Kur'an'ın amacı gerçekleşmiştir

23 Mayıs 2004

Okuyucum Ozan Sayın'ın kölelikle ilgili sorusunu cevaplamayı bugün tamamlıyorum.Bugün dünyada Kur'an'ın amacı ruhen olmasa da görünürde gerçekleşmiş, kölelik kaldırılmıştır. Aslında dünyanın birçok yerinde tutsaklar köle gibi çalıştırılır. Uzağa gitmeye hiç gerek yok. Saraybosna'da Sırpların, Hırvatların, Müslüman tutsakları aylarca esir kamplarında aç, susuz, işkence altında ezmeleri, döverek, boğazlayarak öldürmeleri, kadınların ırzına geçmeleri bütün dünyanın gözleri önünde cereyan etmiştir.Irak'ta Amerikan askerlerinin, tutsakların başlarına çuval geçirip ellerini arkadan bağlayarak açık alanda güneş altında günlerce bekletmeleri, insan onuruna sığar bir davranış mıdır? Dünyanın çeşitli ülkelerinde çoğunlukla güçlünün, güçsüzü ezmesi, sanayileşmiş zengin ülkelerin geri kalmış yoksul ülkeleri sömürüsü sürmektedir. Ama ezilenlere, dövülenlere, sömürülenlere ismen köle denmemektedir. Şeklen de olsa dünyanın hiçbir yerinde artık tutsak, eşya gibi alınıp satılan bir varlık değildir. Bu uygulama ortadan kaldırılmış Kur'an'ın gösterdiği bu hedefe şeklen ulaşılmıştır. Ruhen de ulaşılmasını dileriz.Barışa zarar verirSoru: Allah, Yahudileri neden lanetlemiştir? (Aydın Uygun)Cevap: Allah ne Yahudileri ne de herhangi bir ulusu tüm olarak lanetlemiştir. Lanetleyecek olsa yaratmazdı. Kaldı ki Yahudiler, kötü bir ulus değildir, tam tersine Kur'ân'da adı geçen 25 peygamberden 22'sini yetiştirmiş olan bir ulustur. Kitapların anası olan Tevrat, onlar arasında yetişmiş olan Hz. Musa'ya verilmiştir. Ayrıca Kur'ân, onların Allah katında seçkin bir ulus olduğunu da belirtir: "Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın" (Bakara: 47).Kur'ân, Allah'ın kitabı uyarınca hareket eden Yahudileri över: "Musa kavmi içinde, doğrulukla hakka götüren ve hakla adalet yapan bir topluluk da vardır" (A'râf: 157)."Sonra kitabı, kullanınız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lütuf budur" (Sebe: 32).Allah'ın lanetledikleri bütün Yahudiler değil, kitaplarını çarpıtan, kitaplarının buyruğunu tutmayan, haksızlık eden kimselerdir. Kur'ân; "İsrailoğullarının nankörlerine, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Çünkü (onlar) isyan etmişlerdi ve saldırıyorlardı" (Maide: 78). Bu, sadece Yahudilere özgü bir şey de değildir. Bütün nankörler, lanete müstahaktır. Bütün Yahudileri, Allah'ın lanetine uğramış bir ulus olarak görmek çok yanlıştır, Kur'ân'a iftiradır. Bu tür fanatik düşünceler hem dine, hem de dünya barışına zarar verir.

Devamını Oku

İslâm'ın asıl hedefi köleliği kaldırmaktı

22 Mayıs 2004

Soru: İslâmiyette köleliğin yeri nedir? Neden İslâmiyet'in doğusuyla kölelik tamamen kalkmamıştır?(Ozan Sayın)Cevap: Vaktiyle aynı mealde bir soruya verdiğim cevap şudur: İslâm, köleliğin kaldırılması için önemli adımlar atmıştır. Ancak birden bire yasaklanmamıştır. Bazı toplumsal yasakların zamana yayılması dinin tedricilik prensibi gereğidir. Eğer Kur'ân'ın ve Peygamber'in prensipleri gereğince uygulansaydı, Peygamber asrından hemen sonra köleliğin tamamen kaldırılmış olması gerekirdi. Çünkü, "Fakat insan, o sarp yokuşa atılamadı. Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek" (Beled: 11-13) ayetlerinde, köleleri özgürlüğe kavuşturmanın, ulaşılması gereken bir hedef olduğu vurgulanmaktadır. Kur'ân, bazı günahların ve hataların kefareti olarak köleyi özgürlüğe kavuşturma gereğini koymakla, insanlan özgürlüğe kavuşturmanın ne denli önemli bir şey olduğunu göstermiştir.İnsafsızlık olurPeygamber (s.a.v.) de hür bir insanı köle yapıp satan kimsenin, kıyamette hasmı olacağını buyurmuştur. Öyleyse İslâm'ın köleliği benimsediğini ya da teşvik ettiğini söylemek insafsızlık olur. Köleliğin esas kaynağı savaşlardı. Kur'ân, bu kaynağı kurutmakla köleliğin kaldırılmasına giden yolu açmıştır. Çünkü Kur'ân'ın savaş tutsakları hakkındaki hükmüne göre tutsak ya lütfen veya fidyeyle serbest bırakılır. Tutsağın köle de yapılabileceği bir üçüncü seçenek yoktur. Demek ki İslâm'ın asıl hedefi, köleliği kaldırmaktı. Zaten kölelik, tevhit dininin özüne aykırıdır. Zira tevhidin temel ilkesi, insanları sadece Allah'a kul yapmaktır. Kölenin anlamı kul demektir. İnsan insanın kulu olamaz, insan sadece Allah'ın kuludur.Yaygın bir adettiMadem İslâm'ın amacı, köleliğin tamamen kaldırılmasıydı o halde neden ilahi bir emirle tamamen kaldırılmadı? Çünkü savaş tutsaklarını köle yapmak, o zaman bütün dünyada yaygın bir adetti. İnsan köleliğinin kaynağı da savaşlardı. Ta yakın zamanlara kadar çeşitli uluslarda görülen bu uygulama, İslâm ile bir darbe yemiştir. Ayetleri göz önüne alırsak, esir hakkında yapılacak tek şey vardır, o da onu savaştan sonra serbest bırakmaktır. Bu serbest bırakma da fidyesiz veya fidyeyle olur. Ayette menn, daha önce anıldığına göre esiri fidyesiz bırakmak daha makbuldür. Kur'ân, insan özgürlüğünün kısıtlanmasını asla doğru bulmaz.* Bu konuya yarınki yazımda da devam edeceğim.

Devamını Oku

Önemli olan samimiyettir

21 Mayıs 2004

Soru: Sayın Hocam, daha önce Hüseyin Yıldız isimli okurunuzun sorusuna verdiğiniz yanıtta farz namazlarının toplam 17 rekât olduğunu belirtmiştiniz. Bir soruya yanıtınızda da Nisa Suresi'nin 102'nci ayetine atıfla, farz namazlarının 2 rekât olduğunu yazmıştınız. Bu durumda bütün vakit namazlarının farzlarını 2 rekât kılarsak olur mu? (Mustafa Uslu)Cevap: Gelen rivayetlere göre namazlar aslında ikişer rekât olarak farz kılınmıştır. Daha sonra Medine döneminde, ayetle değil fakat Peygamberimizin uygulamasıyla öğle, ikindi ve yatsının farzları hazarda (yani normal ikamet zamanlarında) dört rekâta çıkarılmış ancak seferlerde yine aslı üzere ikişer rekât kılmıştır. Seferde kılınan namaz, aslında kısaltma değil, orijinal haliyle kılmadır ki Kur'ân bunun kısaltılmış halini tek rekât olarak vermektedir.Bu durumda imam olan, iki rekât kılar ama iki bölüğe aynlan cemaatten her bölük yarım, yani tek rekât kılar. Nisa Suresi'nde anlatılan, savaş seferi durumundaki namazdır. Diğer yolculuklarda namaz, orijinal haliyle iki rekât kılınır. Bazı bilginler bu kanıdadır. Bundan dolayı seferde namazı dört kılmayı, asla ilave olacağı gerekçesiyle isâet (edebe aykırı bir davranış) görürler. Özetle Peygamberimizin, hazarda öğle, ikindi ve yatsının farzlarını dört kıldığı, tevatüren nakledildiği için öyle kılmak gerekir. Ama siz, Nisa 102'nci ayete dayanarak kanaatinize uyarsanız o sizin tercihinizdir. Samimiyet olduktan sonra müctehid hata da etse sevap alır.Gönülden tevbe edinSoru: Ben 25 yaşında bir kızım. Nişanlımla cinsel ilişkim oldu. Sonra ayrıldık. Çok pişmanım. Nur Suresi 3'üncü ayeti, erkek ve kadın zina ettiklerinde başkasıyla evlenemez diyor. Başkasıyla evlenebilir miyim? Şayet evlenebilirsem gerçeği söylemem gerekir mi? Ve bu günahın affı için ne yapmalıyım? (Bn. U.)Cevap: Sözünü ettiğiniz ayetin amacı, zinacı insanlarda oluşan genel karakterdir. Zinaya dadanmış adam da kendisi gibi zinaya dadanmış kadınlarla ilişki içindedir. O, öylelerinden hoşlanır. Çünkü sürekli onlarla beraberdir. Ama bu, değişmez bir huy değildir. Kul tevbe eder, uslanır, doğru yola girerse karakteri de değişir, içindeki çirkinlikler silinir, kötü ahlâkın yerini iyi huylar alır. Çünkü, iyilikler, kötülüklerin izini siler.Sizin yaptığınız bir hatadır. Zina haramdır. Yapacağınız iş, tevbe edip bir daha böyle bir şey yapmamaktır. Bir başkasıyla evlenmenizde sakınca yok. Ancak evleneceğiniz kişi durumunuzu bilmelidir. Dediğim gibi uslanıp gönülden tevbe etmeniz, hatanızı siler, ruhunuzu arındırır. Hatasız kul yok denecek kadar azdır. Umutsuzluğa kapılmayın. Yeter ki Allah'a yönelin. Kul Allah'a yaklaşırsa Allah da kuluna yaklaşır. Onu korur, bağışlar.

Devamını Oku

Mezhepler din değildir

20 Mayıs 2004

Soru: Öğrenciyim. Kaldığım yurtta namazı değişik kılan bir arkadaşımız vardı. Mesela cemaatle kıldığımız namazlarda, herkes sessizce "Amin" derken, o bunu yüksek sesle söylüyordu. Bana cemaatin yanlış namaz kıldığını, Hanefi mezhebinin tam anlamıyla sünnetleri yansıtmadığını, sadece İmam-ı Şafiî ve Malik'e güvendiğini söyledi. Hadis kitaplarından okuyarak kendine, sünnetlere uygun bir namaz kılma şekli belirlemiş. O doğruyu yapıyorsa biz yanlışı mı yapıyoruz? Hanefi mezhebi doğru değil mi? (S. Parıltı)Cevap: Mezhepler din değil, içtihat okullarıdır. Uzmanlar, kapalı olan dini meseleleri kendi çabalan sonucunda bir çözüme kavuşturmak üzere içtihat etmişler, böylece çeşitli mezhepler oluşmuştur. İmam Şafiî, İmam Ebû Hanîfe'nin vefatından sonra doğmuş ve din konusunda uzmanlaşmıştır.Araştırmaları sonucunda bazı tali meselelerde rastladığı rivayetlere dayanarak, Ebu Hanîfe görüşüne aykırı görüşler benimsemiştir. Ebu Hanîfe, Kur'ân ve akıl yolunu üstün tutarken İmam Şafii, Kur'ân yanında hadis rivayetlerini de esas almış, hadis rivayetlerine Ebu Hanîfe'den çok ağırlık tanımıştır. Ebu Hanîfe içtihatları daha çok akılcıyken Safî, Malikî ve Hanbelî içtihatları (son zat, müçtehitten çok rivayetçidir) rivayet ağırlıklıdır.Dinin temel kaynaklarıBir mümin, eğer dinin temel kaynağı olan Kur'ân ve hadisten hüküm çıkarabilecek uzmanlığa sahipse zaten onun, herhangi bir mezhebe tabi olması caiz değildir. Araştırır, Kur'ân ve hadisin anlatımlarına göre dinini uygular. Ama böyle bir uzmanlığa sahip değilse o, müçtehitlerden birine uymak zorundadır. Aksi takdirde dini hükümlerini nasıl uygulayacaktır? Bugün yazılan fıkıh kitapları, doğrudan Kur'ân ve hadisin anlattığı İslâm'ı değil, mezhep imamlarının içtihatlarını yansıtır. Kur'ân ve hadisten hüküm çıkarabilmek o kadar da kolay bir iş değildir.Sizin arkadaşınız, öyle anlaşılıyor ki hayli uzmandır. Kur'ân ve hadisi araştırıp onların hükümlerini öğrenmiş, Peygamberimizin nasıl namaz kıldığını bellemiş. Ona sadece saygı duyulur. "O doğruyu yapıyorsa biz yanlışı mı yapıyoruz? Hanefi mezhebi doğru değil mi?" sorunuza gelince, evet o doğruyu yapıyor. Çünkü bu konuda çaba harcamış (eğer gerçekten araştırmışsa tabii). Ama siz de yanlış yapmıyorsunuz. Çünkü güvenilir bilginlerin içtihatlarına uyuyorsunuz. Eğer siz de arkadaşınız gibi dinin temel kaynaklarını arayıp hüküm çıkaracak güçte olsaydınız, o zaman imkânınız olduğu halde körü körüne başkalarını taklit etmekten ötürü hatalı sayılabilirdiniz ama kamunun böyle bir imkânı yoktur. Halkın görevi, güvenilir bilginlerin içtihatlarına, anlatımlarına göre dini görevlerini yapmaktır.

Devamını Oku

"Zekât mutlaka para olarak mı verilmelidir?"

19 Mayıs 2004

Ayşen Kaya adlı okurum, geçen yıl zekâtını Çocuk Esirgeme Kurumu'na, temizlik maddesi almak suretiyle verdiğini, oysa cami hocasının zekâtın kurumlara verilemeyeceğini söylediğini belirterek ödedikleri zekâtın kabul olup olmadığını soruyor.Hz. Peygamber döneminde zekât, devlet tarafından toplanan dini bir vergiydi. Ve Kur'ân'da Tevbe 60'ıncı ayette sayılan sınıflara harcanırdı. Zekâtın harcama kalemleri dikkatle incelenirse hemen devletin bütün kamu harcamalarını kapsadığı anlaşılır. Çünkü bunlar fakirler, yoksullar, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlar (Müslüman olmaları gerekmez), kölelikten kurtarma, borçlular, Allah yolu ve yolculardı.Zekâtı devlet toplayıp bu kalemlere harcardı. Devlet kurum değil mi? O halde kurumlara zekât verilmez yargısı, Kur'ân'ın değil, Peygamber ve dört halife döneminden sonra doğan şartlar dolayısıyla verilmiş bir hükümdür. Kur'ân hükmü değildir. Çocuk Esirgeme Kurumu'na da, gerçekten fukaraya, kamuya harcayacak kuruluşlara da zekât verilebilir. Bu konuda Kur'ân açısından bir engel yoktur.Ancak zekât deterjan olarak verilir mi? Zekât para olarak verilir ama verilecek parayla yoksulun muhtaç olduğu şey alınacaktır. Deterjan da kurumun en çok muhtaç olduğu şeyse zekât parasıyla deterjan satın alınıp verilmesinde bir sakınca yoktur.Verdiğiniz zekâtın kabul edilip edilmediğini ise ben bilemem. Çünkü kabul edecek olan Allah'tır. Allah rızası için vermişseniz, Allah kabul eder. Allah, kulunun eylemini, niyetine göre değerlendirir. Allah yolu tabiri içine savunma harcamalan, hatta kamu harcamalan da girer. Çocuk Esirgeme Kurumu, yoksul çocukların barındığı yuvalardır.Neslimiz ne zaman yaratıldı?Soru: "Ben, sizin Ademinizden 40 bin sene önce yaşamış bir Ademim" diye bir yerde okumuştum. Ayrıca dünyanın yaşının 4,5 milyar yıl, kâinatın yaratılışının da 15 milyar yıl olduğu belirtiliyor. Bu durumda bizim neslimiz ne zaman yaratıldı? Ya da Ademler meselesi nedir?Cevap: Bu tür rivayetler, şaz rivayetlerdir. Bunlar, bir ölçü değil, sadece İslâm dünyasında Adem'den önce de insanlar olduğunun düşünüldüğü, hatta evrim düşüncesini benimseyenlerin bulunduğu hakkında bir fikir verir. Bu konuda, "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "İnsan" maddesine bakabilirsiniz.

Devamını Oku

Kan bağışı hayat kurtarır

18 Mayıs 2004

Soru: Adım Derya Fırat. Çapa Kızılay Kan Merkezi'nde teknisyen hemşire olarak çalışıyorum. İnsanları kan bağışına teşvik edecek yollar, sloganlar arıyoruz. Aslında konu bununla ilgili. Geçtiğimiz Ramazan ayında Kur'ân-ı Kerîm'i hatim ediyordum. Maide Suresi'nin 32'nci ayeti dikkatimi çekti. Bu ayet sayesinde daha çok kan veren olur diye düşünerek ayeti aşağıda şekilde kullanmayı düşünüyorum.Maide Suresi (5/32): "Kim, bir kimseyi yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur (Bütün insanları ölümden kurtarmış gibi sevap kazanır)." BAĞIŞLAYACAĞINIZ BİR ÜNİTE KAN, HAYAT KURTARIRAyeti bu şekliyle bir levhada kullanırsam günah işler miyim?Cevap: İnsanları kan bağışına teşvik eden bu levhayı asmanın bir sakıncası yoktur. Tersine, bir Kur'ân mesajına dikkat çekmenin, onu tebliğ etmenin sevabı vardır, kanaatimce...Sayın Cumhurbaşkanı'na arzDarda kalmış bir vatandaşın, Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilmek üzere bize gönderdiği dilekçeyi aynen yayınlıyoruz:Sayın Cumhurbaşkanımız, ben 63 yaşında, kimsesiz, yeri yurdu olmayan bir vatandaşım. Muhtelif yerlerde çalıştım. Emekliliğime 4 yıl kaldı. Bir yıldan beri boştayım. Otel köşelerinde kalıyordum. Ancak param bittiği için mağdur duruma düştüm.Sayın Cumhurbaşkanımız bana, 4 sene çalışabilecek bir sigortalı işe girmeme yardımcı olmanızı ve bu mağduriyetimin giderilmesini saygılarımla arz ederim. Hakim ÖztürkŞu anda aşağıdaki adresteki inşaatta kalmaktayım:Ekşioğlu Birlik İnşaat Ltd. Şti. Ihlamurkuyu Alemdağ Caddesi No:323 Ümraniye / İstanbul Tel: (0216) 612 73 09Hayırseverlere bir çağrı dahaSayın Öğretmen Bilal Arıcı'ya ve aynı amaçla yazan pek çok hayırsevere teşekkür ederim. Eğer yoksul öğrencilere burs vermek istiyorlarsa yapacaktan yardımı, KUBAV (Kur'ân Bilimleri Araştırma Vakfı) hesabına yatırabilirler. Biz, vakıf yoluyla bu yardımları yoksul öğrencilere ulaştıracağız. Bu çağrım, bu amaçla bize başvuran bütün hayırsever kardeşlerimize yöneliktir. Hesap numaraları:Vakıfbank Aksaray Şubesi:TL hesabı: 00158 0072 817 08675 Dolar hesabı: 032-404 6046 Euro hesabı: 032-404 6047

Devamını Oku

Hiç kimse kaderi değiştiremez

17 Mayıs 2004

Marmara depreminde, her şeyini kaybedip yoksul duruma düşen arkadaşının ev kirasını ve geçim masraflarını karşıladığını yazan Füsun Dost (rumuz), zorlanmasına rağmen ölünceye dek yardıma devam edeceğini belirtiyor. Hep arkadaşının durumunun düzeleceğini ümit etmiş ama bugüne kadar hiç de öyle olmadığını görmüş. Bu işin sebebini araştırırken büyücüye de gitmiş.Büyücü, arkadaşına büyü yapıldığı için bu hale düştüğünü, büyü bozulmadıkça onun durumunu düzelmeyeceğini söylemiş. İşte bu noktada bana başvurmayı düşünmüş. Gerçekten bu duruma büyünün sebep olup olmadığını kesin bilmemekle beraber şayet büyü ise bunu bozmanın yolu olup olmadığını soruyor.Hayret ediyorum bu insanlara! Ben ne zaman büyü uzmanı olduğumu söyledim? Biz bilim adamıyız, büyüyü falan bilmeyiz. İslâm'da büyü haramdır. Büyü ile bir insanın rızkının tutulacağını kabul edemem. Bu, Allah'ın kaderini değiştirmektir. Hiç kimse kaderi değiştiremez. Allah, her canın rızkını taksim etmiş (belirlemiştir). Hiç kimse, ezelde kendisine ayrılan nzkı tüketmeden ölmez. Öyle büyü safsatalarına kafanızı takmayın. Allah'a sığının. Arkadaşınıza yardım etmeniz büyük bir erdemdir. Elbet Allah katında bunun karşılığını fazlasıyla alırsınız. Aynca arkadaşınız da bu durumdan ve başkasına yük olmaktan kurtulmak için çaba harcamalıdır. İnsan isterse, bir şekilde rızkını kazanır. Pazarda su satsa, sebze satsa rızkını kazanır. Allah darda kalmışların yardımcısı olsun.İnançlara saygılı olmalıyızSoru: Bütün çabalarıma rağmen Müslüman olmaya ikna edemediğim fakat ahlaken ve fikren güzel değerlere sahip, Hıristiyan bir bayanla evlenmeyi düşünüyorum. Bu durum dinimizce nasıl yorumlanır? (Murat Gençer / İZMİR)Cevap: Maide Suresi'nin 5'inci ayetine göre kitap ehli (yani Yahudi-Hıristiyan) bir kadınla evlenilebilinir. Kadının din değiştirmesi şart değildir. Herkes kendi dininde kalabilir. Ve karı-koca birbirlerinin inançlarına saygılı olurlar. Siz güzel davranışınızla, iyi huyunuzla onu etkilerseniz belki bir gün hanımınız Müslüman da olabilir. Sonuçta Hıristiyan bir bayanla evlenmenizde dinen bir engel yoktur. Karar size aittir.Düzeltme: 16 Mayıs Pazar günkü yazımda, Maide Suresi 6'ncı ayetin mealinde, "aşıklara kadar" yerine "topuklara kadar" yazılmıştır. Bu yanılmadan ötürü okurlarımdan özür dilerim.

Devamını Oku

Kur'an-ı Kerim hep kolaylığı getirmiştir

17 Mayıs 2004

Okuyucum Timur Topdemir'in, "Çorap üzerine mesh etmek dinen caiz midir?" sorusunun cevabım bugün tamamlıyorum.Maide Suresi'nin altıncı ayetinin mealini dünkü yazımda yayınlamıştım. Görüldüğü üzere ayette iki organın yıkanması, iki organın da meshedilmesi emredilmektedir. Yıkama organlarından birincisi tek (yüz), ikincisi çift (iki el-kol), mesh organlarından da birincisi tek (baş), ikincisi çift(iki ayak)tır. Ayetin devamında su bulunmadığı takdirde teyemmüm edilmesi, temiz toprağın yüze ve ellere sürülmesi emredilmektedir. Baş ve ayaklar dış tutuluyor. Yani teyemmümde yıkama organlarının mesh edilmesi emrediliyor ama mesh organları düşüyor. Eğer ayaklar yıkama organı olsaydı onlann da toprakla mesh edilmesi emredilirdi.Kollar yıkanırAyrıca mesh organlarının üzerinde giysi varsa yani başta sarık, yahut türban, eşarp, ayaklarda çorap varsa bunların çıkarılması gerekmez. Bunların üzerine de mesh edilebilir. Ama yıkama organının üzerinde giysi varsa onların üzeri mesh edilmez, onlar çıkarılıp organ yıkanır. Bundan dolayı mest veya çorap üzerine mesh edilebilir ama gömlek ve ceket altındaki kollar mesh edilmez, kolların açılıp yıkanması gerekir.Kur'ân'ın kesin hükmü budur. Mesh edilecek organın üzerinde bir giysi varsa giysinin çıkarılması gerekmez. Bundan dolayı başa bağlı türbanı çözmeye yahut ayaklardaki çorabı çıkarmaya gerek yoktur. Bunlar üzerine mesh edilmesi yeterlidir. Kur'ân böyle söylüyor.Hüküm çok açıkAma maalesef rivayet toplayıp, onları uzlaştırma ve dinleştirme dönemi olan Emevi döneminde, Kur'ân'ın bu geniş hükmü daraltılmış, ayakların mutlaka yıkanacağı görüşü hakim kılınmıştır. Fakat bu, Kur'ân görüşü değildir. Şunu da belirtelim ki, başı ve ayakları mesh etmek Kur'ân'in emridir. Ama zaman zaman Peygamberimiz ayaklarını yıkamıştır. Ayaklan yıkamak Kur'ân emri (yani farz) değil, sünnettir.Yıkamak daha iyidir fakat mesh etmekle de abdest tam olur, Kur'ân'ın emri yerine gelir. Kur'ân hep kolaylığı getirmiştir, güçlüğü değil. Kur'ân'ın açık hükmünü daraltmaya, çarpıtmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu meseleyi çok açıkladım ama demek ki insanları ikna edebilmek için daha çok emek harcamak gerekir. Kimin doğru söylediği Hakk'ın huzurunda belli olur. "Er, yarın Hak divanında bellolur" demiş şair.

Devamını Oku