Bazı yorumcular ayetlere zorlama mı yüklüyorlar?

18 Aralık 2004

Soru: Bir kaç kez namazın 3 vakit olduğunu yazmıştınız. Halbuki Kur'ân-ı Kerim'in Bakara Suresi 238'inci ayetiyle İsra Suresi'nin 78'inci ayetlerinde 5 vakit namazdan bahsedildiği açıkça görülmektedir. Herhangi bir tereddüde mahal verilmemesi için konuyu açıklayıcı bir şekilde kaleme almanızı haddim olmayarak talep ediyorum. (Gürsen Birben)Cevap: İyi niyetinden kuşku duymadığım bu okurum, Bakara 238 ve İsrâ 78'inci ayetlerde 5 vakit namazdan söz edildiğini ileri sürmektedir. Bakalım gerçekten iddia sahibinin dediği gibi bu ayetlerde beş vakit namaz açıkça anılmakta mıdır? Yoksa 5 vakit, yorumcuların ayetlere zorlama yüklemeleri midir? "Namazları ve orta namazı koruyun, gönülden bağlılık ve saygıyla Allah'ın huzuruna durun" (Bakara: 238).Bu ayette, namazların, özellikle orta namazın kılınması emredilmektedir. Burada 5 vakitten söz ediliyor mu? Hayır! Genel olarak namazların kılınması, özellikle de orta namazın kılınması emredilmektedir. Bakara Suresi, iniş sırası bakımından 92'nci suredir. Burada namaz vakitlerinden söz edilmez. Sadece namazlann ihmal edilmemesi vurgulanır.Bundan önce namaz vakitlerini belirleyen ayetler inmiştir. İşte o ayetlerde belirtilen namazlann kılınması, daha sonra inmiş olan Bakara Suresi'nde de vurgulanmıştır. Namaz vakitleri, önce İsrâ, daha sonar Hûd Suresi'nde belirlenmiştir. İsrâ Suresi, iniş sırası bakımından 50, Hûd Suresi ise 52'nci suredir.Şimdi bu ayetlerin anlamına ve tefsirine bakalım: "Onların dediklerine sabret ve Rabbini övgüyle an. Güneş doğmadan önce, batmadan önce, gecenin bir kısmında ve secde arkalarında O'nu teşbih et" (Kaf: 34/39-40). "Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek teşbih et, gece saatlerinin bir kısmında ve gündüzün taraflarında da teşbih et ki memnun olasın" (Tâhâ: 45/130)."Öyle ise akşama girdiğiniz zaman da, sabaha erdiğiniz zaman da teşbih Allah'ındır (O'nun şanının yüceliği anılır). Göklerde ve yerde, günün sonunda da, öğleye erdiğiniz zaman da hamd, O'na mahsustur" (Rûm: 84/17-18). Tâhâ: 130'uncu ayette Peygamber (s.a.v.)'e, kâfirlerin sözlerine sabretmesi, memnun ve mutlu olması için güneş dogmadan, batmadan önce, gece saatlerinde ve gündüzün uçlarında Allah'ı teşbih etmesi (övmesi) emredilmektedir. Rûm: 17'nci ayette de farklı bir üslûpla yine hemen hemen aynı vakitlerde Allah'ın teşbih edilip övüldüğü anlatılmaktadır ki bundan, "Siz de bu vakitlerde Allah'ı teşbih ve O'na hamdediniz" anlamı çıkar. (Devam edecek)

Devamını Oku

Verilen borç sadaka sayılır mı?

17 Aralık 2004

Soru: Kiracım ödeme güçlüğüne girdiğini beyan ederek, 7 aylık kirayı ödemeden çekip gitti. Biz, bu kira parasını zekâta saydırmayı düşünüyoruz. Bunun dinen bir sakıncası var mı? (Muzaffer Baloğlu). Aynı konuda bir soru da Ercüment Hersekli'den geliyor.Cevap: Tevbe Suresi'nin 60'ıncı ayetine göre borçlu olana da zekât verilir. Borç verdiğiniz kişi, borcunu itiraf ediyorsa bu parayı aldığınız zaman zekâtını vermek zorundasınız. Ama dilerseniz o parayı, zekâtınıza mahsuben eli darda olan borçluya bağışlarsınız. Kur'ân'a göre eli darda olan borçluya, verilen borcun sadaka sayılması öğütlenmektedir: "Eğer (borçlu) darlık içinde ise bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek (lâzımdır). Eğer bilirseniz (verdiğiniz borcu, eli darda olan borçluya) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır" (Bakara: 280). Ayet borcun, yoksul borçluya sadaka olarak bağışlanmasını öğütlediğine göre siz borcunuzu zekâta mahsup edebilirsiniz. Çünkü zekât da özel bir sadakadır.Allah'ı zikretmeye çalışınSoru: Bir gece korkuyla uyandım. Karşımda kırmızı bir yaratık gördüm. Daha sonra ateş topuna döndüler. Her yeri yaktılar, bana da acı verdiler. Sonra kayboldular. Sabah tekrar siyah bir kapıdan çıktılar. Hepsini sirke sıkarak, bezle vurarak öldürdüm. Sonra beyaz bir kapıdan melekler geldi. Tekrar siyah kapı açıldı. Bu sefer iskelet halinde geldiler. Meleklerle beraber yaratıkları öldürdük. Bu olaylar, hafızam ve bilincim yerindeyken oldu. Sizin yorumunuzu almak istiyorum. (Serkan Karalar)Cevap: Bu anlattığınız şeyler, sülük esnasında vuku bulan görüntülere benziyor. Siz Allah'a yönelik ibadet yapıyorsanız, ruhunuz manen yükselirken önünüze çıkıp sizi engellemeye çalışan şeytani güçlerle savaşırsınız. Bu manevi savaş sürüp gitmektedir. Allah'ı zikretmeye, O'nu unutmamaya çalışınız. Ruhani varlıklar size yardımcıdır. Belirtmem gerekir ki, ben böyle şeylerin uzmanı değilim. Siz bu tür rüyalarınızı bir psikoloğa anlatsanız daha iyi olur.İşte katıksız din anlayışıSoru: Farz namazlarını kılmak yeterli mi?Cevap: Farzları kılmakla Allah'ın emrini yerine getirmiş olursunuz. Sünnetleri kılarsanız daha çok sevap alırsınız. Kılamazsanız günah işlemiş olmazsınız. "Sünnetleri kılmayan, Hz. Peygamber'in şefaatinden mahrum kalır" diye bir söylenti varsa da bu yalandır. Peygamber'e inandığımız için farzları kılıyoruz. Önemli olan içtenlikle kılmaktır. Hasan-ı Basrî, "Zerre miktarı sağlıklı vera, bin miskal oruç ve namazdan hayırlıdır" demiştir (Hilyetu'l-Evliya: 2/131-132). İşte katıksız din anlayışı budur.

Devamını Oku

Yalanlara itibar etmeyin

16 Aralık 2004

Soru: Bir televizyon kanalındaki "Gizli Dünyalar" adlı programı izliyorum. Bunların arasında aklıma takılan şöyle bir hikâye vardı: Kumar düşkünü bir kadın, kocasından sürekli para alıyor. Maddi durumları da hiç iyi değil. Adam bankadan kredi çekip market açıyor. Her ay taksitle marketin borçlarını ödüyor. Son bir taksit kalıyor. Kadının kumar arkadaşları ona, "yarın parti var. Büyük paralarla oynayacağız. Senin gücün bu oyuna yetmez" diyorlar. Kadın, "ben de geleceğim" diyor. Adam, son taksit parasını bir türlü denkleştiremiyor. Karısı ise kumar için altınlarını çıkarıp bozdurmaya giderken kocası görüyor ve "biliyorum, sen bunları son taksidimizi ödememiz için çıkardın değil mi" diyor. Kadın da "evet" diye cevap veriyor. Altınları bozduruyorlar. Adam, parayı cüzdanına koyuyor. Ancak kadın daha sonra o parayı alıp kumara gidiyor. Kocası ise herşeyden habersiz taksiye binip son taksidi yatırmaya giderken arabaya iki kişi daha biniyor. Taksinin ücretini verecekken cebindeki paranın olmadığını fark edip, "hırsız var" diye bağırmaya başlıyor. Karakola gidiyorlar. İki kişinin üzerinde para çıkmayınca adam, ağlamaya başlıyor. O sırada kadın tüm parasını kumarda kaybediyor ve orada ölüyor. Kocası, karısını defnediyor. Yanındaki hocaya, "mezara cüzdanımı düşürdüm. Kazıp alabilir miyim?" diye soruyor. Hoca da alabileceğini söylüyor. Mezarı açtıklarında kadının gözbebeklerinin olmadığı görülünce hemen üzerine toprak örtmeye başlıyorlar. Hoca, "bunun manası, karın senin cüzdanından para çalmış demektir" diyor ve hikâye böyle bitiyor. Bu doğru olabilir mi? (İrem)Cevap: Bu hikâye, kuyruklu bir yalandır. Kabir azabı vardır ama bu, cesede değil, Allah'ın huzuruna giden ruha yapılır. İnsanlar, maalesef rant için bu tür uydurmaları filmleştirmekten çekinmiyorlar. Şimdi ben de size benzer bir hikâye anlatayım. 1968'de bir konferans için gittiğim Kırıkkale'de müftü efendi bana şöyle bir öykü anlattı. "Bir vaiz, hacca gidip geldikten sonra vaaz esnasında şöyle der: Otobüsle hacca gittik. Dönerken kafileden biri öldü. Onu yol kenarında bir yere gömdük. Biraz ilerledikten sonra otobüsün bir tekerleği kuma gömüldü. Tekeri çıkarabilmek için kazma lâzım oldu. Ama kazma, ölünün gömüldüğü yerde unutulmuş. Kazmayı getirmek için o mezara döndük. Mezarın başında da kazma yok. Mezarın içinde kalmıştır diyerek mezarı açtık. Bir de ne görelim, Melekler kazmayı o adamın karnına saplamışlar." Cuma namazından sonra bu vaizi müftülüğe çağırdım. "Böyle uydurma şeyleri halka anlatmayın" dedim. "Ben yalan mı söylüyorum" dedi. "Yalan söylüyorsun. Melekler ölüye azap edeceklerse sizin kazmanıza ne ihtiyaçları var? O azap, ölünün bedenine mi yapılır? Bu yolla halkın kafasına hurafe aşılıyorsunuz. Bırakın bu yalanları" dedim.

Devamını Oku

Tavla ve satranç oyunu haram mı?

15 Aralık 2004

Soru: Bir vaazda hoca efendi şöyle bir açıklama yaptı: "Peygamber Efendimiz'in bir hadisine göre tavla oyunu oynayan, seyreden ve bu oyunun oynandığı yer lanetlenmiştir." Hoca efendiye, bunun çok iddialı bir söylem olduğunu belirtim. Fakat hoca, bunun doğru ve sağlam bir hadis olduğunu söyledi. Bu doğru mu? (Vedat İnan)Cevap: Peygamberimiz düğünlerde meşru biçimde eğlenilmesini, şarkı söylenmesi öğütlemiştir. Düğüne çağrılan zevcesi Hz. Ayşe'ye, "Yanınızda bir eğlence yok mu? Çünkü Medineliler eğlenceyi severler" (Hakim) demiş ve "Eğleniniz ki, insanlar bizim dinimizin genişlik, kolaylık dini olduğunu anlasınlar" (Deylemî) buyurmuştur. Ancak tavla, satranç gibi eğlenceler, kumara benzediği için mekruh görülmüştür. Yalnız İmam Şafiî ve bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf, satrancı mubah görmüştür. Tabii kumar şeklinde oynanmayan satranç mubahtır. Bir menfaat karşılığı oynanan oyunlar kumar olur, haramdır. Sırf eğlence için oynanan tavla ve satrancın mubah olduğunu söyleyen Şafiî ve Ebu Yusuf görüşü, meşru eğlenceyi teşvik eden Peygamber hadislerine ve Kur'ân'ın ruhuna daha uygundur. Camideki hocanın anlattığı hadisin uydurma olduğu zaten ifadesindeki abartıdan bellidir.Hadis bilginlerine göre böyle abartılı rivayetler uydurmadır. Hadis bilgini İmam Nevevî, "Satranç oynayan lanetlidir" şeklindeki rivayetin doğru olmadığını söylemiştir. "Tavla oynayan, elini domuz etine ve kanına batırmış gibi olur." (Müslim, Şiir, 10, Ebu Davud, Edeb: 56, İbn Mace, Edeb: 43; İbn Hanbel, Müsned: 5/352, 357), "Tavla oynayan Allah'a ve Elçisi'ne isyan etmiştir" (Ebu Dâvud, Edeb: 56, İbn Mace: Edeb: 43; Muvatta', Rüya: 6; İbn Hanbsel, Müsned: 4/394, 397, 400) şeklinde bir hadis rivayet edilmiştir ama bu tür kişi haberleri, dinde haram belirtecek ağırlıkta değildir. Nitekim Makasıd'da, bu konuda gelen rivayetlerin hiçbirinin doğru olmadığı belirtilmektedir.Bu sözlerin hepsi kopuktur, Peygamber'e kadar varan kopuksuz bir rivayet zinciri yoktur. Süyûti'nin Câmi'u's-Sağîr'deki rivayetinin senedi de zayıftır (Bkz. Keşfu'l-Hafâ: 2/276). Yani bu sözler, peygamber döneminden sonra üretilip Peygamber'e yakıştırılmış sözlerdir. Öyle olsaydı İmam-ı Şafiî ve Ebu Yusuf satrancı mubah görmezlerdi. Bunlar gerçekten Peygamber sözü olsaydı, sözlerinde bu kadar farklılık, uzunluk, kısalık olmazdı. Bu rivayetler, insanları kumara benzeyen oyunlardan uzak tutmak için üretilmiş korkutma amaçlı sözlerdir. Ama sizin hocanızın camide anlattığı rivayet kesinlikle uydurmadır. Olayın aslı bilinsin, bu uydurmaları camilerde halka anlatıp, insanlan dinden uzaklaştıran da daha dikkatli olsunlar diye bu kadar ayrıntıya girdim.

Devamını Oku

Dindarlığın ölçüsü nedir?

14 Aralık 2004

Soru: Dindar kime denir? İbadetlerini yapmayan dindar sayılabilir mi? (Betül Arı)Cevap: Dinin özü inanç ve bu inanca dayalı salih amel yani ibadet ve güzel ahlâktır. Ahlâkı olmayan, ibadet de etse gerçek dindar değildir. Çünkü Kur'ân namazın, insanları kötülüklerden alıkoyacağını belirtmektedir. Kur'ân ve sünnet ölçülerine göre yaşayan, ibadetlerinde kusur olsa bile inanan ve dinin emirlerine saygılı olan dindar insandır. Benim elimde başka bir kriter, ince ayar yoktur. Din gönül işidir. Kim içtenlikle Allah'a bağlı ise haram yemekten kaçınıyor, yalan söylemiyor, dürüst davranıyor, bencillik yapmıyor, hak ve hukuka riayet ediyorsa o kimse dindardır. Daha kısa ifadeyle inançlı, güzel ahlâklı, olgun insan dindar insandır. Gerçek Müslüman olgun insandır.Büyü yapan ne bekliyor?Soru: Büyü konusu çoğu zaman insanımızın gündeminde yer alır. Hatta medyadan öğrendiğimize göre büyü, spor kulüplerimizden bazılarına bile sıçramıştır. İnsanlar bu yola neden sapıyorlar? Büyü yapan ve yaptıranlar ne bekliyorlar? (Onur Karaman)Cevap: Evet, okurumun dediği gibi büyü meselesi toplumu öyle bir sardı ki, spor kulüplerine bile sıçradı. Falan kulübe büyü yapılmış da o yüzden başarısız olmuş, filan kulüp büyüyle başarılı olmuş. Hepsi hikâye. Kur'ân, büyücünün nereye varsa başarılı olmayacağını vurgular. Bu tür inançlar, büyücüleri şımartmaktan, onlara inananları da şaşkın bir duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz.Ayrıntılarla uğraşmayınSoru: Bazen iki seçenek arasında kalıp bocalıyorum. Böyle durumlarda bakış açım nasıl olmalı ki iç huzuru (yanlış bir karar verme ihtimalim olsa bile) yakalayabileyim?Cevap: Önce ayrıntıyla uğraşmayacaksınız. Kur'ân'ın yasaklarından kaçacak, emirlerini yapacaksınız. Tereddüt ettiğiniz hususlarda kolay olanı alacaksınız. Dini zorlaştırmanın manası yoktur. İslâm'ın ruhunu anlamak için gazetede çıkmakta olan yazılarımı dikkatle okumanızı öğütlerim. Bir yazıyı değil, tüm yazıları okursanız İslâm'ın doğrularını öğrenirsiniz sanırım.Vicdanınıza kulak verinSoru: Bireysel emeklilik şirketleri belli bir aylık ücret alıp bunu fonlarda değerlendirmemiz şeklinde seçenekler sunuyorlar. Bireysel emeklilik sistemleri inancımıza uygun mu? Hangi fonlar ribaya girmez?Cevap: Her zaman söyledim, yine söylüyorum. Kur'ân'ın yasakladığı riba, muhtaçlara verilen ödünç paradan alınan gerçek fazlalıktır. Bu yazdığınız ayrıntı işlerde hüküm sizin vicdanınıza aittir. Ona göre hareket edersiniz.

Devamını Oku

Dua okurken nelere dikkat etmek gerekir?

13 Aralık 2004

Soru: Yatarken dua okunabilir mi? Bayanlar özel zamanlarında dua okuyabilir mi? Abdest alınması ve Kıble'ye dönük okunması olması gerekir mi? (Zelal Sema)Cevap: Dua için aranan tek şey içtenliktir. Dua etmek için abdest almak gerekmediği gibi adetli olmak da dua etmeye engel değildir. Başı açıkken de kapalıyken de dua edilir? Yatarken, otururken, her halde dua edilir. Daha önce de bu köşede yazdığım gibi âdet hali ibadete engel bir durum değildir. O bir özürdür. Adetli kadın, her namaz vakti için abdestini alıp namazını kılar, tıpkı özür sahibi gibi namaz vakti çıkmakla abdesti bozulur, yeniden abdest alır. Kur'ân'da adetli kadınla cinsel ilişki yasaklanmış, bunun dışında kadına bir yasak getirilmemiştir. Çünkü namaz, genelde ibadet Allah'a saygının ifadesidir, Allah'ı gönülden anmaktır. "Namaz, Allah'ı anmak için kılınır." Namazın temeli zikirdir. Zikir abdestli, abdestsiz, cünüpken, her zaman yapılabilir. Ama duanın kabul edilmesi için gönülden gelmesi, gafletle değil, bilinçli yapılması gerekir. Elbette abdest alıp iki rekât namaz kılarak dua etmek daha makbuldür. Uyumak için yatağa giren bayan, başı kapalı yatmaz. Müslüman dua ile yatar, dua ile kalkar. Her durumda Allah'ı gönlünde tutmaya çalışır."Her bid'at sapıklıktır"Soru: Bazı kişilerin, Allah'ın hüküm vermediği bir konuda Allah'ı adeta zorlarcasına, Peygamberimizle de (s.a.v) dinde yarışırcasına onun yapmadığı dindarlık gösterilerini yapmaları doğru mu? (Abidin Uyar)Cevap: Önemli bir noktaya parmak bastınız. Din, Kur'ân ve sünnetle belirlenmiş olan inanç ve eylemlerdir. Kur'ân'ın buyurmadığı, Peygamberimizin yapmadığı şeyleri, (ibadet de olsa) yapmak bid'at sayılır. Bid'at, dine ekleme olup dinin sadeliğini bozacağından Peygamberimiz, "Her bid'at sapıklıktır" buyurmuştur. Maalesef bid'at olan şeyler, Peygamber döneminden sonra bazı zahidler tarafından yapılan dini uygulamalardır.Kandil gecelerini ayn bir özenle kutlama, sabah namazının ardından Lev Enzelnâ Suresi'ni okuma, ölen kişinin ardından hatim indirme, 40'ıncı gece, 52'nci gece, telkin gibi şeylerin hepsi bid'attır. Ama maalesef bu bid'atlar topluma öyle bir yerleşmiştir ki, halk bunların eleştirilmesine bile tahammül ermez. Çünkü bunlan mevlit ve Kur'ân okuyucular teşvik ederler. Ederler çünkü bunda rant vardır, rant. Yani din, sonunda çıkarlara alet edilmektedir. Dini asıl sadeliğine döndürmek için özverili din büyüklerine ihtiyaç vardır.

Devamını Oku

Seferde namazlar kısa kılınabilir

12 Aralık 2004

Soru: Yurt dışında çalışıyorum. Yakında Türkiye'ye hem iş, hem de büyüklerimizi ziyaret amaçlı bir gezim olacak. Seferilik konusunu araştırırken sorularımın yanıtlanmasından ziyade kafam karıştı. İlmihalden kontrol ettiğim kadarıyla "piyade yürüyüşüyle üç merhalelik yapılan yolculuk" diye başlayan açıklamada daha sonra kaç fersahın kaç mil yaptığını falan anlatmaya çalışmışlar. Ben 10 saatlik uçak yolculuğuyla Türkiye'ye geldiğim zaman, seferi olur muyum olmaz mıyım? Belli bir süre İstanbul, Ankara ve diğer illeri de dolaşmak zorunda kalacağım. Neye göre seferi oluşum değişecek? Baba evinde seferi olunmaz diyenler de var. Bu konuya açıklık getirir misiniz? (Cüneyt Çelebioğlu)Cevap: Sefer, namazların kısa kılınabileceği yolculuk demektir. Seferde mesafe, kafile devesi veya yaya yürüyüşle günde altı saat yürümek şartıyla üç günlük yol kabul edilmiştir. Yürüyüş, orta bir yürüyüş olacaktır. Çok acele veya çok yavaş yürüyüş muteber değildir. Faraza yaya üç günde gidilecek yolu uçakla beş dakikada gitmiş olan yine seferi sayılır. Veya yaya üç günde gidilecek yolu kağnı arabasıyla beş günde giden de yine seferi olur. Bugünkü ölçülerle bu mesafe, takriben 81 kilometre kabul edilir.Gidilecek yol Hanefî fıkıh kitaplarına göre yaklaşık 80 kilometre veya daha fazla mesafede ise namazlar kısaltılabilir. Ama hadislere göre 5-6 kilometrelik mesafelerde de seferilik hükmü uygulanabilir. Gittiğiniz yerde 15 günden az kalacaksanız namazları kısa kılarsınız. Ama 15 günden fazla kalacaksanız, namazları tam kılacak ve orucunuzu da tutacaksınız.Seferilik (yolculuk) hükümleri, oturduğunuz yerin mahallerini geçmenizden itibaren başlar. Yoldaki molalarda namazları kısa kılarsınız. Şayet ne kadar kalacağını bilmez, buna karar veremezse, yarın veya öbür gün dönmeye niyet ettiği halde senelerce dönmeyip orada kalsa yine seferi sayılır. Asıl evine dönen kimse, şehrine kavuşur kavuşmaz misafirliği kalkar.İnsan, doğup yerleştiği veya karısının yerleştiği yere varınca seferi olmaz. Yolda misafir sayılır fakat oraya varınca misafirliği kalkar. İnsan bir şehirde otururken çoluk çocuğunu nakletmeden başka bir şehirde de ayrıca evlenmiş olsa, her iki şehir de kendisinin asıl vatanı olur, hangisine varsa mukîm sayılır.

Devamını Oku

İslâm tertemiz tevhit dinidir

11 Aralık 2004

Soru: İslâm'da lanetlenme var mıdır? Bazı hadislerde içkiyi üreten, satan ve içen, kaşını alan, peruk takan lanetlidir deniyor. Bunlar doğru mudur? Bilgi verir misiniz? (Olga)Cevap: Hadis rivayetlerinin pek çoğuna sonradan sözler karışmış, insanların sözleri Peygamber'in sözleri arasına sokulmuştur. Onun için bu rivayetlerin doğruluk ölçüsü, Kur'ân'a uymasıdır. Kur'ân'a ters rivayetler Peygamber sözü olamaz. Çünkü Peygamber (selâm ona), Kur'ân'a tabi olmakla yükümlüdür. Gerçekten kaşını alan, dövme yaptıranların lanetli oldukları hakkında birtakım rivayetler var ama bunlar çelişkili sözlerdir. Çünkü Peygamberimiz kadınların süslenmesini teşvik etmiş, savaştan dönerken öyle ansızın evlere girilmemesini, kadınların süslenmeleri, kendilerine çeki düzen vermeleri için bir zaman tanınmasını emretmiştir. Ayrıca yanına saçı başı karışık giren kişiye çıkıp yüzünü yıkamasını, taranmasını, saçı başı karışık, dağınık vaziyette huzura gelmemesini emretmiştir.Yaşlı kimselerin, boyanarak ihtiyarlığını gizlemelerini söylemiştir. Kendisi de sakalını boyar, güzel giyinirdi. Görünümüyle de bakanları âdeta büyülerdi. Peruk takmak niçin lanet sebebi olsun? Peygamber, savaşta burnunu kaybeden, yüzündeki kötü görüntüyü kapatmak için gümüşten yapılmış burunun koku yaptığını söyleyen Arfece'ye, altın burun takmasını emretmiştir. Çirkinliği kapatmak için altın burun takmayı emrederken baştaki kelliği kapatmak için peruk takmayı neden yasaklasın. Bu rivayetlere baktığınız zaman her birinin diğerinden farklı olduğunu, biri bir karışken ötekinin bir kulaç kadar uzadığını görürsünüz. İslâm bu tür iftiralardan uzaktır. Gerçek İslâm Kur'ân'ın anlattığı an, duru, insan doğasına uygun, kolay, sade, tertemiz tevhit dinidir.Gerçekten uzaylılar var mı?Soru: Uzayda başka canlılar var mı?Cevap: Uzaylıların olup olmadığını bilmem. Ancak bazı ayetlerden, uzayda canlıların bulunduğu anlaşılır. Mesela, "Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah'a secde ederler" (Ra'd: 15), "Sûr'a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler" (Neml: 87), "Sûr'a üflenmiş, göklerde ve yerde olanlar (korkudan) bayılmışlar ancak Allah'ın dilediği sarsılmamıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir, birden onlar kalkmış, bakıyorlardır" (Zümer: 27). Şimdi göklerde Allah'a secde eden, O'nun buyruğuna ister istemez boyun eğen, kıyametin dehşetinden korkuya kapılıp bayılan varlıklar olduğuna göre demek ki göklerde de akıllı varlıklar, yani uzaylılar vardır. Ama UFO'lar gerçekten uzaylı varlıklar mıdır? Bunu Allah bilir.

Devamını Oku