İnsanlar arasında kendince adaletsizlik bulunduğunu iddia eden okurum Tuna İpek'in sorusuna cevabımdır. Ömer Hayyam'a nispet edilen bir şiir şöyledir:"Ezelin sırlarını ne sen bilirsin, ne ben,Bu muamma harfini ne senokuyabilirsin ne ben,Perdenin bu yüzünde senin benimdedikodularımız var,Perde kalkarsa ne sen kalırsın,ne ben."Sayın Tuna İpek, siz kendinize göre yaratılışta adaletsizlik görüyorsunuz. Yani Allah'ın yaptığını eksik buluyorsunuz. Yoksa siz Tanrı mı olmak istiyorsunuz? Acaba siz Tann olsanız mevcut düzenden daha iyi bir düzen mi vereceksiniz evrene? İmamı Gazali, "Leyse fî'l-imkâni ebda'a mimmâ kân: Oluş âleminde var olandan daha güzeli olamaz" demiştir.Evreni yaratan Allah, her şeyi kusursuz ve en güzel yaratmıştır. Kusur, bizim eksik algılamamızdan veya yanlış davranışımızdan kaynaklanır. Evrene baştan başa estetik hakimdir. Allah, yarattığı her şeyi en güzel biçimde (itkan) yaratmıştır. İşte bu estetiktir. Estetik, bir şeyi sanatlı, güzel, göz zevkini okşar biçimde yapmaktır. Yaptığı işi en güzel, en sanatlı biçimde yapan en büyük sanatkâr, yüce Allah'tır. O'nun yaptığında hiçbir kusur, eksiklik ve hata yoktur.Hepsinin görevi farklıİnsanın yaratılışına bir göz atalım. İnsan, spermle yumurtanın birleşmesiyle yaratılır. Rahimde oluşup göbek bağıyla gelen besinlerle beslenen yavru, git gide büyür, mudğa (bir çiğnem) et biçimini alır. Oluşmaya başlayan kemikler, damarlar, kaslar ve etler arasına gerilen muntazam sinir sistemiyle organlar ve hücreler arasında mükemmel bir iletişim kurulur. Yuvalarından kulak, göz çukurları, burun ve ağız meydana gelir. Gövdeden kollar, bacaklar uzanıp dışarı çıkar. Bunların başına boğumlu parmaklar takılır. İçte kalp, mide, bağırsaklar, karaciğer, dalak, akciğer, rahim, mesane oluşur. Her biri kendine özgü görevi yapacak biçimde yaratılır.Kemikler, birtakım eklemlerle birbirine bağlanır. Hareketli eklemlerde sürtüşmeyle aşınma olmaması için iki kemik arasına içi sıvı dolu bir kese yerleştirilir. Baş ile gövde arasına, başın hareketini sağlayan birtakım kemik ve kıkırdak dokudan yapılmış, kaslarla kaplanmış boyun yerleştirilmiştir. Baştan kuyruk sokumuna kadar 24 boğumdan oluşan omurga konmuştur. İçi boş olan omurgadan, beden hücrelerinin ve organlarının iletişimini sağlayan sinir sistemi geçirilmiştir. Beden kaslan, bu sinir sistemiyle hareket ettirilmektedir.
Soru: Hıristiyan kadınlarla evlenebilir miyiz? Kadının dinini değiştirmesi gerekiyor mu? (Şafak öztürk). Aynı konuda bir başka soru: Amerika'da yaşayan kız kardeşim, Hıristiyan bir Amerikalı ile Türkiye'ye geldi. Evlenmek istediği bu şahsı babamızla tanıştırdı. Babam, kız kardeşimi müftüyle görüştürdü. Müftü, bunun dinimizce yasak olduğunu söyledi. Tabii babam da bu evlenmeye izin vermedi. Bu durumda ne yapmalılar? (Ebru Ergüner)Cevap: Bu soruların yanıtı, "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı kitabımın 1. cildinde mevcuttur. Ama burada sorunun ayrıntısına göre yineliyorum. Kitap ehli kadınlarla evlenmek caizdir. Kadının Müslüman olması şart değildir. Kendi dininde de kalsa evlenmeye engel değildir. Mâide Suresi'nin 5. ayetinde, "Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. İnanan, namuslu, hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde (evlenmek üzere) mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o, ahirette kaybedenlerdendir" buyurulmaktadır."Kitap ehlinin namuslu hür kadınları... size helâldir" ayeti, Yahudi ve Hıristiyan kadınlarla evlenmeyi helâl kılmaktadır. Ayette, "Kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir" dendikten sonra, "Kitap verilenlerin namuslu kadınları size helâldir" deniliyor. Yani Müslüman erkeğin, kitap ehli kadınla evlenebileceği belirtiliyor. Fakat Müslüman kadının, kitap ehli erkekle evlenip evlenemeyeceği hususunda bir açıklık getirilmiyor. Aslında Kur'ân'da yasaklanan, müşriklerle evlenmektir. Ne Müslüman erkek, müşrik bir kadınla evlenebilir, ne de Müslüman kadın, müşrik bir erkekle evlenebilir. Fakat kitap ehli, müşrik değildir. Onları müşrikler kategorisine sokmak Kur'ân'ın açık hükmüne aykırıdır.Avrupa'da yaşayan kızlarımız, kadınlarımız okullarda, iş yerlerinde arkadaşlık kurdukları Hıristiyan veya Yahudi erkeklerle evlenmektedirler. Bunların çocukları da olmaktadır. Bu evlilikleri yok sayamayız. Kur'ân-ı Kerim'de Müslüman kadınlar, kitap ehli erkeklerle evlenebilir denmiyor ama evlenemez de denmiyor. Hz. Peygamber'in kızı Zeynep Müslüman, kocası ise bir müşrik idi. Peygamberimiz, kızını yanına getirtti. Altı yıl sonra kocası da Müslüman olup Medine'ye gelince Peygamberimiz, yeni bir nikâh kıymadan kızını kocasına gönderdi. Demek ki aradaki din ayrılığı, nikâhı bozmamıştı. Eğer bozmuş olsaydı, Peygamber, kızı Zeynep'i kocasına göndermezdi.
Soru: Rüyamda boş, terk edilmiş bir evin koridorunda yürürken karşıma beyaz elbiseli, elinde bebeği olan, mutsuz, acı çeken kadınlar çıktı. Başımı aşağıya eğdiğimde ayaklan olmadığını fark ettim. Yanımdan geçtiler. Sonra karşıdan siyah, büyük bir karaltı bana doğru geldi. O yaklaşırken korktum. Gözlerimi açtığımda o karaltıyla burun burunaydım. Bir anda içime girdi. Sarsılarak kalktım. Bu rüyayı lise ikinci sınıftayken görmüştüm. Aradan yıllar geçtikten sonra iki ay kadar önce yine bir rüya gördüm. Yaşlı bir kadın, eline iki tane tahta çubuk alıp çapraz tuttu. Sonra onu çaputla bağladı ve bebek şekli verdi. Arkasına yorgan iğnesi batırdı. Kadının iğneyi bebeğe batırdığı aynı yerdeki acıyla uyandım. Altıncı hissi çok kuvvetli olan biriyim. Rüyalanmda bir veya iki gün önceden, olacak olan olayları sanki ipuçları halinde bire bir değil, bunları birleştirip bir araya getirdiğimde, "şunlar şunlar olacak" diye emin konuşuyorum. Bu dediklerime inanması güç belki ama oluyor. Durup dururken yakın hissettiğim insanlara, "başına şunlar şunlar gelecek" deyip onları uyarıyorum. İnanmayanlar da başlarına dediklerim geldiğinde inanıyorlar. Ben üniversite eğitimi almış, sosyal ve dışa dönük biriyim. İbadetimi elimden geldiğince yapıyorum. Rüyamda içime giren karaltı ne olabilir? (Sevgi Yanarışık)Cevap: Bazı bayanlar, bana gördükleri rüyaları yazıyor ve yorumunu istiyorlar. Birkaç kez belirttiğim gibi ben rüya yorumcusu değilim. Siz bana din hakkında öğrenmek istediğiniz sorular sorun. Rüyanızın yorumunu istemeyin. Öyle şeyleri bilmem. Bu bakımdan sayın Sevgi Yananşık'ın ve bir başka hanımefendinin rüyalarını maalesef tabir edemeyeceğim. Rüyalar şahıstan şahsa değişir, yorumu da kişinin yaşadığı ortama ve olaylara göre değişiklik gösterir. Her rüya, değişik kişiler için aynı anlamı ifade etmeyebilir. Ayrıca çeşitli rüya tabir kitapları var. Onları alıp, rüyanızın yorumuna bakarak bir fikir edinebilirsiniz.Gayriciddi şeyler yazıyorSoru: Adının sizde saklı kalmasını rica ettiğim kişinin bir kitabını okuyorum. Bunlarda Kurân'a aykırı bir tutum var mı? (Nice Savaş)Cevap: Sözünü ettiğiniz zatın, 1970'lerde çıkan "ruh, cin" hakkında bir kitabının sadece baş tarafını okumuş, o zaman faydalı bulmuştum. Fakat zamanla bu zat, o çizgisini çok aştı. Sonradan yazdıklarından bir kısmının ne Kur'ân'da ne de sünnette bir yeri olan, afaki, hayali ve gayri ciddi şeyler olduğunu gördüm. Gayriilmi, kanıtsız, afaki söylemlere karnım tok olduğu için o tür kitapları okumam. Vaktim de yok.
Soru: 1- Gusül ve namaz abtesti aldıktan sonra sürülen ojenin üstüne yeniden abdest alınır mı? 2- Sabah namazı, güneş doğmadan önce mi kılınmalı? 3- Erkeğin evde olmadığı zamanlarda kadın başı açık namaz kılabilir mi? 4- Bir kadın, erkeğe saçlarını kestirebilir mi? (Tanya Özbey)Cevap: 1- Oje üzerine de abdest alınır. Bugün kadınların çok kullandıkları, bir türlü vazgeçemedikleri oje, eskinin kınasının yerini almıştır. Ojeyi abdeste ve gusle engel saymanın mantıklı bir kanıtı yoktur. Böyle yaparsak süsüne düşkün, aynı zamanda dinine de bağlı birçok hanımı dinden soğuturuz. Daha önce de yazdım, yine söylüyorum. Kadının süsü, ziyneti haline gelmiş olan oje abdeste engel değildir. Namaz kılmak isteyen bayan, ojeli elleri ve ayaklarıyla da abdestini alıp namazını kılmalı, asla namazı bırakmamalıdır.2- Sabah namazının vakti, tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneş doğuncaya kadar sürer. Bu takriben iki saatlik bir zaman dilimidir. Tan yeri ağarmaya başladıktan sonra güneş doğuncaya kadar istediğiniz zaman sabah namazını kılabilirsiniz.3- Namazda kadının başını kapatması, namaza saygı gereğidir. Kur'ân, kadınların, yabancı erkeklere karşı başlarını örtmelerini emreder ama namaz için böyle bir şart belirtmez. Fakat İslâm bilginleri, kadının, sokağa çıkması caiz olan kıyafetle namaz kılacağını belirtirler. Ben de bunun uygun olduğu kanısındayım. Her şeyin bir saygınlığı vardır. Ama başına örtme imkânı bulamayan kadın namazını bırakmamalı, öyle kılmalıdır.4- Bir kadının, erkek kuaföre gidip saç kestirmesi dinimizde caiz değildir. Bunu yapmak, Kur'ân'ın başı örtme emrine aykırıdır. Kur'ân'ın emrine aykırı bir hareket ve davranış da günahtır. Ama bu işler vicdan işidir. Herkes vicdanının sesine göre hareket eder.İyi ahlak sahibi olunSoru: Rüyamda ailemle birlikte bir çukurun içindeyiz. Allah'ın huzuruna çıkmışız ve hepimiz azap çekiyoruz. Ben şöyle diyorum: "Allahım ne olur dünyaya döneyim. Şu anda dünyada olsam bir daha kimseyi üzmem." Bu ne anlama geliyor. (Sevgi Yanarışık)Cevap: Benim kanaatime göre size, din hakkında bir şeyler bilen kişiler cehennem azabından, derilerin yakılıp yüzüleceğinden söz etmişler. Bilinçaltınıza yerleşen bu düşünceler, rüya şeklinde kendini açığa vurmuş. Rüya ölçü değildir. Namazınızı kılınız, iyi ve düzgün ahlak sahibi bir Müslüman olmaya çalışınız.
Soru: Bekâr bir erkeğin, bekâr bir kızla cinsel ilişkiye girmesi günah mı?Cevap: Zina, erkekle kadının nikâhsız cinsel ilişkide bulunmasıdır. Evli olsun, bekâr olsun fark etmez, ikisi de zinadır ve büyük günahtır. Kur'ân'a göre bunun cezası topluluk önünde yüz sopadır (Nur Suresi: 2. ayet). Kur'ân, zinaya yaklaşmayı yasaklamıştır: "Zinaya yaklaşmayın çünkü o, açık bir kötülüktür, çok kötü bir yoldur" (İsrâ: 50/32). Kur'ân-ı Kerîm, zinayı Allah'a ortak koşmayla birlikte anmıştır: "Ve onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunlan yaparsa cezasını bulur" (Furkan: 42/68). Bu ayette Allah'ın halis kullarının, Allah'ın yanında başka bir tanrıya yalvarmayacakları, Allah'ın yasakladığı cana kıymayacakları ve zina etmeyecekleri belirtilir. Demek ki Allah'a ortak koşmak (şirk), haksız yere adam öldürmek ve zina etmek aynı derecede ağır suçlardır.Kefen temiz olmalıSoru: Kirlenen kefenlik kumaşı yıkayıp temizledikten sonra tekrar aynı amaçla kullanmak dinimizce caiz midir? (Hasan Can)Cevap: Kefenin temiz olmasından başka bir şart yoktur. Maksat, ölmüş insanı bir bez parçasına sarmak, onu çırılçıplak defnetmemektir. En iyi kefen, beyaz renkli, eski ve yıkanmış olan kefendir (el-Fıkh alâ'l-Mezâhibi'l-Arbaa: 1/513). Kefenin, kişinin hayatında giydiği normal giyse değerinde olması uygundur. Bundan maksat da çok pahalı veya çok kalitesiz bir bezden olmamasıdır. Tabii bu, kişilerin ekonomik düzeylerine göre değişir. Fıkıh kitapları kefen hakkında vücudu örtecek miktarda ve temiz olması dışında bir vasıf söylemiyorlar. O halde herhangi bir sebeple çamura belenmiş olan kefenlik bez yıkanıp kullanılır.Hz. Hud ne demişti?Soru: "Kurduğu şehirlerle adını ölümsüzleştirmek isteyen zat, bil ki yalnız Allah rızası için yapılan işler hayırlıdır/ölümsüzdür" ifadesine benzeyen bir ayet var mı? (Serdar Yerli)Cevap: "Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz. (Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz. Allah'tan korkun ve bana itaat edin" (Şuara 129-131). Bu sözleri, Hz. Hud, yüksek dağlar üzerinde müstahkem evler, kaleler yapan kavmine söylemektedir. "Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz" (Şuara: 149). Bu da Salih'in, kavmi Semud'a söylediği sözdür. Dünyada ebedi yaşayacakmışçasına kâşaneler yapıp ahireti hiç düşünmeyen kavmini uyarmak için böyle söylemektedir Hz. Salih.
Hz. Peygamber zamanında Kur'ân'ı dinleyen, okuyan, onun Hz. Meryem ve Hz. Isa hakkında anlattıklarını duyan Hıristiyanlar, onun tam gerçeği ifade ettiğini ve İsa'ya gelen kaynaktan geldiğini kabul edip ağlamışlar, Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul etmişlerdi (Mâide: 83-84). Kur'ân, İsa'nın asılmadığını söylemektedir. Eğer onlar, İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğuna inansalardı, Kur'ân'ın vahiy olduğuna inanmazlar, itiraz ederlerdi. Onların Kur'ân'ı dinleyince ondan etkilenip ilahi kaynaklı olduğuna inanmaları, o zaman da bu çarmıha gerilme olayına inanmayan Hıristiyanların varlığını gösteren kanıtlardandır.Kur'ân-ı Kerîm'i İngilizce'ye çeviren George Sale şöyle diyor: "Bazı kimseler, bu düşüncenin Muhammed'in kendi icadı olduğunu sanırlar. Fakat yanılmaktadırlar. Onun zamanından çok önce bazı Hıristiyan mezhepleri bu düşünceyi benimsemişlerdi. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında Basilidler, İsa'nın öldürüldüğünü kabul etmemiş, onun yerine Simon'un öldürüldüğüne inanmışlardır. Bunlardan önce Cerinthiler, sonra da Carpocratiler de aynı inanca sahip olmuşlardır. Photius, okuduğu Resullerin Seyahatleri adlı eserde gördükleri arasında şu cümlenin de bulunduğunu yazıyor 'İsa çarmıha gerilmedi, bir başkası onun yerine çarmıha gerildi. Onun için onu çarmıha gerenlere güldü' (Photius, Bibi, Cod. 114, col. 291)." (George Sale, The Koran, s. 50-51, not: 6, London ve New York)Tamamen hayal ürünüBugün modern Avrupalı araştırıcılar, çarmıh olayının uydurmalığını ispat etmektedirler. Alman Ernest die Bons, Gerçek Hıristiyanlık adını taşıyan eserinde (s. 42), "çarmıha gerilme ve kendini feda etme sorunu hakkında söylenenler, Mesih'i görmemiş olan Paulos ve benzerlerinin icadıdır. Gerçek Hıristiyanlığın esaslarından değildir" diyor (Mehâsinu't-Te'vîl: 5/1695). Mösyö Charl'ın söylediği, "İsa'nın asılması, tamamen uydurmadır. Çünkü Ademoğullarından kurban kanı dökülmedikçe Allah'ın gazabı dinmez" şeklindeki ifade, eski inanca uymaktadır.Yahudiler, yaratıcının gazabını dindirmek ve rızasını kazanmak için çocuklarını kurban olarak takdim ediyorlardı. Hatta bazen insan kurbanının etini yer, kanını içerlerdi. Fakat İsrailoğulları arasında peygamberler çıkıp bu çirkin geleneği yasaklayınca, insan kesme yerine hayvan kurban edilmeye başlandı.İşte İsa'nın kurbanı (kendisini feda etmesi) inancının, bu eski gelenekle yakın ilişkisi vardır (Mehâsinu't-Te'vîl: 5/1696). Gerçekten İsa'nın çarmıha gerilmesi, hayal ürünüdür.
Hâşâ, Allah'a hiçbir an, cahillik ve acizlik ilişemez. Allah, insanların günahını affetmek için çocuk şekline bürünüp kadının karnına girmez. Bunlar acz belirtileridir. Hem Allah, insanları affetmek istedikten sonra ne diye böyle çareler düşünsün? Affediverir, yaptığından sorumlu değildir, dilediğini yapar. Allah'a karşı işlenmiş bir hatayı bağışlamak, adalete aykırı değil, Allah'ın af ve lütfunun tezahürüdür. Kaldı ki Adem'in günahından, zürriyetinin sorumlu tutulması da Allah'ın adaletine aykırıdır. Babanın suçundan oğlu neden sorumlu olsun? İslâm'a göre herkes kendi günahından sorumludur, günah ferdidir. Hiçbir günahkâr, diğerinin günahını çekmez. Herkes kendi günahını yüklenir, ondan hesaba çekilir.İsa'nın çarmıha gerilmesini kabul etmeyen Hıristiyan mezhepleri de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhebinde olanlar, asılmayı kabul etmezler. Tatianos, şarap içmeyi haram kabul ettiği için Hıristiyanlar, onu sapık saymışlardır. Şeyh Tantâvî, İsa'nın çarmıha gerilmesi öyküsünün, bir Bâbil efsanesinden Hıristiyanlığa adapte edilmiş olduğunu, Müslümanlığı kabul etmiş olan Lord Headly'nin "İkazu'l-ğarbi li'l-İslâm" adlı kitabından naklediyor. Lord Headly, 1903-1904 yıllarında Alman arkeologlar tarafından keşfedilen Asur yazısıyla yazılmış iki Bâbil yazıtından, Bill'in dramının, aynen İsa dramına benzediğini saptamıştır.Söz konusu yazıtları gördükten sonra Müslüman olan Lord Headly şöyle demiştir: "O zaman kürsülerden biricik kurtarıcımız olarak ilan edilen Hıristiyanlığın büyüklüğü nerede? Bu yazıtlardan anlaşılıyor ki bu hikâye, Mesih'in ortaya çıkmasından bin yıl veya daha fazla bir zaman önce vardı. Demek ki bu boş hikâye, size ebedî hayata girme pasaportu vermez. Bütün bunlar, çocukları avutmak isteyenlerin hikâyesidir. İslâm şeriatı, ruhsal yüceliğin, insanın şu dünyada yapacağı işlere bağlı olduğunu ancak kendi eylemleriyle kurtuluşa erebileceğini söylüyor. Hepinizin güzel ruhsal eylemler yapmanızı istiyorum. Bu, sizin için birtakım kâhin düşüncelerine saplanmaktan iyidir." (Tantâvî, el-Cevâhir: 10/23)M.S. ikinci yüzyılda yaşayan Hıristiyan rahip İbon, "Mesih, Yusuf ve Azrâ'dan doğdu. Fakat ne zaman ve nasıl ömrünü geçirdiğini bilmiyoruz" demiştir. Görülüyor ki Kur'ân'ın söylediği gibi İsa'nın aşılmadığını ifade eden Hıristiyan kitapları ve böyle inanan insanlar da vardır. Zaten hayati pek bilinmeyen İsa hakkında daha esrarengiz bir nitelik ve İsa'nın şahsına kendisini, en büyük işkenceye katlanarak insanlığa feda edecek kadar insan sevgisi vermek için eski dinlerden kalma çarmıha gerilme öyküsü, İsa'ya yakıştırılıp bir inanç haline getirilmiştir. (Devam edecek)
Hz. İsa'dan Meryem oğlu diye söz edilmesi, babasız yaratıldığına işaret yanında, Allah'ın oğlu olmayıp insan oğlu olduğunu belirtmek içindir. Bu ifadede, İsa için Allah'ın oğlu şeklindeki Hıristiyan inancını red vardır.Hz. İsa, Yahudi inancındaki Mesih (kurtarıcı kral) olarak ortaya çıkmış ise de Yahudiler onu yalancı kabul edip onunla alay etmişler ve onun hakkında bu sıfatı alay maksadıyla kullanmışlardır. Kur'ân-ı Kerim'e göre İsa'ya benzeyen birini, İsa sanarak çarmıha germişlerdir. İsa'nın ortadan kaybolması üzerine öğrencileri isa'nın öldürüldüğünü ve cesediyle göğe kaldırılmış olduğunu, dünyanın sonunda tekrar gökten ineceğini çevreye yaymışlar veya bu inanç sonra gelen din adamları tarafından İsa'nın havarilerine nispet edilmiştir. Böylece Yahudilikteki Mesih inancı, ad değiştirerek Hıristiyanlığa geçmiştir.Mantığa sığar yanı yokİsa'dan sonra Yahudiler arasında birkaç Mesih daha çıkmış ise de İsa gibi onlar da el-Mesîhu'd-deccâl (aldatıcı, düzme Mesih) veya el-Mesihu'l-kezzâb (yalancı Mesih) olarak nitelendirilmiştir. İsa'nın vefatı ve Allah'a yükseltilmesi konusunda ayrıntı için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimize ve yakında çıkacak olan "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimize bakabilirsiniz. Şu kadarını vurgulamak isterim ki, çarmıha gerilme ve göğe kaldırılma inancı, eski dinlerden beri süregelen bir inançtır. Allah için kendini feda etme hikâyesi, çeşitli toplumlarda din kurucu ve liderlerine uyarlanmıştır. Binlerce yıldan beri süregelen bu inanç, Hz. İsa'ya da uyarlanmıştır. Bu inancın, mantığa sığar tarafı yoktur. Ve bu itikat, putperestlikten Hıristiyanlığa geçmiş bir inançtır.Eski Uzakdoğu dinleriHinduizm'de de insanlığın ezeli günahından ve bunun kaldırılması için babasız dünyaya gelen Krişna'nın, kendisini feda ettiğinden, asılırken başında altın bir taç bulunduğundan söz edilir. Krişna, elleri ayakları delinerek (yani çivilenerek) asılmıştır. Hıristiyanlara göre de İsa asılırken başında dikenden bir taç vardı.Eski Uzakdoğu dinlerinin birçoğunda elleri ayakları çivilenerek asılmak suretiyle insanlığı ezeli günahtan kurtaran bir din büyüğünden söz edilir ve bu adam, Allah'ın insan biçiminde bir görüntüsü kabul edilir (Bkz. a.g.e.: 6/32-33). Allah, adalet ve rahmet sıfatlarını bağdaştırabilmek için eğer Adem'in yaratılışından ta 2004 yıl öncesine kadar düşünmüş de ancak bu kadar uzun yıl sonra bir çare bulabilmiş ise demek ki O, hâşâ, uzun süre aciz kalmış, bir işin nasıl çözüleceğini bilememiştir.