Bu dünya yaşamı sınav dönemidir

17 Kasım 2004

Soru: Ekonomik krizde, bankalara olan kredi borçlarım sebebiyle hırsızlık yapmıştım. Çaldıklarımı sahiplerine ödemek istiyorum. Şu ana kadar Allah'tan af dileyerek fakirlere yardım etmeye çalıştım. Ama inanan bir insan olduğum için içimde büyük bir eziklik, kalbimde bir acı var. Kul hakkı yediğim için günahkâr oldum. Bana yol gösterir misiniz? (Rumuz H.)Cevap: Malını çaldığınız kişiler yaşıyorsa onlardan helâllik alın. Gider onları bulur, durumu izah edersiniz. Belki size haklarını helâl ederler. Ama onlar yaşamıyorsa Allah'tan af dileyeceksiniz. Şunu iyi biliniz ki, bu dünya yaşamı bir sınav dönemidir. Gerek iyi gerek kötü, her yapılan şey ruhta kendine özgü bir işaret bırakır. İşte biz, ruha yapılan bu kayıtlara amel defteri diyoruz. "Zerre kadar iyilik yapan karşılığını görür ve zerre kadar kötülük yapan da karşılığını görür." Ahiret sorumluluğunu düşünen, dünyanın refahına aldanmaz ve dünyasal değerlendirmelere önem vermez. İnsanların değil, Allah'ın değerlendirmesi önemlidir. Allah yardımcınız olsun.İnsandaki gizli potansiyelSoru: Okulda, insanların yontma taş, cilalı taş gibi devirlerden geçtikleri öğretilmişti. Hz. Adem bu devirleri yaşadı mı? (Arif Duran)Cevap: Kur'ân, Adem'in ilk insan değil, halife yapılan ilk insan olduğunu söylüyor. Bakara Suresi'nin 30'uncu ayetinde, Allah'ın meleklere, insanı halife yapacağını söylediği, insandaki gizli potansiyelin farkında olmayan meleklerin ise barbarlık yapan, kan döken insanın, Allah'ın halifesi yapılmasına şaşkınlıklarını belirttikleri anlatılır. Gaybı bilmeyen meleklerin, insanın kan dökmekte olduğunu söylemelerinden, insanın halifelik makamına gelmeden önce barbar, kaba, katı, saldırgan olduğu ancak üstün akıl düzeyine yükseltilip olgunlaştırılınca halifelik rütbesine çıkarıldığı anlaşılır. Bilim adamları, soruna kazılardan elde ettikleri belgeler açısından, dinler ise vahiy ve iman açısından bakarlar. İyice düşünülürse Kur'ân'ın anlattığı genel yaratış serüveni, bilimsel görüşe aykırı değildir.Korkutma amaçlı rivayetlerSoru: Alkol kullanan 40 gün imansız olurmuş. Bu doğru mu? (Ramazan İnceoğlu)Cevap: Bu tür sözler, insanlan alkolden uzaklaştırmak için üretilmiş, korkutma amaçlı rivayetlerdir. Alkol alanın 40 gün tevbesinin kabul edilmeyeceği sözü doğru olamaz. Kul ne zaman Allah'a yönelirse Allah onu dilerse affeder. Bakın Süleyman Çelebi Allah'ın bol rahmetini ne güzel ifade etmiş:"Bir kez Allah dese aşk ile lisan Dökülür cümle günah misl-i hazan" Yani dil bir defa içtenlikle "Allah" diye yalvarırsa bütün günahlar güz yaprağı gibi dökülür.

Devamını Oku

"Kul hakkı nasıl silinir?"

16 Kasım 2004

Soru: Sayın A. H.'nin, "Dua ve Zikir" kitabının 58'inci sayfasındaki son paragraf şöyledir: "Çünkü hacta, o güne kadar bilerek ya da bilmeyerek yapmış olduğun tüm suçların -kul hakkı da dahil- tamamen silinmekte ve anandan doğduğun günkü kadar günahsız olarak geri dönmektesin. Ayrıca acaba affoldu mu diye düşünmeyi de Hazreti Rasul en büyük günah olarak değerlendiriyor." Ben kul haklarının, ilgili tarafa karşılığı ödenmeden ve helalleşmeden silinmeyeceğini biliyordum. Sayın A. H.'nin bu konudaki yargısını değerlendirmenizi rica ediyorum. (Talha Ermiş / Alanya)Cevap: Kur'ân'ın açık ifadesine göre Allah, dilerse bütün günahları affeder, bağışlar. Zaten her günah ya Allah hakkına, ya kul hakkına veya her ikisine tecavüzdür. Allah kendi hakkını dilerse bağışlayacağı gibi yine dilerse kul hakkını da bağışlar. Allah, hakkına tecavüz edilmiş olan kula öyle ikramlarda bulunur ki o kul, kendisine saldıranı bağışlar, ona hakkını helâl eder, Allah da bağışlar. Kulun hakkını alması, onu memnun etmek için değil mi? Kul memnun olduktan sonra sorun kalmaz. Maneviyat, ahiret işleri bizim değerlendirmemize göre olmaz ve ahiret mahkemesi de dünya mahkemesine benzemez.Ancak sayın A. H.'nin, "Hac yapıp gelen her kulun, anasından doğmuş gibi tüm günahlarından kurtulacağı" hakkındaki hadisin öyle genel biçimde anlamasını doğru bulmam. Hac yapmakla insan bütün günahlarından kurtulmaz. Bir cani, haccetmekle işlediği cinayetten kurtulamaz. Bu adam haccetti, günahlarından temizlendi diye serbest bırakılmaz. Kaldı ki o tür hadisler, ibadetlere, hacca teşvik için söylenmiş, zamanla içine çok abartılar katılmış bulunan teşvik amaçlı sözlerdir. Bunlardan kesin din hükmü çıkarılamaz.Kulun affa uğraması için tüm benliğiyle Allah'a yönelmesi, hatalarına gönülden pişman olup Allah'tan af dilemesi ve mümkünse gasp ettiği haklan, hak sahiplerine geri vermesi gerekir. Bu mümkün değilse Allah'tan af diler. Allah dilerse onu bağışlar, ahirette cezalandırmaz. Ama haksızlığa uğramış olan kulunu da memnun eder. Kişinin, günahının affedilip edilmediği hakkında tereddüt etmesinin büyük günah olduğu görüşü ise çok yanlıştır.Hâşâ, Peygamber böyle söylemez. Her hadis diye kitaplarda bulunan rivayetler de hadis değildir. Çünkü böyle bir söz Kur'ân'a ve Peygamberimizin sağlam hadislerine aykırıdır. Hiç kimse akibetinden emin olamaz. Hatta Hz. Ebubekir'in, "Bir kişi hariç, herkes cennete gidecek dense, acaba o tek kişi ben miyim? diye endişe ederim" dediği meşhurdur. Kul, daima havf ve recâ yani (korku ve umut) içinde olmalıdır. Allah'ın rahmetinden umut kesmemeli, fakat azabından da korkmalıdır. İşte bu iki duygu, insanın doğru yolda düzgün yürümesini sağlar.

Devamını Oku

İslâm dostluk ve kardeşlik dinidir

15 Kasım 2004

Bugün bayramın ikinci günü. Komşular, hiç değilse bayram günleri birbirlerini ziyaret etmeli, hal ve hatırlarını sormalıdırlar. Önce yakın akrabadan başlamak üzere yaşlılar, hastalar ziyaret edilmeli, onların elleri öpülüp rıza ve duaları alınmalıdır. Hali vakti yerinde olanlar için fıtır sadakası yani fitre vermek gerekli olur. Fitrenin miktarı her yılki tutarı yaklaşık 5 milyon liradır. Aile reisi kendisinin, sorumluluk yaşına gelmemiş çocuklarının ve hanımının fitresini verir. Gerçek muhtaçları bulup onlara vermeli, onların bir parça olsun dertlerini hafifletmeye çalışmalıdır.Bu yıl da ülkemiz için güzel şeyler oldu. Bunlara şükrediyoruz. Ama son iki yıldan beri ne yazık ki dünyanın üstüne kara bulutlar çöktü. Komşumuz Irak'ta masum insanlar insafsızca katlediliyor. Dünyayı kendilerinin mülkü sananlar, Irak halkının üstüne bomba yağdırıyor, evlerini başlarına yıkıyorlar. Dünya buna seyirci kalıyor. O ezilen insanların kurtuluşu için dua etmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. İnsan öldürmek medeniyet mi? Bu medeniyete ancak Akif'in deyişiyle "tek dişi kalmış canavar" denilir. Bayramdan iki gün önce, ülkesinin direniş simgesi olan Yaser Arafat Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ona da Allah'tan rahmet dileriz.İhtiyaç içinde yoksul, buruk, ezilmiş insanların gönlünü yapmak Allah'ı memnun eder. Zayıfı himaye etmek, Müslümanın şiandır. Özellikle yetime bakmak onu himaye etmek, kimsesiz çocukları koruyup kollamak çok sevap olan işlerdendir. Hz. Peygamber (s.a.v), "Yetime bakanla ben, cennette şu ikisi gibiyiz" diyerek işaret parmağıyla orta parmağını göstermiş, yetime bakanın, cennette kendisiyle bu iki parmak gibi yan yana olacağını bildirmiştir. Başka bir hadislerinde de, "Müslümanların evlerinin en hayırlısı, içinde yetime iyilik edilen evdir. Ve Müslümanların evlerinin en kötüsü de içinde yetime kötülük edilen evdir" buyurmuşlardır.Mümin insan, bencil değildir. Kendisi kadar başkalarını da düşünür. Peygamberimiz, "Komşusu açken karnını doyurup rahatça uyuyan kimse bizden değildir" buyurmuştur (Hakim, Müstedrek: 2/12; Kenzu'I-Ummal: 9/53, h. 24904).İslâm, dostluk, kardeşlik, barış dinidir. Müslüman, barışsever, güneş gibi herkese ışık sunan, herkesi ısıtan insandır. Egoist değil diğerkâm, düşman değil dost, dar görüşlü değil geniş ufuklu, aydınlık, olgun insandır. Peygamberimiz, "Birbirinize haset etmeyiniz, arka çevirmeyiniz, ey Allah'ın kulları kardeş olunuz" buyurmuştur. Her şey geçer. Kalıcı olan güzel eylemler, iyiliklerdir. Kimseye baki değildir mülk-ü devlet sim-ü zer Bir harap olmuş gönül tamirin etmektir hüner!Bu duyguların ve hoşgörünün tüm topluma egemen olması dileğimle tekrar bayramınızı tebrik ederim.

Devamını Oku

Bayramınız müberak olsun

13 Kasım 2004

Şükrolsun, Ramazan ayını itaatle geçirdik, orucumuzu tuttuk, elimizden geldiğince ibadetlerimizi yaptık. Şimdi sevinç ve mutluluğun simgesi olan bayrama ulaştık. Bayram günü, Müslümanlar camide toplanıp Allah'a yalvarırlar. Yüce yaratıcıdan inşallah, eylemlerinin karşılığı olan af ve mağfiret ödülünü alıp evlerine dönerler. Allah, kendisine hizmet eden kullarının ücretini vermez mi, onları eli boş döndürür mü hiç? Gönül huzuruyla evlerine dönen müminler, bu dünya yaşamından sonra da melekler tarafından saygı ve selamla karşılanırlar:"Rablerinin (azabından) korunanlar da bölük bölük cennete sevk edilmişlerdir. Kapıları daha önce açılmış bulunan cennete vardıklarında onun bekçileri onlara, 'Selam size, (ne) hoşsunuz, ebedi kalmak üzere buraya girin' demişlerdir. (Cennettekiler de): 'Bize verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. (Allah için) çalışanların ücreti ne güzeldir' demişlerdir" (Zümer: 73-74).Dargınlar barışırlarAllah'ın sevgili kullarının ruhları, şu ten kafesini terk ederken Allah'ın okşayıcı hitabını duyarlar. Yüce Rab onlara şöyle buyurur: "Ey huzura eren nefis. Razı edici ve razı edilmiş (Allah'ı memnun etmiş ve Allah tarafından memnun edilmiş) olarak Rabbine dön. (İyi) Kullarım arasına gir. Cennetime gir" (Fecr: 27-30).Ne büyük nimet, ne büyük mutluluk. Allah'ın rızası her türlü nimetin üstündedir. Peygamberimiz, bayramda kadınların da mabede gelip kendilerine özgü bölümde namaz kılmalarını, öğüt dinlemelerini istemiştir. Şevkânî'nin dediği gibi: "Rivayet edilen hadisler, bayramlarda kız, dul, genç, yaşlı, temiz, adetli bütün kadınların mescide gitmelerini meşru kılmaktadır" (Neylu'l-Evtâr, 4/38).Bayram günü Müslümanlar el sıkışırlar "Allah bizi de sizi de affetsin, bağışlasın" diye dua ederler. Bayramlar insanların birbirini ziyaret etmelerine dostlukların tazelenmesine, kardeşliğin perçinlenmesine vesiledir. Dargınlar barışırlar. Barışmada ilk adımı atanın sevabı daha fazladır. Üç günden fazla küs durmak caiz değildir.Küçükler büyüklerin ellerini öper, onların dualarını alırlar. Büyükler de küçüklere sevgi ve şefkat gösterir, yavruları kucaklar öper, yaşıtlar birbirlerine sarılır, bayramlarını kutlarlar. Böylece tüm ülkede toplumsal kaynaşma olur, dayanışmanın en güzel örnekleri yaşanır.Yarın: İslâm, dostluk ve kardeşlik dinidir

Devamını Oku

"Hayvanlara karşı merhametli olmalısınız"

12 Kasım 2004

Soru: İstanbul'da öğretmenlik yapıyorum. Bir köpeğim var. Evimde besliyorum. Kesinlikle evi kirletmiyor. Çevremdeki bazı dostlarım bunun dinen yanlış olduğunu söylediler. Hatta köpeğin bu şekilde bakıldığı evlere meleklerin girmediğini de ifade ettiler. Bir din dersi öğretmeni arkadaşıma sordum. O da aynen bu şekilde söyledi. Başka bir din büyüğümüz ise "Bunda herhangi bir sakınca yok" dedi. Bu işin doğrusu nedir lütfen beni aydınlatın. (Emre Ökten)Cevap: Bu konu hakkında da birkaç yazdım. Kur'ân-ı Kerîm'de köpek beslemenin haram olduğu hakkında bir hüküm yoktur. Ancak nakledilen hadislerden, ihtiyaç yokken evde köpek beslemenin hoş olmadığı anlaşılmaktadır. Fakat evi, tarlayı, bahçeyi beklemek, avcılık yapmak amacıyla köpek beslemek caizdir. Köpeğe karşı bu tutum, onun insanlara bazı hastalıkları aşılaması ve eve gelip gidenlere saldırıp onları rahatsız etmesi gibi sebeplerden kaynaklanmış olabilir. Bu gelenek, o hayvanları hor görmek anlamına gelmez.Sosyal bir toplumTam tersine Hz. Peygamber, her hayvana karşı merhametli olmayı, köpeklere de şefkatli davranmayı emretmiş, köpeklerin de kendi aralarında sosyal bir toplum oluşturduklarını belirterek onlara bakılmasını öğütlemiş (Tirmizî, Ebû Dâvud) ve susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeği, kuyudan su çekip sulayan bir günah kadınının, Allah tarafından affedildiğini buyurmuştur. Köpek bulunan eve meleğin girmeyeceği şeklindeki hadisler, gerçekte hadis olamaz. Bir kere insanı korumak ve eylemlerini saptamakla görevli melekler, hiçbir suretle insandan ayrılmazlar. Köpek bulunan eve niçin melek girmesin? Evini korumak için köpek besleyen sahabiler vardı.Zorunlu durumlarYalnız şunu da belirtmek gerekir ki, köpeği yatak odasında beslemek doğru değildir. Hijyenik açıdan doğru olmadığı gibi İslâm geleneği açısından da doğru değildir. Köpeğinizi yatak odasında değil, bahçenizdeki kulübede yahut evinizin bir yerinde besleyebilirsiniz. Ama köpekle yaüp kalkmak islâm geleneğine uygun değildir. Böyle yaptığınız takdirde haram işlemiş olmazsınız. Ancak İslâm geleneğinde bu mekruh görülmüştür yani hoş karşılanmamıştır. Zorunlu durumlarda ise bir sakınca yoktur. Özellikle modernleştikçe insanlar yalnızlaşıyorlar. Çocukları tarafından da terk edilen yaşlılar yapayalnız kalıyorlar. Artık onların tek tesellisi ve arkadaşı köpekleridir. O durumda bulunanlar için köpek beslemekte bir sakınca olmadığı kanısındayım.

Devamını Oku

İslâm, barış içinde olmak demektir

11 Kasım 2004

Soru: Libya'da, Cezayir'de Mısır'da, Irak'ta Suriye'de Sudan'da Nijerya'da terör terör terör... Her Müslüman ülkede bu var. Sizin bu konudaki değerli görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. (Yıldırım Tuna)Cevap: İslâm'ın anlamı barışa girmek, barış içinde olmak demektir. Kur'ân, "Ey inananlar, hepiniz birlikte İslama (veya barışa) girin, şeytanın adımlarını izlemeyin, çünkü o size apaçık düşmandır" (Bakara: 208) buyurmaktadır. İslâm âleminde görülen terör, dinden değil, dinin yanlış anlaşılmasından veya kötüye kullanılmasından kaynaklanır. Ama İslâm âlemini bu kadar suçlamak da haksızlıktır. Peki Irak'ta terör var mıydı? Amerika niçin Irak'a saldırdı? Amerika, masum Iraklıların evlerine başlarına yıkmıyor mu? İsrail tankları her gün zavallı Filistinlilerin evlerini buldozerlerle yıkmıyor mu? Çocukları, sivilleri, gençleri ve yaşlıları katletmiyor mu? Siz neden sadece Cezayir'deki terörü görüyorsunuz da Batılıların kaç asırdan beri yaptıkları terörü düşünmüyorsunuz? Ülkesi işgale uğramış insanlar, canlarını dişlerine takmış direniyorlar. Filistinlilere terörist derseniz İstiklal Savaşı yıllarında Milli Müdafaa Cemiyetleri'nin gösterdiği direnci de terörizm diye nitelendirmiş olursunuz. Bu eylemler bakış açılarına göre değerlendirilmektedir.Her ne olursa olsun masum insanların öldürülmesinin hoş görülecek bir yanı yok elbette. Ama insanlan bu eylemlere iten, bunlara sebep olan saldırıları da lanetlemek gerekir. Kaldı ki bu terör hareketlerini planlayanların ne derece Müslüman oldukları da mülahaza konusudur. Irak'ta ekmek parası için koşuşturan işçileri, şoförleri kaçırıp boğazlayanlar, acaba gerçekten samimi Müslüman mıdır yoksa İslam'ın arkasına gizlenen rantçılar mı? Bu terör hareketlerini kışkırtan şebekelerin arkasında silah üreticileri olmasın? Bütün bunlar düşünülmesi gereken noktalardır. Silah üretenler, ürettikleri silahların satılması için insanların kavga etmesini isterler. Yoksa fabrikaları nasıl çalışacak? Silahlar ne için yapılır? İnsan öldürmek için değil mi? Dinler, insanlan barıştırmak ister. Ama dini ranta çevirenler, insanları birbirine düşman etmek için ellerinden geleni yaparlar. Haçlı seferlerini kim düzenledi? Dini çıkarlarına alet eden papazlar değil mi? Fransızlar Cezayir'de ne kadar masumun kanına girdiler? Ya Amerikalılar, 20 milyon Kızılderili'yi öldürmediler mi? Şimdi bunlar bu kadar masum, Müslüman ülkeler de terörist öyle mi? Hadi canım sen de. Oysa Kur'ân, dinde zorlama olmadığını, yapılan kötülüğe dahi iyilikle mukabele edilmesini öğütlemektedir. Peygamberimiz de Müslüman'ı, insanların elinden dilinden zarar görmediği insan olarak nitelemiştir. Terör bunun neresinde?

Devamını Oku

Namaz, Allah'ı en güzel anma biçimidir

10 Kasım 2004

Soru: Hayatında farz namazlarının tamamını kılmamış olan birinin, bundan sonraki namazların sünnetini kılıp kılamayacağı hakkında bilgi verir misiniz? (A. Bayraktar)Cevap: Okurlarımdan ricam, yazılarımı hazmederek okumalarıdır. Kaza namazlarıyla ilgili ne kadar çok soru geldi, hemen hemen hepsi birbirinin aynı. Konunun iyice anlaşılması için mümkün olduğunca herkese cevap vermeye çalıştım. Ama yine aynı konu karşıma çıktı. Hayatında namaz kılmamış, sonradan namaz kılmaya başlamış olan kimse sünnet kılabilir mi? Niçin kılmasın? Namazın farzını kıldıktan sonra istediği kadar nafile kılabilir. Bu sorunun asıl amacı şu: Bu kimse 20 yıl, 30 yıl namaz kılmamış. O yılların namazları, üzerinde borçken nasıl nafile kılar? Onun, nafile olan sünnetler yerine eski namazlarını kaza etmesi gerekir.Gerçekte sorun öyle değil. 20 yıl, 30 yıl kasten namaz kılmayıp sonra namaza başlayan kimse yeni İslâm'a girmiş gibidir. Çünkü İslâm, dinin en büyük gereği olan namazı kılmaktır. Namazsız İslâm olmaz. O kimse sadece kültür itibariyle Müslüman'dır ama Kur'ân'ın anlatımına göre eylemli olarak kâmil müslim değildir. Nasıl yeni İslâm'a giren kimse için eski namazlan, oruçları kaza etmek gerekmiyorsa bu kimse için de eski namazlan, oruçları kaza etmek gerekmez. Onlar için Allah'tan af ve mağfiret dileyecek, bundan böyle de bir özür olmadıkça namazlarını kılacak, ibadetlerini yapacaktır.Bu insan namazlarını Hz. Peygamber'in kıldığı gibi kılacaktır. Peygamberimiz cemaatle kıldırdığı namazlardan ayrı olarak çoğunlukla bireysel olarak evinde, bazen de mescidinin bir kenarında nafile namaz kılmıştır. İşte Peygamberimizin bireysel olarak kıldığı bu nafilelere sünnet denilir. Sünnet kılmak sevap, kılmamak günah değildir. İnsan sadece farzı kılmakla yükümlüdür. Farzı kılmayan günahkâr olur.Namaz kılmakta olan kimse, bir özür dolayısıyla bir iki vakit namazı kılamamışsa hangi vakitte olursa olsun önce onları kılar, sonra içinde bulunduğu vaktin namazını kılar. Meselâ sabah ve öğle namazını kılamadan ikindi vaktine girmiş olan, önce sabah namazının farzını, sonra öğle namazının farzını kıldıktan sonra ikindi namazını kılar. Bu namazlar kaza değil, edadır. Bir özür dolayısıyla kılınamamış olan namazlardır.Özürsüz olarak yıllarca namaz kılmamış birinin, geçmiş namazlarını kaza etmesi gerekmez. Çünkü İslâm, kendinden önceki hata ve günahları siler. Bu kimse ciddi olarak namaza başlamakla İslâm'ı uygulama yoluna girmiş olduğundan, önceki hatalarını Allah bağışlayacaktır. Ama ille eski namazlar yerine namaz kılmak istiyorsa istediği kadar kılar. Ad söylemeye gerek yoktur. Namaz, Allah ile iletişim kurma, Allah'ı anma ve O'na en güzel yalvarma biçimidir.

Devamını Oku

Müzik, insanı ruhani âlemle yüz yüze getirir

9 Kasım 2004

Soru: Dünyada müzikle uğraşan ve müzik dinleyenlerin, ahirette cezalandırılacağı söyleniyor. Bu doğru mu? Ayrıca sokakta yürüyen bir kadın, istemesek de gözümüze takılıyor. Bu konuda hüküm nedir? (Eylem Çakır)Cevap: Müzik hakkında birkaç kez yazdığımı anımsıyorum. Ruhun gıdası olan müzik, mubahtır. Kötü duygu ve düşüncelere değil, ruhaniyete sevk eden musiki, yani sanat musikisi insanı ruhani âlemle yüz yüze getirir. "Müzik âşıkın aşkını, fâsıkın fıskını artırır" derler. Ebu Talib el-Mekkî, İmam-ı Gazâlî, Abdulkahir Söhreverdî gibi İslâm bilginleri, müziğin mübah olduğunu kanıtlarıyla anlatırlar. Müziğin güzel ve helâl olduğunu temellendiren Gazâlî şöyle diyor: "Bir anlamı olmayan basit sesler dinlemek caizken, anlamlı ve hikmetli sözler bildiren sesler dinlemek neden caiz olmasın?" (İhya: 2/346).Gazâlî, müzik hakkındaki açıklamasına devamla şöyle diyor: "Şarkı dinlemeyi kötüleyen rivayetler, kalpte şeytani duygular uyandıran şarkılar hakkındadır. Fakat gönülde Allah sevgisi, bayram, doğum, gurbettekinin gelmesi gibi şeylere sevinç uyandıran şarkılar, türküler şeytanın isteğine terstir. İki cariyenin, bayramda Peygamber'in evinde şarkı söylemeleri, Hz. Ayşe'nin, Peygamber'in arkasında durup eğlence gösteren Habeşlileri (çengileri) dinleyip seyretmesi ve benzeri haberler, kalpte güzel duygular uyandıran şarkılar dinlemenin helâl olduğunu kanıtlar" (İhyâu Ulûmi'd-dîn: 2/355-356).Çeşitli hadis mecmualarında Hz. Peygamber'in evinde ve Mina'daki çadırında şarkı söyleyen kadınları dinlediği bildirilmektedir. Peygamber, şarkı söyleyen kadınları dinlediğine göre kadın sesi mübahtır, onun şarkılarını dinlemek de mübah olur. Aynca Ahzâb Suresi'nde Peygamber evde yokken hanımlarından bir şey sormak isteyenlerin, içeri girmeden, kapı ardından sormalan emredilmektedir. Eğer kadının sesi haram olsaydı, kadınlardan bir şey sormanın anlamı kalmazdı. Ayrıca kadınlar gelip herkesin içinde Hz. Peygamber'den çeşitli sorular sormuş ve cevaplarını almışlardır. Öyle daraltıcı rivayetlerin İslâm'a yararı yok, zaran çoktur. Allah dinde bir güçlük bırakmamış (Hac: 78), kullan için güçlüğü değil kolaylığı istemiştir (Bakara: 185).Diğer sorunuza gelince. İstemeden sokakta yürüyen kadınlara gözün ilişmesi, günah değildir. Ancak göz iliştikten sonra kendine hakim olmak, düşünceyi temizlemek ve kasıtlı olarak döne döne bakmamak gerekir. Bakışta ısrar günahtır. Peygamberimiz, "Birinci bakış (yani gayri ihtiyari göz ilişmesi) sana zarar vermez ama ikinci bakış (döne döne bakış) zararlıdır" buyurmuştur.

Devamını Oku