Adaletin timsali İskender Begüm

Turakin Hâtûn: Çocukları, babalarının ölümü üzerine anneleri Turakin'in ülkeyi yönetmesini uygun görmüşlerdir (A'lâm: 1/179-180)

Haberin Devamı

Turakin Hâtûn: Çocukları, babalarının ölümü üzerine anneleri Turakin'in ülkeyi yönetmesini uygun görmüşlerdir (A'lâm: 1/179-180).

İskender Begüm: Hindistan'da Bopal hükümdarı Cihangir Muhammed Han'ın ölümü üzerine 1844'de tahta çıkan İskender Begüm (hanım), ülkeyi adaletle yönetmiş, halkın omzuna binen birçok ağır vergiyi kaldırmış, yasaları herkese eşit uygulamış, pek çok baskıya rağmen İngilizlere karşı ayaklanmayı reddederek ülkesini badireden korumuştur. Kızının, bir emirle görüştüğünü öğrenince onu feci şekilde dövmüş ve özel odasında hapsettirmiş. Emiri de bir kafese koydurup kentin kale kapısında on ay asılı vaziyette bırakmış ancak İngilizlerin şefaatiyle serbest bırakmıştır. 1863'te Hacca gitmiş, dönüşte anılarını bir kitapta toplamış olan İskender Begüm, 1868'de ölünce yerine kızı Şâh-ı Cihan geçmiştir (A'lâm: 2/200-202, 283).

Şâh-ı Cihan: Önce açık olarak halk arasına çıkan, şikâyetleri dinleyen bu Müslüman kraliçe, kocasının ölümünden sonra veziri Muhammed Sâdık ile evlenince kapanmıştır. Fakat Lapel Grifin, onun perde arkasından her şeyi bildiğini ve Hindistan'da istisnasız, en güçlü hükümdar olduğunu söylemiştir (A'lâm: 2/284).

Kudsiye Begüm: 1819'da Bopal'da devletin başına geçen yasaları titizlikle uygulayan ve şeriat hükümlerini çiğneyenlere müsamaha etmeyen bir hanımdır. 1837'de tahttan indirilmiştir (A'lâm: 4/191-192).

Asaf Han kızı Mümtâz-ı Zemân: Emîr Kisra ile evlenmiş, devlet yönetiminde kocasına yardımcı olduğu gibi savaşlarda da kocasının yanında bulunmuş ve savaş alanında vefat etmiştir (Emîr Alî el-Hindî, Merkezu'l-mer'eti fî'l-İslâm; A'lâm: 5/109).

***

Görülüyor ki İslâm, kadını toplumdan ayırıp dört duvar arasına kapatmamıştır. Peygamber döneminde Müslüman kadın, bütün toplumsal faaliyetlere etkin biçimde katılmıştır. Sonradan koyulaştırılan uygulamayı İslâm'a mal edip kabahati İslâm'a yüklemek büyük hatadır. Bati toplumlarında, yakın zamanlara kadar evlenen kadının mülkiyet hakkı kocasına geçerdi. En ileri ülke sayılan İsviçre'de bile kadınlara oy hakkı ancak birkaç yıl önce verilmiştir. Oysa İslâm, on beş asır önce kadına, bütün işlemleri yapma hakkı verdiği gibi nikâh esnasında konulacak bir şartla kocasını boşama hakkı dahi vermiştir ki bunlar, o günkü dünya koşullarıyla karşılaştırılırsa kadın yararına büyük devrimlerdir.

Enîse bint Saîd şöyle diyor: "Hangi erkek kadının şefkat ve merhametine, emanetine tevdi edilmemiştir? Hangi erkek bir kadının oğlu olmamıştır? Kadın alimlerin, doktorların, filozofların, başkanların, vaizlerin, peygamberlerin annesi olduğu gibi çiftçilerin, sanatkârların, tüccarların da annesidir." (A'lâm: 1/102-103)
BİTTİ

DİĞER YENİ YAZILAR