Râzı, dünkü yazımda verdiğim ayetin (Âli İmrân: 94/179) tefsiri münasebetiyle şöyle diyor: "Bu ayetten amacın, Allah'tan başka kimsenin mugayyebatı bilemeyeceğini anlatmak olmadığı, şu delillerle de sabittir: Tevatüre yakın bir kuvvetle gelen rivayetlere göre Şıkk ve Satih adlı iki kâhin, Peygamber (s.a.v.)'in durumunu, henüz o zuhur etmezden önce söylemişlerdi. Bunlar, bu konuda Araplar arasında ünlüydüler. Hatta Kisrâ bile bunlara başvurmuştu. Bu da gösterir ki, yüce Allah, elçi olmayan bazı kimseleri de bazı gayb bilgilerine muttali kılabilir. Keza milel sahipleri (din ve mezhep tarihçileri), bazı rüya yorumcularının geleceğe ait sözlerinin çıktığında oybirliği içindedirler.
Melikşâh'ın oğlu Sultan Sencer, bir kadın kâhini Bağdad'tan Horasan'a getirtmiş, gelecekten sorular sorduğu bu kâhinenin söyledikleri aynen çıkmış. Kelâm ve felsefe bilimlerinde uzman bazı kimseler de bana bu kâhinenin haber verdiği birtakım gaybi olayların, bütün ayrıntılarıyla çıktığını söylediler. Ebû'l-Berekât, Kitâbu'tta'bîr'de bu kadının durumunu anlatırken daha ileri giderek şöyle demiştin: 'Otuz yıl bunun ahvalini araştırdım, kehanetlerinin aynen çıktığını anladım.' Ayrıca biz, bu hususu doğru ilham sahiplerinde de görmekteyiz. Hatta büyücülerde bile böyle şeyler bulunabilir. Şimdi biz, Kur'ân bu görülen şeylere aykırı şeyler söylüyor dersek, Kur'ân taşlanmaya maruz kalır. Öyleyse ayeti, bizim yaptığımız biçimde yorumlamak gerekir."
Kâhin, gelecekten haber vermeye uğraşan, gizleri bildiğini iddia eden kişidir. Araplarda Şıkk ve Satih gibi kâhinler vardı. Bunlardan kimi, kendisine haber getiren bir cin tâbi'i ve ra'î'si, yani perisi olduğunu sanırdı. Çalınmış olan veya yitik malı bulmak için başvurulan, başvuranın sözünden, işinden, durumundan birtakım sonuçlar çıkararak gizleri bildiğini iddia eden kişiye de arrâf denilirdi. Ahkâm-ı nücûm, remel, cıfr, türlü falcılıkla bakıcılık, manyatizm, ispiritizm, psişizm, metapsişizm gibi ruhsal durumlarda medyumluk yapan, onunla uğraşan kimseler her zaman bulunagelmiştir. Ancak bunların verdiği haberlerde kesinlik yoktur.
Hz. Peygamber'in. "Arrâfa, ya da kâhine gidip haber soran kimsenin, Muhammed'e geleni inkâr etmiş olur" dediği rivayet edilirse de bu tür rivayetlerde kâhinlik, müneccimlik gibi gaybdan haber verme uğraşlarına karşı olan din uzmanlarının parmağı açıktır. Hz. Peygamber'in, gerçekten bu şekilde söylediği bizce kuşkuludur. Bu rivayetler, kâhinlik, arrâflık, müneccimlik gibi kesin bir temeli olmayan, insanları vehimlere, kuşkulara, hatta kavga ve düşmanlıklara düşüren şeylerden kaçındırma amacını taşır. Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.
Yarın: Kâhinlerle ilgili rivayetler
Gaybı sadece yüce Allah bilir
Râzı, dünkü yazımda verdiğim ayetin (Âli İmrân: 94/179) tefsiri münasebetiyle şöyle diyor: "Bu ayetten amacın, Allah'tan başka kimsenin mugayyebatı bilemeyeceğini anlatmak olmadığı, şu delillerle de sabittir
Haberin Devamı

