Nihayet Ramazan'ın 27. gecesine ulaştık. Bu gece İslâm dünyasında büyük bir huzurla kutlanacak, ihya edilecektir. Kadr; kudret, değer, şan ve şeref, mertebe anlamına gelir. Kadir Gecesi'nin önemi, dünyanın en büyük değişimini yapan, cihanı saran cehalet karanlıklarını giderip dünyayı aydınlatan Kur'ân'ın o gece inmeye başlamasındandır: "1-Biz o(Kur'â)nı Kadir Gecesi'nde indirdik" (Kadr: 1). İşte bu önemli olaydan dolayı bu gecenin, bin aydan daha değerli, şerefli bir gece olduğu vurgulanmıştır: "2- Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? 3- Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır" (Kadr: 2-3).Bazı yorumculara göre Kadir gecesi, bir tane olup Kur'ân'ın inmeye başladığı gecedir. Diğer Ramazanlarda kutlanan gece, asıl Kur'ân'ın inmeye başladığı gecenin bir yıldönümüdür. Çoğunluğun kanısına göre Kadir Gecesi, Ramazan'ın içindedir. Ancak hangi gece olduğu kesin değildir. 1'inci, 17'nci, 19'uncu ve 20'sinden sonraki tek veya çift gecelerden herhangi bir gece olduğuna dair rivayetler vardır. İslâm'ın ilk çağlarından beri Ramazan'ın 27'nci gecesi, Kadir Gecesi olarak kutlanmaktadır. Herhalde yüce Allah, milyonlarca kulunun güzel zannını boşa çıkarmaz. Çünkü O, "Ben kulumun, benim hakkımdaki zannı üzereyim, kulum beni nasıl sanırsa ben öyleyim" (Buhârî, Tevhîd: 15, 35; Müslim, Tevbe: 1) buyurmuştur. Kullar, hep birlikte 27'nci geceyi, Kadir Gecesi bildiklerine göre artık o gece Kadir Gecesi'dir.Ayette Kadir Gecesi'nin "bin aydan hayırlı" diye nitelendirilmesi, değerinin büyüklüğünü belirten bir Kur'ân üslubudur. Bazı müfessirler, Kadir Gecesi'nin, içinde Kadir Gecesi olmayan bin aydan hayırlı olduğunu söylemişlerdir. Bin ay, takriben 84 yıl eder. İşte bu gece yapılan ibadet, adeta içinde Kadir Gecesi bulunmayan 84 yıl ibadet etmek kadar değerli ve sevaptır.Kadir Suresi'nde, Kadir Gecesi'nde meleklerin ve ruhun, Allah'ın izniyle her buyruğu açıklamak üzere inmekte oldukları, esenlik veren buyruklar getirdikleri yahut o gecenin sabaha dek esenlikle dolu olduğu belirtilmektedir: "4- Melek(ler) ve ruh, o gece Rablerinin izniyle her iş için iner de iner. 5- Esenliktir o, ta tan yeri ağarıncaya kadar" (Kadr: 4-5). Peygamberimiz Kadir Gecesi şöyle dua ederdi: "Allahumme inneke afuvvun tuhibbu'l-afve fa'fu annî (Allahım, sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle)" (Tirmizi, Da'avât: 84; İbn Mâce, Du'â: 5). Toplumsal barış ve huzur için dua edelim. İçimizdeki kin ve nefret buzlarının eriyip kalbimize sevgi ve kardeşlik duygularının dolması için dua edelim. Ruhlarımızın bencillikten, kibir ve gururdan kurtulup bize bizden yakın olan Hakk'ın yakınlığının bilincine ulaşmak için dua edelim. Yüce Allah, bu mübarek ayın en kutsal gecesini milletimize, İslâm âlemine ve bütün insanlığa hayır, huzur ve barış vesilesi kılsın!
Soru: Okulum nedeniyle ikindi ve akşam namazlarını eda edemiyorum. Hanefi mezhebini benimsiyorum. Acaba cem yapmam caiz midir? (Çağdaş Metin)Cevap: Sevgili Çağdaş, seni kutlarım. Namazına devam et. Hangi mezhebi benimsersen benimse, mezhepten önce Peygamberimizin sünneti gelir. Yolculukta namazların cem edilebileceği konusunda pek çok hadis vardır. Peygamberimiz çoğunlukla yolculukta iki namazı cem ederdi. Bazen evindeyken de cem etmiştir. Buna göre siz yol esnasında öğleyle ikindiyi cem edebilirsiniz. Akşamla yatsıyı da cem ederek kılabilirsiniz. Hanefi mezhebini benimsemiş olmanız, cem etmenize engel değildir. Çünkü mezhep din değildir. Peygamberimizin uygulaması, hadisleri apaçık ortadayken hâlâ Hanefi mezhebine uyup uymadığını düşünmek demek, mezhebi dinin üstüne çıkarmak, Ebu Hanife'yi de Peygamber'in önüne geçirmek demektir. Oysa Kur'ân, "Ey inananlar, Allah ve Resulünün önüne geçmeyiniz" buyurmaktadır (Hucurat: 1).Bereketiyle gelebilirSoru: On yıllık evliyiz. İki çocuğumuz var. Korunma tedbirlerine rağmen bir çocuğumuzun daha olacağını öğrendik. Çocuğu aldırmanın bize dinen yükümlülüğü nedir? (Hakan Göktürk / Antalya)Cevap: Önemli bir sağlık sorunu yoksa anne karnına düşmüş bir çocuğu aldırmak doğru değildir. Hele bu çocuk 3-4 aylık olmuşsa onu aldırmak cinayettir. Bilinmez, belki bu çocuğunuz sizin için diğerlerinden daha hayırlı olacaktır. Belki bu yüzden bolluklara, bereketlere kavuşacak ve dünyaya gelmek isteyen bir ruhun yolunu açtığınız için Allah katında büyük ecirle ödüllendirileceksiniz. Sakın siz, o çocuğun ruhunun Yüce Divan'da sizden hesap soracağı duruma düşmeyiniz.Esas olan Kur'an'dırSoru: "Asıl yasak faiz hangisidir?" başlıklı yazınızdaki fikirlerinize katılıyorum. Ancak sizin de bildiğiniz gibi Peygamberimiz Veda Hutbesi'nde bu konuya değinerek, "Faizin her türlüsü ayağımın altındadır" buyurmuşlardır. Yazınızdaki düşünceleri, Peygamberimizin bu ifadesiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz? (İsmail Ulus)Cevap: Peygamberimizin sözünden maksat, o zaman Araplar arasında uygulanmakta olan nesie, fadl ribası gibi çeşitli ribalardır. Ayrıca Peygamberimize nispet edilen Veda Hutbesi de yüzde yüz Peygamber'in sözlerini yansıtmaz. Çünkü çeşitli varyantlarla aktarılmış olan bu hutbe, kimi rivayetlerde uzun, kiminde kısa, farklı farklı şeyler içerir. Bizim için esas olan Kur'an'dır. Zamanın gerçeklerinden de kaçamazsınız. Yoksa dini, belli bir çağa sıkıştırmış olursunuz.
Soru: Allah'ın mükemmel yaratmasını biliyoruz ama ya kalbi delik doğanlar, yapışık doğan ikizler, sağırlar, ölü doğanlar... Neden her canlıda yetersizlikler var? (Cem Kemal)Cevap: Allah elbette mükemmel yaratır. Evrendeki düzene bakınız. Sayısız güneş sistemlerinin oluşturduğu galaksiler. Hepsi küre şeklinde. Kürede her nokta merkeze aynı uzaklıktadır. Küre olmasa evrende hayat olmazdı. Her güneş uydusunun, güneşin çevresinde ve kendi çevresinde şaşmadan dönmesi, sayısız yıldızların, uyduların birbirine çarpmadan dönüş hareketleri, bu sonsuzca ışıklar, tayf (spectrum), bunlar evrendeki mükemmel kanunlan göstermiyor mu?Canlı varlıkların, özellikle insanın en küçük yapı taşı olan hücreyi düşünün. Hücre, fonksiyonunu yapmasa yaşam olmaz. İnsan bir tek hücre olan zigottan yaratılır. İnsan, 23 çift kromozom taşırken cinsiyet hücreleri 23 tek kromozom taşır. Çünkü erkek ve kadın cinsiyet hücreleri birleştiği zaman hücrenin kromozom ipliği tamamlanacak, 23 çift kromozomlu hücre oluşacaktır. Bu kendi kendine mi oldu? Kalbin delik doğması irsiyetten kaynaklanabilir.Ayrıca insan bu olayları görünce kalbin tam fonksiyonlu oluşunun değerini daha iyi anlar. Bazılarının geri zekâlı, spastik doğmaları da Allah'ın mükemmel yaratıcılığına aykırı değildir. Çünkü Allah, yaratılışı kanunlara bağlamıştır. O'nun kanunları kimsenin hatırı için değişiklik göstermez. Çocuğun tam, mükemmel olması için onu oluşturacak olan spermin ve yumurtanın sağlam olması gerekir. Vasfı bozulmuş, hastalanmış sperm veya yumurta birleştiğinde onlardaki bozukluk bu yeni olmuşumu etkileyecek, onun yaratılışında bir bozulma görülecektir. Mesela akraba evliliği böyle bozulmaya yol açabilir.Hz. Ömer, "Yakın akrabayla evlenirseniz çocuklarınız cılız olabilir" demiştir. Hasılı okurumun öne sürdüğü itirazlar, gerçekte sığ ve itirazcı düşüncenin eseridir, çıkmaz yoldur. Kaldı ki evrendeki her şeyin mükemmel olduğu sözü de dinden gelen bir söz değildir. Mükemmel, eksiksiz olan sadece Allah'tır.Bu tür itirazlarla nereye varmak istiyorsunuz? Evrende mükemmel bir şey yok mudur demek istiyorsunuz? Dediğiniz gibi olsun, ne çıkar? Eksik gördüğünüz varlıkların tek hücrelerini düşünün. Bir tek canlı hücrenin yaratılması, insanın yaratılması, yaratıcının mükemmelliğini yani Kur'ân'ın deyimiyle Samedliğini göstermiyor mu? Olumsuz itiraz ve düşüncelerle hiçbir yere varamazsınız. Bunlar size hiçbir şey kazandırmaz. İnkârda kalsanız da içiniz rahat etmez. Biz kısıtlıyız, bu kısıtlı ölçülerimizle kâinatın yaratıcısının zatını kavrayanlayız. "Siz, O'nun bilgisini kavrayamazsınız."İdrak-i maâli bu küçük akla gerekmezZira bu terazu o kadar sikleti çekmez!
Rochester General Hastanesi'nin "And the beat goes on" adlı bülteninden alınıp bize gönderilen, kalp krizinde ilk yardımla ilgili makaleyi, yararından dolayı aynen yayınlıyorum."Bilginize... Kalp krizi sırasında kişinin kendine yapacağı yardım, hayat kurtarıyor. Diyelim ki saat 18.15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla yalnız başınıza eve dönüyorsunuz. Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve çileden çıktığınız bir gündesiniz. Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı hissediyorsunuz. Evinize en yakın hastaneden sadece 10 kilometre uzaktasınız. Fakat o mesafeye bile ulaşıp ulaşamayacağınızdan emin değilsiniz. Ne yapabilirsiniz? Kalp masajı konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten şahıs, muhtemelen bu masajı kendi kendinize nasıl yapabileceğinizi öğretmedi. Son zamanlarda bir sürü insan kalp krizine yalnız başınayken yakalanmaktadır.Yardım olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık hisseden bir insanın bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi vardır. Bu durumda kalan şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek yardımcı olabilirler. Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük sanki göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun olmalıdır.Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal ritmine geri dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak şekilde devam etmelidir. Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de yardımcı olur. Bu şekilde, kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir hastaneye ulaştırabilir. Bunu elinizden geldiğince daha çok insana ulaştırın, onların hayatını kurtarabilirsiniz."Rüyasında Kâbe'yi gören bir kimse hacca gider mi?Soru: Arkadaşım rüyasında Kabe'yi gören kimsenin, hacca gitme vaktinin gelmiş olduğunu söyledi. Son zamanlarda sık sık Kâbe'yi çeşitli vaziyetlerde görmeye başladım. Hacca gitmem gerekir mi?Cevap: Rüya görmekle hacca gitme vakti gelmez. Kişi ne zaman ki yola gidecek kadar paraya ve sağlığa sahip olur, işte o zaman onun hacca gitme vakti gelmiştir. Rüya görsün, görmesin. Ama inşallah sizin rüyalarınız, hacca gideceğinizi gösterir.
Soru: Borsadan hisse senedi alıp satmak ve tabii kâr edip o parayı kullanmak haram mıdır? Yani hisse senedi almak da faiz yemekle eşdeğer midir? (Firdevs Çekiç)Cevap: Hisse senedi almak kâr amaçlı bir yatırımdır. Satın aldığınız senet kâr da edebilir, zarar da. Kanunlar çerçevesinde yapılan bu işlemi faizle eşdeğer tutmak yanlıştır. Hiç kimse kendi kafasından din hükmü koyamaz. Peygamber zamanında borsa yoktu, hisse senedi yoktu. Bunlar modern ekonominin gereğidir. Ancak bu işlerde oyunlar varsa, bir senedin değeri hileli yollarla alçaltılıp yükseltiliyor ve bu suretle insanların cebinden paraları çalınıyorsa o zaman haram olur. Ben o işleri bilmem. Bildiğim şey, normal olarak hisse senedi alıp satmanın haram olmadığıdır. Çünkü bu bir alım satımdır. İnsan bir malı alır, birkaç gün sonra satarsa yaptığı, ticari işlemden başka bir şey değildir. Benim kanaatim budur.Öyle hazıra konmak olmaz!Soru: Geleceği bilmek yalnız Allah'a mahsustur. Ayette mealen, Allah "Bir halife yaratacağım" dediğinde melekler, "Kan dökecek, fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın?" dediler. İnsan daha önce hiç yaratılmamışken, insanın kan döküp fesat çıkaracağını nasıl bilmişlerdir? (Aydın Korkutlu)Cevap: Bu okurum, tereciye tere satıyor. Bu tür soruları 20 yıl, hatta 30 yıl önce ortaya atıp cevaplandıran benim. Şimdi bu okurum, sanki yepyeni, kimsenin bilmediği bir soruymuş gibi bunları bana yöneltiyor. Bravo. Eğer gerçekten bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyorsanız, 30 ciltlik "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimin "insan" maddesini okuyunuz. Yahut "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimi, bunun özeti olan "Kur'ân-ı Kerim Tefsiri"ni okuyunuz. Öyle hazıra konmak, sonra malûmatfuruşluk yapmak olmaz.Kurşun döktürmek caiz mi?Soru: Kurşun döktürmenin Kur'ân'da yeri var mı? (Fatma Nur Yılmaz)Cevap: Kur'ân'da kurşun döktürmek, fal baktırmak, muska yaptırmak gibi şeyler olmaz. Kur'ân hurafe kitabı değil, Allah'ın vahyidir. Vahiyde sadece gerçekler anlatılır. Kurşun döktürmek hurafedir. Dinde yeri yoktur. Ama dinen caiz midir sorusuna gelince. Bu konuda din bir yasak getirmemiştir. İnsanlar inanıyor ve yapıyorlar. İnandıkları için yapınca rahat edenler de vardır. Psikolojik bir yöntem. Şifayı verecek olan Allah'tır. Kurşun döktürmenin mantıklı ve dini bir yönü yok ama bunu yapmak dinen haram değildir. Çünkü bu konuda Kur'ân'da bir hüküm yoktur. Bu uydurma, hurafe de olsa kişi bunu dini bir hüküm saymadıkça uygulamasında bir sakınca yoktur.
Soru: Son zamanlarda "Haniflik" diye bir söylem ortaya çıkarttılar. Hans von Aiberg adında birisi, "Eski alimlerin, ermişlerin bin yıldır görmediği bu dini ben gördüm" diyor ve Hanifliği adeta yeni bir din gibi ortaya koyuyor. Bu kişi, "Kur'ân'da namaz üç vakittir" diyor. Sanırım siz de benzer bir şey söylemiştiniz. Peygamber efendimiz de üç vakit mi kılmıştır? Bu kişi ayrıca Kur'ân'da başörtüsüyle ilgili Nur Suresi 31'de geçen "humurihinne" kelimesinin Sanskritçe orijinli bir kelime olduğunu, aslında "saç" anlamına geldiğini, dolayısıyla başörtüsü örtmenin gereksiz, hatta zararlı olduğunu ileri sürmektedir. Bu konulardaki değerli görüşleriniz nedir? (Tarık Turan)Cevap: Önce o dediğiniz müstear isimli kişi, öyle din uzmanı falan değildir. Söyledikleri de kendi düşünce ürünü değil, bizim yazdıklarımızı aşırmadır. Bir zamanlar bu adam birtakım hayali bilgileri Kur'ân bilgisi diye ortaya sürdü. Kitapları o kadar çok sattı ki, sormayın. İnsanlar hayali şeyleri kabule yatkındır. Namaz vakitlerine gelince. Kur'ân'da üç vakit anılır. Bunlar, sabah, akşam ve gece namazlarıdır.Ancak Paygamberimiz, kendi içtihadıyla öğle, ikindi ve yatsı namazlarını da cemaatle kıldırmışlar. Peygamberimizin her zaman cemaatle kıldırdığı namazlar, ümmet için de farz olur. Bu bakımdan beş vakit namaz farzdır ama Kur'ân'da anılan namaz vakitleri üçtür. Kur'ân'da anılan vakitler dışında namaz kılmak Kur'ân'a aykırı hareket etmek değildir.Peygamberimiz, cemaatle kıldırdığı farz namazlar dışında, bireysel olarak da namaz kılmıştır. Bunlara sünnet denilir. Peygamberimizin kıldığı bu nafile namazlar, Kur'ân'a aykırı ibadet mi sayılır? Namazın temel amacı Allah'ı anmaktır. "Beni anmak için namaz kıl" (Tâhâ: 14). Kur'ân'da, "Ey inananlar, Allah'ı çok anınız" buyurulmaktadır. İnsan ne kadar namaz kusa o kadar iyidir. Kur'ân'da emredilen asgarisidir. Fazlasının ne zararı var? İnsanın üstüne farz olan, malının kırkta birini zekat vermektir. Bu adam tutar da malının 10'da birini verirse yanlış mı yapmış olur?Himar, Arapça'da örtü demektir. Humur, himarın çoğulu olup örtüler demektir. Kur'ân indiği zaman bu kelime, Arapça'da örtü ve özellikle baş örtüsü anlamına geliyordu. Bu kelimenin Sanskritçe'de saç anlamına gelip gelmediği bizi ilgilendirmez. Kur'ân Sanskritçe değil, Arapça indirilmiştir. Peygamber döneminde Yemen'de çıkmış olan yalancı bir peygamber vardı. Asıl adı Abhala olan bu kişi, yüzünü bir örtüyle kapattığı için Zulhimar (örtülü) lakabıyla anılırdı. Zulhimar saçlı demek değil, örtülü demektir. Eğer himar saç anlamına gelseydi ona saçlı lakabı verilmezdi. Çünkü o zaman zaten bütün erkekler saçlıydı. Ama erkekler yüzünü kapatmazken o kapattığı için ona bu sıfat verilmiştir.
Soru: Bir yazınızda, "Adem, ilk halifedir. İnsan neslinin devamı için bacı kardeşin evlenmesi kıçınılmazdır çünkü başka seçenek yoktur" diyorsunuz. Ben buna katılmıyorum, bu konu hep kafamı kurcalamıştır. İnsanların çoğalması, üremesi nasıl olmuştur? (Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Dairesi Başkanı Emine Ateş)Cevap: Bu okurum, yazımı bir kenarından okumuş. İyice düşünün: Eğer Tevrat'ın anlattığı gibi bütün insanların tek atası Adem ile Havva olup birincisi doğrudan çamurdan, diğeri de Tevrat'ın ifadesiyle onun kaburga kemiğinden yaratılmış ve bütün insanlar bu iki kişinin cinsel birleşmesiyle üremişseler, o zaman insanlar nasıl üremiş olabilirler? Bu durumda Adem ile Havva'dan doğan çocukların birbiriyle evlenmesinden başka bir seçenek var mı? Olabilir mi? Hayır.Ama Kur'ân'da bütün insanların Adem ile Havva'dan yaratılmış olduğu hakkında bir söylem yoktur. İlk yaratılış aşamasını Allah'tan başka kimse bilmez.Benim kanaatime göre şartlar doğunca, dünyanın her tarafında insanlar yaratılmıştır. Bir tek ana babadan değil, birçok ana babadan. Çünkü bu yaratılma şartları dünyanın sadece bir yerinde değil, birçok yerinde oluşmuş olmalıdır. İnsanlar farklı atalardan yaratıldıktan için renkleri, beden yapıları fark göstermiştir. Nisa Suresi'nin başında insanın kendisinin de, eşinin de nefs-i vahideden yaratıldığı belirtilir. Nefs-i vahide, nefes alan canlıdır.En küçük insan hücresi spermdir. Kadın da erkek de, erkekte üreyen spermlerden yaratılır. Erekte iki tür sperm vardır. Erkil karakterli (y), dişil karakterli (x). Babanın verdiği erkil sperm tek tip olan yumurta (x) ile birleşirse (xy) çocuk erkek, dişil karakterli sperm ile birleşirse (xx) çocuk kız olur.Demek ki erkeğin de kadının da cinsi sperme bağlıdır. Aynca erkek de kadın da yumurtayla spermin buluşmasıyla oluşup, zigot adını alan tek hücreden yaratılmaktadır. Bu yaratılış olayı dünya kurulalıdan beri böyle sürüp gitmektedir. Herhalde Nisa Suresi'nin baş tarafında işaret edilen nefs-i vahide ile bu olay anlatılmaktadır. Gerçeği Allah bilir.Ömür ne zaman dolarsa...Soru: Eşimi geçen sene Berat Gecesi, genç yaşta kaybettim. Böyle önemli gecelerde ölenler kabir azabı görmezlermiş.Doğru mu?Cevap: Filan gecede ölen kişinin kabir azabı görmeyeceklerine dair hiçbir delil yoktur. Zaten Berat Gecesi de bir delile dayanmaz. O gecede ölen Müslümanlar yanında ne kadar inançsız insanlar da vardır. İnsanın ömrü ne zaman dolarsa o zaman ölür.
Paris'ten yazan Prof. Celine, beyin kanaması geçirdiğini belirtiyor. Oruç tutamayacağı için gereken fidyeyi, Türkiye'deki bir yakınına verip veremeyeceğini soruyor.Size Allah'tan sağlık ve afiyet dilerim. Beyin kanaması çok önemli bir hastalık. Bu durumda sizin oruç tutmanız sakıncalı olur. Oruç yerine kefaret verebilirsiniz. Elbette kefaretinizi evvela yoksul akrabanıza vermeniz daha iyidir. Şayet akrabalarınız arasında yoksul kimse yoksa o zaman başka fakirlere verirsiniz.Namazda ayakta durma öğesi, sağlıklı insanlar için gereklidir. Hasta olanlar, nasıl kılabiliyorlarsa öyle kılarlar. Oturarak, hatta uzanarak da kılabilirler. Çünkü namazın asıl temel elemanı Allah'ı gönülden düşünmedir. Allah'ı düşünmek, işte asıl namaz odur. Öteki eylemler namazın görünür şeklidir. İslâm'da zorluk yoktur. Kişinin her zaman Allah'ı içinde tutması gerekir.Ayrıca sayın profesör, güzel dinimiz olan İslâm'ın anlatlabilmesi için kültürün ve hoşgörünün önemine değiniyor. Okurlarımızla paylaşmak istediğim bu mektubu yayınlıyorum:"... Ben, çok eski Katolik bir ailenin erkek evladıyla evliyim. Öyle ki ailesinde, ortaçağda yaşayan çok önemli bir din adamı var. Hatta hastanede yatarken, hastanenin papazı soyadımdan dolayı gelip bana dua etti. Ben de " Ben Müslümanım ama Allah'ı tanıyan her din kutsaldır " dedim ve Kur'ân'daki İsa ve Meryem surelerini söyledim. Tabii din adamı olduğu için o da biliyordu. Şuna değineceğim, benim eşim yüce İslâm dinini çok incelemiş. Rabbimin izniyle dini nikâhımızı Eyüp Sultan Camii'nde, Eyüp Müftüsü kıymıştı.Benim eşim Türkiye'ye gelince namaz için camiye gider. İmam onu sağ tarafına alır ve eniştemiz diye hitap eder ama burada Arap camileri, sen iyi Müslüman değilsin diye atar. Aradaki fark bu. Çok şükür buralarda öyle Müslümanlıkla şereflenmiş kişiler var ki, hayretler içinde kalırsınız ama açıklamıyorlar. Zaten lüzum da yok. O kardeşime tavsiye ederim. Onun İslâmi yaşamı, müstakbel eşine en güzel cevaptır. Benim kayın validem vefat etti. Vasiyeti, tüm cenaze islerini Müslüman gelini olan benim yapmamdı ve her şeyini yaptım. Ben Katolik ailenin baş tacı gelinleriyim ve oğullarının Müslüman olması onları hiç utandırmıyor. Özellikle 82 yaşındaki büyük hala, ölünce İstanbul'daki bizim Müslüman aile mezarlığımıza gömülmek istiyor. Her zaman Kur'ân okuyor. Belki de Müslüman oldu. Her zaman telefon açar, bismillahirrahmanirrahim der. Siz bunlara ne dersiniz. Kimse kimsenin içini bilemez. Hayırlı Ramazanlar dilerim. Prof. Celine / Paris"