Soru: Bakara 62'nci ayette, "Şüphesiz iman edenler yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabitlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatı vardır, onlar için herhangi korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir" buyurulmaktadır. Bu ayette cennetle mükâfatlandırılacaklar, İncil ve Tevrat'ın hak kitap olduğu dönemdeki inananlarıyla Bakara 137'de buyurulduğu gibi, "Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar, dönerlerse anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir" buyurulmaktadır. Yani mevcut Hıristiyan ve Yahudilerin ancak İslâm'a biat etmeleri takdirde cennete gideceklerle mi sınırlıdır yoksa bir Hıristiyan, bir Yahudi tevhit inancına sahipse ahiret gününe inanıyor ve salih amel işlemişse cennetle mükâfatlandırılır mı? Bir de ayette ismi geçen Sabitler kimlerdir? (Akın Erdener / A. Ü. Maliye Bölümü birinci sınıf öğrencisi)Cevap: Kur'ân, Allah'a şirksiz, ahirete seksiz inanan ve yalnız Allah'a tapan, güzel işler yapan herkese cennet vizesi verir. Başka bir şart koşmaz. Peygamberlerin görevi, insanlan bu tevhit alanına çağırmaktır. Yoksa kendilerine taptırmak değildir. Herhangi bir Hak davetçisine inanıp tevhit dairesi içinde hareket eden, Allah'a tapan her kul cennete gider. Dinin ismi hiç önemli değildir. Önemli olan ruhudur. İşte Allah'ın birliğine inanıp yalnız O'na tapan, ahirete inanan ve güzel davranan her insan aslında İslâm alanı içindedir. İşte İslâm budur. Yani Allah'a, ahirete inanıp güzel davranmak İslâm demektir. Böyle bir insan, İsa dininde de, Musa dininde de olsa Müslüman sayılır çünkü aslında bütün peygamberler İslâm'ı getirmişlerdir.İslâm nedir? İslâm Allah'a teslim olmak, yalnız O'na tapmak, ahirete inanmak ve salih amel yapmak yani Allah'a ibadet etmek ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Kur'ân'ın getirdiği geniş ufukları kimse daraltamaz, sınırlayamaz. Kur'ân ne demişse öyledir. Yok efendim, bu şartlar Hz. Muhmmed (s.a.v.) gelmeden önceki kitap sahiplerine aitmiş, Hz. Muhammed gelmekle bu hüküm kalkmıştır gibi laflar, Kur'ân'ı çarpıtmadır. Öyle olsa, Kur'ân bunu açıklamaz mıydı? Zaten sizin aldığınız mealdeki, "Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp" cümlesinde "hakkıyla" kelimesi sokuşturmadır. Ayette öyle bir ifade yok. Şu insanlar Kur'ân'ı önyargılarına uydurmak için ne çarpıtmalar yapıyorlar? Biz kendi kafamızdaki önyargılarla Kur'ân mesajını daraltma, sınırlama hakkını nereden buluyoruz? Maalesef asırlarca bu daraltıcı yorumlar, Kur'ân mesajını sislendirmiştir. (Devam edecek)
Soru: Orucumu tutuyor, fakir fukaraya yardımda bulunmaya gayret ediyorum. Topluma uyumluyum. Başkalarının hakkını gözetip, kendimin ve ailemin haklarını korumaya ve kollamaya gayret ediyorum. İnsanlığa saygı duyan bir kişi olduğumu düşünüyorum. Hocam, ilgi alanınıza girmeyebilir ama sizinle paylaşmak istediğim şöyle bir konu var: Geçenlerde rüyamda, detaylarını tam hatırlamamakla beraber, Hz. İsa'yı gördüğümü sanıyorum. Etrafımızda başkaları da vardı. Birtakım konuşmalar geçti. Bana bir kâğıt verdiler. Kağıdın üzerinde bir işaret vardı. Bunun Hz. Muhammed'in imzası olduğunu söylediler. O sırada uyandım. Bir daha da uyuyamadım. İmza diye gördüğüm işaret halen aklımda. Benzer bir olayı bundan 3 ay kadar önce yine rüyamda gördüm. Bu kez bir caminin içerisindeydim ve başımda bir müezzin duruyordu. Yine birtakım konuşmalar geçti ve Yüce Rabbimle ilgili birtakım konular oldu. Daha sonra aynı ağırlığı orada da hissetim. Bunun üzerine hemen Eşhedü ve Fatiha okudum ve hafiflediğimi fark ettim. Sizin bu rüyalar hakkındaki düşünceleriniz nedir?Cevap: Rüyalarınız ilginç. Hz. İsa'nın size, Hz. Muhammed'in imzasını taşıyan bir kâğıdı uzatması, benim kanaatime göre sizi Hz. Muhammed'in emirleri istikametinde yaşamaya sevk etme amacını taşır. Onun imzasını taşıyan dinin kuralları, ruhu istikametinde yaşarsanız, dünya ve ahiret mutluluğuna erersiniz. Çünkü Hz. Muhammed'in getirdiği dinin özü, bütün dinlerin kaynağıdır, ruhudur. İslâm dini en olgun şekline, Hz. Muhammed'in mesajında ulaşmıştır. Ayrıca rüyalarınız, sizin ruhunuzun Allah'tan nasibi bol olan şanslı, kabiliyetli bir ruh olduğunu gösterir. Bu rüyaları herkes göremez. Kutlarım sizi ve ruhunuzu daha da geliştirecek güzel işler, ibadetler yapmanızı öğütlerim."Gerçek Din Bu" adlı eserimi okuyunSoru: Turan Dursun'un "Din Bu" adlı kitabını okuduğumda şaşkına döndüm. Tabii bunları uzun uzun anlatmam mümkün değil. Ancak bu kitabı okuduğunuzu düşünerek size başvurdum. Bu kitaptakiler doğru olabilir mi? (Özgür Demir / Kayseri)Cevap: Sözünü ettiğiniz esere cevap olarak, "Gerçek Din Bu" adlı kitabı yazdım. İki cilt olarak 1974 yılında yayınlanmış olan eserin, Turan Dursun'un iddialarını çürüttüğü, okuyanlar tarafından kabul edilmektedir. Turan Dursun'un iddialarının nasıl çarpıtmalardan, demagojiden ibaret olduğunu öğrenmek istiyorsanız "Gerçek Din Bu" adlı eserimi okuyun. Kitabı, (0216) 492 66 12 numaralı telefondan Yeni Ufuklar Neşriyat'ı arayarak temin edebilirsiniz.
Soru: "Kur'ân'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı" adlı eserinizi okudum. Ebuleheb'in, Hz. Peygamber'e düşmanlığını anlatırken 53'üncü sayfada, Emevilerin İslâm'ın birliğini bozduğunu ve saltanatı getirdiklerini anlatırken 3'üncü paragrafın sonunda Emevilerin bu davranışının "Bazı sapık mezheplerin" ortaya çıkmasına sebep olduğunu belirtiyorsunuz. "Sapık mezhep" kavramını açıklar mısınız?Cevap: Kur'ân ve hadisin belirlediği yolun dışına çıkan görüşler, gruplar, İslâm bilginlerince sapık mezhep kabul edilir. Tabii bu mesele, görecelidir. İslâm bilginlerinin çoğunluğunca sapık kabul edilen bazı gruplar da kendilerinin en doğru yolda olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu sapık mezhep iddiası, İslâm ümmetinin 73 fırkaya ayrılacağını, hepsinin cehennemde olup sadece birinin kurtulacağını ifade eden kuşkulu bir hadise dayandırılır. Gayba ait bu tek kişi haberi, inanca temel olacak sağlamlıkta değildir. Ayrıca İslâm âleminde meydana gelmiş olan düşünce grupları da bu sapıklık savını, kendileri dışındakilere nispet etmişlerdir.Tarihte Büyük Selçuklular döneminde, liderleri Hasan Sabbah'ın önderliğinde etkinliklerini artırmış olan Bâtıniler, sapık mezhebin tipik örneği olarak gösterilir. Bunlar, Kur'ân hükümlerinin, aklı ermez avam (kamu) için olduğunu, kendileri gibi olgun, ergin (!) kimselerin dinin hükümlerine bağlı kalmaları gerekmediğini ileri sürmüşlerdir. Bu konuda geniş bilgi, Mezhepler, Milel ve Nihal kitaplarında vardır.Hükmü Allah verirSoru: Sayın Hocam, insanların ahiretini kurtarmak için dünyada bir merciin olması gerektiği görüşüne katılır mısınız? (Ali Soysüren)Cevap: İnsanların ahireti hakkında hüküm sadece Allah'a mahsustur. İsra Suresi'nde müşriklere hitaben, "Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size acır, dilerse size azap eder. Biz seni, onların üzerine vekil göndermedik" (İsrâ: 54) buyurulmaktadır. Tevbe Suresi'nde de insanlar hakkında hükmün Allah'a ait olduğu vurgulanmaktadır: "Başka bir takımları da var ki Allah'ın emrine bırakılmışlardır. (Allah) ya onlara azap eder ya da onları affeder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Tevbe: 106).Bu ve benzeri ayetlerden, kimse hakkında mutlaka cehennemliktir yahut cennetliktir şeklinde hüküm vermenin doğru olmadığı anlaşılır. Kulların hali Allah'a kalmıştır. Hükmü verecek O'dur. Hiç kimse Allah'ın vekili, kefili değildir. "İşte o gün, gerçek mülk, Rahmanındır, (bütün hükümranlık yalnız O'na aittir) ve o (gün), kâfirler için çetin bir gündür" (Rahman: 26).Bu ve benzeri birçok ayet, ahirette hükümranlığın sadece Allah'a ait olduğunu, hiç kimsenin, diğerini kurtaramayacağını, zalimlerin bir yardımcısı olmadığını vurgulamaktadır.
Soru: Son birkaç gündür kafama takılan bir soru var. Emeklilik maaşı haram mıdır? Bildiğim kadarıyla çalışandan her ay yapılan kesintiler, emeklinin sigorta fonunda birikir ve belli bir seviyeye gelince, burada biriken paradan emekli maaşı adı altında o paranın faizi emekliye ödenir. İslamiyet'in faiz tanımı nedir? Belirli veya belirsiz bir süre için başkasına verilen ana parada, emek ve alın teri olmadan meydana gelen her türlü artış faiz değil midir ve haram değil midir? Emekli, belli bir yaştan sonra fonda biriken parasından maaş alır ve bu maaş ana parasında eksilme meydana getirmiyorsa haram değil midir? Burada biriktirilen ana parada risk faktörü yoktur. Yani her halükârda maaşını alır ve her sene maaşında artış meydana gelir.Çalışmadan, emek sarf etmeden o parayı hayatı boyunca almaya devam eder. Eğer bir insan her ay bankaya yüz, yüz elli milyon yatırsa 25-30 yıl sonra o paranın faizini alıp yese bununla emekli maaşı arasında ne fark olur? Allah insanın rızkını bizzat üzerine aldığını ve kimseyi rızksız bırakmayacağını Kuran'da vaadetmiyor mu? Böyleyken insanın belirli bir yaşa gelince rızksız kalacağı korkusuyla sözde emeklilik ve tedbir adı altında bu korkuyu yaşarsa bu Allah'a şirk koşmak değil midir? Eğer toplumsal yarar veya "devlet yaparsa mubahtır" anlayışı güdülüyorsa o halde paramızı devlete ait bir bankaya yatırır ve faizini yersek olur mu?Mesela benim 25 milyar lira param olsa ve bunu Ziraat Bankası'nın faiz hesabına veya fon hesabına yatırsam ve devlet bunu işleterek bana faiz ya da modern tabiriyle kâr payı verse bu emeklilik maaşı ile aynı şey değil mi ve haram değil mi? Çünkü her iki durumda da paranızda risk yok ve sürekli artan gelir söz konusu. Peki söyler misiniz İslamiyet'te Riba olarak ifade edilen faiz kavramı nedir ve neden haramdır? Bana öyle geliyor ki farkında olmadan herkes faiz yiyor. Eğer çalışandan her ay yapılan kesintiler sigorta fonunda biriktirilir ve belli bir yaştan sonra ihtiyaç anında, örneğin sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılsaydı bunu belli ölçüde anlayabilirdim.Fakat orada biriken parasından para kazanmasını anlayamıyorum. Eğer emeklinin fonunda biriken paraların faizi emekliye, emekli maaşı adı altında ödenecekse buna dini otoriteyle sağlık otoriteleri ortaklaşa karar alması gerekmez mi?Cevap: Emekli maaşlarının, faiz geliri olduğunu iddia eden bir okurumun uzun mektubu fanatik bir savdan ibarettir. Böyle fantezi, yararsız, uygulanamaz sorularla vakit öldürmenin hiçbir anlamı yoktur. Sonuçta bu paralar çalışılmış, kazanılmış, helal olmuştur. Böyle şeylerle kafanızı yormayın.
Cevap: Sayın Süleyman Ateş, kocam çok sinirliydi, beni ve çocukları döverdi. Fakat öfkesi çabuk geçer, gönül alırdı. Ben kimseye şikâyet etmedim. Yalnız içimden beddua ederdim. Kocam trafik kazası geçirip öldüğü günün öncesinde de ben içimden beddua etmiştim. Paltosunu giymeye yardım ettiğim sabah: "Git de gidişinin dönüşü olmasın, ellerin kırılsın, geber inşallah" demiştim. Adam da gitti ve dönmedi. İnanamadım ağlayamadım. Sinir krizleri geçirdim, kimselere diyemedim. Acaba benim bedduam yüzünden mi öldü bu adam? Kimden af dileyeceğim? Allahımdan nasıl özür dileyeceğim? Ben onu affettim, o da beni affetsin.İnsan çocuğuna da kızıp beddua edebilir. Ama o anlık eder, siniri geçince çocuğuna bir kötülük gelmesini istemez. Hocam, uykusuz gecelerimden beni kurtarabilecek bir siz varsınız. Ne derseniz yapacağım. Kurban mı keseyim, oruç mu tutayım, yetim mi besleyeyim, ben ne yapayım?Cevap: Kocanız size haksızlık etmiş, haksız yere dövmüş. Baskıya, zulme uğramış insanların bedduası Allah katında makbuldür. Peygamberimiz: "Mazlumun Allah'a yalvarmasından sakın; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur!" buyurmuşlardır. Hani derler ya, alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste! Şimdi hanımefendi, siz bir günah işlemediniz, içiniz yandı, Allah'tan, size haksızlık edeni cezalandırmasını istediniz. Allah da duanızı kabul etti. Fakat bu kez üzüldünüz. Çünkü ne de olsa kocanızdı. Size kötülüğü yanında pek çok da iyiliği vardı. Beddua etmekle hatâ etmişsiniz. Bu davranışınızın âhirette bir cezası yoktur, ama dünyada siz sıkıntıya düşmüşsünüz. Siz kocasız, çocuklarınız da babasız kalmış.Onun için insanın çoluk çocuğuna, yakınlarına beddua etmesi doğru değildir. Çünkü kabul edildiği takdirde yine kendisinin içi yanacaktır. Şimdi sizin yapacağınız iş, kocanız için elinizden geldiğince duâ etmek, onu hayır ile anmak, onun için sadaka vermektir. Kurban falan kesmeniz gerekmez. Çokça duâ ediniz ve kocanızı hayır ile anınız.Bazı kimseler, canlan sıkılınca: "Allah canımı alsın da kurtulayım" yahut kızdıkları bir çocukları için: "Allah onu kahretsin, şöyle yapsın, böyle yapsın!" gibi sonucu kendi aleyhlerine çıkacak dualar ederler. Kişinin kendisine veya ailesi bireylerine ve malına kötülük istemesi doğru değildir. Peygamber (s.a.v.): "Kendinizin, çocuklarınızın ve mallarınızın zararına olan şeyleri istemeyin. Sonra duanız, Allah'ın, dileklerin verildiği bir saatine rastlar da Allah o duanızı kabul eder" buyurmuştur.
Soru: 28.8.2004 tarihinde "Asıl yasak faiz hangisi?" başlıklı bir yazı yazmıştınız. Yazınızda, İslam'ın yasakladığı faizi, yoksuldan alınan para olarak tanımlıyorsunuz. Bankalara yatırılan paraya tahakkuk edecek faizi de "bankanın işlettiği paradan elde edilen gelir" olarak. Bu kendi kanaatiniz. Başka İslam alimleri de farklı düşünceler ileriye sürüyor. Vatandaşlar bu farklı düşüncelerin arasında bocalıyor. İslam alimleri toplu bir açıklama yapmalı. Faiz konusunda din bilginlerinin mütalaalarına göre hareket eden vatandaşlar günaha girerse, görüş açıklayan din adamlan da en az vatandaş kadar günaha girmiş sayılmazlar mı?Mustafa BAŞOĞLUTürkiye Sağlık İşçileri SendikasıGenel BaşkanıCevap: Hangi devlet bu faiz sisteminin dışında kalıyor? Sultan Abdülhamit bile Osmanlı Bankası'na yatırdığı paranın faizini almıştı. Faizsiz işlediği sanılan fınans kuruluşlan da bir yerde faizle yüz yüzedir. Verdikleri kâr paylan gerçekte kâr payı mı, yoksa bir çeşit faiz mi? Tartışılır. Milyonlarca insan bu sistemin içinde yaşıyor. Memurlar maaşlarını nasıl alıyor? Emekli sandığı emeklilere ödediği maaşlan nereden temin ediyor? Sistem hep faizle çalışmıyor mu?İslâm âlimleri toplansın da oybirliğiyle açıklama yaparak bizi rahata kavuştursun diyorsunuz. Güzel ama İslâm alimleri dediğiniz kişiler, hangi noktada oybirliği sağladılar ki bu noktada sağlasınlar? Osmanlı devletinde şeyhülislamlığın verdiği fetva ile bankalar açılmıştır. Şeriatla yönetilen Arabistan'da da bankalar vardır.Ribanın (reel faizin) alışveriş gibi olmadığını, bereketi gidereceğini belirten Kur'ân (Bakara: 92/276), biraz sonra ribanın yasaklanmasındaki hikmeti, âyetin satır aralığında anlatmaktadır: "Eğer borçlu, darlık içinde ise bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek lâzımdır. Eğer bilirseniz (eli darda olan borçluya verdiğiniz borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır." (Bakara: 280)Demek ki riba, yoksulun ezilmemesi için yasaklanmış. Çünkü eli darda olana ödüncün sadakaya çevrilmesi öğütlenmektedir. Şimdi borç şayet yüzde yüzleri aşan oranlara varırsa bu, yoksulları sarsar. Onun için Bakara Suresi'nden sonra inmiş olan Al-i İmran Suresi'nde kat kat riba (reel faiz, bileşik reel faiz) yasaklanmaktadır (Âl-i İmran: 94/130).Bir ihtiyacını gidermek için ödünç alan yoksuldan paranın değerinden fazlasını almak; işte Kur'ân'ın yasakladığı budur. Vatandaş zorunlu olarak parasını bankada saklar. Yastığın altında saklasa para erir. Hele emeklilerimiz aldıkları ikramiyelerini ne yapacaklar? Bunlar bankaya yatırdıklan paranın bir miktar getirişini almazlarsa yoksula değil, zengine yardım etmiş olurlar.
Soru: Süleyman Bey, 2003 yılının Eylül ayında annem yüksek tansiyondan hastaneye yattı. O hastanedeyken eniştem kalp krizinden vefat etti. Eniştemin ölümü beni çok sarstı. Uykularım kaçtı. Ölümden çok korkar oldum. Benim de moralim bozuldu, tansiyonum yükseldi. Psikiyatriste gittim, verilen haplar sonucunda tansiyonum düzeldi ama moralim düzelmedi. Gazali'nin Kıyamet ve Ahiret kitabını okudum. Korkum daha da arttı. Ölümün ne kadar acı veren bir şey olduğunu yazıyordu. Sevdiklerimi kaybetmekten ve öldükten sonra çekilecek çilelerden korkuyorum. Bu konuda bana bir şeyler söylerseniz çok mutlu olurum.Cevap: Ölüm, korkulacak bir şey değil. Beden kafesindeki ruhun özgürlüğe kavuşmasıdır. Hiç kimse ölümden kaçamaz. Korkmak yerine, ölümün bir yok olma değil, daha güzel, daha huzurlu ve mutlu bir hayatın eşiğine adım atma olduğuna inanır ve o hayatta mutlu olabilmek için ruhunuzun vasıflarını, yeteneklerini geliştirmeğe çalışırsanız, hem dünyada huzura kavuşur, hem de bundan sonraki hayatın engin saadetine erersiniz. Peygamberimiz, kabrin, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem çukurlarından bir çukur olduğunu buyurmuştur. Aslında kabre giren ruh değil, bedendir. Topraktan gelmiş olan beden yine aslına dönecek, çürüyüp toprak olacaktır. Allah'tan gelen ruh da yine O'na dönecektir. "Ve ileyhi turca'ûn: O'na döneceksiniz!" Allah'a dönmek, bütün güzelliklerin kaynağına dönmek korkulacak bir şey midir? Korkmayın, güzel düşünün; güzel şeyler yapın. Ölümden sonra iyilerin arasına katılacak, en büyük huzura ereceksiniz.Fecr Suresi'nin: 27-30'ncu âyetlerinde, inanç sahibi güzel huylu insanların, mutlu sonları anlatılmaktadır:Dünyâda Allah'a kesin inanıp güzel eylemlerle itmi'nâna, (gönül huzuruna, istikrara) ermiş cana, nezaketle hitâbedilir: "Ey mutmain olmuş can, razı ve marzî olarak (sen Rabbini razı etmiş ve Rabbin tarafından da razı edilmiş olarak) Rabbine dön, kullarım arasına katıl, cennetime gir!" denilir. Kâinatın pâdişâhı Allah'ın, nâçiz kula bu hitabı, hiçbir nimet ile kıyaslanamayacak derecede yüksek bir lütuf ve nimettir.Fecr Suresi'ndeki bu âyetlerin çizdiği tablo, bundan önceki âyetlerin çizdiği tablonun tam karşıtıdır. Ve buradaki insanların karakteri, oradakinin zıttıdır. Oradaki insan kararsız, huzursuz, nimete sevinir, başına darlık gelince sıkılır, mala düşkün, egoist iken buradaki insan Allah'a iman ve tevekkül ile gönül huzuruna ermiş, istikrar bulmuştur. Ne dünyâ nimetleriyle övünür, kibreder, ne de sıkıntıya düşünce sızlanır, bunalır. Daima içi huzurludur. Allah'a dayanır, herşeyi Allah'tan bilir, Allah'ın yaptığına razı olur.
İstanbul'dan Eren adlı okurumun sorularını yanıtlamaya devam ediyorum.Töre cinayeti, İslâm'dan kaynaklanan bir şey değildir. Batıl geleneklerden kaynaklanır. Yoksa İslâm, cana kıymayı en büyük günahlardan sayar. Bir canı öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar büyük suç olduğunu, bir canı yaşatmanın da tüm insanları yaşatmak kadar büyük sevap olduğunu vurgular. Hıristiyanların, insan haklarına daha çok önem verdikleri de ne kadar doğrudur? Yüzyıllarca Afrika ülkelerini sömürenler Müslümanlar değil, Avrupalılardır. Amerika'da 20 milyon Kızılderiliyi öldürüp onların topraklarını ele geçirenler Avrupa'dan göç eden Hıristiyanlardır.Ayrıca çok değil, bundan birkaç yüz yıl önce Hıristiyan Avrupa'da düşünce özgürlüğünün olmadığını, dünyanın döndüğünü söyleyen bilim adamı ve filozofların engizisyon mahkemelerinde muhakeme edilip bir kısmının diri diri yakıldığını, Jeanne D'Arc'ın bu mahkemelerin kararıyla yakıldığını tarih okuyan herkes bilir. Filistinliler'i yurtlarından kovup İsrail Devletini kurduran ve yaptıkları katliamlara seyirci kalan Batılı ülkelerdir. Bosna Hersek'te Müslümanları öldürenler de Müslümanlar değildi.Kur'ân'da anlatılan sosyal adaletin hayata geçirilmesi için Kur'ân ruhuna göre davranılması gerekir. Bu ruhtan uzaklaşıp insanlar bencilleştikçe sosyal adalet olur mu? Bugün İslâm ülkelerinde batıya göre sosyal adaletin eksikliği, İslâm'dan kaynaklanmıyor. İslâm'ın ruhundan uzaklaşıp bencilleşmiş sözde Müslümanlardan kaynaklanıyor. Biz, her dine saygılıyız.Soru: Değerli hocam, bir miktar nakit param var. Bununla ticaret yapma imkânım yok. Hazine bonosu alıyordum. Bunun da faize girdiği söyleniyor. Şu an bankadan günlük değişen getiri sağlayan likit fon aldım. Bu getiri faize girer mi? Salih Karasın/İstanbulCevap: Hazine bonosu almak, devletin yapacağı yatırımlara yardımdır. Ne hazine bonosu, ne de likit fon, Kur'ân'ın haram kıldığı riba hükmüne girer. Hazine bonosu alarak paranızı yastık altında tutacağınıza devlete ödünç verirsiniz. Devlet işletir, yatıran yapar. Yatıranlar zamanında yapılınca devlet kâr eder, toplum çabuk kalkınır. Fakir zengin tüm toplum bundan yararlanır. Kur'ân bunu neden yasaklasın ki? Yasak olan, bizzat fakire verilen ödünçten, aşın (Kur'ân'a göre kat kat) faiz almak, yani yoksulu sömürmektir. Devlet fakir mi, yahut likit fonu çıkaranlar fakir mi? Ben bankasız ekonominin yürüyeceğine inanmıyorum. Öyle ise bütün dünyanın kabul ettiği banka sistemi, siz istemeseniz de devam edecek, bugün bunu haram sayıp karşı çıkanlar yarın mecburen kabul edeceklerdir. Hem o haram sayanların bir kısmı sizden çok daha fazla faiz alırlar.