"Cennet, gerçek iman ve eylemle kazanılır..."

23 Ekim 2004

Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar..." ayeti, kitap ehlini, dinlerini bırakmaya değil, tevhit dairesinde kalmaya çağırmaktadır. Yani onlar da sizin gibi Allah'ın birliğine, ahirete inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar demektir. İşte Kur'ân'ın birlik çağrısı: "De ki: 'Ey kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin. Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'tan başka tanrılar edinmeyelim.' Eğer yüz çevirirlerse, 'Şâhid olun, biz Müslümanlarız' deyin" (Âl-i İmran: 64). Bu konuda "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizde, "ilâhi Dinlerin Ruh Birliği" maddesini okumalısınız.Kur'ân'a göre Allah, yalnız belli bir zümrenin Rabbi değil, bütün âlemlerin Rabbidir. "Övgü, âlemlerin Rabbine mahsustur" ayeti, namazın her rekâtında okunarak, Allah'ın, bütün yaratıkların Rabbi olduğu vurgulanır. Alemlerin Rabbi olan Allah'ın rahmeti de belli bir zümreye özgü değil, her yaratığına yaygındır. Evet O'nun gazabı da var ama rahmeti, gazabını geçmiştir: "Rabbiniz, kendisine rahmeti yazmış (acımayı prensip edinmiş)tir", "Rahmetim, herşeyi kaplamıştır.""Sen genişi daralttın"Bir bedevi, Hz. Peygamber'in yanında dua ederken, "Ya Rabbi bana ve Muhammed'e rahmet et, başkasına rahmet etme" deyince Peygamberimiz, "Sen genişi daralttın" buyurmuştur. Her peygamber, insanlığa bu sonsuz ilâhi rahmeti sunmaya çalışmış ve Allah'a şirksiz, ahirete seksiz inanan ve sâlih amel yapan her ilâhi din mensubunu cennetle müjdelemiştir. Ama insanların bencilliği, ilâhi mesajın geniş ufkunu daraltmış, her din mensubu, sadece kendilerinin cennete girebileceğini iddia etmiştir. Yahudiler, cenneti yalnız kendilerine tahsis ederken Hıristiyanlar da kendilerinden başkasına cennet vizesi vermemişlerdir:"Yahudi yahut Hıristiyan olandan başkası cennete girmeyecek dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: Doğru iseniz, delilinizi getirin" (Bakara: 111).Cennetin belli bir zümreye özgü olduğu iddiasını reddeden Kur'ân, onun iddiayla değil, gerçek iman ve eylemle kazanılacağını, Yahudiliği ve Hıristiyanlığı getiren peygamberlerin atası İbrahim'in gerçek tevhidi getirmiş olduğunu, onun yolunda giden her insanın cennete gireceğini açıklamıştır (Bakara: 112).Hemen her surede vurgulanan genel prensip, Allah'a inanıp sâlih amel yapanlar, dünya ve ahiret mutluluğuna ereceklerdir. Hiç kimse bu ilâhi yasayı değiştiremez.(Devam edecek)

Devamını Oku

Kur'ân'ın geniş ufuklarını kimse sınırlayamaz

22 Ekim 2004

Soru: Bakara 62'nci ayette, "Şüphesiz iman edenler yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatı vardır, onlar için herhangi korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir" buyurulmaktadır. Bu ayette cennetle mükâfatlandırılacaklar, İncil ve Tevrat'ın hak kitap olduğu dönemdeki inananlarıyla Bakara 137'de buyurulduğu gibi, "Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar, dönerlerse anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir" buyurulmaktadır. Yani mevcut Hıristiyan ve Yahudilerin ancak İslâm'a biat etmeleri takdirde cennete gideceklerle mi sınırlıdır yoksa bir Hıristiyan, bir Yahudi tevhit inancına sahipse ahiret gününe inanıyor ve salih amel işlemişse cennetle mükâfatlandırılır mı? Bir de ayette ismi geçen Sabiîler kimlerdir? (Akın Erdener / A. Ü. Maliye Bölümü birinci sınıf öğrencisi)Cevap: Kur'ân, Allah'a şirksiz, ahirete seksiz inanan ve yalnız Allah'a tapan, güzel işler yapan herkese cennet vizesi verir. Başka bir şart koşmaz. Peygamberlerin görevi, insanları bu tevhit alanına çağırmaktır. Yoksa kendilerine taptırmak değildir. Herhangi bir Hak davetçisine inanıp tevhit dairesi içinde hareket eden, Allah'a tapan her kul cennete gider. Dinin ismi hiç önemli değildir. Önemli olan ruhudur. İşte Allah'ın birliğine inanıp yalnız O'na tapan, ahirete inanan ve güzel davranan her insan aslında İslâm alanı içindedir. İşte İslâm budur. Yani Allah'a, ahirete inanıp güzel davranmak İslâm demektir.Böyle bir insan, İsa dininde de, Musa dininde de olsa Müslüman sayılır çünkü aslında bütün peygamberler İslâm'ı getirmişlerdir. İslâm nedir? İslâm Allah'a teslim olmak, yalnız O'na tapmak, ahirete inanmak ve salih amel yapmak yani Allah'a ibadet etmek ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Kur'ân'ın getirdiği geniş ufukları kimse daraltamaz, sınırlayamaz. Kur'ân ne demişse öyledir. Yok efendim, bu şartlar Hz. Muhmmed (s.a.v.) gelmeden önceki kitap sahiplerine aitmiş, Hz. Muhammed gelmekle bu hüküm kalkmıştır gibi laflar, Kur'ân'ı çarpıtmadır. Öyle olsa, Kur'ân bunu açıklamaz mıydı? Zaten sizin aldığınız mealdeki, "Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp" cümlesinde "hakkıyla" kelimesi sokuşturmadır. Ayette öyle bir ifade yok. Şu insanlar Kur'ân'ı önyargılarına uydurmak için ne çarpıtmalar yapıyorlar? Biz kendi kafamızdaki önyargılarla Kur'ân mesajını daraltma, sınırlama hakkını nereden buluyoruz? Maalesef asırlarca bu daraltıcı yorumlar, Kur'ân mesajını sislendirmiştir. (Devam edecek)

Devamını Oku

Kunut yalnız vitirde okunur

21 Ekim 2004

Hz. Hasan duasının anlamı: "Allahım, beni doğru yola ilettiklerin arasına kat, sağlık ve dirlik verdiğin kimselerden, koruyup kolladıklarından eyle. Bana verdiğin nimetleri bereketli, kutlu eyle. Yaptığın ve yarattığın şeylerin kötülerinden, zararlarından koru. Hüküm veren, dilediğini yapan yalnız sensin. Kimse sana hükmedemez. Senin koruduğun ezilmez, senin düşman olduğun da yücelmez. Ey Rabbimiz sen kutlusun, temizsin, yücesin. Yaptığın her işten, verdiğin her hükümden ötürü sana hamdolsun."Kunutu okuyamayan kimse, "Rabbena âti-nâ fı'd-dünyâ haseneten ve fî'l-âhireti haseneten ve kına azâbe'nnâr: Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver, bizi ateş azabından koru" yahut üç kere "Allâhumma'ğfirlî: Allahım, beni bağışla" veya sadece üç kere "yâ Rabbî, yâ Rabbî, yâ Rabbî" der. Dua, ayet değildir. Hatta gelen formların da yüzde yüz Peygamber'in lafzı olduğu garantisi yoktur. Namazda kişi, kunutta anlayacağı dilde (Türkçe) dua edebilir, mubah olan her şeyi Allah'tan isteyebilir. Namazda, kişiselden çok kamuyu kapsayan dualar okunması uygundur.Kunut yalnız vitir namazında okunur. Fakat normal haller dışında bir bela, savaş, kıtlık gibi zamanlarda Allah'tan yardım istemek amacıyla bütün namazlarda rükûdan doğrulunca okunur. Hz. Enes, Peygamberimizin yetmiş Kurrâ'yı şehid eden Ra'l, Zekvân ve Usayye kabilelerine karşı sabah namazında rükûundan sonra kunut ettiğini, daha sonra bunları yenilgiye uğratınca bıraktığını söylemiştir. Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali de sabah namazında kunut etmiştir.Vitir yalnız Ramazan'da cemaatle kılınabilir. Zira vitir aslında nafiledir. Teravihten başka bir nafileyi cemaatle kılmak mekruhtur. Ramazan dışında vitiri yalnız kılmak lâzımdır. Cemaatle kılarken kunutu hem imam, hem de cemaat gizli okur. Cemaat bilmiyorsa öğrenmeleri için imamın, kunutu açıktan okuması müstehabdır.İmama uyan, kunutu bitirmeden veya henüz kunuta başlamadan imam rükûya varırsa imamla beraber rükûyu yapamama endişesi mevcutsa kunutu okumaz, hemen rükûya varır. Eğer rükûda imama yetişebileceğinden eminse kunutu okur.İmam kunutu terk ederse, imama uyan, rükûda imama yetişmek şartıyla kunutu okuyabilirse okur, yetişemeyecekse okumaz. İmama vitrin üçüncü rekâtında yetişen kimse, kunuta yetişmiş olduğu için geri kalanı kaza eder, artık kunutu okumaz. İmama ikinci rekâtta yetişen de böyledir. Kunutta imama yetişmiş olduğundan geri kalanı kaza ederken kunut okumaz. Çünkü iki defa kunut meşru değildir. İmam, kunutu okuduktan sonra Hz. Hasan duasına başlar ve onu açıktan okursa İmâm Ebû Yûsuf'a göre cemaat de onunla beraber okur.

Devamını Oku

Teravih namazı kaza edilmez

21 Ekim 2004

Teravih namazını "hatim"le kılmak da güzeldir. Ebû Hanîfe'nin bir kavline göre, her rekâtta on ayet (bir sayfa) okumak suretiyle hatmedilir. Fakat cemaati usandırmamaya dikkat etmelidir. Çünkü araya usanç girince artık o eylem, ibadet olmaktan çıkar. Cemaati usandırmamak için dua kısa kesilir, her iki rekât başında "subhaneke" okunur. Teravihte kelimeler belli olmayacak şekilde acele okumak, ta'dil-i erkânı (her rekâtın hakkını vererek saygıyla kılma) terk etmek gibi huşuya aykırı şeylerden kaçınmak lâzımdır. Teravih, vakti geçtikten sonra kaza edilmez. Nafilelerin kazası olmaz. Kaza, farzlara ve vaciplere mahsustur.Vitir, tek rekâtlı namaz anlamına gelir. Vitir hakkında çeşitli görüşler varsa da doğrusu vitirin sünnet olduğudur. Farz veya vacip olsaydı, Peygamber bunu cemaatle kıldırırdı. Vitir, 1 rekât, 3 rekât, 5 rekât kılınabilir. Hanefîler bu namazı 3 rekât olarak kılarlar. İki rekâtta oturur, üçüncü rekâtta kunut yaparlar. Hz. Peygamber'in, vitirin birinci rekâtında Fatiha'dan sonra "Sebbihisme rabbike'l-a'lâ", ikinci rekâtında "Kul yâ ey-yuhâ'l-kâfırûne", üçüncü rekâtında "Kul huvallahu ehad"ı okuyup üçüncü rekâtın rükûundan önce kunut ettiği, Hz. Ayşe'den gelen hadiste ise üçüncü rekâtta "Kul huvallahu ehad" ve "Muavvizeteyn (kul euzu bi rabbilfelak, kul euzu bi rabbin-nas)" surelerini okuduğu belirtilir.İki rekâtın ardından oturulur, üçüncü rekâtta kalkınca "Subhaneke" okunmaz. Fatiha ve sureden sonra eller kulaklara kaldırılıp bağlanarak kunut duası okunur. İbn Mes'ûd'dan rivayet edilen meşhur kunut duası şöyledir:"Allâhumme innâ nesta'înuke ve nestağfıruke ve nestehdîke ve nu'minu bike ve netûbu ileyke ve netevvekkelu aleyke ve nusnî aleyke'l-hayra kullehû neşkuruke velâ nekfuruke ve nahle'u ve netruku men-yefcuruk. Allâhumme iyyâke na'budu ve leke nusallî ve nescudu ve ileyke nes'â ve nahfidu narcû rahmeteke ve nahşâ azâbek. İnne azâbeke bi'l-kuffâri mulhik."Anlamı: "Allahım, biz Senden yardım dileriz, mağfiret dileriz, hidayet dileriz. Sana inanırız. Sana şükreder, nankörlük etmeyiz. Sana isyan edeni terk ederiz. Allahım ancak Sana ibadet ederiz, Sana namaz kılar, secde edem. Sana koşarız. Rahmetini umar, azabından korkarız. Muhakkak azabın kâfirlere ulaşacaktır."Bundan sonra "ve sallâllahu alâ'nnebiyyi ve âlâ âlihîve selleme" deyip Hz. Hasan (r. anh)'ın kunutunu okumak daha iyidir. Hz. Hasan diyor ki: "Bana Allah'ın Resulü (s.a.v.) birkaç kelime öğretti, onlan vitirde söylüyorum: Allâhummeh-dinî fîmen hedeyt ve âfinî fımen âfeyt ve tevellenî fîmen tevelleyt ve bârik lî fımâ a'tayt ve kînî şarra mâkadayt fe-inneke takdî velâ yukdâ aleyk. Ve innehû lâyezillu men-vâleyte (velâ ye'izzu men âdeyt) Tebârekte rabbenâ ve teâleyt. Feleke'l-hamdu âlâ mâ kadayt." Yarın: Vitir, yalnız Ramazanda cemaatle kılınır.

Devamını Oku

Teravih gece yarısına kadar tehir edilebilir

19 Ekim 2004

Hz. Ömer, Übeyy ibn Ka'b'ı, halka teravih imamı atamıştır. Übeyy erkeklere, Temîm ed-Dârî de kadınlara teravih namazı kıldırırdı (Fethu'I-Bârî: 4/253).Hz. Ömer zamanında teravihin kaç rekât kılındığı da ihtilaflıdır. Rivayetlerden kimine göre vitirle beraber 11, kimine göre 13, kimine göre (vitir hariç) 20, kimine göre (vitirle beraber) 21, kimine göre 23 rekât kılınmıştır.Rivayetlerdeki farkları, çeşitli zaman ve durumlara bağlayan, okuma uzun, namaz yavaş kılınırsa rekât sayısının azaldığı, okuma kısa, namaz daha çabuk kılınırsa rekât sayısının arttığı şeklinde yorumlayan Askalânî, birinci sayının, yani 11 rekât kılındığı şeklindeki rivayetin, Ayşe rivayetine uyduğunu, ikincisinin, yani 13 rekât kılındığı rivayetinin de buna yakın olduğunu söylüyor. Teravihin, yirmi rekâttan fazla kılındığı yolundaki rivayetlerde vitirin rekât sayısına göre değişir.Rivayetler, Hz. Ömer döneminden başlamak üzere halkın ilavelerle teravih kıldıklarını, kimi teravihi vitirle beraber 21, kimi 23, kimi 39, kimi 41, kimi 47, kimi 49 rekât kıldığını gösterir. Bunlar Peygamberimizin sünneti değildir. Peygamberimiz 8 rekât teravih, 1 rekât da vitir kılmıştır ki tamamı 9 rekât eder. Buna 2 rekât sabahın sünneti de eklenince tamamı 11 rekât olur. İşte Peygamberimizin, gerek Ramazan'da gerek Ramazan dışında en çok kıldığı nafile namaz rekâtı bu kadardır.Teravih, yatsı namazından sonra kılınır. Vitiri teravihten önce de sonra da kılmak sahihtir. Ama sonra kılmak daha iyidir. Teravihi gecenin üçte birine, hatta yarısına kadar tehir etmek müstehabtır (güzel, sevap). Gece namazının en üstünü, sonuna doğru kılınan namaz olduğundan teravihi gece yarısından sonraya bırakmakta bir kerahet yoktur. Bununla beraber kılamama ihtimaline karşılık gece yarısından evvel kılmak daha doğrudur. Camide teravihin ortasında gelip namaza yetişen kimse, önce yatsıyı kılar, sonra teravihe uyar. İmamla beraber vitri de kılar, geri kalanını sonra tamamlar. Yirmi rekât olarak kılınması teamül haline gelmiş olan teravih, on selamla kılına gelmiştir. 2 rekâtta bir selam verilir. Her çift başında oturmak şartıyla dört rekâkatta bir selam vermek, kasten olursa mekruhtur. 8-10 rekâkatta bir selam vermek de caizdir. İki rekâkatta oturmak şartıyla 20 rekâtı bir selamla kılmak da caiz, fakat mekruhtur. Her 4 rekâttan sonra kıldığı rekât miktarınca oturunca, teravihle vitir arasında da yine o miktar oturmak müstehabdır. Otururken dileyen tesbîh (Subhanellah), tehlîl (Lâilâhe illallah) ve tekbîr (Allahu ekber) diye zikreder.Yarın: Teravihi hatimle kılmak da güzeldir.

Devamını Oku

"Allah'ın Elçisi 11 rekâttan fazla namaz kılmadı"

19 Ekim 2004

Teravih, oturmak, istirahat etmek anlamındaki "terviha"nın çoğuludur. Her 2 veya 4 rekâtının sonunda oturulup dinlenildiği için bu namaza "teravih" adı verilmiştir. Ramazan'da gündüzün oruç ibadetine karşılık, geceleri ihya etmek (değerlendirmek) için nafile namaz kılmak, erkelere de kadınlara da kuvvetli sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.v), teravihi, yatsının son sünneti ve bir rekât vitir de dahil, 11 rekât kıldırmıştır. Buna göre teravih 8 rekâttır. Hz. Ayşe, Peygamber'in Ramazan'da ne kadar namaz kıldığı sorusuna şöyle cevap vermiştir: "Allah'ın Elçisi, ne Ramazan'da, ne de Ramazan dışında 11 rekâttan fazla namaz kılmamıştır" (Buhârî, Savm: 68).Rivayetlere göre Peygamber (s.a.v.), bazen 6 rekât teheccüd, bir rekât vitr, bazen 8 rekât teheccüd, 1 rekât vitr aynca 2 rekât da sabah namazının sünnetini kılmıştır ki toplam 11 rekât eder. Bazen de yatsının ve sabahın 2'şer rekât sünneti ve bir rekât vitr dahil, toplam 13 rekât nafile kılmıştır (Buhârî, Teheccüd: Bâbu tûli'1-kıyâm). Sağlam rivayetlerden anladığımıza göre Peygamber (s.a.v.)'in Ramazan'da kıldığı teheccüd namazına, teravih denmiştir. Yoksa Hz. Peygamber, her zaman kıldığı bu nafile namazlardan ayn olarak teravih adıyla bir namaz kılmamıştır.Mescid doldu taştıHz. Ayşe'den gelen rivayet: "Peygamber (s.a.v.), gece yarısında (teheccüdünü kılmak üzere) odasından çıkıp mescide geldi ve namaz kıldı. Başka kimseler de gelip onun namazına katıldılar (onlar da onun gibi namaz kıldılar). Sabahleyin halk arasında bu olay konuşuldu. Ertesi gece daha çok kimse gelip Allah'ın Elçisi ile beraber namaz kıldılar. Sabahleyin bu olay halk arasında anlatılınca üçüncü gece gelenler daha da arttı. Allah'ın Elçisi, odasından çıkıp namazını kıldı (ötekiler de namazlarını kıldılar). Dördüncü gece mescid, cemaati almaz oldu. Peygamber (s.a.v.), sabah namazından sonra halka dönüp şehadet getirdi ve buyurdu ki: Sizin durumunuzu takdir ediyorum. Ama bu namazın farz olacağından korkuyorum ki, bu takdirde yapamazsınız" (Buhârî, Teravih: 1).Bundan sonra gece nafile (teravih) kılmak için mescide gelmedi. Ta Ömer döneminin ilk yıllarına kadar mescidde teravih kılınmazdı (Buhârî, Teravih: 1; Fethu'I-Bârî: 4/252). Hz. Peygamber, farz olur endişesiyle ashabına cemaatle teravih namazı kıldırmamıştır. Zaten kendisi, farz namazlar dışındaki namazların evlerde kılınmasını öğütlemiş, "Farzlar hariç, en üstün namaz, kişinin evinde kıldığı namazdır" buyurmuştur (Müslim, Sıyâm: 203; Buhârî, Ezan: 81).Yarın: Hz.. Ömer zamanında teravih

Devamını Oku

Teravih, orucun tamamlayıcısıdır

17 Ekim 2004

Harama bakmaya eğilim duyan nefsi, oruç bundan men eder, zinanın ve diğer yasak şeylerin sebeplerinden uzaklaştırır, nefsin iştahlarını kırar. Bundan dolayı Peygamberimiz hazretleri, orucun, kötülüklere karşı bir kalkan olduğunu söylemiş (Buhârî, Savm, 9. bab) ve demiştir ki: "İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan korur. Buna gücü yetmeyen oruç tutsun. Çünkü oruç, onun şehvetini kırar." (Müslim, Salâtu'l-müsâfirîn: 12; Ebû Dâvûd, Sefer: 2). Oruç, vücuda sağlık getirir. Bir yıl tıka basa yemeden dolayı mide yorulur. İşte oruç, midenin uzun süre dinlenmesine vesile olur. Ancak iftar vakti ölçüyü kaçırıp mideyi şişirmemek ve teravihi de mutlaka kılmak lâzımdır. Teravih, ibadet yönünden orucun tamamlayıcısı olduğu gibi dolan midenin, yemekleri kolayca sindirmesine de yardımcı olur. Şişmanlık, insan sağlığına çok zararlıdır. İşte iftarları ve sahurları ölçülü yemek şartıyla insan, oruç tutarak vücutta birikmiş zararlı kiloları, yükleri atabilir.Oruç, insanın duyguların inceltir, şefkatli, merhametli yapar. Oruç tutanlar, açlığın ne demek olduğunu, sürekli olarak açlık ve sefalet içinde kıvrananların ıstırabını anlar, onlara elinden geldiğince yardım etmeye çalışır. Oruç, insanı dayanıklı olmaya alıştırır. Bugün isteğiyle oruç tutan kimse, bir gün savaş, deprem veya başka felaketler gibi zor koşullar karşısında yiyecek bulamadığı zaman, önce kendisini aç kalmaya alıştırdığı için dayanır. Ama hiç oruç tutmayan insanlar, birkaç saat aç kalınca öleceklerini sanırlar, daha işin başında moralleri çöker.Oruç ayı, bolluk, bereket ayıdır. En fakir ailenin dahi evinde bakarsınız Ramazan ayında bir bolluk, bereket vardır. Allah oruç tutan o insanlara ummadıkları yerden rızklar gönderir.Oruç manevi duygulara güç verir. Ruh, şu ten kafesine bürününce maddenin etkisi altında kalarak hayvansal duyguların tutsağı olur. Biz kendimizi açlığa alıştırırsak, maddi arzularımız zayıflar, ruhsal hislerimiz güçlenir, gönül gözümüz açılır ve gerçek benliğimize açılan kalp gözümüzle nice mana âlemlerini müşahede etme imkânını bulabiliriz. İşte bu yüzdendir ki bütün veliler ve peygamberler riyazet yapmışlar, oruç tutarak yücelmişlerdir. Peygamber Efendimiz, henüz kendisine peygamberlik gelmeden önce Hira Mağarası'na çekilir, yemekten kesilir, riyazet yapar, derin tefekküre dalardı.Ramazan'da şu üç şeyi yapmak güzeldir: 1- Sahura kalkmak, 2- Sahuru geç yemek, 3- Hava açık olduğu zaman güneş batınca hemen orucu açmak. Oruç açarken, "Allahumme leke sumtu ve bike âmentu ve aleyke tevekkeltu ve alâ rızkike eftartu: Allahım, senin için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, senin verdiğin rızıkla orucu açtım" demek sünnettir.Oruçlarınız makbul, maddi ve manevi kısmetiniz bol olsun!

Devamını Oku

Seferde dileyen tutar dileyen yer

16 Ekim 2004

Oruçluya mekruh olmayan şeyler: 1- Kendinden emin olan kimsenin, karısını öpmesi. 2- Saç, sakal boyamak. 3- Sürme çekmek. 4- Kendisini zayıf düşürmeyecekse kan vermek. 5- Misvak (diş fırçası) kullanmak. Günün başında da sonunda da fırça kullanmak mekruh değil, sünnettir. 6- Suyla ağzını çalkalamak. 7- Burnuna su çekmek. 8- Banyo yapmak.Oruç yemeyi mübah kılan yolculuk sorunu: Bakara: 184'üncü ayette, "Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar)" cümlesiyle hasta ve yolcuların, Ramazan'da oruç tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutacakları bildirilmektedir. Hastalık iki çeşittir: Oruca dayanamayacak kadar hastalık durumunda orucu yemek azimet (gerekli), güçlükle oruca dayanabilecek kadar hastalık durumunda yemek ruhsattır.Oruç yemeyi mubah kılan yolculuk, namazın kısa kılınacağı yolculuktur. Bunun uzunluğu üzerinde görüş ayrılıkları vardır. Kimine göre bu mesafe üç mil, kimine göre yaya olarak üç günlük (yani 90 kilometrelik) yoldur. Bu görüş aynlıkları, rivayet edilen hadislerin metinlerindeki farklardan ileri gelmektedir. Müslim, Ebû Dâvûd ve Ahmed ibn Hanbel'in, Enes ibn Mâlik'ten rivayetine göre: "Peygamber (s.a.v.), üç millik (takriben 5 kilometrelik) yola çıktığı zaman namazı iki rekât kılardı." (Müslim, Salâtu'l-müsâfirîn: 12; Ebû Dâvûd, Sefer: 2).Yolculuğa başlayınca, ikamet ettiği kentin evlerini geçer geçmez namaz kısa kılınır, oruç da yenebilir. Seferde orucu yemek ruhsattır, dileyen tutar, dileyen yer. Ama ayette hasta ve yolculukta da oruç tutmanın daha iyi olduğu belirtildiğine göre özellikle bugünkü kolay uçak ve otobüs, tren yolculuklarda oruç tutmak çok daha evlâdır. Ancak savaş durumunda orucu yemek azimet (gerekli) olur. Câbir'in rivayetine göre Allah'ın Elçisi (s.a.v.), fetih yılında Mekke'ye yürüdü. Kürâ'el-Ğamîm'e vardığında halk oruç tuttu. Kendisi bir bardak su istedi, halkın görmesi için suyu kaldırıp içti. Daha sonra kendisine, bazı insanların yine oruç tuttuğunu söylediler. "Onlar asilerdir, onlar asilerdir" dedi (Müslim, Siyam: 90; Tirmizî, Savm: 18; Nesâ'î, Siyam: 49).Orucun yararları: Biz, ibadeti yararından dolayı değil, Allah'ın emri olduğu için yaparız. Şu da muhakkak ki Allah, her zaman yaranınıza olan şeyleri yapmamızı emreder, zararımıza olan şeyleri yasaklar. Oruçta gerek ruhumuz, gerek bedenimiz için pek çok yarar vardır. Oruç nefsin şehvetlerini kırar, önüne geçilmez ihtiraslarını, azgınlıklarını dizginler. Oruç tutmadığı zaman insan, canının çektiğini yemek ister ama oruçlu bunu yapamaz. Yarın: Oruç vücuda sağlık getirir

Devamını Oku