Takva sahipleri kuşkulu şeylerden uzak durmalıdır

2 Aralık 2004

Soru: Turizm alanında yatırım yapmayı düşünüyorum. Ancak gelenlerin alkol istemeleri beni rahatsız ediyor. Bu konunun dinimiz açısından sorumluluğu nedir? (Murat Gürçay)Cevap: Daha önce yanıtladığım benzeri bir sorunun cevabını yineliyorum: Dinimizde alkol kullanmak da satmak da haramdır. Ancak yaşanan şartlar, bazı Müslümanları istemeye istemeye bu yola itmektedir. Kur'ân'da alkollü içki içmek ve domuz eti yemek haram kılınmıştır. Ama gayrimüslimlere domuz satmak veya domuz eti satmak caizdir. Çünkü yasaklanan, domuz etini yemektir, domuzu satmak değil.Kaldı ki bugün artık kaçınılması mümkün olmayan şeyleri, ayrıntı rivayetlere dayanarak kaldırmak, bunlardan kaçınmak mümkün değildir.Ülkemizde bu kadar süpermarket var. Bunların hemen hepsinde içki satılır. Binlerce kişi buralardan alışveriş yapar. Ünlü Hanefi fakihi Serahsu'nin belirttiğine göre, Kadı Şüreyh, zimmet ehli birinin (bir gayrimüslimin) şarap küpünü kıran kimsenin, şarabın bedelini ödemek zorunda olduğunu söylemiştir. Zira gayrimüslimlere göre şarap değerli bir maldır. Müslüman hükümdar, gayrimüslimlere can ve mal garantisi vermiştir. Bu durumda Müslüman'ın, telef ettiği gayrimüslime ait şarabın parasal olarak değerini ödemesi gerekir (el-Mebsut: 11/53).Hz. Ömer, valilerine zimmilerin getirdiği şarabı nasıl vergilendirdiklerini sormuş. Onlar da bu şarapların öşrünü (1/10'ini vergi olarak) aldıklarını söylemişler. Hz. Ömer, "Öyle yapmayınız. Bırakınız onlar şarabı satsınlar, siz paranın onda birini alınız" demiştir. İslâm hukukçularına göre, şarap Müslüman için mal değil fakat gayrimüslim için maldır. Bu bakımdan Müslüman, gayrimüslime ait şarabı gasp etmiş olursa kıymetini ödemek zorundadır. "Bir Hıristiyan, Hıristiyan'dan şarap gasp edip telef ederse, telef ettiği şarabın mislini öder. Ama Müslüman, gayrimüslimin şarabını gasp edip de telef ettiği takdirde şarabın mislini değil, parasal kıymetini öder. Hıristiyanların, kendi aralarında şarap satmaları caizdir" (el-Mebsut: 11/102-104).Ebu Yusuf şu fetvayı veriyor: "Zimmiler (gayrimüslim teba) arasında da ancak Müslümanlar için geçerli olan işlemler geçerlidir. Sadece domuz ve şarap ticareti bunun dışındadır. Onların, şarap ve domuz ticareti yapmalarını geçerli ve güzel buluyorum. Çünkü domuz ve şarap onlar hakkında değerli maldır. Nitekim Hz. Ömer'in, 'Bırakınız onlar şarabı satsınlar, siz paranın onda birini alınız' sözü de bu görüşümüzü destekler" (el-Mebsut: 13/137).Bugünkü şartlarda, şarap ve domuz eti satan tacirlerin kazandıkları paranın haram olduğunu söylemek güçtür. Sorulan bu mesele, kuşkulu bir meseledir. Takva sahipleri, kuşkulu şeylerden uzak dururlar. En salim yol budur.

Devamını Oku

Batıl anlatımlar Kur'an'a terstir

1 Aralık 2004

Soru: Miraç kandili dolayısıyla bütün imamlar, namazın bu gecede farz olduğunu ve peygamberimizin Allah'la bir kılıç boyu mesafede konuştuğunu ifade etmişlerdi. Miraç olayı İsra Suresi'nde birinci ayette anlatılmaktadır. İsra Suresi iniş sırasına göre on yedinci ayettir ama namazın emredilişi açık olarak iniş sırasına göre üçüncü olan Müzzemmil Suresi'nin yirminci ayetinde yazıyor. Bunu bana açıklar mısınız, hangisi doğru? Bu konuda oldukça tereddütte kaldım. Teşekkürler. (Raci Tarım)Cevap: Namazın Miraç gecesi farz olduğu rivayetleri Kur'an'a uymadığı gibi Hz. Peygamber'in, Allah ile arada bir kılıç boyu kalacak kadar yaklaşıp öyle karşılıklı konuştuğu şeklindeki rivayetler de doğru değildir. Hz. Peygamber'e öylesine yaklaşan Allah değil, ona vahiy getiren Cebrail Aleyhisselâm'dır. Necm Suresi'nde Cebrail'in, önce ufukta görünüp sonra Hz. Peygamber'e iki yay arası, hatta daha da az bir mesafe kalacak biçimde yaklaşıp vahiy verdiği anlatılmaktadır. İşte bu olay, sonradan rivayetçiler tarafından Miraç olayına aktarılmış ve sanki Allah'ın, Hz. Muhammed'e böyle yaklaştığı anlatılagelmiştir. Bu tür anlatımlar batıldır, Kur'an'a terstir. Çünkü bu gözle Allah'ı görmek mümkün değildir. Allah, kuluna şah damarından da yakındır. İki yay arası ölçümünün ne anlamı var?Namazda önemli olan huzur ve zikirdirSoru: Vakit namazlarının sünnetlerini kılarken daha önce kazaya kalmış farzlara da niyet edilirse doğru olur mu? Bu konuda bilginizi rica ediyorum.Cevap: Bile bile kılınmamış namazların kazası yoktur. Onlar için yapılacak şey tevbedir. Kaza, bir özür dolayısıyla kılınmayan namazlar için söz konusudur. Bunlar da özür geçince sırasıyla kılınır ki zaten bunların tutarı ancak bir veya en çok iki günlük namaz olur. Bunlar sırasıyla kılındıktan sonra içinde bulunulan vakit namazı kılınır. Ama siz sünnet yerine kaza diye namaz kılmak istiyorsanız, kılınız. Sünnet, nafile demektir. Bunları kılma zorunluluğu yoktur. Dilerseniz kılarsınız, dilerseniz kaza diyet niyet edip kılarsınız. Fark etmez. Önemli olan namaz kılmaktır. Kazaymış, sünnetmiş hiç önemli değil. Namaz, Allah ile iletişim kurmaktır. Önemli olan namazdaki huzur ve zikirdir, sünnet veya kaza niyetleri önemli değildir. Namaz kıl da ne namazı kılarsan kıl. Namaz Allah'a yönelmedir. Adı hiç önemli değil, içeriği önemlidir.

Devamını Oku

Ürünün zekâtı devşirildikten sonra verilir

1 Aralık 2004

Soru: Bir miktar üzüm bağım var. Buraya 3 milyar masraf yaptım ve buna karşılık 750 milyon lira gelir elde ettim. Yani 2 milyar 250 milyon lira zararım var. Bu durumda öşür vermem gerekir mi? (Mehmet Tanoğlu)Cevap: Bu sorunun cevabını, "Yeni İslâm ilmihali" adlı eserimden aktarıyorum: Yapılacak tarım masrafları, işçi ve amele ücretleri ve ailenin geçim masrafı mahsulden çıkarılmaz. Masraflar göz önünde tutulmadan ürünün tamamından zekât verilir. Ekinin vakti gelmeden satılması halinde, zekâtı alana düşer. Ürün vakti geldikten sonra satılırsa, zekâtı satana aittir. Ürün devşirildikten sonra zekâü verilir. Hububat mahsullerinin zekât vakti, tartılıp ayıklanma işleminden sonradır. O zaman zekât farz olur. Ürün, sahibinin elinde olmayan bir nedenle yok olursa, zekât kalkar. Hepsi değil de ürünün bir kısmı batarsa elde kalanın zekâtı verilir. Ekin ve meyvelerin zekâtı verilmeden yemek doğru değildir. Fakat ileride verilmek üzere zekâtı bir kenara ayrılıp geri kalanından istifade edilir.İslâm hukukuna göre zekât, bir devlet vergisidir. Bugün çiftçilerin devlete ödedikleri ürün vergisi, zekât yerine geçer. Buna göre ürün sahipleri eğer ürünlerinden vergi ödüyorlarsa ayrıca ürün zekâtı vermeleri gerekmez. Vergileri ödenmiş olan mahsul ve hayvanlar için zekât vermek gerekmez. Ama vergi ödemiyorlarsa, açıklanan miktar üzerinden zekât vermeleri gerekir. Bu miktar, yağmur suyuyla sulanan arazide % 10, ücret veya masrafla sulanan arazide % 5'tir."Soru ve Cevaplarla İslâm"Soru: Sayın hocam VATAN gazetesinde yayınlanan yazılarınızla ilgili bir kitap çıkacak mı? Ayrıca VATAN gazetesinin geçen yıl promosyon olarak verdiği 3 ciltlik Kur'an tefsirini nasıl temin edebilirim? (Sedat Çelikkanat)Cevap: Vatan gazetesinde yazdığımız yazılar, okurlardan gelen yoğun istek üzerine yeniden gözden geçirilip baskıya verilmiştir. İnşallah "Soru ve Cevaplarla İslâm" adını verdiğimiz bu eserin üç cildi yakında piyasaya çıkacaktır. Vatan Gazetesinin, geçen yıl promosyon olarak verdiği üç ciltlik "Kur'ân-ı Kerîm Tefsîri" adlı eserimizi yeniden gözden geçirerek birinci hamur kâğıda bastırdık. Lüks bir ciltle okurların hizmetine sunulan bu eseri aşağıdaki adresten isteyebilirler:Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı/İstanbulTel: 0216-492 66 12Fax: 0216-492 66 13

Devamını Oku

"Yeryüzünde bulunan her şey fanidir"

30 Kasım 2004

Soru: 36 yaşında bir bayanım. Yedi yaşında bir oğlum var. Babam ile annem yaşlı insanlar. Onlara ben bakıyorum. Eniştemin ani ölümü beni inanılmayacak derecede bir strese sürükledi. Hâlâ bu olayın etkisindeyim. Bir türlü kendimi toparlayamıyorum. Tabii bu durum sıhatimi de olumsuz şekilde etkiliyor. Örneğin tansiyonum sürekli yüksek çıkıyor. Biliyorum ki bir gün ben de öleceğim. Ancak bu duygu beni çok kokutuyor. İnanın geceleri gözüme uyku girmiyor. Sevdiklerimden ayrı kalmak istemiyorum. Ne yapabilirim? Bu duyguyu ve korkuyu nasıl yenebilirim? Bu konuda bana yardımcı olmanızı rica ediyorum. (T. A.)Cevap: Maalesef sizin sorununuzun çözümü benim elimde değildir. Ahirete güçlü biçimde inanan bir kimse kesinlikle ölümden korkmaz. Niçin korksun ki? Ölüm yok olmak değil, ruhun hapsedildiği kafesinden kurtulması, madde esaretinden daha özgür bir hayata gitmesidir. Ölümden korksanız ne olacak ki? Her canlı sonunda ölecektir. "Yeryüzünde bulunan her şey fanidir" (Rahman Suresi). Hani peygamberler, Mevlânalar, Yunuslar, dünyaya hükmeden krallar, padişahlar, İskenderler, Fatihler, Yavuzlar? Her doğan ölür, her yapılan yıkılır. Süleyman Çelebi'nin dediği gibi:"Her ne denlû yaşar ise bir kişi,Akıbet ölmekdürür ânın işi."Herkese iyilik yapınKur'ân, ölümden kaçmanın bir yarar sağlamayacağını vurgular. İnsan ne kadar yaşasa da bir gün mutlaka ölecektir. Zaten ölmek için yaratılmışız. Ölmeliyiz ki o tadına doyum olmaz, katıksız sefa yurduna gidelim, katıksız huzuru tadalım. Korkulan ölümün, aslında nasıl bir kurtarıcı olduğunu anlamak için, çektiği ıstıraptan kurtulmak için ötenazi isteyen kimselerin, intihar edenlerin durumunu düşünün.Çare yok! "Her can ölümün tadını tadacaktır" (Âl-i İmran). Siz eğer öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız şu kubbede hoş bir seda bırakmaya çalışın. Güzel işler yapın. Yetimleri okşayın onları sevindirin, darda kalmışlara yardım edin. Elinizden geldiğince herkese iyilik yapın. Hatta kötülük gördüklerinize de iyilik yapın."Dest-i gavvâsân-ı insafa gelir birgün çıkar,Sen heman bir iyilik et ummana at."Kısacası, iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir.

Devamını Oku

Çevre kirliliği felâketlere davetiyedir

29 Kasım 2004

Cevap: Yere tükürmek, çöp atmak çevreyi kirletir. Çevre kirliliğinin felâketlere davetiye çıkaracağını Kur'ân haber vermektedir. Temizlik imandandır. Kur'ân, Hz. Peygamber'e elbisesini temizlemesini emretmiştir. Elbise, bireysel bir giysidir. Çevre ise toplumsal bir alandır. Bireysel alanın temiz tutulması emredilirken kamusal alanın temiz tutulması gerekli olmaz mı? Kur'ân, Allah'ın temiz insanları sevdiğini vurgular. "Allah tevbe edenleri sever ve temizlenenleri sever" (Bakara: 22?).Temizliğin, imandan veya imanın yarısı olduğunu belirten Peygamberimiz, çevreyi temiz tutmaya, herkesin yararlandığı, yol gölgelik (park) gibi alanları kirletmemeye titizlik göstermemizi emretmiştir. Bu konuda bazı Peygamber buyruklarını zikretmeyi gerekli görüyorum:"İki lanetten sakının. 'Nedir o iki lanet ey Allah'ın Elçisi?' diye sordular. Buyurdu ki: İnsanların gelip geçtiği yollar veya istirahat ettikleri gölgeliklerde (parklarda) tuvalet yapmak, buralan kirletmektir.""Üç lanet getirecek şeyden sakının: İnsanların gelip geçtiği yerlere, yol ortasına ve gölgeliklere tuvalet yapmak (buralan kirletmek)."Bu konuda başka bir uyancı hadis de şöyledir: "Yollarda Müslümanlara eziyet eden kimseler, onların lanetine uğrar." "Müslümanların herhangi bir yolunda taharetlenen kimse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın" (et-Tarğîb, Taharet: 1/133-134).Dua, huzur kaynağıdırSoru: Küçükken, Allah'a her gün 6 farklı duadan 20'şer adet okuma sözü vermiştim. Ama bu sözümün bir yıl süreyle mi yoksa ömür boyu mu olduğunu hatırlayamıyorum. Şimdi bu eylemi kessem günah olur mu? Ayrıca detayını hatırlayamadığımız sözler için nasıl bir tutum sergilemeliyiz? (Fatih Ay)Cevap: "Küçükken" ifadeniz kapalıdır. Ne kadar küçükken? Ergenlik çağından önce böyle bir söz vermişseniz henüz mükellef olmadığınız için bu adağı kısa bir süre yapmanız yeterlidir. Ama iyice mükelleftik çağına girdikten yani İmam-ı A'zam'ın görüşüyle 18 yaşına bastıktan sonra böyle bir adak yapmışsanız sizin niyetinize göre değişir. Eğer sözünüzden kastınız bu duaları ömür boyu yapmaksa, ömür boyu o duaları okumanız gerekir. Ama zamanı hiç düşünmeden öyle söylemişseniz kesebilirsiniz. Sayı önemli değildir. Gönlünüzden geldiği biçimde dua edersiniz. Zaten mümin insan günün belli saatlerinde dua eder. O, güne dua ile başlar ve günü dua ile bitirir. Dua, onun için teselli ve huzur kaynağıdır.

Devamını Oku

Teşvik ve uyarı amaçlı rivayetler

27 Kasım 2004

Soru: Bir kimse hangi durumlarda (ne yaparsa) dinden çıkar? Sıkça duyduğumuz, "üç defa arka arkaya cuma namazına gitmezsen dinden çıkarsın" sözü doğru mudur? Dinden çıkan bir kimse neler yaparsa tekrar Müslüman olur, dine kabul edilir?Cevap: Allah'ı inkâr eden, Kur'ân'ın tamamını veya bir kısmını, Hz. Peygamber'i kabul etmeyen, Kur'ân veya Peygamber'i küçümseyen, dinin temel ögeleriyle alay eden kimse dinden çıkar. "Üç defa arka arkaya cuma namazına gitmezsen dinden çıkarsın" şeklinde bir hadise rastlamadım. Kaynaklarda cumaya teşvik ve cumayı terk etmeye karşı uyarı mahiyetinde rivayetler vardır. Bunlardan birkaçını zikredelim: "Küçümseyerek üç cumayı ardı ardına özürsüz olarak terk eden kimsenin kalbi mühürlenir" (İbn Hanbel, İbn Mace, Salat, h. 1125, diğer 3 Sünen, Hakini). Yahut, "O kimse münafıklardan yazılır" (Taberânî) rivayeti vardır ki başka bir rivayette cuma sayısı dörde çıkmaktadır: "özürsüz olarak 4 cumayı terk eden kimse, İslâm'ı arkasına atmıştır" (Şîrâzî, Elkab).Metinleri değişik olan bu rivayetler, gerçekten Peygamber sahabileri tarafından da aktarılmamış, Peygamber'i görüp görmediği belli olmayan, hali bilinmez, güvenilir olmayan bazı kişilere dayandırılmıştır. Başka bir rivayette ise "Özürsüz olarak cuma namazını kılmayan kimse bir dinar sadaka versin, bunu yapamazsa hiç değilse yarım dinar sadaka versin" rivayeti vardır (İbn Hanbel, Ebu Davud, Nesaî, İbn Mace, K. Salat, h. No. 1128; Hakim). Bu rivayetin başka bir varyantı ise "Özürsüz olarak cumayı terk eden kimse bir dirhem, yahut yarım dirhem, ya da bir ölçek, bir müdd sadaka versin" şeklindedir (Beyhakî). Buna benzer senedi kopuk bir rivayeti de Ebu Davud kaydetmiştir (Salat, b. Keffaretu men terekehâ, h. No. 1041. Bkz. Kenzu'l-Ummal: 7/728-731; et-Tarğîb: 1/508-512).Peygamber'den sonra çeşitli kişilerin ağzında değişik biçimlere sokulan bu rivayetler, inanca temel olacak güçte değildir. Sadece teşvik ve uyarı amaçlı söylemlerdir. İslâm'ın temel öğelerini inkâr etmedikçe insan dinden çıkmaz. Dinin temel taşlarını küçümsemek, onlarla alay etmek, insanı dinden çıkaran davranışlardır.Çocuklara yardım edinSoru: Üç ay önce bir Müslüman'a kötü davrandım. Bunun için sadaka vermek istiyorum. Bu parayı çeşitli vakıflara versem olur mu? Fakirlere dağıtmaya diye niyet ettiğimiz paraları, eğer fakir bulamazsak nerelere vermeliyiz?Cevap: Bağışta bulunacağınız vakfın, insanlara aydınlık düşünceler götüren temiz yürekle kurulmuş vakıf veya kuruluşlar olmalıdır. Ben size bu parayı Çocuk Esirgeme Kurumu'na veya Çocuk Vakfı'na vermenizi öneririm.

Devamını Oku

Kur'an-ı Kerim verilen sözde durmayı emreder

27 Kasım 2004

Soru: Bir kimse bir kimseye söz verir de kasten tutmazsa veya tutamazsa kul hakkı yemiş olur mu? Söz verip de sözünde durmamanın dinimizdeki yaptırımı nedir?Cevap: Kur'ân, çeşitli ayetlerde sözde durmayı emreder ve Müslüman'ın birinci özelliğinin, verdiği sözde durmak olduğunu vurgular. "Allah'ın ahdini yerine getirirler, verdikleri sözden caymazlar" (Ra'd: 21).Gerek Allah'a, gerek insanlara verilmiş olsun, mutlaka verilen meşru sözde durmak gerekir. "Ahdi yerine getiriniz çünkü ahidden sorulacaktır" (İsrâ: 50/34).Bu ayette olduğu gibi birçok ayette ahde vefa edilmesi, yani özen gösterilmesi emredilmektedir. Randevu anlamına gelen ahdin, Allah'a izafeyle "Ahdullah: Allah'ın ahdi" denmesi, önemini vurgulamak içindir. Yani ahd (söz verme), Allah'ın bir hakkıdır. Buna hıyanet edilemez, verilen sözden cayılamaz.Yemini paraya satmakVerilen söz, Allah'ın adıyla pekiştirilir. Yemin edilmek suretiyle Allah o söze tanık yapılır. Bundan dolayı o söz, Allah'a verilen söz sayılır. Verilen meşru sözde durmak, Allah'ın haklarındandır. Verilen sözü bozmak, yünü eğirip büktükten sonra tekrar çözen kadının işine benzetilmiştir.Menfaat karşılığında sözünden dönmek, ahdi ve yemini az bir paraya satmak kabul edilmiştir. Sağlanan çıkar, ahdi bozma karşılığında alınan bedel ne kadar fazla olsa da ahiret karşısında dünya varlığının hiçbir değeri yoktur. Dünya, "Az bir geçim"den ibarettir. Sözünden dönenler, paha biçilmez ahiret nimetlerini, tamamı az bir geçimden ibaret olan dünya menfaatiyle değiştirmiş olurlar.Allah yolundan sapmaBazı kimseler, bir toplulukla anlaşma yapar. Şayet anlaştıkları topluluktan daha güçlü bir topluluk karşılarına çıkarsa, zayıf topluluğa verdikleri sözü bozar, güçlülerle antlaşırlardı. Ayette zayıflara verilen sözün, güçlülerin hatırına bozulmaması, zayıf durumda verilen sözün, güçlenince de tutulması emrediliyor. Verilen söze daima sadakat göstermek de genel ahlâk prensiplerindendir.Nahl: 70/94'üncü ayette antların, aldatma vesilesi yapılmaması yinelenir. Çünkü bu, ayakların doğru yoldan kaymasına ve Allah'ın gösterdiği yoldan sapmaya sebep olur. Zira böyle olunca artık kimsenin sözüne güven kalmaz, toplum içinde karşılıklı güven duygusu sarsılır ve bu yüzden insanlar birbirlerine düşerler. Kavgalar, savaşlar toplumu yiyip bitirir.

Devamını Oku

Hayra yol açan o hayrı yapmış gibi sevap alır

25 Kasım 2004

Soru: Bildiğim kadarıyla dinimizde, "Sebep olan işlemiş gibidir" diye bir hüküm var. Bu çerçeveden bakarsak alışveriş yapıp fiş istemeyen müşteri de satıcıyla aynı oranda suçlu mudur? Bence vatandaşa fiş vermemek kul hakkına girer. Yanılıyor muyum? Şayet öyleyse alışverişten sonra fış almazsak biz de tüyü bitmedik yetimin hakkını yemiş gibi ceza görür müyüz? Ya da bunun cezası nedir? Ayrıca banka faizi, hazine bonosu, yatırım fonları haram mıdır? Enflasyondan etkilenmemek için paramı bankaya yatırıyorum ama bu konuda çok tedirginim.Cevap: Bir hadiste, "Hayra yol açan, o hayrı yapmış gibidir" buyurulmaktadır. Doğrudur. Hayrın yapılmasına sebep olan, o hayrı yapan gibi sevap alır. Alışverişlerde yasalara aykırı işler yapmak elbette haramdır. Çünkü bu, devleti ve milleti kandırmak olur. Gerçi burada alan ve satan memnun ama memnun olmayan geniş bir kitle var. Halk ve onun temsilcisi devlet. Takva sahipleri böyle şeylerden uzak durur. Diğer sorunuza gelince. Bu konuyu çok yazdım. Asıl haram olan faiz, reel faizdir ki Kur'ân buna ribâ der. Ve asıl haram ribâda ihtiyaç içinde bulunan yoksuldan alınan fazlalıktır. Bankalar yoksul değildir. Kâr kuruluşlandır. Bunlar mudilerinden topladıkları paralarla para kazanırlar. Hazine bonosunu çıkaran ise devlettir. Benim kanaatime göre bankaların dağıttığı yasal faiz haram olmadığı gibi hazine bonosu da haram değildir. Çünkü hazine bonosu almakla devletin yapacağı yatırıma destek sağlanmış olur. Yatırımlar da ekonominin temel kulvarlarıdır. Yatırım yapılacak ki iş alanları açılsın, yollar yapılsın, ülke kalkınsın. Vaktiyle devletin savaşlardan gelen ganimetleri halka dağıtması, insanlara çeşitli oranlarda paylar vermesi helâl oluyor da hazine bonosu mu haram oluyor? Artık İslâm'ı dar kulvarlara sıkıştırmanın anlamı yoktur.Hangi eserleri okumalıyım?Soru: Altı yıllık bir avukatım. Sizin yazmış olduğunuz "Kur'ân Meali" ile "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı 11 ciltlik eserlerinizi okudum. Bunun ardından "Ri-yazü's-sâlihin" ile Yaşar Nuri Öztürk'ün "Kur'ân'daki İslâm" adlı eserleri de okudum. Şimdi ise "ne okursam faydalı olur?" kaygısını taşıyorum. Beni aydınlatırsanız sevinirim. (İsmail Zahit Kürşat)Cevap: Size "Kur'ân Ansiklopedisi", "İslâm Tasavvufu", "Kur'ân Prensipleri", "Görünmez Alemin İzleri" adlı eserlerimi evvel emirde okumanızı tavsiye ederim. Hele bunları okuyun, sonra görüşürüz.

Devamını Oku