Resmi nikâh kıymadan olmaz

10 Aralık 2004

Soru: 17 yaşındayım, bir kız arkadaşım var. İmam nikâhı kıymak istiyoruz. Bunun şartları nelerdir? Veli izni gerekli mi?Cevap: Nikâh oyuncak değil, ciddi bir şeydir. Taraflara sorumluluklar yükler. Ve nikâh aleniyet yani açıklık ister. Bunun için şahit şart olduğu gibi kızın velisinin muvafakati de gerekir. Kimsenin haberi olmadan kendi kendinize, "biz evliyiz" demekle olmaz. Bugün namusunu pâymâl ettiğin kız, yarın gidip kiminle evlenecek? Kimlere yalan söyleyip kendini bakire gösterecek? Bu işin, sizin kız kardeşinize yapılmasına razı olur musunuz? Öyleyse siz de başkasının namusunu kirletmeyin. Evlenmek istiyorsanız veliler araya girer. Kız ailesinden istenir. O zaman dini nikâh da kıyılır, resmi nikah da. Dini nikâh, icap ve kabulden ibarettir. Yani erkeğin evlenme önerisini kızın kabul etmesi ve bunun, en az iki şahitle tespit edilmesidir. Dinin nikâhın unsurları budur. Bu nikâh, karı kocayı birbirine helal kılar ama resmi nikâh olmadan böyle bir ilişkiye girmek, özellikle kızı büyük risk altına atar. Çünkü ayrılma veya ölüm durumunda, taraflardan biri diğeri üzerinde yasal açıdan hiçbir hak talep edemez.Dinde kesinlikle zorluk yokturSoru: İşyerindeyken taharet almaya gidildiğinde iç çamaşıra istemeyerek bulaşmış necaset görüldüğünde ne yapılmalıdır? bu durumda namaz kılınabilir mi? (Suat Atan)Cevap: Elbiseye necaset bulaştığında, orayı yıkamak lâzımdır. Eğer mümkün değilse imkân buluncaya dek öyle namaz kılınabilir. Çünkü dinde zorluk yoktur. Allah, gücün üstünde bir şey emretmez. Namaz kılma gücüne sahip insanın, hiçbir suretle namazı kazaya bırakması doğru olmaz. İnsan cünüp dahi olsa yıkanma imkânı bulamadığı takdirde teyemmüm edip namazını kılar. Sokakta pantolonun paçalarına bulaşan temizliği şüpheli sıvımsı şeyler, belvây-ı âmm (kaçınılması güç şeyler) sayılır. Bunlar namaz kılmaya engel değildir. Hatta işi lağım temizlemek olan kişilerin elbiselerine bulaşan necaset dahi namazlarına engel olmaz. Çünkü her namazda bunların elbise değiştirmesi zordur. Bu bakımdan bunlar iş elbiseleriyle namazlarını kılabilirler.Uydurma şeylere inanmayın!Soru: 33 ve 21 haftalık iki erkek bebeğimi karnımda kaybettim. Yapılan testlerde kan pıhtılaşmasıyla ilgili birtakım sorunlar ortaya çıktı. Ancak büyüklerim, ümmi sübyan diye bir şeyden bahsedip, eşimle benim kafamı karıştırdılar. Sizden bu konuda bilgi alabilir miyim?Cevap: Ben ümmi sübyan diye bir şey bilmiyorum. Büyücü, cinci değilim. Onlar uydurma şeylerdir. Zaten kelime de yanlış yazılmış, doğrusu ümmi sıbyân olmalı. Ümmi sıbyân, çocukların anası demektir. Bunun, çocuğun yaşamasıyla ne ilgisi var? Siz jinekologlara başvurun. Çare onlardadır, ümmi sübyancılarda değil.

Devamını Oku

Din, vicdan ve kanaat işidir

9 Aralık 2004

"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan menetmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah sizi, ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır" (Mümtehine: 111/8-9) ayetleri, Kur'ân'ın savaşılmasını emrettiği insanların, başka din ve inanç mensubu, kendi halinde, barışçı insanlar değil, Müslümanlara saldırmış, onlara işkence etmiş, onları yurtlarından sürmüş, mallarına mülklerine konmuş, Mekke müşrikleri ve onların müttefikleri olduğunu gösterir. Yoksa Hz. Peygamber, Medine'ye geldiği zaman kitap ehli olan Yahudilerle savunma ittifakı kurduğu gibi hayatlarının sonlarına doğru çıktığı Tebuk Seferi'nde de birçok Hıristiyan emirlerle saldırmazlık ittifakı yapmış, kimseyi din değiştirmeye zorlamamıştır.Din, vicdan ve kanaat işidir, zorla olmaz. İnsan bir dini zorla kabul etmiş görünse de gönülden inanmadıkça mümin sayılmadığı gibi gönülden gelmedikçe zor karşısında yapılan inkâr da küfür sayılmaz. Kur'ân-ı Kerîm'de vicdan özgürlüğünü bildiren ayetlerden bazılarını gözden geçirelim. Yunus: 51/99-100'üncü ayetlerde, Allah istediği takdirde yeryüzündekilerin hepsinin inanacağı, Allah'ın izni olmadan hiçbir canın inanmayacağı bildirilmektedir. Allah isterse, bütün canları inanmaya zorlar. Ama bunu yapmamış, herkesi, özgürce inanmakta serbest bırakmıştır. Ayette, Peygamber'e hitaben Allah zorlamadıktan sonra, "Sen mi insanları inanmaya zorlayacaksın?" denilerek dinde zorlamanın olmadığı vurgulanmaktadır."İnançlara saygılı olun"En'âm: 55/108'inci ayette, başkalarının inancına hakaret edilmemesi, inançlara saygılı olunması emredilmektedir. Birisinin inancına hakaret edilirse, o kimse de karşısındakinin inancına hakaret eder. İşte bu psikolojik gerçeği anlatmak üzere ayette müminlere, putperestlerin taşkınlığa kapılıp Allah'a sövmemeleri için onların tanrılarına sövmemeleri emredilmiştir. Bu ayet de, din ve vicdan özgürlüğünün çok güzel bir ifadesidir. Kimsenin inancına hakaret etmek doğru değildir.En'âm 108'inci ayetteki, "Böylece her millete, yaptıkları işi süsledik" cümlesinin de belirttiği gibi her ulus, kendi yaptığını beğenir, inanç ve kültüründen hoşlanır. "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğutu inkâr edip Allah'a inanırsa muhakkak ki o kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir" (Bakara: 92/256). İkrah, birini hoşlanmadığı bir şeye zorlamak, tehdidiyle ona istemediğini yaptırmaya kalkmaktır. Din başka konularda dahi haksız zorlamaları yasaklamıştır. Hele dinin kendisinde asla zorlama olmaz. Din, insanların, özgür düşünceleriyle seçip bağlanacakları bir inanç sistemidir. Baskı ve tehdit sonucunda gösterilen iman, gerçek iman olamaz.

Devamını Oku

Din ve vicdan özgürlüğü

8 Aralık 2004

Soru: "Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da üstlendiği gerçek bir sözdür. Kim Allah'tan daha çok sözünde durabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişinizden ötürü sevinin. Gerçekten bu, büyük başarıdır" (Tevbe: 111). Bu mesaj evrensel midir? Allah'ın hangi vasfıyla bağdaştırılır? İncil'in neresinde teyit edilmiştir? Bugün din adına terör yapanlar, bu mesajı dikkate alıyorlar mı? (Şamil Yücel)Cevap: Ayetin amacı, yaratıklara tapıcılığın yer yüzünden kaldırılıp özgürce Allah'a kulluğun sağlanmasıdır. İslâm'da saldırı yok, insanların dinini, inancını zorla değiştirme yok. Ama doğru dinin yayılması için çaba var. Bu çaba esnasında yapılan saldırılara karşı boyun eğilmez, karşı konulur. Bu durup dururken saldırma değil, saldırıya cevap vermedir. Zaten durup dururken insanlara saldırmak yasaktır. Çünkü, "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, fakat siz saldırmayın. Çünkü Allah saldırganları sevmez" (Bakara: 190) buyurulmaktadır. Elbette bu ideal, bütün dinlerin ortak ülküsüdür. Hz. İsa, tevhidin yayılması için vargücüyle çalışmadı mı? Hatta kendi canını bile bu uğurda feda etmedi mi? Hz. Musa, tevhit yolunda firavun ve ordusuyla mücadele etmedi mi? Açın Tevrat'ı, İncil'i okuyun. İnanan ve inançları uğrunda gerektiğinde çarpışan, Allah yolunda öldürülenlere ne ödüller vaadedildiğini görürsünüz.İslâm'ın temel anlamıKur'ân'ın getirdiği din ve vicdan özgürlüğü prensibi, çeşitli surelerde vurgulanmaktadır. Hz. Muhammed'in görevi, insanları dini kabul etmeye zorlamak değil, gerçeği anlatmaktır: "Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin", "Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin", "Elçinin görevi sadece açıkça duyurmaktır" gibi pek çok ayet, Peygamber'in görevinin, insanları zorlayarak yola getirmek değil, gerçekleri duyurmak olduğunu bildirmektedir. Bunlar, vicdan özgürlüğünün en güzel kanıtlarıdır."Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, fakat saldırmayın. Çünkü Allah saldırganları sevmez" (Bakara: 190) gibi ayetler, dinlerini değiştirmek için insanlara saldırmayı değil, saldırgan düşmanlarla savaşmayı ama saldırmamayı emretmektedir. Zaten İslâm'ın temel anlamı barış içine girmek, esenlik ve huzura ermek, sadece Allah'a teslim olmak demektir. Öyle ise Müslüman, düşmanlık değil, barış sunan insandır. Enfal Suresi'nin 61'inci ayetinde Hz. Muhammed'e, düşman barışa yanaştığı takdirde kendisinin de barışa yanaşması emredilmektedir. Savaşı emreden ayetler, müşrikleri zorla dine sokmak için değil, onların saldırılarına karşı koymayı, şerlerini savmayı, vicdanlar üzerindeki baskılarını kaldırıp herkesin özgürce, inandığı dini uygulamasını sağlama amacına yöneliktir. (Devam edecek)

Devamını Oku

Yazıklar olsun din tüccarlarına

7 Aralık 2004

Soru: Bizim mahallede yaşlı bir hacı amca var. Geçen gün, "Elimde okunmuş Kur'an var satıyorum" dedi. Çok şaşırdım, "Hacı amca, Kuran-ı Kerim mi satıyorsun?" diye sordum. "Yok, Kuran okudum da onun hatmini satıyorum. Bundan alacağım parayla fakirlere yardım edeceğim" dedi. Şok oldum. Şimdiye kadar böyle bir şey duymamıştım. Biraz şaka niyetine, "Hacı amca kaça veriyorsun?" dedim. "Aslında iki cumhuriyet altınıdır. Ama kim ne verirse Allah razı olsun diyeceğim" dedi. Sayın hocam, güzel dinimizde böyle bir uygulama var mı? (Kerem Saygılı)Cevap: Önce bu genç okuruma ve benzeri birçok okuruma gönülden teşekkür eder, kendilerine Hak yolda basanlar dilerim. O yaşlı efendinin sözü, yalnız Kerem'i değil, beni de şok eder nitelikte. Benzeri çok Kur'an satmaları duymuştum ama bu daha ilginci. Kardeşim, Kur'an satılık bir şey olmadığı gibi ölü kitabı hiç değildir. Kur'ân'ı tebliğ eden, tebliği karşılığında insanlardan herhangi bir ücret istememiştir. Yazıklar olsun Kur'ân'ı satılığa çıkaran din tüccarlarına, sömürücülerine! Hem de Kur'an ölülerin ruhuna okunmak için de gelmemiş, dirilere yol göstermek için gelmiştir. O yaşlı efendiye şu ayeti hatırlatıyorum: "Benim ayetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının" (Bakara: 41).Bu konuyla ilgili olarak 70 yıl önce cereyan etmiş bir olayı anımsadım: Elazığ'da Ferhad Efendi isimli filozof düşünceli bir kişi vardı. Aslen Rizeli olan Ferhad Efendi, hocasının yanında olmak için Elazığ'a gelip yerleşmiş. Birçok Anadolu kentinde olduğu üzere Elazığ'da da Ramazanlarda evlerde mukabele okunurdu. Mukabele okuyan imamlardan biri, bizim Ferhad Efendi'ye rastlar. İmam, "Ferhad, cüz okutuyor musun?" der. "Hayır hocaefendi, okutamayrum" diye cevap verir. İmamın, "Müslüman değilsin ki okutasın" şeklindeki kaba sözü üzerine Ferhad Efendi cevabını yapıştırır: "Afedersun hocaefendu, ben bu memleketun yabancısıyum. Bilmeyrum ki bunun kilosunu kaça sataysuz. Pilsem ben de birkaç kilo alurdum."Hazır hatim satma haramdır, hurafedir. Hatta şirke eş günahtır. Akif'in deyişiyle: "İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için."Düşünerek seçim yapmakta fayda varSoru: Evlilik, Allah'ın bize yazdığı bir kader mi yoksa bizlerin tercihi mi? (Derya Nergiz)Cevap: Biz, kaderin içyüzünü bilemeyiz. Evlenirken kendi tercihimizi yaparız. İnsanın bir kişiyle evlenmesi, kendi tercihi yanında kadere de bağlıdır. İnsan seçimini yapar ama kaderde onunla evlenmek yoksa, evlenemez. Bazen de insan, istemediği halde biriyle evlenmek durumunda kalır. Demek ki onunla evlenmesi takdirin gereğidir. Biz, kader defterini bilmediğimiz için elimizden geldiği kadar düşünerek seçimimizi yapmalıyız.

Devamını Oku

Safsatayı bırakıp dinin ruhuna dönmelisiniz

7 Aralık 2004

Soru: Dinine son derece bağlı yaşayan bir kişiyim. Her ibadeti yapmaya çalışıyorum. Hayatımı dine göre ayarlıyorum. Ancak gusül abdesti konusunda bazı sıkıntılar yaşıyorum. Gusül abdestini ne kadar dikkatli alırsam alayım ellerimin uzanamadığı yerlere su değmiyor ya da ben öyle sandığım için saatlerce duşta kalıyorum. Çok fazla su harcadığım gibi işime geç kalma ve stres gibi sorunlarım oluyor. Yine de içimde bir şüphe kalıyor. Duşla yıkandığım için sağ koluma su verirken duşu sol elimle tutmak zorundayım. Bu günah mı? Ağzımda pek çok dolgu ve kaplama diş var. Okuduğum kaynaklarda, kaplama veya dolgu dişin abdeste engel olduğu yazıyor. Bu durumda ne yapacağım? Gusül abdesti sırasında saçımı şampuanla yıkıyorum. Ancak geçenlerde tüm şampuanların içeriklerini okuduğumda çoğunda etil alkol olduğunu öğrendim. Bu durumda şampuan kullanmak günah mıdır?Cevap: Kardeşim, sözlerinizden sizin bir temizlik hastası olduğunuz anlaşılıyor. Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey emretmez. Sizin yapacağınız, guslederken edep yerlerinizi yıkamak, abdest almak ve önce başa sonra sağ omuza, sonra sol omuza üçer kere su döküp her defasında tüm vücudu ovarak bedenin her yerini temizlemektir. Elinizin ermediği yerlerden suyun akıp gitmesi, yani bedenin her noktasına suyun ulaşması yeterlidir.Suyu israf etmeyinKendi kendinize evhama kapılıp çok fazla su harcamak yanlıştır, israftır. İsraf ise haramdır. Siz neden kendinizi sıkıntıya sokuyor, kolay dini zorlaştırıyorsunuz? Ne yararı var böyle titizliklerin? Bu size manen hiçbir şey kazandırmaz. Öyle yapmakla Allah katında derece alacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Tam tersine kolay dini zorlaştırdığınız için edebe aykırı davranıyorsunuz. Yapmayın bunu. Suyu da israf etmeyin. Çünkü suya herkesin ihtiyacı var. Peygamberimiz, "Bir ırmak kenarında dahi abdest alsanız, suyu israf etmekten sakınınız" buyurmuştur.Duşu hangi eline alırsan al, ne sakıncası olabilir? Bunlar dinin amacını anlamayan kabukçuların anlayışıdır. Doğal olarak sol eliyle yazanlar var, solaklar var. Bunlar günah mı işliyorlar? Hayır. Dolgu diş abdeste ve gusle engel değildir. Bunu çok kez yazdım. Böyle safsata düşünceleri bırakmak, dinin ruhuna dönmek gerekir. Şampuanda etil alkol varmış da ondan harammış. Alkolü içmek haramdır. Temizlik için kullanmak değil. Alkol hastanelerde kullanılır. Şampuandaki alkol içilir mi? Şampuan içilir mi? Kaldı ki İmamı A'zam'a göre sarhoş etmeyecek orandaki alkol (mesela nebiz) haram değildir.

Devamını Oku

Kur'an'ın amacı ibret sunmaktır

6 Aralık 2004

Soru: Hz. Nuh'un Kur'ân'da 950 yıl yaşadığı belirtiliyor. Yanılmıyorsam Tevrat'ta da aynı zaman veriliyor. Bunu şu andaki verilerle gerçekleşmesi zor görülüyor. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? (Şükrü Karaçetin)Cevap: Tıptaki gelişmeler, insanın ortalama ömrünün 15-20 yıl uzamasını sağladı. Bilim adamları, yakın bir gelecekte insanın 180, hatta 200-500 yıl yaşayabileceğini söylüyorlar. Teknolojik bu imkânları sağladı. Demek ki insan, 500 yıl yaşayabilir. Yaratılış kapasitesi buna müsait. Fakat yine büyük ölçüde insanların ve bu arada diğer canlıların sebep olduğu çevre kirliliği, çoğalıp yayılan mikroplar, çeşitli hastalıklar yüzünden insan ömrü çabucak sona ermektedir.Allah yaşamayı çevre şartlarına bağlı kılmıştır. Hastalığa yakalanan vücut, onu yenecek ilaç yoksa sonunda ölür. Ama Allah onu yaşatacaksa tedavisini de gösterir. Hz. Nuh, insanlığın ikinci atası sayılır. İnsanlığın ilk aşamaları olan o dönemde hastalık nedeni mikroplar fazla üremediği. hastalıklar bugünkü gibi dallanıp budaklanmadığı için insan ömrü bugünkünden çok uzun olabilir. Nitekim Hz. Adem'in de bin yıl yaşadığı söylenir.Zamanın göreceliğiYahut o zaman takvim yılı, bugünkü gibi 365 gün değildi. Çünkü yıl, Dünya'nın Güneş çevresinde bir tam dönüşüyle oluşur. Belki o zaman Dünya, Güneş çevresindeki dönüşünü çok daha az bir zamanda tamamlıyordu. Çünkü Dünya'nın Güneş çevresinde dönüşü gitgide yavaşlamaktadır. Eğer bu ihtimal varsa bugün yüz yıl yaşayan, o zamanın ölçüleriyle bin yıl yaşamış olur. Yine o zaman belki bir ayı, bir yıl kabul ediyorlardı. Hz. Nuh dönemindeki zaman birimini bilmiyoruz. Sorunuza kesin cevap verebilmek için bunu bilmemiz gerekir. Kur'ân'ın çeşitli ayetlerinde de zamanın göreceliğine dikkat çekilmektedir. Bir ayette Allah katında, bizim hesabımızca bin yıl kadar uzun süren bir gün olduğu gibi yine bizim hesabımızca 50 bin yıl süren bir günün varlığı da belirtilir.Tevrat, Hz. Nuh'un toplumu içinde 950 yıl kalıp onları Hak yola çağırdığını, sözünü dinlemeyen kavminin tufanla boğulduğunu ayrıntılarıyla anlatır. Kur'ân da öğüt vermek amacıyla Tevrat'takine uygun biçimde olayı anlatmış, fakat ayrıntı vermemiştir. Kur'ân'ın amacı hikâye anlatmak değil, ibret sunmaktır. Eğer Kur'ân, Tevrat'ın anlatımına ters bir şey söyleseydi, o zamanın Yahudileri ve Tevrat'ı bilenler, "Kur'ân hem Tevrat'ı doğrulayıcı olarak indirildiğini söylüyor hem de Tevrat'ın söylediğinin tersini söylüyor" şeklinde itiraz ederlerdi. Kur'ân'ın amacı öğüt vermek olduğundan böyle itirazlara kapı açmayacak esneklikte gelmiştir.

Devamını Oku

Sünneti evde kılmak en uygun olanıdır

4 Aralık 2004

Soru: Camide ilk sünneti arka tarafta kıldıktan sonra en ön safta yerimi alarak farzı kıldım. Ardından bir adım öne geçerek sünneti kıldım. Yaşlı bir adam, bunun uygun olmadığını, sünnetin arkada kılınması gerektiğini söyledi. Bu doğru mu ve şart mı? Sandalyede namaz kılınır mı? (Kemal Öncel / Samsun)Cevap: Peygamberimiz, mescidinde toplu namaz kıldırırdı. Kendiliğinden kıldığı fazla namazları ise çoğunlukla evinde kılardı. İşte sünnetlerin arkada kılınması söylemi, Peygamberimizin bu uygulamasından çıkmış olsa gerek. Farzın kılındığı yerden arkaya geçerek sünnet kılmak, sünnetin farz gibi olmadığını, farzın altında isteğe bağlı bir ibadet olduğunu göstermek içindir. En uygunu da sünneti evde kılmaktır. Ama şimdilerde bu çok güçtür.Onun için farzlardan sonra namaz kılacak kimse, cemaati rahatsız etmeyecek, gelip geçenlere engel olmayacak biçimde bir kenara çekilip kılar. Caminin önünde veya arkasında olması önemli değildir. Sünnetin arkada kılınması gerektiğine dair bir delil yoktur. Farzın kılındığı yerde de kılınabilir. Ancak güzel olan, ayrı bir yerde kılmaktır.Namaz normal olarak ayakta kılınır. Ama ayakta duramayacak olan bir özürlü, oturarak kılar. Omurgasından, belinden rahatsızlığı olup da oturmakta güçlük çekenler sandalye üzerinde namaz kılabilir. Sandalyede de oturamıyorsa ayakta, başını eğmek suretiyle rükû ve secde yaparak namaz kılar. Namazın temeli zikirdir. Bu da her halde olur. "Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar" (Al-i İmran: 191).Vejetaryenlikle ilgisi yokSoru: En'âm Suresi 119'uncu ayet vejetaryenlerden mi bahsediyor?Cevap: "Üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesiniz? Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında, (Allah) size haram kıldığı şeyleri sizin için açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, (evet) O, sınırı aşanları çok iyi bilir" (En'âm: 119). Bu ayetin vejetaryenlikle bir ilgisi yoktur. Tam tersine, "Allah'ın adı anılarak yani besmele çekilerek kesilmiş olan hayvanların etini yiyin, insanların kafasından çıkan birtakım düşüncelerle hayvan etleri konusunda sınırlamalar yapmayın" denmektedir. Ayetleri kontekstinden ayırmanız doğru olmaz. Ayetin bulunduğu kontekstte, İsrailoğullarının hayvan etleri konusunda koydukları kısıtlamaların doğru olmadığı, gerçekte Allah'ın bu etleri haram kılmadığı, sadece ölmüş hayvan etinin, akıtılmış kanın, domuz etinin ve Allah'tan başkasının adı anılarak boğazlanmış hayvan etinin haram olduğu, bunun dışındaki bütün hayvan etlerinin helâl olduğu belirtilmektedir.

Devamını Oku

Peygamberimiz sadece Allah'a ibadet ederdi

3 Aralık 2004

Soru: Hz. Muhammed, kendisine peygamberlik gelmeden önce hangi dine mensuptu? (Burak Yıldız)Cevap: Hz. Muhammed, peygamber olmadan önce içinde bulunduğu toplumun dinindeydi. Peygamber'in yetiştiği Kureyş toplumu, geleneksel olarak Hz. İbrahim'den gelen İbrahim dinine bağlıydılar. Hac, bu dinin en belirgin ibadetlerindendi. Haccın temeli olan Kabe'yi Hz. İbrahim yapmıştı. Hz. Muhammed, kendisine peygamberlik gelmeden önce Hıristiyan olduğu söylentisi ise saçma ve safsatadır. Öyle olsa Şura Suresi'nde, Hz. Muhammed'in Kuran vahyinden önce imanı ve kitabı bilmediği vurgulanmazdı. Kendisi Hıristiyan veya Yahudi dinine girmediği gibi içinde yetiştiği toplum da İbrahim dininden başka bir dine girmemişti.Ancak İbrahim dini, geleneksel olarak geldiği için zamanla bozulmaya uğramış ve içine şirk (yani putperestlik) karışmıştı. Kureyş kavmi hac, namaz, oruç gibi bazı ibadetleri yapmakla beraber ibadette Allah'ın adı yanında aracı kabul ettikleri bazı tanrılara da yalvarırlardı. İşte toplumda bazı kimseler, Allah'tan başkasına sığınmayı uygun görmeyip ibadetlerini sadece Allah'a yöneltirlerdi. Sadece Allah'a tapan, aracı tanrıları kabul etmeyen bu bireysel kişilere Hanifler denilirdi. Hz. Peygamber de gerçek tevhit dinini bilmemekle beraber zamanla bunlar gibi düşünmüş ve yalnız Allah'a tapmak üzere Hira mağarasına, tenhalara çekilir olmuştu. İşte mağarada tek başına, sadece Allah'a ibadet ederken kendisine vahiy gelmeye başlamış, onun yolunu aydınlatmış, şaşkınlığını bunalımlarını gidermiştir (Duhâ ve Şerh sureleri).Burs vermek isteyen sayın okuruma...Soru: Okumak isteyen fakat maddi imkânsızlıklar içinde olan bir öğrenciye her ay 100 milyon lira göndermek istiyorum. Bu konuda sizden yardım bekliyorum. (Alev Tuncer)Cevap: Sayın okurum, isterseniz her ay 100 milyonu "Kur'an Bilimleri Araştırma Vakfı" hesabına yatırın. Biz sizin adınıza bir öğrenciye burs verelim ve size bu konuda bilgi aktaralım.Vakıfbank Aksaray - İstanbul ŞubesiTL hesabı: 00158 0072 817 08675Dolar hesabı: 032-404 6046Euro hesabı: 032-404 6047İsterseniz gazete vasıtasıyla benimle irtibat kurun, size daha ayrıntılı bilgi verelim.

Devamını Oku