'in annesidir. Peygamberin nesli, bu kızıyla sürmüştür. Babası, vefatı sırasında, Fâtıma'ya gizli olarak iki şey söyledi. Birincisinde ağlayan, ikincisinde gülen Fâtıma, babasının vefatından sonra bu sırrı açıkladı:"Birincisinde, bu hastalıktan kalkamayacağını söyledi, ağladım. İkincisinde de kendisine, ailesi içinde ilk defa benim kavuşacağımı söyledi, güldüm."Vefatı sırasında Umeya kızı Esma (Hz. Ayşe'nin anneden üvey kız kardeşi)'ya kendisini, Ali ile beraber yıkamasını, başka bir kimseyi yanına sokmamalarını vasiyet ettiği için onu, kocası Hz. Ali ile Esma yıkamıştır. Kabre de kocası Ali ile amcası Abbas indirdiler (Usdu'l-Ğâbe: 5/519-524).

Devamını Oku

Adaletin timsali İskender Begüm

5 Temmuz 2004

Turakin Hâtûn: Çocukları, babalarının ölümü üzerine anneleri Turakin'in ülkeyi yönetmesini uygun görmüşlerdir (A'lâm: 1/179-180).İskender Begüm: Hindistan'da Bopal hükümdarı Cihangir Muhammed Han'ın ölümü üzerine 1844'de tahta çıkan İskender Begüm (hanım), ülkeyi adaletle yönetmiş, halkın omzuna binen birçok ağır vergiyi kaldırmış, yasaları herkese eşit uygulamış, pek çok baskıya rağmen İngilizlere karşı ayaklanmayı reddederek ülkesini badireden korumuştur. Kızının, bir emirle görüştüğünü öğrenince onu feci şekilde dövmüş ve özel odasında hapsettirmiş. Emiri de bir kafese koydurup kentin kale kapısında on ay asılı vaziyette bırakmış ancak İngilizlerin şefaatiyle serbest bırakmıştır. 1863'te Hacca gitmiş, dönüşte anılarını bir kitapta toplamış olan İskender Begüm, 1868'de ölünce yerine kızı Şâh-ı Cihan geçmiştir (A'lâm: 2/200-202, 283).Şâh-ı Cihan: Önce açık olarak halk arasına çıkan, şikâyetleri dinleyen bu Müslüman kraliçe, kocasının ölümünden sonra veziri Muhammed Sâdık ile evlenince kapanmıştır. Fakat Lapel Grifin, onun perde arkasından her şeyi bildiğini ve Hindistan'da istisnasız, en güçlü hükümdar olduğunu söylemiştir (A'lâm: 2/284).Kudsiye Begüm: 1819'da Bopal'da devletin başına geçen yasaları titizlikle uygulayan ve şeriat hükümlerini çiğneyenlere müsamaha etmeyen bir hanımdır. 1837'de tahttan indirilmiştir (A'lâm: 4/191-192).Asaf Han kızı Mümtâz-ı Zemân: Emîr Kisra ile evlenmiş, devlet yönetiminde kocasına yardımcı olduğu gibi savaşlarda da kocasının yanında bulunmuş ve savaş alanında vefat etmiştir (Emîr Alî el-Hindî, Merkezu'l-mer'eti fî'l-İslâm; A'lâm: 5/109).***Görülüyor ki İslâm, kadını toplumdan ayırıp dört duvar arasına kapatmamıştır. Peygamber döneminde Müslüman kadın, bütün toplumsal faaliyetlere etkin biçimde katılmıştır. Sonradan koyulaştırılan uygulamayı İslâm'a mal edip kabahati İslâm'a yüklemek büyük hatadır. Bati toplumlarında, yakın zamanlara kadar evlenen kadının mülkiyet hakkı kocasına geçerdi. En ileri ülke sayılan İsviçre'de bile kadınlara oy hakkı ancak birkaç yıl önce verilmiştir. Oysa İslâm, on beş asır önce kadına, bütün işlemleri yapma hakkı verdiği gibi nikâh esnasında konulacak bir şartla kocasını boşama hakkı dahi vermiştir ki bunlar, o günkü dünya koşullarıyla karşılaştırılırsa kadın yararına büyük devrimlerdir.Enîse bint Saîd şöyle diyor: "Hangi erkek kadının şefkat ve merhametine, emanetine tevdi edilmemiştir? Hangi erkek bir kadının oğlu olmamıştır? Kadın alimlerin, doktorların, filozofların, başkanların, vaizlerin, peygamberlerin annesi olduğu gibi çiftçilerin, sanatkârların, tüccarların da annesidir." (A'lâm: 1/102-103) BİTTİ

Devamını Oku

"Kızımda erkek aklı ve kalbi var"

4 Temmuz 2004

Necd'deGaliye: Hicaz'la Necd arasında bulunan Bukom Araplarının lideriydi. Vahhabi hareketinin destekçilerinden olup son derece zengin olan bu kadının komutasındaki kabileler, 1229/1813'de Tosun ve Abidin Paşa ordusunu bozguna uğratmışlardır (A'lâm: 3/5).Hindistan'daAltemiş kızı Râziye Sultan: Kardeşi Rüknü'd-dîn Fîruz Şâh'tan sonra 634/1236 tarihinde Hindistan'da tahta geçen bu hanım, buradaki Türk hükümdarların beşincisidir. Önce emirler ona itaat etmek istememişlerse de güzel yönetimiyle ülkeyi buyruğuna boyun eğdirmiştir. Aslında babası savaşa gittiği zaman yerine oğullarından birini değil, bu kızını vekil bırakırdı. Neden böyle yaptığını soranlara, içkiye ve eğlenceye düşkün olan oğullarının, ülke yönetimine uygun olmadıklarını, Râziye Begüm ise kadın olmasına rağmen erkek aklı ve kalbi taşıdığını söylemiştir.Râziye Begüm, tahta çıkınca normal elbisesini bırakıp üniforma giyerek yönetimi bizzat eline almıştır (A'lâm: 1/448-451).Ömer kızı Hatice: Babasından sonra ülkeyi kötü yöneten kardeşini halk tahttan indirip Hatice'yi hükümdar yapmıştır. Kocasını başbakan yapan Hatice, takriben iki bin adaya hükmetmiş, ülkesini adalet ve hakkaniyetle yönetmiştir. Hatipler, hutbelerinde kendisine şöyle dua ederlerdi: "Allahım, insanlar arasından seçip başa getirdiğin ve bütün Müslümanlar için rahmet kıldığın cariyen, Sultan Salâhaddin oğlu Sultan Celâleddin kızı Hatice'ye yardım eyle." 740/1339 tarihinde tahta çıkan Hatice, 770/1368'de vefat ermiştir.Hüseyn ibn Üveys kızı Tendu: Hükümdar kocasını öldürüp saltanatı ele geçirmiş, 822/1419 yılında ölmüştür (A'lâm: 1/179).Kamunun Tacı Safiyyetu'd-dîn: Sumatra adasında, 1641'de kocasının vefatı üzerine tahta çıkıp ülkesini yönetmiş bir kadın hükümdardır. Döneminde ülkesinin topraklarını genişletmiş, Sumatra Adası'nın hemen yarısı onun yönetimine geçmiştir (Alâm: 2/352).Nûru'l-âlem Tekıyyetu'd-dîn: Sumatra'da kraliçe Safiyyetu'd-dîn'den sonra hükümdar olmuş, 1678'de ölmüş (Alam: 1/175).İnâyetşâh: Sumatra'da Takiyyetu'd-dîn'in vefatı üzerine 1678-1688 yıllan arasında on yıl hükümdarlık yapmış, annesi gibi kendisinin dönemi de parlak olmuştur (A'lâm: 3/372).Kemalet Şahin: İnâyetşâh'tan sonra hükümdar olmuş, onun döneminde ülke altın çağlarından birini yaşamıştır. Ülkede bulunan eşraf takımı Araplar, bir kadının başta bulunmasının hadise aykırı olduğunu ileri sürerek halkı hükümdara karşı kışkırtmış ve Mekke'den aldıkları bir fetva üzerine de 1699 M. yılında bu hükümdan devirmeyi başarmışlardır (A'lâm: 4/362-363/Mecelletu'l-Muktataf: c. 57).

Devamını Oku

"İleri görüşlü ve çalışkandı"

3 Temmuz 2004

Kuzey Afrika'daKayravan yakınlarındaki Sabra'da Mansur kızı Seyyide Sanhâcî, kardeşinin ölümü üzerine yerine seçilen prens dokuz yaşında olduğundan, halası olarak, onun adına ülkeyi adaletle yönetmiş, çocuk hükümdar rüşdüne erince yönetimi ona teslim etmiş, kral da kendisine büyük yardımda bulunan halasına saygıda kusur ermemiştir.Fakirler Annesi Şems: Mürsâne (Zeytune yakınında bir kent)'de oturan, Allah'a bağlı hanımlardan biridir. Muhyi'd-dîn ibn Arabî, onun hakkında şöyle diyor: "Erkekler içinde de onun benzerini görmedim. Muamelât ve mükâşefâtta şanı büyük, kalbi güçlü, yüksek himmet ve görüş sahibiydi. Halini gizlerdi. Hakkımda kendisine güven gelince gizlide bana halinden bir parça açardı, ben de kendisini kutlardım. Onu defalarca keşifte denedim. Makamında rusuh sahibi olduğunu gördüm. Kendisine korku ve rıza galipti. Aynı anda havfı ve rızayı kendisinde toplamıştı." (Âlâm: 2/304).İran'daKutbu'd-dîn kızı Safuetu'd-dîn Pâdişâh: Kirman Kutluk devletinin 6. hükümdarı olan bu kadın, 693/1293 tarihinde tahta çıkmış ve 694/1294'de indirilmiştir (Alam: 2/329).Saki Begüm: 739/1338 yılında Tebriz hükümdarlık tahtına çıkmış, adı hutbelerde okunmuş ve adına para basılmıştır (Alâm: 2/141).Kutlug Hâtûn: 655/1257'de Kirman hükümdan olmuş, 681/1282'de bırakmış (Alâm: 4/215-216 / Mecelletu'l-Muktataf: c. 57).Mançu Timur kızı Kurtçin: 1316/1893 yılında İran kraliçesi olmuş ve Kirman Sultanı ile evlenmiştir (Alâm: 4/266). 1256/1840 yılında doğup ilim ve irfanıyla çağının kadınlarının üstüne çıkan bu hanım, Emîr Alî Es'ad ile evlenip Beşâre'ye gitmiş, ülke yönetiminde kocasının yardımcısı olmuş, "Ev işleri İdaresi"nin başına geçmiştir (Alâm: 4/60).Türkân Hatun: Tekeş'le evlendi. Onun ölümü üzerine (628/1230) saltanat ele almış, ülkeyi yönetmiş. İmzası şöyleydi: "Dünyanın ve dinin koruma kalkanı, dünya kadınlarının hükümdan Uluğ Türkân." (Alam: 1/169)Tohaç Han kızı Türkân Hatun: Melikşah'ın zevcesi olan bu kadın, Melikşah'tan sonra ülkeyi (485-487/1092-1094) yıllan arasında iki yıl yönetmiştir (Alâm: 1/169-171).Melikşah'ın eşi Turhan Hatun: Yönetimde kocasının yardımcısı olmuş, müsteşarları, bakanları o seçmiştir. Ülke kalkınmasına büyük katkı yapmıştır (Alâm: 2/366).Atabeg Sa'd Turhan Sultan: Hükümdar kocasının ardından tahta geçmiş, bilim adamlarını, san'atkârları, edipleri, şâirleri desteklemiş bilim ve san'atı yaymıştır. Fazilet erbabının, bilim adamlarının toplandığı saray meclisi, bir üniversite gibi idi (Alam: 2/365-366).

Devamını Oku