Soru: Yabancı bir hanımla evlenmek istiyorum. Kur'ân'da buna mani bir âyet var mı? Ayrıca hanımımın Müslüman olmasını çok istiyorum. Bu konuyu ona açtığımda bana şu soruları soruyor:* Neden hep İslâm ülkelerinde savaş ve kavga oluyor?* Niçin etrafı kirletiyor, dileniyorsunuz?* İslâm barışı getiren bir dinse niçin çoğu İslâm ülkeleri diktatörlükle yönetiliyor, neden zengin fakir ayırımı var?* Bu toplumlarda neden töre cinayetleri var? * Kur'ân'da anlatılan sosyal adalet, insanların mutluluğu nerede? Niçin en çok İslâm toplumları geri kalmış? Eren\İstanbulCevap: İslâm dünyası genellikle Ortadoğu bölgesinde bulunmaktadır. Tarih boyunca savaşlar bu bölgelerde cereyan etmiş. İslâm ülkelerindeki savaş ve kavgaların bir nedeni, bulundukları coğrafi bölge. Çünkü bu bölgede herkesin gözü vardır. Ayrıca savaşın nedeni de burada yaşayan halklardan çok, burada gözü olan batılı ülkelerdir. Bir bakın birinci ve ikinci dünya savaşlarını çıkaranlar kimlerdir? Ortadoğu petrollerinde gözü olan Avrupalılar değil mi?Bu bölgede asırlar boyu istikrar unsuru olan Osmanlıları yıkanlar kimler? Tarihi iyi bilmeden peşin hüküm vermek hatâdır, yanıltıcıdır.Şunu işi bilmek gerekir ki diktatörlük, İslâm'ın ruhuna uygun değildir. İslâm şûrayı yani cumhuriyeti, parlamanter sistemi öngörür. Dikkat ederseniz Peygamber'den sonra ilk dört halife seçimle iş başına gelmiş, gittiklerinde de yönetimi kendi çocuklarına teslim etmemiş, halk iradesine bırakmışlardır. Ancak Emeviler döneminde cumhuriyet sistemi, saltanata çevrilmiştir.Temizlik, Müslümanlığın temelidir. İslâm ibadette temizliği ön görür. Abdest alınmadan namaz kılınmaz. Peygamberimiz "Temizliği imanın yarısı" saymıştır. İslâm ülkelerinde sokaklar kirletiliyorsa bu, İslâm'ın bilinmemesinden kaynaklanır. Kaldı ki çevre kirliliği, İslâm ülkelerinden çok batı ülkelerinde vardır. Siz Avrupa kentlerine gidin, sokaklar köpek pisliklerinden geçilmez. Ayrıca insan doğal olarak çevreyi fazla kirletemez. Asıl çevre kirliliği, sanayi atıklarından doğar. Batılı ülkelerin, zehirli sanayi atıklarını nasıl getirip bizim Karadeniz sahillerine bıraktıkları; İskenderun Körfezi'ne bırakılan radyasyon atığı yüklü geminin sonunda batırılıp nasıl bir çevre kirliliğine sebep olduğu; Çernobil'den yayılan radyasyonun, balıklarımızı zehirleyip öldürdüğü; sebzeleri, ağaçları zehirlediği, atmosfere salınan gazların, kozmetik ürünlerinden çıkan gazların çevreyi kirletip ozon tabakasında delik açtığı bilinmiyor mu? Bunu Müslüman ülkeler mi yaptı?Bu okurumun sorularını yanıtlamaya yarın devam edeceğim.
Sayın Süleyman Ateş, daha önce Vatan Gazetesi'nde yayınlanan "Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım" sözleri ile ilgili açıklamanızı bir türlü bulamıyorum. Tekrar okumak istiyorum. Saygılarımla. Yusuf K. KışlalıBu açıklamayı istek üzerine bir daha yayınlıyorum:"Allah, kâinatı hiç kimse için değil, kendisi için yaratmıştır. Allah, varlığı zorunlu ve kendi kendine vardır. Evren de başka bir varlıktan değil, kendi düşüncelerinden var olmuştur. Bizler ayrı ayrı varlıklar olarak var değildik, ama Allah'ın bilgisinde vardık. Allah bizim varlığımız sonradan öğrenmiş değildir. Çünkü O'nun bilgisine yeni bilgiler eklenmez. O'nun bilgisi ne artar, ne eksilir, ezelde olduğu gibi hep aynıdır. Eflatun, evren varlıklarının, yaratıkların, bilgi yani ide halinde Allah'ın bilgisi durumuna ideler Alemi demiştir. İslâm Tasavvufunda ise bilgi durumundaki varlıklara a'yân-i sabite denir.İşte Allah, bilgisindeki bu varlıkları görünür âlemde bilgisine göre biçimlere koymuştur. Bunu niçin yapmıştır? Kendi sıfatlarını etkinleştirmek için. Zira Muhyiddin ibn Arabi'nin dediği gibi rızk verilenler olmadıkça rızk vericiliğin, bilinen olmadıktan sonra bilenin, yaşayanlar olmadıktan sonra yaşatıcılığın anlamı kalmaz. Allah yaşatandır, öldürendir, yeniden yaratandır, rızk verendir, bilendir, hükümdardır, hükmünü yürütendir, hasılı sayısız sıfatların sahibidir. Bu sıfatların etkinleşmesi için yaratıkların var olması gerekir. Işığı olmayan güneş düşünülemeyeceği gibi, yaratığı olmayan yaratıcı da düşünülemez. İşte Allah, kendi sıfatlarının etkinliği için evreni yaratmıştır. Bir âyette 'Ben insanlan ve cinleri bana tapmaları için yarattım' buyurulmaktadır. İbn Abbas bu âyetteki tapma fiilini bilme şeklinde açıklamıştır. Çünkü tapma, bilmenin en ileri boyutunu işaretler. Allah, bilinmesi, kendisine tapılması için evreni yaratmıştır.O halde evrenin yaratılış sebebi herhangi bir varlık değil, bizzat Allah'ın kendisidir. Hocaların, "Allah âlemi, Hz. Muhammed'in yüzü suyu hürmetine yarattığı şeklindeki" ifadeleri, uydurma bir hadise dayanır. Güya Allah, Hz. Muhammed'e hitaben: "Levlâke lemâ halak-tu'l-eflâk: Sen olmasaydın, bu felekleri (yani evreni) yaratmazdım" demiştir. Kudsi Hadis şeklinde aktarılan bu rivayet, hadis bilginlerinin ittifakıyla uydurmadır. Bu inançlar, aşın peygamber sevgisinin bir tezahürüdür. Hıristiyanlar İsa'yı evrenin yaratılış sebebi görürken Müslümanlar geri kalacak değil ya, onlar da Hz. Muhammed'i evrenin yaratılış gayesi görmüşlerdir. Bunlar Peygamberleri putlaştırmaktır. Hz. Muhammed'in getirdiği tevhid inancına da aykırıdır. Bütün yaratıklar, bütün insanlar Allah'ın yaratığı ve kuludur. Allah, evreni, herhangi bir kimse için değil, kendisi için yaratmıştır."
Soru: Sayın Hocam, ben Sayısal Loto'dan bir miktar ikramiye kazandım. Bu parayı kullanmam helal midir? A. Özlü.Cevap: O para çok şüphelidir. Size, onu fakir bir tanıdığınıza vermenizi öneririm.Soru: Muhterem Hocam; dinimizde 3 haftalık ana karnındaki çocuktan kurtulmanın hükmü nedir? Ali Menekşe.Cevap: Annenin sağlığı için ciddi bir tehlike oluşturmadıkça çocuğu aldırmak, doğru değildir. Şayet çocuğun doğumu, annenin sağlığını tehlikeye atacak, ailede büyük sıkıntılara neden olacaksa o zaman anne ve babanın rızasıyla 3 aydan önce aldırılabileceğini söyleyenler vardır. Ama çocuğa ruh üflendikten sonra yani 120 güne vardığı zaman, aldırılmadığı takdirde annenin ölümü kesinse kürtajla aldırılabilir. Aksi takdirde keyif için, fakir düşerim, yahut başıma dert olur korkusuyla çocuğu aldırmak, cinayet olur. Size çocuğunuza dokunmamanızı, dünyaya gelmeğe hazırlanmış olan bir ruhun doğumuna engel olmamanızı tavsiye ederim.Soru: Merhaba Hocam. Şu soruma cevap verebilirseniz çok sevinirim: Kıyamet esnasında melekler ölür mü? Ali KarataşCevap: Melekler ölümsüz olarak yaratılmıştır. Meleklerin öleceğine dair bir âyet yoktur. Melekler yalın ruhtur. Ruh ölmez, ölen fizik bedendir. Eğer ruhlar ölmüş olsa o zaman ölenlerin ardından dua etmenin, onların ruhlarının şad olmasını dilemenin ne anlamı kalır?Soru: Ben 5 vakit namaz kılan bir üniversite öğrencisiyim ve cuma namazı vaktine gelen 2 saatlik bir dersim var. Cuma namazına yetişmem mümkün değil, derse girmesem diyorum, dersi nasıl takip edeceğimi düşünüyorum. Namaza gitmeyip dersi dinliyorum. Cuma namazına gitmediğim için içim içimi yiyor ne yapmalıyım lütfen bir akıl verin. G. AlpayCevap: Cuma namazı hastaya, hasta bakıcıya, işçiye, yolcuya farz değildir. Bunlar cuma yerine öğle namazını kılarlar. Öğrencilik, yolculuktan, işçilikten çok daha önemlidir. Dersi dinlemediğiniz takdirde kayba uğrama endişeniz varsa dersi dinlersiniz, dersten sonra öğle namazını kılarsınız.Soru: Sayın Süleyman Ateş, cuma saatinde bir fotoğrafçı dükkânına uğradım, fotoğraf çektirmem gerekiyordu. Dükkân sahibi, cuma saatinde resim çekemeyeceğini söyledi. Bu konuda Kur'ân'da bir yasak var mı? S. Nur ErdurakCevap: Cuma Suresi'nde cuma günü namaza çağırıldığı zaman alışverişi bırakıp namaza gidilmesi emri vardır. Bu bakımdan o saatte çalışmak haramdır. İşte fotoğrafçı da bu âyetin hükmüne uyarak çalışmak, fotoğraf çekmek istememiştir. Onun davranışına saygı duymak gerekir.
Soru: Şii Caferiye mezhebinin Hanefi mezhebinden farkları nelerdir?Cevap: Bu konuda öncelikle Prof. Dr. E. Ruhi Fığlalı'nın "Mezhepler Tarihi" adlı eserini alıp okuyunuz. Bu konularda geniş bilgi alırsınız. Ben özetle şöyle diyebilirim: Caferiye mezhebi, Peygamberimizin dördüncü göbekten torunu olan İmam Ca'fer-i Sadık'ın içtihatlarından ve bunun zamanla sistemleştirilmesinden oluşan bir mezheptir. Bu mezhebin, dinin amel kısmında diğer fıkıh mezhepleriyle önemli farkı yoktur. Sadece bu mezhepte beş vakit olan namazlardan öğleyle ikindi, akşamla yatsı namazları cem edilerek kılınır. Ayn ayrı kılmak daha sevap ise de artık birleştirerek kılmak bu mezhebin ayrıcalıklarından biri haline gelmiştir. Aslında diğer mezheplerde de bu konu varsa da onlar bunu genellemez, sadece yolculuk, yağmur, soğuk gibi şartlara münhasır kılarlar.Hanefi mezhebi ise bunu Hac'da Arafat ve Müzdelife'de uygular. Aynca Caferiler abdestte çıplak ayağa meshederler. Aslında Kur'ân'ın emri de böyledir. Ancak zamanla Kuran'ın emri çarpıtılmıştır. Mealler hep ayete çarpık mana vermişlerdir. Kur'ân, abdestte yüzle el-kolların yıkanmasını, başla ayakların meshedilmesini emreder. Bunda en ufak bir kuşku yoktur.Ancak Şiî Caferiye mezhebinin inançta önemli bir farkı vardır. O da imamlık meselesidir. Onlara göre Peygamber'den sonra imamlık (hilafet) Ali ve evladına aitti. Ebubekir, Ömer, Osman (Allah hepsinden razı olsun) Ali'nin hakkını gasp etmişlerdir. Diğer Sünni mezhepler bu görüşü kabul etmezler. Onlara göre Peygamber'den sonra dört halife vardır. Bunların hepsi de Peygamber'in olgun, doğru yolda olan halifeleridir. Üstünlük sırasını da ilk ikisi alır. İki şeyh (Ebubekir ve Ömer) tafdil edilir, üstünlükte önceliklidir. Peygamber'in damadı olan son ikisi de sevilir, saygıyla anılır. Ayrıca Caferilere göre Peygamber'den sonra 12 imam gelmiştir. Son imam ortadan kaybolmuştur. Son zamanda ortaya çıkacaktır. O çıkıncıya kadar bir Şiî alimi onun adına hüküm verir, içtihat yapar. Bu alimin içtihatları da bağlayıcıdır.Çocuğa kurban kesilir mi?Soru:Bir aile çocuk sahibi olunca kurban kesmesi gerekir mi? (İsmail Cem Çetin)Cevap: Çocuk için kesilecek kurbana alâka kurbanı denilir. Akîka, çocuğun başındaki tüyün adıdır. Hanefi mezhebine göre yeni doğan çocuk için kurban kesmek mubah, diğer üç mezhebe göre sünnettir. Çocuk kızsa bir kurban, erkekse iki kurban kesileceği şeklindeki söz, Kur'ân'a ve genelde İslâm'a terstir. Çünkü bu, erkeği kadından üstün tutma anlamına gelir. Allah katında erkekle kadın arasında bir fark yoktur. Akika kurbanı, çocuğun doğumundan bülûğ yaşına gelinceye kadar kesilebilir.
Soru: Komşular arasında ücret ödemeden, eğlence olsun diye bakılan kahve falı günah mıdır? Bir arkadaşım, "Fala bakar veya baktırırsan dinden çıkmış olursun" dedi. Bu konuda sizden bilgi almak istiyorum.Cevap: İslâm'da geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği vurgulanır. Bu yüzden falcılık, kâhinlik yasaktır. Hz. Peygamber kâhinlerin sözlerine inanılmamasını, cinler tarafından onlara söylenen sözlerin ancak yüzde birinin doğru, gerisinin yalan olduğunu buyurmuştur. Kur'ân'da fal hakkında bir hüküm yoktur. Ancak geleceği kimsenin bilmeyeceği vurgulanır. "Falcılara inananın, Muhammed'e geleni inkâr etmiş olacağı" şeklinde bazı rivayetler varsa da bunlar, hem zayıf hem de Hz. Peygamber'den güzel fal hakkında gelen sözlere aykırı rivayetlerdir.İnsanlan vehimlere düşürecek falcılık, kâhinlik gibi işlerden uzak tutmak için terhîb (korkutma) amacıyla üretilip Peygamber'e yakıştırılmış sözlerdir. Bundan dolayı bu tür rivayetlerle haram hükmü gerçekleşmez. Ancak gizliyi, geleceği öğrenmek için fala bakmak kesin haram olmasa da günaha yakın mekruhtur. Geleceği öğrenmek için değil de mevcut durum hakkında bir karar vermek için duyulacak bir sözden, sonucun hayırlı olacağı anlamını çıkarmak sünnettir. Buna fâl-i hayr denilir.Hz. Peygamber'in, iyi falı sevdiği hakkında rivayetler vardır. Müslim'in kaydına göre Peygamberimiz, "Şum tutma yoktur. Ama ben falı severim" buyurmuştur. Kendisine, "Fal nedir?" diye sormuşlar o da "Birinizin duyacağı güzel bir sözdür" buyurmuştur (Buhârî, Tıb: 44: Müslim, Selâm: 113-114). Hz. Peygamber'in, zaman zaman karşısına çıkan iyi bir şeyi veya ismi hayra yorup bundan, çıktığı seferin hayırlı olacağı anlamını çıkardığı saptanmıştır. Ancak şum tutmak, bazı şeyleri uğursuz saymak haramdır. Çünkü Hz. Peygamber, "Şum tutma yoktur" buyurmuştur. Ebu Hüreyre de Hz. Peygamber'in, güzel falı sevdiğini fakat şum tutmaktan (bazı şeyleri uğursuz kabul etmekten) hoşlanmadığını söylemiştir (İbn Mace., Tıb: b. 43, h. 3536).Tabii bunlar günah anlamında haram değil, insanın içini huzursuzluğa, sıkıntıya sokacağı anlamında kötü şeylerdir. Zaten Peygamber'in hoşlanmaması da bunun mekruh, yani kötü bir şey olduğunu belirtir, haram belirtmez. Haram olsa bunu kesinlikle yasaklardı. Ama böyle bir rivayet yoktur. Asıl haram olan, zina, hırsızlık, hakka saldırı, cana kıyma, yalan söyleme, yetim hakkı yeme, hak yeme gibi eylemlerdir. Genel biçimde fala bakmanın insanı dinden çıkaracağını söylemek yanlıştır. Bazı İslâm âlimleri de falla uğraşmışlar, fal hakkında eserler yazmışlardır. Mesela meşhur Muhyi'd-din ibn Arabi'nin fala dair bir kitapçığını okumuştum.
Soru: Elimden geldiğince namazımı beş vakit (kazalarla) kılmaya çalışıyorum. Giyimim modern. Gerekirse denize de giriyorum. Ama Allah yüreğime bakıyor, biliyorum ve ibadetimden vazgeçmiyorum. Sizce bu yanlış mı? Nadir de olsa oje sürüyorum. Çevrem, ibadetimin eksik olduğunu savunuyor. Doğru mu? Abdest almaya imkân bulamayan birinin, bir gün cünüp gezmesinin günahı nedir? (Zaliha)Cevap: Namazlarınızı bırakmayınız. İş düzeniniz elverişli değilse öğleyle ikindiyi birleştirerek kılabilirsiniz. Akşamla yatsı da birleştirilebilir. İsterseniz öğlenin vakti içinde önce öğleyi, ardından da ikindiyi kılarsınız. İsterseniz ikindinin vakti içinde yine önce öğleyi, sonra ikindiyi kılarsınız. Birincisini öne alma (takdim) cemi, ikincisine tehir (erteleme) cemi denilir. Aynı şey akşamla yatsı için de söz konusudur.İslam'ın belirlediği biçimde giyinmek elbette daha iyidir. Ama bu giyim, modern olmamak anlamına gelmez. Modern giyimle de İslâm'ın ölçülerine uyabilir, şık giyinebilirsiniz. Giyiminiz nasıl olursa olsun, elleriniz ojeli de olsa abdest ve namazınızı, ibadetinizi bırakmayınız. Kimin ibadetinin kabul edilip kimin kabul edilmediğini insanlar değil, sadece Allah bilir. Siz ibadeti insanların beğenisi için değil, Allah için yapıyorsunuz. Kul ile Allah arasına kimse giremez.Gelelim diğer sorunuza. Abdest alma imkânı bulamayan kimse cünüp de olsa teyemmüm eder. Yani ellerini temiz toprağa vurup önce yüzüne sürer sonra yine toprağa vurup sol avucuyla sağ kolunu, sağ avucuyla da sol kolunu sıvazlar. İşte bu teyemmümdür. Abdest alma veya yıkanma imkânı bulamayan kimse, bu şekilde teyemmüm edip ibadetini yapar. Normal abdest alma veya yıkanma imkânı buluncaya kadar uygulama böyle olur. Yıkanma imkânı bulamayan kimse, bu imkânı buluncaya kadar cünüp kalırsa günahkâr olmaz.Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şeyi emretmez. "Bir gün cünüp kalmanın günahı ne kadardır?" diye bir soru anlamsızdır. İmkân bulamayan için günah söz konusu değildir. Ayrıca biz günah ve sevap miktarını ölçer aletlere sahip değiliz. Günah ve sevaplar gramlarla kilolarla, bizim sayı birimlerimizle ölçülemez. Bu ham fikirleri bırakmak gerekir.O, size sizden de yakındırSoru: Babam bize, içinde nazar ayeti olan bir muska yaptırdı. Böyle şeyleri taşımak doğru mu? (Erdener Arabacıoğlu / Hatay)Cevap: Bunlara gerek yok. Allah size sizden de yakındır. Niyazi'nin dediği gibi:Sağ-u solum gözler idimDost yüzünü görsem deyuBen taşrada arar idimOl can içinde can imiş.Allah'a sığınınız. Allah'tan başka herhangi bir şeye bağlanmak, tevhit inancına aykırıdır.
Soru: Kitap ehli biriyle evlenmek caiz midir? Bilgi vermenizi rica ediyorum (Nezahat)Cevap: Bu soruya, vaktiyle verdiğim cevabı yineliyorum. Mâide Suresi'nin beşinci ayetinde, "Kitap ehlinin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Kendilerine kitap verilmiş olanların namuslu kadınlarıyla, mehirlerini vermek suretiyle temiz niyetle evlenmek de helâldir" buyurulmaktadır. Bu ayette Müslüman erkeğin, kitap ehli kadınla evlenebileceği belirtilmekte fakat Müslüman kadının, kitap ehli erkekle evlenip evlenmeyeceği hususunda bir açıklık getirilmemektedir. Ayette bu konuda açık bir ifade bulunmadığından Müslüman bilginlerin çoğunluğuna göre Müslüman kadının, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi caiz değildir. Ancak ayette yasaklayıcı bir ifade bulunmadığından bu tür evlenmeniz caiz olduğu kanısında bulunanlar da vardır. Aslında ayette yasaklanan, müşriklerle evlenmektir. Kitap ehli, müşrik değildir. Onlan müşrikler kategorisine sokmak, Kur'ân'ın açık hükmüne aykırıdır.Bizim kanımıza göre uluslararası ilişkiler bugün çok yoğun hale gelmiştir. Avrupa'da yaşayan kızlarımız, kadınlarımız okullarda, iş yerlerinde arkadaşlık kurdukları Hıristiyan veya Yahudi erkeklerle evliliğe kadar gitmektedirler. Bunların çocukları da olmaktadır. Bu evliliği yok sayamayız. Kur'ân-ı Kerîm'de Müslüman kadınlar, kitap ehli erkeklerle evlenebilir denmiyor ama evlenemez de denmiyor. Kur'ân'da açık bir yasak bulunmadığına ve söz akışından kitap ehliyle sosyal ilişkilerin teşvik edildiği anlaşıldığına göre nikâhsız yasamaktansa nikâhla yaşamak elbette iyidir. Allah'a inanmayan veya eş koşan biriyle evlenmek haramdır ama Kur'ân, kitap ehlini müşrik değil, ilahi kitaba bağlı, inançlı insanlar olarak tanımlamakta ve iyi niyetlilerini övmektedir.Kitap ehli erkekle evlilikten doğacak çocuğun, babanın dininden olacağı düşüncesi, âlimlerin çoğunluğunu, bu tür evlenmeyi yasaklama fikrine götürmüş ise de gerçekte çocuğu yetiştiren baba değil, annedir. Çocuk üzerinde ananın tesiri, babadan çok daha fazladır. Çocuk dilini de babadan değil, anneden alır. Bunun için "Ana dili" derler. O halde kitap ehli erkekle evlenen kadının, yavrusuna sahip çıkması, ona kendi dinini öğretmesi gerekir. Elbette bu tür evlilik teşvik edilmez, hoş görülmez ama toplumlarda yaygınlaşmaya başlayan bu meseleyi yasaklamak, dine yarar sağlamaz. Tam tersine, insanların dinden kaçışına neden olur. Hz. Peygamber'in kızı Zeynep Müslüman, kocası ise Mekkeli bir müşrikti. Peygamberimiz kızını yanına getirtti, altı yıl sonra kocası da Müslüman olup Medine'ye gelince Peygamberimiz, yeni bir nikâh kıymadan, kızını kocasına gönderdi. Demek ki aradaki din ayrılığı, nikâhı bozmamıştı. Eğer bozmuş olsaydı Peygamber, kızı Zeynep'i kocasına göndermezdi.
Soru: 29 Temmuz 2004 tarihli yazınızda, "Ölen birinin amel defteri kapanmıştır" gerekçesiyle bedel hac yapılamayacağını belirtiyorsunuz. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "Hac Rehberi"nde, ölen birinin yerine vasiyet etmemiş bile olsa hac yapılabileceği belirtiliyor. Bununla sizin yazınız arasındaki çelişkiyi açıklamanızı rica ediyorum.Cevap: Bedel hac meselesi, ihtilaflı bir konudur. Kur'ân'dan bir delili yoktur. Sadece bir kişi haberine dayanır. O da şudur: Bir kadın gelmiş, babasına hac farz olduğu halde hac yapamadan öldüğünü, onun yerine hac yapıp yapamayacağını sormuş. Rivayete göre Peygamberimiz de nasıl babasının borcu olduğu takdirde onu ödüyorsa, onun üstüne borç olan haccı da yapabileceğini söylemiştir.Dini bir yükümlülük, böyle kişi haberleriyle sabit olmaz. Kaldı ki bu rivayetin doğruluğu da kuşkuludur. Ayrıca Allah hakkı, kul hakkına benzemez. Allah'a yapılacak ibadetler, insanın sağlığında yapılır. Hayatında namaz kılmayan insanın, öldükten sonra yerine başkası namaz kılamaz. Hayatında oruç tutmayanın yerine sonradan başkası oruç tutamaz. Hayatında zekât vermemiş insanın yerine de ölümünden sonra zekât verilmez.Öyleyse farz olan haccı yapmayan insanın, ölümünden sonra nasıl hac yapılır? Hac namazdan, oruçtan daha mı önemlidir? Nitekim bu kuşkulu haberi delil kabul etmeyen İmam Malik de bedel haccı kabul etmez.Diyanet'in Hac Rehberi'nde bedel haccın yapılabileceği görüşüne gelince bu, klasik Hanefi görüşünün yinelenmesinden ibaret bir görüştür. Ben de vaktiyle ilmihalimde aynı görüşü belirtmiş ama bunu kabul etmeyenler bulunduğunu da söylemiştim. Ayrıca şimdilerde hac ve kurban büyük bir rant yoludur. Her ikisi için de dünya kadar uydurma rivayetler, kitapları doldurmaya başlamıştır.Anneniz için dua edinSoru: Emekli bayanım. İki yıl önce vefat eden annemi rüyamda çukurda oturmuş beklerken gördüm. Annemi, yanımdaki arkadaşım kucakladı, çukurdan çıkardı. Ertesi gün mezarını ziyarete gittim. Mezarında bir şey yoktu. Fakat toprak kaymış, diğer mezarlar birbirine girmişti. Annemi başka bir yere defnetmeyi düşünüyorum. Bu doğru bir hareket olur mu?Cevap: Toprağın kayıp mezarı örtmesinin orada yatana bir zararı olmaz. Çünkü orada yatan ruh değil, cesettir. Annenizi öyle görmeniz, bilinçaltı düşüncelerinizden kaynaklanıyor. Ama içiniz rahat etmiyorsa başka bir yere taşıyabilirsiniz. Ancak bana kalırsa öyle bırakınız. Siz annenizin kabrini onarma yerine onun ruhu için yararlı şeyler yapın. Dua ediniz, sadaka veriniz, Kur'ân okuyunuz. İşte anneniz o zaman sevinir.