Soru: Hocam bir sorum olacak, eğer cevaplarsanız çok sevinirim. Ben geçen yıl 'Olmayacak, yapmayacağım' diye Allah ve Kur'ân-ı Kerîm üzerine çok büyük yeminler ettim, fakat yeminimi tutamadım ve "yapmayacağım" dediğim şeyi yaptım. Biliyorum çok büyük hatâ yaptım ama Müslüman bir insan olarak ne yapmam gerekiyor? Beni bu konuda aydınlatırsanız çok mutlu olacağım, saygılarımla. Ersin Ağır / GaziantepCevap: Geleceğe ait olarak yapılan yeminin tersi yapıldığında, yani yemin bozulduğunda onun kefaretini vermek gerekir. Yemîn kefareti, Mâide Suresinin 89'ncu âyetinde belirtilmektedir. Bu âyete göre yemininizi bozmanızın sorumluluğundan kurtulmak için ya on fakire sabahlı akşamlı yemek yedirmek, yahut bir fakirin on günlük yiyeceğini temin etmek; yahut on yoksulu giydirmek gerekir. Bunları yapamadığınız takdirde üç gün oruç tutacaksınız.Evlilikte İslami yaklaşımSoru: Hocam ben 28 yaşında bekar bir erkeğim. Çok utangaç ve de çekingenim. Kızlarla iletişim kurmakta zorluk çekiyorum. Dua ediyorum. Bütün her şey (utangaçlık, bekarlık vs) Allah tarafından olduğu için bunlarda bir hayır var mıdır? Bir de bu evlilik konusunda İslami yaklaşım nedir? Teşekkürler.Cevap: Aşırı utangaçlık, ruhsal bir zafiyettir. Bunu atabilmek için bir psikologa başvurmanızda yarar var. Ama evlilikte İslâmî yaklaşım var mı sorusuna gelince: Evlenmek istiyorsanız, önce iyi, terbiyeli bir ailenin kızını seçeceksiniz. Bir kadın ya güzelliği, ya zenginliği, ya soyluluğu veya dindarlığı dolayısıyla eş olarak seçilir. Peygamberimiz dindar olanının yani iyi ahlâklı, terbiyeli bir bayanın seçilmesini, çünkü bunun kişiyi mutlu edeceğini buyurmuştur. Evlenecek erkek ve kızın birbirlerini görmeleri de Peygamber öğütlerindendir.Sünnetler yerine kaza namazı kılmabilirSoru: Hocam Cuma namazı 2 rekat deniliyor, ama ilk dört sünnet ve 4 son sünnet kılınıyor camilerde. Ben bu ilk 4 sünnet ile 4 son sünnetin yerine kazaya kalan namazlarımı kılıyorum acaba doğru mu yapıyorum, içim hiç rahat değil. Bu konuda beni aydınlatırsanız çok sevineceğim, saygılarımı sunarım. (Atakan Türkyılmaz)Cevap: Sünnetler yerine istediğiniz namazı kılabilirsiniz. İçiniz rahat olsun.
Hocam saygılar. Size kafama takılan iki soruyu sormak istiyorumSoru 1: "Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine oraya döneceksiniz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız." (Tâhâ: 55). âyetinden insanoğlunun topraktan yaratıldığını ve ölümle toprağa döneceğini biliyoruz. "Sonra sizi ondan çıkaracağız" açıklaması nedir? Bu çıkış bedenin değil de ruhun çıkışı mı?Soru 2: Efes'e yaptığımız bir gezide orada gümüş bir haç kolyesi gördüm. Kolyeyi beğendim, almak istedim ama tereddüt ettim. Sonuçta ben Müslüman'ım. Haç işareti Hıristiyanlığın bir sembolü. Almadım. Ama düşündüm de bir din bir kolyeye sığdırılamaz. Onu takmam benim Hz. Muhammed'i bırakmam demek değil. Din, kalp işidir, bir kolyeyle Hıristiyan olunmaz kanısına vardım. Hocam o kolyeyi alıp taksam Müslümanlığım zedelenir miydi? Bir kolye bir dine bu kadar etki edebilir miydi? AbrahamCevap 1: Kur'ân'dan anladığımıza göre Allah ölmüşleri yeniden diriltip kabirlerinden çıkaracaktır. Mahşer yani Yüce Divan duruşması da bu dünyada olacaktır. Yani yeniden diriliş bu dünyada olacaktır.Bu durumda ölmüş, çürüyüp toprağa karışmış olan bedenlerin parçaları tekrar bir araya getirilip ruh üflenmek suretiyle diriltilerek kabirlerden çıkarılacaktır. Adiyat Suresi'nde de bu husus belirtilmektedir: "Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı zaman" (Adiyat: 9)Kıyamet olayı sadece bu iki âyetle anlaşılmaz. Burada kabirler ile ruhun içinde bulunduğu bedeni anlayanlar da vardır. Ama bu bir tevil(yorum)dir. Âyetlerden anlaşılan şudur ki: Ölüp de kabre konmuş olanların ruhları, bir gün tekrar zamanın etkilemediği bir beden içine konulup dünya üzerinde kurulacak, Yüce Divana getirileceklerdir.Bu söylemlerden reenkarnasyon manasını anlayanlar da vardır. Abese Suresi'nde de benzeri bir söylem mevcuttur: "Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu. Sonra dilediği zaman onu diriltip kaldırdı." (Abese: 21-22)Sütunumuz bu konuda ayrıntıya girmemize elverişli değildir.Cevap 2: Sözünü ettiğiniz kolye basit bir kolye değil, bir dinin simgesi. Haç İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğun inancının simgesidir. Bunu takan kimse bu inancı benimsemiş olur. Böyle yapmakla Kur'ân'ın reddettiği, yalanladığı bir inancı doğrulamış olur. Kur'ân, İsa'nın çarmıha gerilmediğini ve öldürülmediğini vurgulamaktadır. Siz İsa'nın çarmıha gerildiğini belirten bir simgeyi keyifle taşıyorsunuz. Bunun anlamı nedir? Bu simgeyi, basit bir kolye gibi düşünmeniz yanlıştır.
Soru: Hocam saygılar, ben bir iş adamıyım. Aile şirketimizi kardeşlerimle birlikte yönetiyorum. Allah uzun ömürler versin, babamız da işlerin başında bulunuyor. Ama babamla bazı sorunlar yaşıyoruz. Yanlış işler yapıyor, ticari kurallara uymayan birçok hatalarının sonu gelmiyor. İtiraz ettiğimizde de hem bize hem çocuklarımıza beddua ediyor. Haklı bile olsam babamın bu bedduaları beni çok korkutuyor. Sayın hocam sorum şu: "Babam haksız bile olsa bedduası tutar mı?"Cevap: Kur'ân'da "İnsan, hayra dua eder gibi, şerre dua etmekte (hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir." (İsrâ: 11) buyurulmaktadır. Kızgınlıkla çocuklarına beddua eden babanız, aslında sizin başınıza kötülük gelmesinden memnun olmaz, Allah korusun öyle bir halde en çok onun içi yanar. Ama kızınca beddua etmesi, kötü bir alışkanlık. Maalesef birçok ana baba da bunu yapıyor. Çocuklarına beddua etmek Kur'ân'ın buyruğuna aykırıdır.Şunu iyi bilin ki haksız dualar kabul edilmez. Ayrıca Allah, kulu için ne hayırlı ise onu yapar. Kulun, öfkeye kapılarak, acele ile istediği şeyi yapsa adamın çırası söner. Nice işlerin olmasını acele isteriz ama sonunda o iş olmadığı için ne kadar memnun oluruz, şükrederiz. Allah, öfkeye kapılıp evlâdına beddua edenin duasını kabul etmez, yine onu sıkıntıya sokmamak için kabul etmez. Çünkü beddua ettiği çocuğunun başına bir felaket gelirse en çok o beddua eden ana babanın acı çekeceğini bilir. Haksız beddualar tutmaz. Bununla beraber mümkün olduğu ölçüde babanızı kırmamaya çalışınız. Davranışı ne denli size zarar da verse onu kırmayınız. Çünkü tüm dünya malı, babayı kıracak kadar değerli değildir."Hiç kimseye hor bakma, İncitme gönül yıkma,Sen nefsine yan çıkma, Mevlâ görelim neyler,Neylerse güzel eyler."Ruhu tövbe temizlerSoru: Ters ilişkiye giren ömür boyu cünüp kalırmış, doğru mu?Cevap: Livata, büyük bir edepsizliktir ve günahtır. Fakat böyle bir ilişkiye girenin ömür boyu cünüp kalacağı sözü çok uzun kuyruklu bir yalan. Kim uydurur bu yalanları bilmem. Her ne olursa olsun, cinsel ilişki sonunda yıkanan kimse, beden cünüplüğünden çıkar. Ruh kirliliğinden ise ancak içtenlikle yapılan tevbe sonunda kurtulur.
"Aşâ ile işâ hazır olduğu zaman aşâ ile başlayın""Ve câû ebâhum işâen yebkûn: Akşamleyin ağlayarak babalarına gelir diler" (Yusuf: 16) ayeti, kelimenin akşam anlamına geldiğini açıkça ortaya koyar. İyi sahip olacakları hakkında babalarına garanti verip Yusuf'u kıra götürmüş olan kardeşleri, akşamleyin ağlayarak babalarına dönüp Yusuf'u bir kurdun yediğini söylemişlerdir. Mağrib ve işâ, ayrı vakitler değil, aynı vaktin başı ve sonu demektir. İsra Suresi'nde bu vaktin başı ve sonu belirlenmiştir. Dülûku'ş-şemsten (güneşin batmasından) alacakaranlığa kadar olan zaman aralığı. Gelen rivayetler, Peygamberimizin bu vaktin başında ve sonunda ayrı ayrı namaz kıldırdığı belirtilmiştir. Bunların ilkine mağrib namazı. İkincisine işâ namazı denmiştir.Ezherî'nin beyanına göre mağrib ve işâ namazına işâân (iki işâ) denilir. Fakat işâ, çoklukla akşam namazı için kullanılır. Kur'ân'da işâ, böyle ayrı ayrı iki vakit değil, akşam vakti anlamındadır. Yusuf Suresi'nin 16. ayeti bunu kanıtlar. Arap dilinde aşiyy. güneşin zevalinden batışına kadar olan zamandır. İşâ ise güneşin battığı zaman, yani akşam vaktidir. Aşiyy ve aşiyye günün sonu anlamına gelir. "Keennehum yavme yeravnehâ lem yelbesû illâ aşiyyeten av duhâ-hâ: Onlar onu gördükleri zaman sanki (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar" (Naziat: 46)."Namaz huzurlu olsun""Vazkur Rabbeke kesîran ve sebbih bi'l-aşiy-yi va'l-ibkâr: Rabbini çok an, akşam sabah (O'nu) teşbih et." Al-i İmran: 41, Ğâfir (Mü'min) 55, Meryem: 11, 62'nci ayetlerde aşiyy, akşam, bukra de sabah anlamındadır. Gafir 46'ncı ayette de ğuduvv sabah, aşiyy akşam şeklinde geçer. "Valâ tatrudillezîne yed'ûne rabbehum bi'l-ğadâti va'l-aşiyyi yurîdûne vachehû: Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek, O'na yalvaranları kovma" (En'am: 52, Kehf: 28) ayetlerde de ğadat ve aşiyy, sabah akşam anlamındadır (Lisanu'l-Arab, İşâ maddesi ve İbn el-Esîr, en-Nihâye fi Ğarîbi'l-hadîs: 3/242-243).Güneşin batmasından, alacakaranlık vaktine kadar olan zaman dilimine işâ ve bu zamanda kılınan namaza salât'l-işâ, akşam namazı denilir. Peygamberimiz, "Aşa ile işâ hazır olduğu zaman aşâ ile başlayın" buyurmuştur. Yani önce akşam yemeğini yiyin, sonra akşam namazını kılın ki, namaz daha huzurlu olsun. Görüldüğü üzere Kur'ân'da işâ ve aşiyy kelimesi, akşam vakti anlamındadır. Nur Suresi'nin 59. ayetindeki "min ba'di salâti'l-işâ" cümlesi de akşam namazından sonra demektir. Bu ifadenin, "yatsı namazından sonra" şeklinde çevrilmesi, muahhar anlayışların anlam kaydırmasıdır.
Hiç kimse kendi başına din hükmü koyamazPeygamberimiz kendi içtihadıyla kıldırdığı bu namazları gerektiği zamanlarda, yolculuk iş ve hava şartlan dolayısıyla cem etmiştir. Öğleyle ikindiyi, akşamla yatsıyı zaman zaman birleştirerek kıldırmıştır ki, kendisinden sonra Ehl-i Beyt önderleri de böyle yapmışlardır. Elbette beş namazı ayrı ayrı kılmak efdaldir ama Peygamber'in uygulamasıyla sabit olan öğle ikindi namazlarını ayrıca mağribden bir süre sonra kılınan yatsı namazını da mağrib (akşam) namazıyla birlikte kılmak bir ruhsattır, kolaylıktır. Peygamber'in tanıdığı bu kolaylığı kimse kaldıramaz. Hiç kimsenin dini zorlaştırmaya, kendi kendine din hükmü koymaya hakkı yoktur.Kur'ân, kendi kendine dinde yasaklamalar koyanları kınamaktadır: "De ki: Gördünüz mü, Allah'ın size rızk olarak indirdiği şeylerin bir kısmını haram ve bir kısmını helâl yaptınız. De ki: Allah mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" (Yunus: 59).Burada Kur'ân meallerinde ve Türkçe tefsirlerinde yaygın olan bir hataya da dikkat çekmek isterim. Nur Suresi'nde ergin olmamış çocukların da üç vakitte, ana babalarının özel odalarına girmek için izin istemelerini emreden 58'inci ayetin "min ba'di salâ-ti'l-işâ" cümlesindeki salâti'l-işâ, yatsı namazı olarak çevrilmiştir. Gerçekte isa yatsı değil, akşam demektir.Işâ kelimesinin Kur'ân'daki kullanımına ve Arap dilindeki asıl anlamına dikkat edilmediği için bu hataya düşülmüştür. İşâ kelimesinin Arap dilindeki anlamını ve Kur'ân'da kullanıldığı yerleri gözden geçirirsek kelimenin asıl anlamı ortaya çıkar. İşâ, aşv kökündendir. Aşv ve aşiyy tavuk körlüğü denilen gece körlüğü, görmezlik, gözü kapalılık anlamına gelir. Aşve karanlık, işin sonucunu düşünmeden, gözü kapalı iş yapmaktır. "Ve men ya'şu an Zikri'r-Rahmâni nukayyıd lehû şeytânen fehu-ve lehû karîn: Kim Rahman'in zikrine karşı kör olursa ona bir şeytanı sardırırız artık o, onun (ayrılmaz) arkadaşı olur" (Zuhruf: 36).İşte bu kökten gelen el-işâ, gündüzün sonuyla gecenin başlangıcı olan zamandır. Güneşin batmasından, alacakaranlık vaktine kadar olan zaman dilimine "İşa" denilir. Kur'ân'da bu vakitte kılınan namaza salâtu'l-işâ yani akşam namazı denmiştir. Çünkü bundan ayrı olarak salâtu'l-mağrib, akşam namazı ifadesi Kur'ân'da geçmez. Salâtu'l-mağrib tabiri hadislerde ve fıkıh kitaplarında geçer. Daha sonra işâ kelimesine yatsı diye bir anlam yüklenmiştir. Kur'ân'da kelimenin tek anlamı vardır ki o da akşam demektir.(Devam edecek)
Hz. Peygamber ümmet için bir örnektir Mekke'de inen İsrâ: 78-79'uncu ayetlerle Hûd: 52/114'üncü ayetler üç vakit namaz kılmayı emrediyor. Bunlar sabah ve akşam namazlarıyla biraz uyuduktan sonra kılınacak gece namazıdır. İbn Kesir de bu ayetin, Miraç Gecesi'nde namazın 5 vakit olarak farz kılınmasından önce inmiş olabileceği ihtimalinden söz ediyor. Çünkü o zaman ancak iki namaz, güneş doğmadan ve batmadan önceki namazlar farzdı. Sonra ümmet hakkında gece kalkma neshedildi, Peygamber'in kendisi hakkındaki farz devam etti.Gece namazının ümmet hakkında neshedildiği görüşü doğru olamaz. Gerçi ayette bunun Hz. Peygamber'e özgü olduğu belirtilmiş ise de bu emir, ümmeti de kapsar. Çünkü o, ümmet için örnektir. Ümmet de onun yaptığını yapmalıdır. Gerek İsrâ gerek Hûd surelerinde emir, Hz. Peygamber'e yöneliktir. Fakat ümmet de bu emirlerle muhataptır. Gece namazı, Peygamber'e nafile (yani anılan iki vakitten ayrı) olarak farz ise bizce ümmet için de farz demektir. Zaten Hûd 114'te bu nafile kaydı da yoktur. Demek ki bu ayetin indiği zamanda yalnız sabah ve akşam namazlarıyla gecenin bir kesiminde kılınan namaz farzdı. Hariciler bu ayete dayanarak ancak sabah ve akşam namazlarının farz olduğunu söylemişlerdir.Güneşin doğmasından biraz önce ve batmasından hemen sonraki zamanlar, gündüzün uçları, geceye de yakın olan zamanlarıdır. Öyle ise ayetlerde emredilen namazlar, sabah, akşam ve gece namazlarıdır. Özellikle gece namazına çok vurgu yapılmıştır. Bakara Suresi de ihmal edilmemesi vurgulanan Orta Namaz da gece ortalarında kılınan namazdır. Bu husus Kur'ân'ın ilk surelerinde çok açık biçimde vurgulanmıştır: "1- Ey örtüsüne bürünen, 2- Geceleyin kalk (namaz kıl), yalnız gecenin birazında (uyu). 3- Gecenin yansında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. 4- Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'ân oku. 5- Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. 6- Gerçekten gece kalkıp ibadet etmek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (dua) daha etkilidir. 7- Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır. Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân (okuyup namaz kılmak) üzere uyan, böylece Rabbinin, seni güzel bir makama ulaştıracağı umulur."Peygamberimiz öğle ve ikindi vakitlerinde sürekli olarak ashabına cemaatle namaz kıldırdığı gibi akşam vaktinin başında akşam namazını, sonunda da son akşam denen yatsı namazını kılmış, böylece öğle, ikindi ve yatsı namazları Peygamberimizin içtihadı ve uygulamasıyla sabit olmuştur. Bu namazlar da farzdır ama Kur'ân'da zikredilmemiştir.
Ayetlerin gösterdiği zamanlarda namaz kılmak farzdırİsrâ: 50/78. ayette Peygamber'e, güneşin sarktığı, yani battığı zaman, tan yeri ağardığı zaman ve gecenin bir kısmında namaz kılması emredilmiştir. Çünkü ğasak ortalık karardığı zaman, gecenin ilk saatleri demektir ki, Hûd Suresi'nde "zulefen" veya bir kıraate göre "zulfen" kelimesiyle belirtilen vakittir. Bu, akşamın son vaktine karşılıktır. İsrâ: 50/78-79. ayetlerin emriyle, Hûd: 52/114. ayetin emri aynıdır. Orada da, burada da aynı zamanlarda namaz kılınması emredilmiştir. Ancak Kur'ân'ın genel üslûbu uyarınca aynı anlam, değişik üslûpla ve özdeş kelimelerle belirtilmiştir. Bundan dolayı öğle, ikindi namazlarının bu ayetle farz olduğunu söylemek zoraki bir yorumdur. Ayette emredilen namazlar akşam, sabah ve bir de gecenin bir kısmında kılınan namazdır. Abdullah ibn Abbâs, yemin ederek dülûku'ş-şems'in güneşin battığı zaman olduğunu söylemiştir. Hûd Sûresi'nin 114. ayeti de İbn Abbâs'in tefsirinin doğruluğunu gösterir. Ayetlerin gösterdiği zamanlarda namaz kılmak farzdır.İsrâ: 50/79'uncu ayette Peygamber'e, dü-lûkü'ş-şems ve ğasaku'l-leyl namazlarından ayrı olarak gecenin bir kısmında teheccüd ermesi emredilmektedir. Teheccüd, uyanmak demektir. Ayette "bihî" zamiri, 78'inci ayetin sonundaki Kur'ân'a gider. "Kur'ân ile uyan" yani namaz kılman, Kur'ân okuyup dua etmen için geceleyin uykudan uyan demektir.İnsanın uğraşlarını atmış olduğu o sakin saatlerde yapılan ibadet, ruhu çok etkiler. "Gerçekten gece kalkıp ibadet etmek, oturaklı ve geceleyin okumak daha etkilidir" (Müzzemmil: 6) ayetinin bildirdiği üzere gece ibadeti insan ruhuna bambaşka bir huzur ve lezzet verir, insanı manevi derecelere yükseltir. İsrâ 78'deki (li dulûki'ş-şemsi ilâ ğasakı'l-leyli) ayetinde güneşin batmasından itibaren alacakaranlığa kadar namaz kılınabileceği anlatılır. Bu ifade iki namazın değil, tek namazın, yani akşam namazının vaktini belirlemektedir. Kur'âne'1-fecr ise sabah namazıdır.Müteakip ayette de "Ayrıca gecenin bir bölümünde Kur'ân (okuyup ibadet etmek) üzere uyanman gerekir" söylemiyle gecenin bir bölümünde Kur'ân okumak, dua edip namaz kılmak üzere uyanıp kalkılması emredilmiştir. Bu, teheccüd namazıdır. İsrâ: 78-79. ayetlerde üç vakit namaz (sabah, akşam ve gece namazları) emredildiği gibi "Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve gecenin bir bölümünde namaz kıl" (Hûd: 52/114) ayetinde de aynı şey emredilmiştir: "Gündüzün iki ucu" sabah ve akşam namazlarını, "Gecenin yakın bir zamanı" da teheccüd namazını belirler. Her iki ayette de değişik üslûpla üç vakit namaz emredilmiştir: Sabah, akşam ve gece namazları.
Yüce Allah her zaman anılmalıdırAllah her zaman anılır ama özellikle ayetlerde gösterilen zamanlar, gece ve gündüzün en belirgin zamanlarıdır. Bu vakitlerde Allah'ın daha çok anılması gerekir. Bazı müfessirlere göre bu ayetlerde beş vakit namazın farz olduğuna işaret edilmiştir. Bu görüşlerin ayrıntısı için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimize bakılmalıdır. Çünkü ayrıntıya girmeye sütunumuz elverişli değildir.Gerçekte anılan ayetler, beş vakit namazı değil, Allah'ı zikir ve teşbihi emretmektedir. Kâfirlerin inkârlarından, dedikodularından sıkılmış olan Peygamber (s.a.v.)'i teselli için gelmiş olan bu ayetler, ona gece, gündüz, uyanık olduğu, vakit bulduğu zaman Rabbi'ne yönelmesini, O'nu teşbih etmesini, yani şanının yüceliğini anmasını buyurmaktadır. Namazda da teşbih ve tenzih vardır ama teşbih, namazdan daha geniştir. Namaz, teşbihin sadece bir bölümüdür. Ayetlerde Allah'ın en çok övülmesi, anılması gereken belli başlı vakitlere işaret edilmiştir."78- Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) gecenin kararmasına kadar namaz kıl ve sabahın Kur'ân'ı(nı, uzunca Kur'ân okunan sabah namazı)nı da (yerine getir). Çünkü sabah Kur'ân (okuması) görülecek şeydir. 79- Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân oku(yup namaz kıl)mak üzere uyan, Rabbinin seni güzel bir makama ulaştıracağı umulur" (İsrâ 78-79)."Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve gecenin yakın saatlerinde (gecenin bir bölümünde) namaz kıl, çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür" (Hûd: 52/114). İsrâ: 50/78-79'uncu ayetlerde Hz. Peygamber'e, güneşin sarkmasından, alacakaranlığa değin ve bir de tan yeri ağarırken namaz kılması emrediliyor. Sabah Kur'ânı'nın, yani ibadet ve duasının görülmeye değer, yapılması gerekli bir ibadet olduğu vurgulanıyor.Ayrıca gecenin bir kısmında da uyanıp dua ve ibadet etmesi, bu suretle Allah'ın, kendisini Makam-ı Mahmûd'a (yüce bir mevkiye) ulaştırabileceği bildiriliyor. Dülûku'ş-şems, güneşin eğilmesi kayması demektir. Güneşin eğilmesi iki anlama gelebilir: Ufkun altına doğru sarkması, günün ortasında göğün orta noktasından sağa kayması. Birinci anlamda dülûku'ş-şems akşam vaktini, ikinci anlamda öğle vaktini belirler.Gerçi iki anlam muhtemel görünmekle beraber bize göre dülûku'ş-şems ile kastedilen akşam vaktidir. Çünkü Hûd: 52/114'üncü ayette de Hz. Peygamber'e, gündüzün iki ucunda ve geceye yakın zamanlarında veya diğer bir kıraate göre geceye yakın bir zamanda namaz kılması emrediliyor.