Hamdolsun bir Kurban Bayramı'na daha sağlık içinde yetişmiş bulunuyoruz. Bütün inananların bayramlarını tebrik eder, pek çok bayramlara sağlık ve afiyet içinde ulaşmalarını Allah'tan dilerim. Değerli kardeşlerim, geçen Kurban Bayramı'ndan bugüne dek birçok olaya tanık olduk. Bunlardan kimi şükretmemizi, kimi sabretmemizi gerektiren olaylardı, yüzde 60-70'e vuran enflasyon canavarı, bir yıl içinde yüzde 9'a indi. AB'ye üye olmak için müzakere tarihi aldık. Eleştirenler olsa da bu olayın, millet çoğunluğunun beklentisi olduğu muhakkaktır. Ekonomik alanda bazı olumlu gelişmeler görüldü. Türk Lirası, gülünç para olmaktan çıkıp hatırı sayılır paralar arasına girdi. Allah bir daha paramızı maskara durumuna düşmekten korusun. Çünkü ne de olsa paranın değeri, milli itibarın da göstergesi kabul edilir.Bunların yanında komşumuz Irak'ta kötü olaylar cereyan etti. Felluce'de katliamlar yapıldı. Birçok Türk vatandaşı da hunharca öldürüldü. Birçok masum insan terörün kurbanı oldu. Kuşkusuz en iç burkucu olay da Güneydoğu Asya'daki şiddetli deprem ve tsunami felaketiydi. 150 binden fazla kişi öldü, bir o kadarı da açlık ve sari hastalıkların tehdidi altında bulunmaktadır. Acilen tedbir alınmazsa 150-200 bin insan çaresizliğin pençesinde can verecektir.Deprem ve tsunami doğal olaylar gibi görünse de ilahi iradeyle oluşur. Kur'ân-ı Kerim'de, azıp yolunu şaşıran insanların, deprem, su baskını, tufan, dondurucu soğuk, her şeyi yıkıp deviren fırtına gibi doğa olaylarıyla cezalandırıldıkları bildirilmekte, eski kavimlerin başına gelen felaketlerden ibret alınması öğütlenmektedir.Hz. Nuh'a karşı gelip azan Nuh kavmi, tufanla helak edilmiş, yolunu şaşırıp eşcinselliğe dadanan Lut kavmi büyük bir depremle helak edilmiş, tanrılık iddia eden Firavun ve ordusu üstlerine kapanan denizle boğulmuş, Allah'a tapma yerine insana ve paraya tapan kimseler çeşitli felaketlerle ve sıkıntılarla cezalandırılmışlardır. Bu felaketler doğa olayları olarak görülse de bunların zamanlaması ve oluşumu ilahi iradenin hükmündedir.Tabii Güneydoğu Asya'daki insanlar, en kötü kişiler oldukları için onların başına bu olay geldi diyemeyiz. Belki bu tür olayın oluşmasına en uygun coğrafi bölge orası olduğu için yüce Allah, artık iyice maddeleşen, din ve ahlak tanımaz hale gelen, hatta tanrılık iddia etmeye başlayan azıtmış, yolunu şaşırmış bütün dünya insanlarını uyarmak üzere bu olayları orada yaratmıştır.Yarın: Kurban kesmek sünnettir.
Soru: Bazı arkadaşlarım dini sorgulamanın, üstünde konuşmanın günah olduğunu düşünüyorlar. Bense tam tersine dini sorgulamanın sevap olduğunu, Allah'ın da düşünme yeteneğini verdiği kullarının düşünmesini ve seviyeli olarak dini sorgulamalarından hoşnut olacağını tahmin ediyorum. Hocam, sizce yanılıyor muyum?Cevap: Kur'ân, körü körüne inanmayı değil düşünce ve bilince dayalı inancı öğütler. Atalarından gördüklerini sorgulamadan aynen uygulayanları, hayvanlardan da sapık görür. Çünkü bunlar, atalarından ne görmüşlerse onun doğru olup olmadığını düşünmeden olduğu gibi taklit ederler. Oysa Kur'ân, inancın düşünceye, kanıta dayanmasını ister: "De ki: İşte benim yolum budur, Allah'a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanlar" (Yusuf: 53/105), "Ki helak olan, açık delille helak olsun, yaşayan da açık delille yaşasın" (En'âm: 55/42).Çoğu insan, geleneklerine ve vehimlerine kapılıp doğru yoldan sapmış, gelen nesiller de körü körüne onları taklit edip batıl yolda yürümüşlerdir. Bunlar, gittikleri yolun yanlışlığı gösterilip hak yola davet edilseler de bir türlü körü körüne saplandıkları taklit bataklığından çıkamazlar. Gittikleri yolun yanlışlığı ispat edilse bile onlar atalarının gittiği yolun doğru olduğuna inanırlar. 'Üstat böyle dedi, onun dediği doğrudur' diye ısrar ederler.Dinde taklit batıldırBilmezler ki hatadan salim olan yalnız Allah'tır. Peygamberler dahil, her insan hata edebilir. Ancak peygamberlerin hatasını vahiy düzeltir. Fakat peygamber olmayan insanların hatasını kim düzeltecek?Onun için peygamberlerden başka hiç kimseyi körü körüne taklit etmek doğru olamaz. Dinde taklit batıldır. Çünkü taklit, bilinçli, basiret üzere harekete engeldir. Dininde bilinçli, basiretli değil, ailesinden, toplumundan, ya da hocasından öğrendiği geleneklere göre hareket edenler, kesin kanıt sahibi değillerdir.Oysa Allah, Elçisinin ve ona uyanların, birer gelenekçi değil, bilinçli hareket eden basiretli insanlar olduklarını bildirmektedir: "De ki: İşte benim yolum budur, Allah'a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allah'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."Yusuf Suresi'nin 108. ayetinde, bilinçsiz olarak, körü körüne atalarını taklit eden müşrikler iğnelenmektedir. İşte mukallit Müslüman, Peygamber (s.a.v.)'e tabi olan basiretli müminler sınıfına girmemiştir. Yüce Allah, mukallit müşrikleri sağırlık, körlük ve düşüncesizlikle nitelendirmektedir.
Soru: İşlerim kötü olduğundan bir hocaya gittim. Bana bir yumurta verdi. Bunu bir hafta boyunca yanımda taşımamı söyledi. Yumurtayı bir hafta sonra hocaya geri götürdüm. İçinden iki tane muska çıktı. Bu muskalarda benim için yapılan büyüler olduğunu ve bunların bozulması gerektiğini söyledi. Karşılığında benden ödeyemeyeciğim bir para istedi. Parayı vermeden muskaları hocadan aldım ve onları denize attım. Hoca, "Sen istediğin kadar denize at. Ben onları yine yumurtadan çıkarırım" dedi. Muskaları denize attığım için bana yapılan büyü bozulmuş mudur? (Mustafa Kantarcı)Cevap: Ben o tür işleri bilmem. Öyle büyücülere, muskacılara kendinizi kaptırmayın. Onların çoğu kalpazanlıkla insanların paralarını çekmeyi düşünürler. Allah'a sığındıktan sonra hiç kimse size zarar veremez. Âyetelkürsî'yi, Kul Eûzu birabbilfelak, Kul Eûzu birabbinnas surelerini çok okuyunuz. Büyü bozdurma diye bir şey yoktur. Öyle sözlere inanmayınız. Allah'a sığındın mı büyü bozulur. Allah'tan başka tanrı mı var ki başkasından medet umuyorsun? Sana yardım edecek yalnız ve yalnız Allah'tır.Namazın sadeliğini bozan uygulamalarSoru: Camilerde farz namazlardan sonra müezzinlik yapan kişiler tarafından üç kere "estağfirullah" denmektedir. Bu sizce uygun mudur? Ayrıca abdest almakta olan bir şahsa "hayrını gör" hitabında bulunmak uygun mu? Bu abdest alana selam yerine geçmiyor mu?Cevap: Camilerde namazdan sonra müezzinin üç defa "estağfirullah" demesi, Hz. Peygamber'in uygulaması değildir. Selamdan sonra kişi, istediği kadar "estağfirullah" diyebilir ve istediği duaları okur. Ama müezzinin böyle komutlarla teşbih çektirmesi, nağmelerle, seslerle dualar okuması bid'attır. Ancak kötü bid'at değildir. Yalnız bunlar namazın sadeliğini bozmaktadır. Eğer Peygamberimizin döneminde olduğu gibi namaz kılmak istiyorsanız, namazdan sonra müezzin devreye girmez. Herkes kendi başına zikreder, teşbih çeker, dua eder. Namaz kılar, istediği biçimde ibadet eder. Diğer sorunuza gelince. Abdest alan kişiye "Hayrını gör" denmesi Türklere ait bir söylemdir. Araplar "Zemzem" derler. Yani "Zemzem suyuyla abdest almış ol, Allah kabul etsin" demektir. Bunlar sünnet olmasa da güzel duadır, "Hayrını gör" dense ne zararı var ki?
Soru: Ağabeyimle tekel bayii işletiyoruz. Dört kişilik bir aileyiz ve geçimimizi buradan sağlıyoruz. İçki sarmak günah mıdır?Cevap: Dinimizde alkollü içki kullanmak ve sarmak haramdır. Bazen zorunluluklar yasaklan mubah kılar. Bu münasebetle Avrupa'da açtığı dükkânda alkollü içki ve domuz eti satıp satamayacağını soran birine verdiğim yanıtı yineliyorum: Kur'ân'da alkollü içki içmek ve domuz eti haramdır. Peygamberimizden de alkollü içki haram olduğu gibi onun ticaretini yapmanın da haram olduğuna dair rivayetler gelmiştir.Ancak domuz eti yiyen gayrimüslimlere domuz veya domuz eti satmak caizdir. Çünkü yasaklanan domuz etini yemektir, domuzu satmak değil. Kaldı ki bugün kaçınılması mümkün olmayan şeyleri, ayrıntı rivayetlere dayanarak kaldırmak, bunlardan kaçınmak mümkün değildir. Ülkemizde bu kadar süpermarket var. Bunların hemen hepsinde içki satılır. Hemen hemen herkes buralardan alışveriş yapar.Ünlü Hanefî fakihi Serahsî'nin belirttiğine göre Kadı Şüreyh, bir gayrimüslimin şarap küpünü kıran kimse, şarabın bedelini ödemek zorundadır. Zira gayrimüslimlere göre şarap değerli bir maldır. Müslüman hükümdar, gayrimüslimlere can ve mal garantisi vermiştir. Bu durumda Müslüman'ın, telef ettiği, gayrimüslime ait şarabın parasal olarak değerini ödemesi gerekir (el-Mebsut: 11/53).Ebu Yusuf'un fetvasıHz. Ömer, valilerine, zimmilerin getirdiği şarabı nasıl vergilendirdiklerini sormuş. Onlar da bu şarapların öşrünü (1/10'ini vergi olarak) aldıklarını söylemişler. Hz. Ömer, "Öyle yapmayınız. Bırakınız onlar şarabı satsınlar, siz paranın onda birini alınız" demiştir. İslâm hukukçularına göre şarap, Müslüman için mal değil fakat gayrimüslim için maldır. Bu bakımdan Müslüman, gayrimüslime ait şarabı gasp etmiş olursa kıymetini ödemek zorundadır. "Bir Hıristiyan, Hıristiyan'dan şarap gasp edip telef ederse, telef ettiği şarabın mislini öder. Ama Müslüman, gayrimüslimin şarabını gasp edip telef ettiği takdirde şarabın mislini değil, parasal kıymetini öder. Hıristiyanların, kendi aralarında şarap satmaları caizdir" (el-Mebsut: 11/102-104).Ebu Yusuf şu fetvayı veriyor: "Zimmiler (gayrimüslimler) arasında da ancak Müslümanlar için geçerli olan işlemler geçerlidir. Sadece domuz ve şarap ticareti bunun dışındadır. Onların, şarap ve domuz ticareti yapmalarını geçerli ve güzel buluyorum. Çünkü domuz ve şarap onlar hakkında değerli maldır. Nitekim Hz. Ömer'in, 'Bırakınız onlar şarabı satsınlar, siz paranın onda birini vergi olarak alınız' sözü de bu görüşümüzü destekler" (el-Mebsut: 13/137).
Soru: Güney Asya'da yaşanan felaket sebebiyle tüm insanlığın büyük bir üzüntü içinde olduğuna inanıyorum. Ben de kendimce bir yardımda bulunacağım. Yapacağım bağışın yanında kurban için ayıracağım parayı da bu insanlara göndermek istiyorum. Dinen bir sakıncası var mı? Dernek veya vakıflara vekalet vererek kurban kestirilmesi dinimizce caiz midir? Cuma namazıyla ikindi namazı, cuma namazının vaktinde cem-i takdim edilerek kılınabilir mi? (Aydın Ezel)Cevap: İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre kurban kesmek sünnettir. Kesen sevap işler. Kesmeyen günahkâr olmaz. Kurbanın vacip olduğunu söyleyenler çok azınlıkta kalır. Fıkıh kitaplarına göre herhangi bir sebeple satın alınıp da bayram günlerinde kesilmeyen kurbanın parası tasadduk edilir. Görüldüğü üzere kurban sünnetken, çok yoksul ve darda kalmış insanlara yardım etmek farz derecesinde bir din hükmüdür.Benim kanaatime göre isteyen, kurban için ayırdığı parayı, bayramdan hemen sonra Güneydoğu Asya'da deprem ve tsunami felaketzedelerine yardım olarak gönderirlerse büyük sevap işlemiş olurlar. Diğer sorularınıza gelince, dernek ve vakıflar, şartlı bağışı alıp kurban keser ve ayırım yapmadan gerçek fakirlere verirlerse onlara vekalet verilip kurban kestirilebilir. İkindi namazı, cuma namazıyla (cumanın vakti içinde) birleştirilerek kılınabilir.Eğitim kişiyi olgunlaştırırSoru: "Köyde yerleşip kalmak, aklı mezara koymaya benzer" diye bir hadis var mı? (Bilal Yılmaz/Avustralya)Cevap: Sevgili Bilâl Bey, öyle bir hadis bilmiyorum. Araştırdım, o lafızla bulamadım. Ama Kur'ân-ı Kerîm, Tevbe: 97-98'inci ayetlerinde çöl Araplarının, küfür ve nifakta çok ileri olduklarını, Allah'ın sınırlarını tanımamaya elverişli bulunduklarını bildiriyor.Çünkü Bedevi Arap, sıcak ve kuru havanın etkisinde, hiçbir eğitim görmeden yetişmiş insandır. Halbuki kültür ve eğitim gördükçe insanın ahlâkı düzelir, olgunlaşır. Kültürsüz, eğitimsiz, katı çevre içinde ve birbiriyle kavga ede ede yetişen insan bencil, menfaatçi, hırçın, katı ve kaba olur. Allah'ın sınırlarını çiğnemekten çekinmez, yasa tanımaz. Bu konuda Hz. Mevlânâ'nın bir beyti var:Deh merev deh merdrâ ahmak koned,Akl-râ bîfer ve bî ravnak koned.Bu beyitin açıklaması:Köye gitme, köy kişiyi ahmak yapar,Aklı fersiz (güçsüz) ve sönük bırakır.
Soru: Üniversite öğrencisiyim. Çevremdeki bazı kişiler bana, "Kur'ân-ı Kerîm'de zinanın büyük günah olduğu yazılıyor. Fakat Hz. Adem'in çocukları, kardeş kardeşe çiftleşmişler. O zaman bu da günah. Burada bir çelişki yok mu?" diye soruyorlar. (A. A. K.)Cevap: Bu tip soruları birkaç kez yanıtlamıştım. Önceki yazılarıma bakılabilir. Özetle derim ki: Kur'ân zinayı yasaklamıştır. Fakat Kur'ân'da Hz. Adem'in çocuklarının, kardeş kardeş çiftleştiğinden söz edilmez. Evvela, Adem'in çocuklarından erkek kız kardeşin birbirleriyle evlenip insanlığın ürediği düşüncesi Kur'ân'ın ifadesi değildir. Bu düşüncenin, İbrani geleneğinden Araplara geçmiş olduğunu sanıyorum. Bütün insanların, sadece Adem'den gelmiş olması da Kur'ân'ın ifadesi değildir. Kur'ân'ın ifadesinden, Adem'in, hilafet makamına ulaşmış olan ve sorumluluk kazanan ilk insan olduğu anlaşılır.Ondan çok önce, dünyanın birçok yerinde insanlar yaratılmış olabilir. Fakat ne zaman ki insan olgunlaşıp çevresini yönetecek akıl düzeyine gelmiş, o zaman Allah'ın, yer yüzünde halifesi olmuştur. İlk halifelik makamına yükselen insan, Hz. Adem'dir. Bu bakımdan o, sorumluluk kazanan insanlığın atasıdır.Yaratılışın ilk aşamaları hakkındaki teoriler de ispatlanmış bilim değil, sadece tahmindir. Tutalım ki Adem, Kitab-ı Mukaddes'in dediği gibi ilk insandır ve onun her batında kız oğlan olmak üzere ikiz çocukları olmuştur. O zaman başka insan olmadığına göre neslin devamı için bu çocukların birbiriyle evlenmelerinden başka çare var mı? Adem yasalarında, bu tür evlenme yasaklanmadığı için zina da değildi. Dolayısıyla günah da söz konusu olamaz. Çünkü günah, bir yasağı çiğnemekten doğar. Burada çiğnenen bir yasak yok ki günah olsun. O günün şartları için erkeğin, kendi ikizi olan kız kardeşiyle evlenmesi yasaktı. Adem'in çocukları da kendi ikizleriyle değil, bir sonraki doğumdan olan kardeşiyle evlenmişlerdir. Bu evlenme o günün şartlan içinde zorunlu ve yasaldır. Yasal olan bir şeyde günah da söz konusu olmaz.Kurban kesmenin amacıSoru: Bayramda kurban kesmek yerine fakirlere yardım etsem, kurban yerine geçer mi? (Kamil Hüseyin Yıldız)Cevap: Kurban kesmekten amaç kan akıtmak değil, Allah'a bağlılığını kanıtlamak, fakirlere yardım etmektir. Çünkü Kur'ân, "Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız O'na ulaşır" (Hac: 37) buyurmaktadır.
Acaba insanlar kendi hatalarını neden ezelî yaratılışa mal ediyorlar? Neden kendilerinin meydana getirdiği haksızlıkları Allah'a nispet ediyorlar? Allah, evrende hakim olan denge kanunlarını bozmaya çalışan, Allah'ın adaletini çarpıtan insanlan dengeye getirmek üzere peygamberler göndermiş, kurallar koymuştur. Bu noktaya gelmişken bir fıkrayı hatırlatmak istiyorum.Bir şeyhin üç müridi (öğrencisi) varmış. Ömrü sona ermek üzere olan hoca, üç çömezine, "Bana Hak emri vaki olmak üzere. Ben şimdi sizi sınayıp en layık olana emaneti vereceğim, onu benim yerime geçireceğim" demiş ve en yaşlı müridine sormuş:- Sen Allah olsaydın, ne yapardın?- Estağfurullah.- Canım oğlum, sen düşünceni söyle. Elbette Allah, Allahlığını sana vermez.- Mevsimleri eşitlerdim. Dünyayı şöyle düzenlerdim, böyle düzenlerdim...Aynı soruyu ortanca müridine sormuş. O da kafasındaki en ideal düzeni söylemiş. Sıra küçük müride gelmiş.- Allah ne yapmışsa ben de onu yapardım.Ve Şeyh kararını bildirir: "İşte yerime geçecek olan budur. Sen ey büyük müritle ortanca mürit. Demek siz Allah'ın yaptığında kusur, eksik buluyorsunuz ki, kendinize göre âleme yeni bir düzen veriyorsunuz. Bu kısır aklınızla âlemi daha güzel düzene kavuşturuyorsunuz ha?"Allah'ın yarattığında hiçbir kusur yoktur. O, herşeyi en güzel biçimde yaratmıştır. Nitekim yüce Allah, Kaf Suresi'nde bu gerçeği vurgulamıştır: "3- O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? 4- Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner." (Kaf: 3-4)Ayetlerde göz, kainatın yaratılışında kusur bulabilmek için döne döne baksa, ne kadar araştırsa bir kusur bulamayacağı vurgulanmaktadır. Bu ayetlerde estetiğin önemine de dikkat çekilmiştir. Çünkü estetik, bir şeyi kaba saba değil, ince, zarif, sanatlı biçimde yapmak demektir ki buna ibdâ da denilir. Allah evrenin yalnız yaratıcısı değil, bedî'i veya mübdî'i (en güzel kusursuz biçimde yaratıcısı)dır. Onun yarattığı şeylerde kusur yoktur. Kusur görünenler de kusur değil, yerli yerincedir. Her şeyin, her yaprağın, her organın bir görevi vardır, fonksiyonsuz, abes bir şey yoktur. Allah abes (boş, anlamsız) bir şey yapmamıştır ve yapmaz. Her şeye, her yaratığına kendi kemalinden bir parça yansıtmış ve yansıtmaktadır. Bundan dolayı düşünen akıl, sağduyu O'nun yaratmasında kusur bulamaz.
İnsan bedeninde 529 kas vardır. Tüm bedenin hareketi, bu kaslar arasına döşenen beynin direktifiyle çalışan sinirlerle sağlanır. Beden parçaları arasında öyle duyarlı ve mükemmel bir iletişim kurulmuştur ki tüm cin ve insanların bilgisi bir araya gelse bunu sağlayamaz. Rahimde çocuğun başı yukarıya, bacakları aşağıya doğrudur. Eğer doğum bu pozisyonda olsaydı, hem bebek hem de anne zarar görebilirdi. Ama doğumdan biraz önce baş aşağı gelir, bacaklar yukarı. Böylece önce baş sonra gövde çıkar. Bunu ancak en büyük zekâ sahibi bir kudret düzenleyebilir. Çocuk doğduğu zaman, anne sütüyle besleneceği için dişleri yoktur. Ne zaman ki sert besinler alacak cağa gelir, o zaman dişler çıkmaya başlar. Her şey planlı, ayarlı, düzenli. Gariptir ki insan herhangi bir sanatkârın tablosunu veya eserini gördüğü zaman saatlerce hayran hayran bakıp onun inceliklerini düşünür de hiçbir sanat eseriyle kıyaslanamayacak mükemmellikteki kendi bedeninin inceliklerini, onu yapan sanatkârın maharetini, ilim ve kudretini düşünmez. Göklerin ve yerin yaratılışını, zerreden küreye yaratılıştaki ince düzeni, bu yüce ilim ve hikmet eserlerini düşünen insan, bunların kendiliğinden olamayacağını, kendiliğinden bu ince düzenin, bu doğa yasalarının kurulamayacağını anlar, bunları yaratan yüce varlığa bağlanır, bunların boş yere yaratılmadığını anlayıp O'na sığınır. Derin ve arı düşünce, mutlaka insanı kudreti sonsuz olan yaratıcıya teslimiyete götürür.Doğa tahrip edildiİnsan bir de üstünde durup yaşadığı şu arza bakmalı. Ölü toprağın, yağan yağmurla nasıl canlandığını, aynı suyla sulanan ağaçların, nasıl değişik renk, tat ve kokuda ürünler verdiğini düşünmeli. Su aynı, toprak aynı ya bu renk ve kokular neden bu kadar farklı, bu meyvelerin tatlarında neden bu kadar çeşni var? Bunlar kendi kendine olacak şey midir? Yeryüzünde maden, taş, toprak, bitki, hayvan, hasılı canlı cansız hiçbir şey yoktur ki abes (anlamsız, boş yere) yaratılmış olsun.Allah herkesi eşit yaratıyor. Hepsi de anasından çıplak ve aynı organlarla doğuyor. Ama insanlar doymaz, insanlar bencil. Benciller, güçlü ise sahiplenmek istiyor. Ve işte imkânları bir kez eline geçirdi mi artık öyle sürüp gidiyor. Allah mı bunu istedi? Hayır. Eğer insanlar Allah'ın yarattığı dünyaya tecavüz etmeselerdi, yurdumuzun doğusu da batısı da aynı imkânlara sahip olacaktı. Fakat ne yaptı insanlar? Doğanın örtüsünü soydular, ağaçlarını kestiler. Bu yüzden yağmur suları, seller toprağın kaymağını sürüp götürdü. Sert kayalar ortaya çıktı. İnsanlar doğayı tahrip edince yoksulluk içine düştüler. (Devam edecek)