Okuyucularıma önemli bir çağrı

6 Mayıs 2004

Gazi Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği l'inci sınıf öğrencisi olan Deniz Saltık adlı kızımıza yardım çağrımız, büyük ilgi gördü. Pazar gününden beri gerek VATAN Gazetesi'ne gerekse bana pek çok okurum başvurup Deniz'e yardım etmek, burs vermek istediklerini bildirdiler. Bu kızımızı tanımam. Sadece bana gönderdiği mesajı köşemde yayınladım. Üniversiteyi arayanlar da çok olmuş. Cep telefonunun 0505 275 74 77 olduğunu gazetedeki arkadaşlar araştırıp öğrenerek bana bildirdiler. Herhalde bu telefonla veya Gazi Üniversitesi Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı vasıtasıyla bu öğrenciye ulaşılabilir. Bu vesileyle önemli bir çağn yapmak istiyorum.Sıkıntı içinde tahsilini sürdüren sadece Deniz Saltık değildir. Pek çok öğrencimiz zor şartlar altında bulunmaktadır. Bu kadar yardım isteği, tek bir kişiye kanalize edilemez. Bu kızımıza bir kişi burs verecek, ona tahsili boyunca yardımcı olacaktır. Ama gelen başvurulardan anlıyorum ki pek çok vatandaşımız, yoksul insanlara yardım etmek istiyor. Fakat bu vatandaşlar teke tek bunları tanımıyor, yardımı nereye, kime ve nasıl yapacağını bilemiyorlar.Biz, bilimsel çalışmaları desteklemek üzere 1993'te KURAN BİLİMLERİ ARAŞTIRMA VAKFI'nı kurduk. Vakfın naçizane başkanı benim. Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali Coşkun, rahmeti Doç. Dr. Osman Şekerci, ilahiyat hocalarından şimdi iş adamı olan Nuri Çalışkan, sevgili asistanlarım Doç. Dr. Mehmet Okuyan ve Doç. Dr. Mustafa Ünver, Sanayici Şadi Kaşo ve birçok bilim ve iş adamı vakfımızın kurucuları arasındadır. Eğer yoksul öğrencilere ve gerçekten ihtiyaç içinde olan kimselere yardım etmek, doğru Kur'ân bilgisinin gelişmesine destek olmak istiyorsanız, Kur'ân Bilimleri Araştırma Vakfı'nın İstanbul VAKIFBANK Aksaray Subesi'ndeki şu hesaplarına bağış yapınız:TL hesabı: 00158 0072 817 08675$ (dolar) hesabı: 032-404 6046Euro hesabı: 032-404 6047Vakıf olarak karar aldık. Araştıracağız, çeşitli bilim kurumlarında gerçekten yardıma muhtaç öğrencilere burs vereceğiz. Bize inananlar, bu kampanyamıza katılsınlar, yaptıkları bağışları da ne maksatla yaptıklarını bize yazsınlar. Bağışları, istedikleri biçimde kullanılacaktır. Duyarlılıklarından dolayı okurlarıma teşekkür ederken yapılan yardımların ve bağışların, asla zayi olmayıp ebedi bir yatırım olacağını vurgulamak isterim. Şairin dediği gibi:"Kimseye bakî değildir mülk-ü devlet sîm-ü zer,Bir harâbolmuş gönül tamirin etmektir hüner."(Hükümdarlık, mal, mülk, mevki, altın, gümüş hiç kimse için kalıcı değildir.Asıl hüner, bir yıkık, üzgün gönlü onarmak, bir mahzun gönlü sevindirmektir.) Yarın: Almanya'dan gelen bir mektup.

Devamını Oku

Bazı bakışlar insanı etkiler

5 Mayıs 2004

Soru: Sayın Hocam, nazar nedir?Nazar boncuğu takmak, bu boncuktan medet ummak Allah'a şirk koşmak mıdır?Cevap: Nazar vardır. Bazı gözlerin bakışları, baktıkları insanı veya nesneyi etkiler. Hz. Peygamber, "Göz değmesi haktır, kaderi geçen bir şey olsaydı, nazar (göz değmesi) kaderi geçerdi (yani göz değmesi kaderi geçemez, her şey kaderle olur). Yıkanmanız istenince yıkanınız (gözü değen kimseden, uzuvlarını yıkaması istenirse yıkansın çünkü onun uzuvlarının suyuyla göz değmiş olan kimse yıkanır, bu suretle iyi olur) buyurmuştur" (Buhârî, Tib: 36, Libâs: 86; Müslim, Selâm: 41, 42; Ebû Dâvûd, Tıb: 15; Tirmizî, Tıb: 19; İbn Hanbel, Müsned: 1/274)Allah'ın Elçisi (s.a.v.), Hasan ile Hüseyn'e nazar değmemesi için, "Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım" şeklinde dua ederek Allah'a sığınırdı (Buhârî). Hz. Ayşe'nin nazar değmesine tedavi olarak, nazar değen kimsenin abdest almasını, kendisine nazar değmiş olanın, nazar değdirmiş olanın abdest suyuyla yıkanmasını öğütlediği rivayet edilmiştir ( Ebû Dâvûd, Tıb: 15)Hasan-ı Basrî'den gelen rivayete göre de göz değmesinin çaresi, Kalem Suresi'nin 51-52'nci ayetlerini okumaktır: "Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikuneke bi ebsârihim lemmâ semiuzzikre ve yekulune innehu le-mecnun vema huve illâ zikrun li'l-âlemîn: O inkâr edenler Zikr (Kur'ân)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. 'O mecnundur' diyorlardı. Halbuki o, âlemler için uyandan başka bir şey değildir."Yaşanan olaylarİslâm alimleri içinde nazar değmesini kabul etmeyenler varsa da gerek aktarılan hadisler, gerek bu konuda gözlemlenen ve yaşanan olaylar, bunun gerçek bir yanı olduğunu kanıtlar. İmam-ı Râzî, nazar değmesi olayını şöyle açıklar: İnsan bir şeyi beğendiği zaman ya hoşuna gittiği için o şeyin kalmasını ister ya da ondan rahatsız olur, sahibinin elinden çıkmasını ister.Her iki istek de ruhta ısınma meydana getirir. Ama ruhun ısınma derecesi aynı değildir. İşte bu algıların etkisiyle oluşan ısınma, gözden, beğenilen nesneye doğru bazı parçaların (ışınların) akmasına neden olur. Gözden yansıyan bu parçalar (ışınlar), beğenilen şeyi zehir veya ateş gibi etkiler."Demek ki öfkenin bedende bir hükmü olduğu gibi gözlerin de bakışlarına göre karşılarındakine iyi veya kötü bir hükmü, etkisi olur. Kimi elektrik gibi dokunur, çarpar, mıknatıslar, manyetize eder, kimi meclûb olur, kimi de aldığı teessürle (etkilenmeyle) hasedinden bir ğayze (kine) düşer, türlü türlü suikasta kalkışır ki bunun hangisi olursa olsun hedefine erdiği surette isâbet-i ayn (göz değmesi) veya nazar tabir olunur" (Hak Dini Kur'ân Dili: 7/5305).

Devamını Oku

İşte ibret alınacak bir fıkra...

4 Mayıs 2004

Allah'ın bir ismi Gafur (çok bağışlayan), bir ismi Rahîm (çok acıyan), bir ismi Afuvv (çok affeden), bir ismi Tevvâb (tevbeyi çok kabul eden)dır. Bu isimler pek çok ayetin sonunda vurgulanır. Hafız-ı Şîrâzî'nin dediği gibi eğer her haram şarap gibi sarhoş etseydi, sokakta ayık gezen çok az insan bulunurdu.Hz. İsa'ya zina etmiş bir kadın getirirler. Yahudi şeriatına göre bunu taşlatmasını isterler. Hz. İsa kalabalığa dönerek "İçinizde hiç günah işlememiş birisi ona bir taş atsın" der. Hiç taş atan çıkmaz. Çünkü ötekilerin günahı bu zavallınınkinden çok daha fazladır ama onlar suçlarını gizlemesini bilmişler, bu zavallı ise gizleyememiş."Fazla hırpalamadım"Hz. Ali'nin bir cariyesi zina etmiş. Hz. Ali ona sadece bir iki tokat vurmuş, ağır biçimde hırpalamamış. Ve Hz. Peygamber'e, "Cılızdı. Vursam ölür diye korktum. Onun için fazla hırpalamadım" demiş. Peygamberimiz de, "İyi etmişsin" diye buyurmuş. Şimdi biz bu konuyu Şeyh Sa'dî'nin ibret verici bir fıkrasıyla noktalayalım:Bir emir (bey), bir derviş cemaatine maaş bağlatmış. Bu dervişlerden biri, dervişlere yakışmayacak bir iş yapmış, bir günah işlemiş. Bunu duyan emir, adamların ödeneğini kesmiş. Perişan duruma düşen grup, durumu Şeyh Sa'dî'ye anlatmış. Sa'dî de durumu düzeltmek için ahbabı olan emire gitmiş. Müsaade isteyip içeri girmiş ve hemen kapı önünde oturuvermiş.Ödeneği iade etmişEmir, "Efendim, orada oturmanız olur mu hiç. Başımın üstünde yeriniz var" dediği Sa'dî'yi tahtının yanına oturtmuş ve arzusunu sormuş. Sa'dî de durumu emire kısaca anlatmış:"Falan kişilerin ödeneğini kesmişsiniz. Perişan duruma düşmüşler.""Ama onlardan kimileri, dervişlere yakışmayacak işler yaptı.""Bize Allah'ın ahlakıyla ahlâklanmamız emredilmiştir. Allah'ı bir düşünsene. Beslediği kullan içinde kendisine isyan edenler, itaat edenlerden çok fazla. Eğer Allah, her günah işleyenin rızkını kesseydi, dünyada sağ insan çok az kalırdı. Halkın çoğu açlıktan ölürdü." Hafız-ı Şîrâzî'nin bu sözü üzerine emir, dervişlerin ödeneğini, eski kestikleriyle birlikte iade etmiş.

Devamını Oku

Töre cinayetleri-2 Suçun cezasını mahkeme verir devlet uygular

3 Mayıs 2004

Maalesef erkek ağırlıklı toplumda öyle yanlış bir namus anlayışı var ki. Zinayı ağır suçlardan sayan Kur'ân, bu konuda kadınla erkek arasında bir fark görmez. Kendi rızasıyla zina eden kadın da erkek de Kur'ân'a göre aynı cezaya çarptırılır. Bu ceza da ölmek, öldürmek değil, sadece sakatlamayacak biçimde dövme cezasıdır. Suç bakımından erkekle kadın arasında fark yoktur. Ama töre cinayetlerini işleyenlerin zihninde ikisi aynı değildir. Kadın zina ederse namussuzluk yapmış olur, ailenin şerefini kirletir. Cezası ölümdür.Erkek bunu yaparsa biraz da bıyık altından gülünerek, hatta bununla övünülerek hoş karşılanır. Niçin?Namussuzluksa bu eylem, erkek de yapsa namussuzluktur, kadın da yapsa... Erkeğin yaptığı neden suç sayılmıyor da kadınınki suç sayılıyor? Allah katında böyle bir ayırım var mı?Belki şahit bile yokKur'ân'a göre zina suçu ancak dört tanığın açıkça görüp ikrar etmesiyle sabit olur. Suçun cezasını da mahkeme belirler ve devlet uygular. Şahıslar kendi kendilerine ceza uygulayamazlar. O zaman kaos olur, anarşi olur. Dediğimiz gibi zina suçu da öyle kuşkuyla değil, dört şahit tarafından açık açık görülmek suretiyle sabit olur. Üç şahit de olsa olmaz, ille dört şahidin bu eylemi net olarak gördüklerini beyan etmeleri gerekir. Şimdi düşünün bir kere, medyaya yansıyan bu töre cinayetlerinde Kur'ân'ın aradığı bu şartlar var mı? Hayır, belki tek şahit bile yok. Ayrıca suçun sübutu için eylemin zorla yaptırılması değil, rızayla yapılması gerekir.Akıl mantık almıyorSon olayda şu 14 yaşındaki kız, kendi rızasıyla mı oğlanın koynuna girmiş. Kandırılmış, kaçırılmış, belki zorla kaçırılmış ve kızcağıza tecavüz edilmiş. Ayrıntıyı bilmiyoruz ama tecavüz deniliyor. Tecavüz edilen kişi suçlu değil ki... Onun hakkının aranması gerekirken cezalandırılması akıl ve mantığın kabul edeceği bir şey değildir.Lütfen bu vahşice uygulamaları bırakalım. Bunlar İslâm'a aykırı şeylerdir. Allah'ın yaratıklarına acıyınız. Çocuklarınıza acıyınız. Acıyınız ki size de acınsın. Siz de er geç bir gün Yüce Divan'a çıkacak ve yaptıklarınızdan hesap vereceksiniz. "Zerre miktarı hayır yapan onu görür, zerre miktarı şer yapan da onun görür."Yarın: İbret alınacak bir fıkra.

Devamını Oku

Töre cinayetleri-1 Allah'ın verdiği canı, kimsenin alma hakkı yoktur

2 Mayıs 2004

Son zamanlarda kaçıncı kez çocuk yaştaki kızlar, töre cinayetine kurban verildi. Birkaç gün önce tüylerimizi ürperten bir cinayet işlendi. Bir baba, kaçırılıp tecavüz edildikten sonra sokağa bırakılan 14 yaşındaki kızını, samanlıkta boğazına tel geçirerek boğuyor, kızcağızın "Baba yapma!!!" diye feryadına, ablasının da ağlayıp yalvarmasına rağmen baba, kızının boğazına geçirdiği teli bütün vahşetiyle sıkmaktan geri durmuyor. Boğduğu kızını önce samanlığa, sonra da ormana gömüyor. Bir ihbar üzerine olay ortaya çıkınca baba, bütün soğukkanlılığıyla kızını nasıl boğduğunu itiraf ediyor.Sebep: Sözüm ona kirlenen namusun temizlemek. Kızı günah işlemiş, namusunu lekelemiş. Onu öldürmekle adam namusunu temizlemişmiş. Zavallı insan! Acaba bu adama insan denilir mi bilemem.En ağır ceza verilirEvvela, Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alma hakkına sahip değildir. İnsan, değil başkasının canını, kendi canını dahi alma hakkına sahip değildir. Kur'ân, bir canı öldürenin, bütün insanları öldürmüş gibi günah kazanacağını, bir canı yaşatanın yani yaşamasına sebep olanın, can kurtaranın da bütün insanlığı yaşatmış gibi sevap kazanacağını belirtir (Mâide: 32).İnsan öldürmek en büyük günahlardan biridir. Kasten, bile bile bir insanı öldüren kimse, ahirette en ağır cezaya çarptırılır: "Her kim bir mümini kasten öldürürse -onun cezası- içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır!" (Nisa: 93)Zavallının günahı ne?Bu babanın yaptığı, tıpkı kızını diri diri toprağa gömen müşrikin yaptığı gibidir. Çünkü bu kız, henüz 14 yaşındadır, yani sorumluluk yaşına basmamıştır, mükellef değildir. Cezai yeterliği yoktur. Kanun bile buna ceza vermez. Ayrıca bu kızcağız kendi isteğiyle zina etmemiş, kaçırılıp tecavüz edilmiştir. Bunda zavallının günahı ne? Bu baba, öldürdüğü kızını önce samanlıkta, sonra ormanlıkta toprağa gömüyor. İşte ona, Allah'ın Yüce Divanı'nda bunun hesabı sorulacaktır: "Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza: 'Hangi günah(ı) yüzünden öldürüldü?' diye". (Tekvin 8-9).Yarın: Suçun cezasını mahkeme verir, devlet uygular.

Devamını Oku

Mehmet Akif'ten Mevlit Kandili

1 Mayıs 2004

BİR GECEOn dört asır evvel yine bir böyle geceydiKumdan ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler; Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi! Nereden görecekler göremezlerdi tabii; Bir kerre zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de ma'mure-i dünya o zamanlar, Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevza (kaos) bütün afakini sarmıştı zeminin, Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi. Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum, Bir hamlede kayserleri kisraları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi! Âlemlere rahmetti evet Şer'-i mübini, Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi.Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile hasret.Sevap defteriniz açık kalsınGazi Üniversitesi'nden bir kız öğrencinin bana gönderdiği e-mail şöyle: "Hocam, ismim Deniz Saltık. Bir süre evvel köşenizde burs için e-mailimi yayınlamıştınız. Vereceğiz deyip vermeyenler beni çok oyaladı. Annem çalışıyor, kardeşim öğrenci, babam ise işsiz. Çok zor durumda kaldım. Ben büyük meblağlar istemiyorum. Ayda 50 - 60 milyon lira işimi görüyor. Gazi Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde okuyorum. İsteyen durumumu araştırabilir. Ankara içinden burs istiyorum. Lütfen yardım ediniz. Allah'a emanet olun."Değerli okurlarım, acaba bu kızcağıza Allah rızası için ayda 50-60 milyon lira burs verebilecek bir kimse yok mu? Asıl kalıcı sadaka budur işte. Sizin yapacağınız nihayet yılda 600-700 milyon lirayla kıt kanaat tahsilini sürdürecek. Bu kadarına da razı. Hiçbir maddi çıkar veya karşılık için değil, sırf Allah rızası için yardım edene Allah da yardım eder.Bilir misiniz, ilim öğrenen kimselere Allah'ın melekleri bile kanatlarını açarlar, "Aman yere basmasın, bizim kanatlarımıza bassın" diye. Asıl mal, kişinin varislerine bıraktığı mal değil, yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve Allah için harcadıktandır. Ölmekle insanın eylem defteri kapanır. Ancak herkesin yararlandığı bir hayır, faydalı ilim, kendisine dua edecek veya dua edilmesine vesile olacak bir evlat bırakanın sevap defteri hep açık kalır. Sevap defterinizin açık kalması dileğimle...

Devamını Oku

Mevlit Kandili kutlu olsun!

30 Nisan 2004

Bugün Mevlit Kandili'dir. Mevlit, doğum demektir. Hz. Peygamber'in doğum gecesi olarak bu gece, bin yıldan fazla bir zamandan beri Kandil gecesi adı altında kutlanmaktadır. Hz. Muhammed'in doğumu, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Çünkü hemen bütün dünyada putçuluk egemendi. Yüksek manevi değerler, ayaklar altında çiğneniyor, insanlar köle diye satılıyor, insanlık birbirini yiyordu. Dünyanın üstüne bir karanlık çökmüştü. Bu karanlığı kovacak biri bekleniyordu. İşte beklenen kurtancı, bu gece şafağa doğru, dünyaya ayak basmıştır. Onun doğduğu gece, İran Sarayı'nın 14 kemerinin yıkıldığı, putların yere devrildiği rivayeti vardır. Gerçekte yıkılacak olan, insanlığı ezen imparatorluklar ve insanın değerini sıfıra indiren putçuluktur.İlahi vahiy geldiHz. Muhammed'in babası Mekke Reisi Abdulmuttalib oğlu Abdullah, annesi de Vehb kızı Amine'dir. Doğumundan birkaç ay önce babasını, altı yaşındayken de annesini kaybeden Hz. Muhammed, sekiz yaşına kadar dedesinin, daha sonra da amcası Ebutalib'in himayesinde kalmıştır. 25 yaşında Hatice ile evlendi. 40 yaşlannda, Hira Mağarası'nda tek başına Rabbinin huzurundayken kendisine ilahi vahiy geldi. İnsanüstü eziyetlere göğüs gerdi, yılmadı. Hak uğrunda, hiçbir çıkar pahasına davasından vazgeçmedi.Hz. Muhammed, ilahi buyruğu duyurmak için gittiği Taif'ten geri dönerken yol boyunca dizilen serseriler tarafından taşlandı, mübarek ayaklarından kanlar aktı. Buna karşın o, kendisini taşlayanlara beddua etmedi, sadece peygamberlik misyonunu yapabilmesi için Allah'tan dayanma gücü istedi.O, örnek insandıUhud Savaşı'nda müşrikler, kendilerine Hak ışığını sunan Allah Elçisi'ne ok atıp başından yaraladılar, dişini kırdılar. Bir sahabi, O'nun yüzünden akan kanları silerken kendisi bu kötülüğü yapanlar için, "Allahım, kavmimi doğru yola ilet. Onlar bilmedikleri için böyle yapıyorlar" dedi. Çünkü Allah onu bedduacı değil, rahmet olarak göndermişti. Düşmanlara beddua etmesini isteyenlere, "Ben lanetçi olarak değil, Hakk'a davetçi ve âlemlere rahmet olarak gönderildim" demişti.O, örnek insan, insanı insana tapmaktan kurtarıp Allah'a kul yapmıştır. İnsanlık ona sonsuz şükran borçludur. Akif'in dediği gibi: "Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi." Salât ve selam üzerine olsun!Yarın: Bu geceyi bir de Akif'in dilinden dinleyin.

Devamını Oku

Gönülden tevbe ediniz

29 Nisan 2004

Soru: Geçmişte kılamadığım namazların niyetini nasıl yapmalıyım? (A. Aslı)Cevap: Kaç kez yazdığım halde aynı şeyler tekrar tekrar karşıma çıkıyor. Sorular ciddi olmalı. İlmihallerden elde edilebilecek bilgiler hakkında soru sorulmamak. Yanıtlanmış soruları tekrar tekrar sormaya ne gerek var? Kişinin, özürsüz olarak bile bile, kasten kılmadığı namazların kazası yoktur. Kasten namaz kılmamak büyük günahtır. Bu, ancak Allah'a gönülden tevbeyle affolur. O namazların kefareti tevbedir. Ancak bir özür, mesela hastalık, soğuk, uyku gibi bir özür dolayısıyla kılınmamış namazlar, sırayla kaza edilir, sonra vaktin namazı kılınır.Mesela hastalık dolayısıyla bir gün hiç namaz kılmayan kimse, günün herhangi bir saatinde bunları kaza eder. Önce bir ezan ve kamet getirerek sabah namazını, ardından bir kamet getirip öğle, sonra bir kamet getirip ikindi namazını, sonra bir kamet getirip akşam ve bir kamet getirip yatsı namazını kılar. Nihayetinde de içinde bulunduğu vakit, hangi namaz vakti ise o namazı kılar.Ama ille de yıllarca kılmadığı namazları kaza etmek istiyorsa hangi namazı kılacaksa o namazı kılacağını içinden geçirir.Mesela bir öğle namazını kılmaya niyet edip öğle namazını kılar. Niyetin öyle belli formlan uydurmadır. Niyet, kişinin yaptığı ibadeti veya işi bilmesidir. Birisi kendisine, "Ne yapıyorsun?" diye sorunca, "Öğle namazını kılıyorum veya kaza ediyorum" diyebilecek durumda ise işte o, niyet etmiştir.Mezhepler neden doğdu?Soru: Mezhepler İslâmiyet'in özüne uygun mudur? Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında mezhepler yoktu. Neden sonradan böyle bir ayrılığa başvuruldu? (Fikret Zencir)Cevap: Hz. Peygamber zamanında mezhep elbette yoktu. Mezhep görüş, düşünce, yöntem, gidilecek yoldur. Peygamber zamanında Müslümanların mezhebi, Hz. Peygamber'in yolu olan an, duru, sade, kolay İslâm dinidir. Sonradan bazı yeni meselelerin izahı için uzmanların açıklamasına ihtiyaç duyulmuş. Uzmanların, yeni sorunlar hakkındaki açıklamalan, içtihattan, yorumlan hukuki mezhepleri oluşturmuştur. İslâm'ın temeli Kur'ân ve sünnetin taşıdığı hüküm ve prensiplerdir.Kur'ân'ı ve sünneti okuyup hükümlerini anlayan kimselerin, herhangi bir mezhebe uyması gereği yoktur. Ama bu zor bir iştir. Sıradan insanların, düşüne düşüne Kur'ân ve sünneti okuyup hükümlerini öğrenmeleri kolay bir iş değildir. Bundan dolayı halk, İslâm âleminde kabul görmüş, güvenilir bir din uzmanının (müçtehidin) açıklamalarını benimseyip onu taklit eder. Ama bilmelidir ki o din uzmanı, ne peygamberdir, ne de onun görüşleri bağlayıcıdır. Hiç kimsenin, Allah adına haram ve helâl hükmü koymaya hakkı yoktur.

Devamını Oku