Soru: Bir kitapta, Salât-ı Tefrîciyye duasını 4444 defa okumak çok faydalı diye okumuştum.Başka kitaplarda da sayılar belirtilerek okunan başka dualarla ilgili bilgiler var. Bu doğru mu? Bu duaların ne şekilde okunacağına dair kurallar var mı? Abdestli okumak, kapalı okumak, regl olmamak gibi...Cevap: Daha önce de sorulan bu soruyu şöyle yanıtlamıştım: İsterseniz cahilliğime yorun, ben herhangi bir duanın 4444 kere okunacağı hakkında bir ayet veya hadis bilmiyorum. Böyle bir ayet ve hadis olmayınca bu 4444 rakamı koskoca bir yalandır. Böyle hurafelerden uzak durmak gerekir. Salat-ı Tefrîciyye, Peygamberimizin sözü veya duası değil, daha sonraki insanların düzenledikleri bir selamlama formudur. Hepsi bu. Dua edecekseniz gönlünüzden geldiği biçimde istediğiniz şekilde dua edin.Papağan gibi anlamını düşünmeden bazı dua formlarını okumanın çok yararı olmaz. En yararlı dua, içten gelen duadır. Hz. Peygamber, Allah'ın gönülden gelmeyen duayı kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Esasen hiçbir dua için sayı belirtilmez. 40 Yasin, 1001 Kelime-i Tevhîd, bilmem falan duanın şu kadar sayıda okunması şeklindeki söylentiler hep hurafedir, uydurmadır. Sadece 100 kere yahut 200 kere okunması tavsiye edilen bazı teşbihler vardır.Padişahlar neden hacca gitmedi?Soru: Hiçbir Osmanlı sultanının hacca gitmediğini öğrendim. Buna bir anlam veremedim. Dinimizin beş şartından birini niye hiçbiri yerine getirmemiş? (İbrahim Yalçın)Cevap: Osmanlı Devleti'nde ordu, sürekli savaş halindeydi. Ordunun komutanı olan padişahın, ordunun başından ayrılması, isyanlara, karışıklıklara neden olabilirdi. O zamanlar hacca gidip gelmek de iki üç aylık bir zamanı alırdı. Tren, otomobil, uçak yoktu. Bu kadar uzun bir süre merkezi yönetimden ayrılmaları riskli olduğu için padişahlar hacca gidememişlerdir. Çünkü hac, yola gitme imkânı olanlara farzdır. Bu durumda padişahların, içinde bulundukları siyasi şartlar, merkezi yönetimi terk edip gitmelerine uygun değildi. Yükselme döneminde, ordunun başında seferlere katılmış, seferleri yönetmişlerdir. Ama ordunun başında. Çünkü merkezde isyan çıkarabilecek olanlar askeri teşkilattı. Onun için padişahlar gittikleri yere ordularıyla beraber gitmişlerdir.Okuyucularıma duyuru"Yeni İslâm İlmihali" adlı eserimi almak isteyen okuyucularım için adresi tekrar veriyorum: Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Erdem Mağazası'na müracaat ediniz. Telefon: (0216) 492 66 12
Soru: Her şeyin sebebi, başlangıç noktası nedir? Allah neden bizi yaratır? (A. U.)Cevap: Allah, kendi isim ve sıfatlarının eyleme geçmesi için bizleri, tüm yaratıkları yaratmıştır. Işıksız güneş olur mu? Güneş, ancak ışığıyla bilinir. Allah da ancak yaratıklarıyla bilinir. Zâriyât Suresi'nde, "Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri için yarattım" (Zâriyat 56) buyurulmuştur. Abdullah İbn Abbâs, bu ayetteki, "Bana ibadet etmeleri" sözünü, "Beni tanımaları" şeklinde açıklamıştır. İşte yaratılışın amacı, Allah'ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkması, tanınmasıdır. Allah yaratıcıdır. Yarattığı bir şey olmadıktan sonra yaratıcılığının bir değeri olmaz. Allah biçim verendir. Biçim verdiği bir şey yoksa bu sıfatının da bir anlamı olmaz. Allah besleyicidir. Beslediği varlıklar yoksa besleyiciliğinin ne değeri kalır? Özetle, yaratıksız, yaratıcı olmaz. Baştan başa bu evren Allah'ın isim ve sıfatlarının bir görüntüsüdür. Kendinizi düşünün. Sizin asıl varlığınız, "Ben" dediğiniz değişmez kişiliğinizdir. Ama organlarınız, o "Ben"in dışa açılımıdır. Bu organlar olmasa da içsel "Ben"iniz vardır. Vardır ama onun varlığı ancak bedenle, bedenin organlarıyla ortaya çıkar. Ben'in dışa açılımı olan beden organları, zamanla değişir.Her canlıdaki beden değişimleri bilinen bir şeydir. Çocukluk, gençlik, ihtiyarlık. Birkaç yıl içinde bütün beden hücreleri değişir. Şimdiki beden, birkaç yıl sonra başka bir beden oluverir. Ama her cana asıl benliğini veren içsel "Ben" değişmediği için herhangi bir suçlu, yıllar sonra da yakalansa cezalandırılır. Cezalandırılan, değişmiş olan beden değil, gerçekte o bedene asıl bireyselliğini veren içsel "Ben''dir. Bu bir benzetmedir. Yaratıklar olmasa da Allah'ın zatı vardır. Zaten Peygamberimiz, "Allah varken bir şey yoktu. O yine ezelde olduğu gibidir" sözüyle bu gerçeği anlatmıştır. Allah'ın zatı bilinmez. Ama O zat, isim ve sıfatlarıyla evrende kendini gösterir. Bu varlıkların her biri, havada uçan kuşlar, dalgalanan denizler, akan ırmaklar, bulutlar, rüzgârlar, tüm doğa olayları ve tüm varlıklar kendilerinin gerisinde Allah olduğunu gösterir. "Başlangıç ondandır, dönüş de O'nadir."Kaparo helâl mi haram mı?Soru: Bir malı alırken verilen kaparo, daha sonra malı almaktan vazgeçen kişiye verilmezse bu helal midir? (Tayfur Ünsal)Cevap: Bu husus, alanla satan arasındaki sözleşmeye bağlıdır. Kaparoyu alan kimse, geri dönüldüğü takdirde parayı İade etmeyeceğini söylemiş, alıcı da buna razı olmuşsa kaparoyu iade etmeyebilir. Çünkü o da o malın satıldığını düşünerek başka birisine satmaz, alıcı da pişman olup dönerse satıcı zarara uğrar. Ama her ne olursa olsun kaparonun iade edilmemesi dinen caiz olsa da takvaya uygun değildir. Takva sahipleri, aldıkları kaparoyu geri verirler.
Soru: Karşı cinsten biriyle "Chat", yani sanal ortamda sohbet etmenin dinimizce her hangi bir sakıncası var mı?Cevap: İnsan düzeyinde, sanal ortamda yapılan sohbette bir sakınca yoktur. Sanal sohbetle mektuplaşma veya telefonla konuşma aynıdır. Ama karşı cinsle sohbet, önce normal başlarken sonra iş başka kanala, yasak konulara girerse elbette bunun doğru bir şey olduğu söylenemez. Şimdi o tür sitelerde sanal seks dahi yaptırıyorlar. Bu ne demek? Düşüncenin, yasak şeylere konsantre edilmesi demek. Bu tür durumlar insan düşüncesini ev ruhunu kirletir. Asıl önemli olan da düşünce kirliliğidir. Nitekim Hz. İsa, gördüğü bir kadının güzelliğini içinde düşünen kimsenin, o kadınla yatmış olacağını söylemiştir. Hz. Peygamber de "Birinci bakışında günah yok. Ama ikinci bakış (döne döne kadına bakmak) günahtır" buyurmuştur. Bu sözler, insan ruhunun, düşüncesinin kirlenmesini önleme tedbirleridir.Resmi nikâhsız olmazSoru: Nişanlı bir çift, nikâhlarına az bir süre kala, münasebette bulunsalar zina sayılır mı? Bu durumda mutlaka nikâh akdinin mi olması gerekiyor? (Taner Canbek)Cevap: Evlenmelerine kaç gün kalırsa kalsın, nikâhsız cinsel ilişki zinadır. Ancak bunlar kendi aralarında evlenmiş olduklarını kabul ederlerse, yasal olarak değilse de Allah huzurunda bir çeşit nikahlanmış olduklan düşüncesiyle bu eylemin zina olup olmadığı kuşkulu olabilir. Bu birleşmeye zina cezası uygulanmaz.Mezhep evliliğe engel mi?Soru: Acaba evlilikte mezhep ayrılığı önemli midir? (Yunus Yıldız)Cevap: Bu sorunun yanıtını birkaç kez yazdım. Mezhep ayrılığı evlilikte önemli değildir. Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in Peygamber, Kur'ân'ın da Allah'ın vahyi olduğunu kabul eden, Kur'ân'ın buyruklarını (uygulamada hatalı olsa da) doğrulayan herkesle, mezhebi ne olursa olsun evlenilebilir. Gerisi sizin tercihinizdir.Okurlarıma teşekkürlerOkurlarımdan gelen mektuplara teşekkür ediyorum. İşte onlardan biri: "Sayın hocam, yazılarınızı her gün okuyor, çok yararlanıyorum. Dinimizi sayenizde daha da iyi anlamaya çalışıyorum. Türkçe Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup, anladıklarımı sizin yazılarınızla pekiştiriyorum. Toplumumuzun sizin gibi din ve bilim adamlarına ihtiyacı var. Bu duygularımı sizlerle paylaşmayı çoktandır düşünüyordum. İyi ki varsınız hocam. Allah, siz ve sizin gibilerden razı olsun. (Saim Kara / Eskişehir)"
Soru: Öğrenci olduğum için namazları kaçırıyorum. Bunlan kazalı kılarken her biri için ayn ayrı mı ezan okumam gerekiyor? Aynı sorum tesbih için de geçerli. Televizyonda, İslâm dinini öğreten VCD'lerle ilgili bir reklam seyrettim. Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimizi anlatıyordu. Reklamda şöyle diyorlardı: "Peygamber Efendimiz dedi ki: Fırat'ın suyu kuruyup altında bir dağ çıkmadan kıyamet kopmaz." Bunun gerçeklik derecesi nedir? Yine televizyonda seyrettiğim bir filmde, şeytanı bir lahdin içine hapsediyorlar ve üzerine birtakım yazılar yazıyorlar. Bir kazı sırasında bu lahit bulunup kapağı açılınca şeytan serbest kalıyor. Şeytanın amacı dünyayı yok etmek. Ancak bunu bir çocuk önleyecekmiş. Acaba bu, başka dinlerdeki bir inanç mı? (Bora Korkmaz)Cevap: Birkaç namazı kaza edecekseniz hepsi için bir ezan yeter. Ama her namaz için ayrı ayn kamet okunur. Tesbihlere gelince. Bunlar sünnet, hatta belki de müstehabdir. Sünnetleri kaza etmek gerekmez. Tesbih sizin gönlünüze kalmış, dilerseniz çekersiniz, dilerseniz çekmezsiniz. Diğer sorunuza gelince. "Mehdi gelecek, Fırat'tan altın hazine çıkacak" şeklindeki rivayetler, fiten rivayetleridir. Bu rivayetler, Kur'ân'a aykırı olduğu gibi kendi aralarında çelişkilerle doludur.Bunlar, bazı insanları dinden soğutacak kadar gerçeklere aykırıdır. Hz. Ayşe, "Kim sana 'Muhammed gaybı (geleceği) bilir' derse yalan söylemiştir. Çünkü Allah, 'Gaybı Allah'tan başkası bilmez' (Nemi: 65, Yunus: 20) buyuruyor" demiştir. Kur'ân, geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceğini, Peygamberin de gaybı bilmediğini bu kadar ısrarla vurgularken Peygamber, kendisinden yüzlerce, hatta belki binlerce yıl sonraki olayları nasıl bilir? Eğer bu kendisine vahiyle bildirilmiş ise bunların Kur'ân'da olması gerekirdi. Kur'ân'da böyle şeyler yoktur. Bu tür uydurmaları sitelere, VCD'lere taşıyıp kafaları hurafelerle dolduranlara aldanmayınız ve dini de o tür sitelerden değil, bilginlerin sağlam kitaplarından öğrenmeye çalışınız. Şimdi de şeytanın lahde hapsedilmesi sorusunu cevaplayayım. Şeytan, öyle bir lahde hapsedilecek fiziksel varlık değildir.Bu tür söylentiler saçmadır. Bu söylentinin kaynağını bilmem. Bilmenin de bir yaran yoktur. Şeytanı hapsetmenin yolu Allah'ı zikretmek, ibadet edip namaz kılmaktır. Peygamberimiz, şeytanın, insanın kan damarlarında dolaştığını bildirmiş, onun yollarını oruçla daraltmayı öğütlemiştir. Bu mecazi bir anlatımdır. Yani şeytan insanın düşüncelerini kirletmeye çalışır. Zikirle, oruçla şeytanın faaliyet alanı kısıtlanır, şeytan insanı kolay kolay etkileyemez. Başka bir hadiste de şeytanın, hortumunu insanın kalbi üstüne koyduğu fakat Allah'ı anınca şeytanın sinip çekildiği ama gaflete dalınca yine insanın ruhuna çullanacağı buyurulmuştur.
Soru: Gerçekten şeyh diye bir kavram var mı? Muska, dinimizce caiz mi? (R. Ç.)Cevap: Arapça şeyh kelimesi üç anlam ifade eder: Yaşlı, din bilgini, kabile lideri. Tasavvufta tarikat liderine şeyh denmiştir. İslâm'da herhangi bir şeyhe bağlanma mecburiyeti yoktur. Yol gösterenimiz Peygamber ve onun bıraktığı Kur'ân'dır. Peygamberimiz de, "Size Allah'ın kitabını bıraktım. Ona uyduğunuz sürece şaşmaz, sapıtmazsınız" buyurmuşlardır.Böyle olmakla beraber Hak aşkıyla yanıp olgunlaşmış bazı kimselerin, insanları doğru yola yönlendirmede çok etkili ve yararlı oldukları bilinmektedir. Nasıl sanatlar ustasından öğrenilirse bir uzmanlık olan maneviyatta derinleşme yöntemi de mürşidinden öğrenilir. Yalnız bu kişilerin kendilerini tanrı yerine koymamalan, insanları sömürmemeleri, kibir ve gurur içine düşmemeleri, gerçekten Kur'ân ahlâkını yaşayıp yansıtan ermiş olmaları gerekir. İnsanlara bağnazlık aşılayan, işi sakala, cüppeye, şekle, gösterişe döken çıkarcı kişilerden uzak durmak gerekir. Allah ile kul arasında aracı yoktur. Kur'ân'a göre yaşarsanız size yeter.Muskaya gelince. İslâm'da muska yazma ve taşıma yoktur. Yani Kur'an'da böyle bir şey emredilmemiş, Peygamberimiz de muska yapmamıştır. Sahabiler birtakım yazılar yazıp muska şeklinde taşımaktan hoşlanmamışlardır. Yalnız hastalara okuma, dinimizde vardır. Peygamberimiz hem kendisine hem de torunlarına okurdu. Bazı sahabileri de yılan ısırmasına karşı Fatiha okuyarak afsun yapmışlar, Peygamberimiz buna cevaz vermiştir. Ama her şeyden önce hastaların doktora gitmeleri gerekir.Öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları birlikte kılınabilirSoru: Günde üç vakit namazla ilgili olarak bilgi verir misiniz? Teşekkürler. (Aydın Uygun / Sultandağı-Afyon)Cevap: Kur'ân'da namaz için üç vakit belirlenmiştir. Gündüzün iki tarafı ve gecenin ortası. Bunlar sabah namazı, güneşin batmasından alacakaranlık arası ve gecenin ortası. Buna göre farz namazlar, sabah, akşam ve gece namazlarıdır. Ancak Peygamberimiz beş vakit olarak kıldırmıştır. Öğle ile ikindi Peygamberimizin uygulamasıdır. Aynca akşam vaktini de akşam ve yatsı olarak ikiye ayırmış, bunlarda ayrı ayrı namaz kıldırmıştır. Peygamberimizin kendi uygulamasıyla sabit olan namazlan birleştirerek kılmak caizdir. Bundan dolayı öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları cem edilebilir (birlikte kılınabilir). Zaten kendileri de seferlerinde ve zaman zaman hazardayken böyle uygulamıştır.
Cahiliyye döneminde şâir ve kâhinlerin cinlerle temas kurduklarına inanılırdı. Kâhinlere haber getiren cinler, Peygamber'in çıkışı sıralarında büyük bir değişiklik görmüşler ve eskisi gibi gök haberleri alamadıkları için telâşa kapılmışlardı. Şu olay soruna ışık tutuyor: Ömer, hangi şey için "Ben böyle sanıyorum" deseydi mutlaka o iş, onun sandığı gibi çıkardı. Bir gün Ömer otururken yanından Sevâd ibn Karîb adında bir adam geçti. Ömer, "Tahminimde yanılmaya başladım galiba. Ya şu adam hâlâ cahiliyye dini üzerindedir ya da cahiliyye müşriklerinin kâhiniydi. Şunu bana çağırın" dedi. Adam gelince Ömer ona, hakkındaki düşüncesini söyledi. Önce bu söze kızıp, "Müslüman bir kimse bu şekilde mi karşılanır?" dedi. Ömer'in, "Biz de şirk içindeydik. Bizim şirkimiz, senin kâhinliğinden kötüydü. Benim amacım seni kınamak değil, başından gecen ilginç olayları anlatmandır" demesi üzerine adam, vaktiyle kâhin olduğunu itiraf etti.Ömer, "Dişi cin arkadaşının sana getirdiği en ilginç şey nedir?" diye sordu. Sevâd bu soruyu şöyle yanıtladı: "Bir gün çarşıda yürüyordum, cinim bana geldi. Korkmuş olduğunu fark ettim. Dedi ki: Cinleri ve susmalarını, alışmış oldukları haber çalmadan men edildikten sonraki umutsuzluklarını, genç develere ve semerlerine vurmalarını (yani develerini mahmuzlayıp kaçmaya çalışmalarını) gördün mü?" Ömer, "Doğru" dedi, "Ben de bir gün müşriklerin tannlan arasında uyuyordum. Bir adam, bir buzağı getirip kesti. Buzağının karnından birinin avaz avaz bağırarak şöyle dediğini işittim (Başka rivayette: Ben de bir grup Kureyşli ile cahiliyye putlarının yanında bulunuyordum. Araplardan biri bir buzağı kesmişti. Buzağının karnından çok etkili, şöyle bir ses işittim): 'Ey düşman adam (veya ey Cehil adlı kişi), başanlı bir iş ortaya çıktı. Açık sözlü bir adam: Allah'tan başka tanrı yoktur' diyor. Çok geçmeden Peygamber çıktığına tanık olduk."Buhârî'nin başka bir rivayetinde bu olay, Hz. Ömer'in, Hz. Peygamber'i öldürmek üzere kılıcını kuşanıp gittiği sırada vuku bulmuş ve kendisini etkileyerek Müslüman olmasına sebep olmuştur. Ömer'in anlatımı şöyle: Ebûcehil, Muhammed'i öldürene yüz deve ödül koydu. "Gerçekten bu yüz deveyi vermeyi garanti ediyor musun ey Ebû'l-Hakem?" dedim. "Evet" dedi. Hz. Muhammed'i öldürmek üzere kılıcımı kuşandım. Kesilmek üzere bulunan bir buzağının yanından geçerken ona bakmaya başladım. Birden buzağının karnından şöyle bir ses işittim: "Ey Züreyh oğullan, başanlı bir iş var. Fasîh (açık sözlü) bir adam şöyle bağırıyor: 'Lâilâhe illallah: Allah'tan başka tanrı yoktur.' Kendi kendime, 'Mutlaka bu sözü bana söylüyor' dedim. Kız kardeşimin evine gittim. Orada Saîd ibn Zeyd'i gördüm ve Ömer, İslâm olması öyküsünü anlatmış."
Râzı, dünkü yazımda verdiğim ayetin (Âli İmrân: 94/179) tefsiri münasebetiyle şöyle diyor: "Bu ayetten amacın, Allah'tan başka kimsenin mugayyebatı bilemeyeceğini anlatmak olmadığı, şu delillerle de sabittir: Tevatüre yakın bir kuvvetle gelen rivayetlere göre Şıkk ve Satih adlı iki kâhin, Peygamber (s.a.v.)'in durumunu, henüz o zuhur etmezden önce söylemişlerdi. Bunlar, bu konuda Araplar arasında ünlüydüler. Hatta Kisrâ bile bunlara başvurmuştu. Bu da gösterir ki, yüce Allah, elçi olmayan bazı kimseleri de bazı gayb bilgilerine muttali kılabilir. Keza milel sahipleri (din ve mezhep tarihçileri), bazı rüya yorumcularının geleceğe ait sözlerinin çıktığında oybirliği içindedirler.Melikşâh'ın oğlu Sultan Sencer, bir kadın kâhini Bağdad'tan Horasan'a getirtmiş, gelecekten sorular sorduğu bu kâhinenin söyledikleri aynen çıkmış. Kelâm ve felsefe bilimlerinde uzman bazı kimseler de bana bu kâhinenin haber verdiği birtakım gaybi olayların, bütün ayrıntılarıyla çıktığını söylediler. Ebû'l-Berekât, Kitâbu'tta'bîr'de bu kadının durumunu anlatırken daha ileri giderek şöyle demiştin: 'Otuz yıl bunun ahvalini araştırdım, kehanetlerinin aynen çıktığını anladım.' Ayrıca biz, bu hususu doğru ilham sahiplerinde de görmekteyiz. Hatta büyücülerde bile böyle şeyler bulunabilir. Şimdi biz, Kur'ân bu görülen şeylere aykırı şeyler söylüyor dersek, Kur'ân taşlanmaya maruz kalır. Öyleyse ayeti, bizim yaptığımız biçimde yorumlamak gerekir."Kâhin, gelecekten haber vermeye uğraşan, gizleri bildiğini iddia eden kişidir. Araplarda Şıkk ve Satih gibi kâhinler vardı. Bunlardan kimi, kendisine haber getiren bir cin tâbi'i ve ra'î'si, yani perisi olduğunu sanırdı. Çalınmış olan veya yitik malı bulmak için başvurulan, başvuranın sözünden, işinden, durumundan birtakım sonuçlar çıkararak gizleri bildiğini iddia eden kişiye de arrâf denilirdi. Ahkâm-ı nücûm, remel, cıfr, türlü falcılıkla bakıcılık, manyatizm, ispiritizm, psişizm, metapsişizm gibi ruhsal durumlarda medyumluk yapan, onunla uğraşan kimseler her zaman bulunagelmiştir. Ancak bunların verdiği haberlerde kesinlik yoktur.Hz. Peygamber'in. "Arrâfa, ya da kâhine gidip haber soran kimsenin, Muhammed'e geleni inkâr etmiş olur" dediği rivayet edilirse de bu tür rivayetlerde kâhinlik, müneccimlik gibi gaybdan haber verme uğraşlarına karşı olan din uzmanlarının parmağı açıktır. Hz. Peygamber'in, gerçekten bu şekilde söylediği bizce kuşkuludur. Bu rivayetler, kâhinlik, arrâflık, müneccimlik gibi kesin bir temeli olmayan, insanları vehimlere, kuşkulara, hatta kavga ve düşmanlıklara düşüren şeylerden kaçındırma amacını taşır. Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.Yarın: Kâhinlerle ilgili rivayetler
Soru: Astroloji konusuyla ilgili görüşleriniz nedir? (Zeynep Örnek)Cevap: Kur'ân'da evrenin yaratılışından söz edilir ama yıldızlardan gelecek hakkında bilgi alınacağından söz edilmez. Tam tersine şeytanların, bilgi almak için göğe çıkmaya, yüceler alemindeki konuşmalara kulak kabartmaya yeltendikleri fakat yıldızlarla süslü olan göğün, onların taşlanacağı yer yapıldığı, yıldızlardan atılan ışınlarla cinlerin, yüceler âleminden bilgi çalmaları önlendiği belirtilmektedir.Cinlerin kehanet bilgisi çalmaları önlendiğine göre insanların da böyle bir şeye fırsat bulamayacakları anlaşılır. Allah dilerse gelecek veya gizli bilgisinden bazı kullarına ışıklar sızdırabilir. "Allah sizi gayba vâkıf kılacak değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer (ona gayb bilgisini gösterir). O halde Allah'a ve O'nun elçilerine inanın. Eğer inanır ve korunursanız sizin için büyük mükâfat vardır" (Âli İtnrân: 94/179).Bu ayetler, Allah'ın gaybı herkese göstermediğini ancak seçtiği elçilere gaybden bazı bilgiler verdiğini, onlara verdiği bilgileri de koruma altında vahyettiğini, o bilgilere şeytan sözü karışmayacağını bildirmektedir. Verilen gayb bilgileri, peygambere gelen vahiylerdir: "O ayetler, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir" ayeti, peygamberlere verilen gayb haberlerinin, ona vahyedilen haberler olduğunu bildirmektedir. Şimdi bu ayetlerde, Allah'ın seçtiği elçilere bazı gayb bilgileri vermesi dışında kimsenin gaybı bilmeyeceği vurgulanmıştır. Peki ama gelecekten haber veren, söyledikleri doğru çıkan birtakım kâhinler, büyücüler olduğu gibi bazı salihlerin, velilerin kerametleri de görülmektedir. Bunların durumu, bu ayetlerin söylediklerine ters düşmüyor mu? İşte bu husus, İslâm bilginleri arasında tartışma konusu olmuştur. Bazılan, peygamberlerden başka kimseye, gelecek bilgisinin verilmediğini vurgularken bazıları da Allah'ın, geleceğe dair bazı bilgileri, ruhen arınmış bazı kullarına verdiği kanaatindedir. Bizim kanaatimize göre de Allah'ın bazı temiz kullarına gelecek hakkında bazı bilgiler vermiş olması, ayete aykırı düşmez. Nitekim kimi insanların gördükleri rüyaların aynen çıktığı bir gerçektir. Lütuf Allah'ındır. Allah'ın lütfunu kimse engelleyemez. Sonra peygamberlik dönemi kapanmıştır diye Allah bu tür lütuflarını tamamen rafa mı kaldırmıştır? Allah'ın lütfü bitmez. Nitekim Hz. Peygamber de kendi ümmeti içinde muhaddesler, yani kendilerine ilham olunan kişiler bulunduğunu, Ömer'in de bunlardan olduğunu buyurmuştur.Yarın: Gaybı sadece Yüce Allah bilirTeşekkürMail, faks ve telefonla bayramımı tebrik eden bütün okurlanma teşekkür eder, pek çok bayrama mutluluk, huzur ve barış içinde ulaşmalarını yüce Allah'tan dilerim. S. A.