Bîrûnî'nin çağdaşı Ibn Miskeveyh'in "el-Favzu'l-Asğar" adlı eserindeki evrim görüşü şöyle devam ediyor: "Ağaçların ilk mertebesi dağlarda, çöllerde, adalarda kendi kendine bitenlerdir. Bunlar türlerini tohumla sürdürmekle beraber ağır hareketlidirler. Sonra zeytin, nar, elma, incir ve benzeri gibi güzel toprağa, tatlı suya, ılımlı havaya ihtiyacı olan ağaçlar ürer. Nihayet evrim, üzüm ve hurma ağacına varır. Bitki, hurmayla tekâmülün son sınırına varmıştır.
Hayvanla arasında çok benzerlik olan hurmanın erkeği, dişisi vardır. Meyve vermesi için hayvanlardaki birleşmeye benzer biçimde tozlanması gerekir. Kök ve damarlarından ayrı olarak hurmada temel bir organ daha vardır ki buna bir şey oldu mu hurma ölür. Bu organ, toprağın içindeki baştır. Bu baş, hayvan beyni gibi görev yapar. Bu, toprakta kaldıkça hurmanın hayaü sürer. Hurma, bitkinin son, hayvanın ise ilk derecesindedir.
Bundan sonra azıcık hareket yeteneğine sahip, köksüz yaşayabilir, yalnız dokunma duyusu bulunan hayvanlar meydana gelir. Irmak ve deniz kıyılarında bulunan sedef ve salyangoz gibi. Evrim devam eder, kurtlarda, kelebeklerde olduğu gibi duyu gücü artar.
Hayat eseri nefs, evrimle güçlenir, köstebek ve benzeri gibi dört duyu sahibi hayvanlara, oradan da karınca, an ve gözleri boncuğa benzeyen, göz kapaklan olmayan hayvanlara varır. Bunlarda henüz görme duyusu zayıftır. Daha sonra beş duyu sahibi hayvanlar türer. Bunlar da derece derecedir. Kimi aptaldır, hisleri cevval değildir; kimi zekidir, hisleri latiftir; eğitilebilir, emir ve yasağı kabul eder, sözden anlar. At ve doğan gibi.
Nihayet evrim insan sınırına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin sonu, insanlık mertebesinin başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında az bir mesafe kalmıştır. Burası atlanınca nefs, insan olur. Bu noktaya gelince nefsin boyu düzelir, azıcık ayırım gücü, bilgi kazanma yeteneği oluşur. Kutup bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla hayvanlar arasında büyük fark yoktur. Bunlardan hikmet sâdir olmaz, komşu uluslardan da bilgi öğrenmezler. Bu yüzden halleri bozuk, yararları azdır. Evrimleşen orta kuşaktaki insanlar, işte gördüğün bu zekâ, bilgi ve beceri düzeyine gelmişlerdir."
Evrim Teorisi'nin kurucusu olan Darwin (1809-1882)'den çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772), Müslümanların geliştirdiği bu evrim tezini, ünlü Ma'rifetnâme'sinde özetlemiştir. Vahdet-i Vücûd sistemini bilgilerine temel yapan mutasavvıf filozofların görüşüne göre varlık, Hakk'ın isim ve sıfatlarının inişinden ve evrimleşerek insân-ı kâmil mertebesine dönüp tekrar Hakk'a yükselişinden ibarettir. (Devam edecek)
'Hurmayla hayvan arasında büyük benzerlik vardır'
Bîrûnî'nin çağdaşı Ibn Miskeveyh'in "el-Favzu'l-Asğar" adlı eserindeki evrim görüşü şöyle devam ediyor
Haberin Devamı

