Soru: Bir eşcinsel olarak İslâmiyet'te yerimin, daha doğrusu akıbetimin ne olacağını merak ediyorum. Sizin gibi uzman bir din adamına bunları anlatmak beni üzüyor. Bazen de "Bu benim sınavım" diye düşünüyorum (Semih Güçlü). Aynı mealde başka bir mektup: Sayın hocam, Lût kavminin neden helak edildiğini belirttiğiniz yazınızı okudum. O yazıda kendi sonumu bizzat gördüm. Ergenliğimde durumun farkına vardım ve kendimi namaza verdim, oruç tuttum. Ancak duygulanmda hiçbir değişiklik olmadı. Aklım çok karışık. Bu duygu Allah'ın isteğiyle geliyorsa neden günah? Gelmiyorsa ben neden böyleyim?Cevap: Ne hissederseniz edin, Kur'ân'ın yasakladığı eylemleri yapmak haramdır, günahtır. Kişinin ahiret hayatını berbat eder. Çok kimse vardır ki, başkasının malını, mevkiini çalmak ister, yalan söyler. Gönlünde yalan söyleme, hırsızlık etme yahut saldırma eğilimi vardır. Ama içinde böyle bir dürtü var diye onun kalkıp bu yasak işleri yapması mı gerekir? Dinin prensipleri vardır, haramları vardır.Allah'a, ahirete inanan, dinin yasakladığı şeylerden uzak durur. Cana kıymaz, saldırmaz, yalan söylemez, zina etmez, içinden gelen kötü dürtülere uymaz. Ya ne yapar? Allah'ı düşünür, yaptığı ve yapacağı işlerle sınandığını anımsar. Kötü eylemlerden uzak durur, iyiliklere yönelir. Böylece içinde iyilik dürtüleri bir doğa haline gelir, ahlâkı da güzelleşir. Size, Hak çağrısına uymayı öneririm. Böylece şeytani dürtülerle mücadele eteğiniz için Allah katında cennetle ödüllendirilirsiniz inşallah.Yediğin nimet rızkındırSoru: Yemek yemeye başlarken, su içerken "Bismillahirrahmanirrahim"yoksa "Bismillah" demek mi doğru olur? Yemek yerken biz bunu ahirette hak edip etmediğimizi biliyor muyuz? Buradaki incelik nedir? Kur'ân'da ve hadislerde mevcut mudur? Mezhep alimlerinin bu konuda yorumlan var mıdır? Sizin fikirlerinizi öğrenebilir miyim? (Yağmur Aksan)Cevap: Ben sizin sorunuzu tam anlayamadım. Ne demek, "Yemek yerken biz bunu ahirette hak edip etmediğimizi biliyor muyuz?" Yediğin nimet senin rızkındır. Allah'ın sana verdiği rızkı yerken o merhametli, yaratıklarına acıyanın isim ve sıfatlarını anarak başlamak çok güzel bir şeydir, İslâmi bir gelenektir, sünnettir. Hz. Peygamber'in de "Besmele ile başlanmayan işin sonu kısırdır" dediği rivayet edilir. Yani onun bereketi olmaz. Besmele'nin tam formuyla "Bismillahirrahmanirrahim" şeklinde söylenmesi elbette daha sevap ve makbuldür.
Soru: Bir banka 1.9 faizle konut kredisi veriyor. Bu kadar cüzi bir oranda verilen kredi dinimizce uygun mu? Bu, ödenecek miktarın sabit olup olmamasına göre değişir mi? Bir finans kurumunun vereceği konut kredisinin ödeme planı, bu bankanınkine oranla çok daha fazla. Finans kurumu faizsizmiş gibi düşünülüyor. Ama geri istediği para bankadan çok. Neden? (Ali Karataş)Cevap: Finans kuruluşlarının işleyişi, fıkıh kitaplarındaki kurallara uygun olabilir ama gerçekte bunların kredi uygulamasıyla bankalarınki arasında bir fark yok. Biri aldığı fazlalığa faiz diyor, öteki başka bir şey söylüyor. Bu kuruluşların müşteriye sağladıkları kredi karşılığında aldıkları fazlalık, asla banka faizinin altına düşmüyor. Başka türlü de olmaz zaten. Aksi takdirde müessesenin devam etmesi mümkün değildir. Çünkü bunlar kâr amacıyla kurulmuştur. Riski, zararı göze almazlar.Okurdan mektuplar"Hocam, cevabınız beni mutlu etti. İnşallah nisanda izne gelince size ulaşmaya çalışacağım. Son dönemlerde ne yazıyorsunuz? Doğrusu, beş senedir sizi sadece eski yazdıklarınızdan takip ediyorum ve bir de TV kanallarından programınızı izleyebiliyorum. Sizi daha çok ekranda görüyorum. Zaten "Kur'ân Aydınlığında Yeniden İslâm'a" kitabınızı her fırsatta çevremdekilere de tanıtıyorum. Tekrar selam ve saygılarımı sunuyorum (Mustafa Can)." Eskişehir'den Saim Kara ise gönderdiği mektubunda şöyle diyor: "Sayın Süleyman Ateş, ben devamlı okuyucularınızdanım. Sizden çok şey öğreniyorum. İyi ki varsınız. Ömrünüze bereket. Gönlünüze, kaleminize sağlık."* Yukarıdaki mektupları gönderen her iki okuyucuma da çok teşekkür ediyorum.Yüce Allah'a sığınınSoru: Kızım, rüyamda bir uçurumdan düştü. Ellerinden tutup onu yukarı çektim. O sırada "Kurban Allah" dediğimi hatırlıyorum. Kurban mı kesmem lazım? Buna gücüm de yetmiyor. (Habibe Bostancıoğlu)Cevap: Rüya dinde delil değildir. Kim bilir neler düşünüyordunuz da bunlar şekillenip rüyanıza girdi. Maddi durumunuz müsait değilse kurban kesmeyin? Bu size vacip de değil, sünnet de değil. Allah'a sığının. Allah hayra tebdil eder. Ayrıca ben rüya yorumcusu değilim.
Soru: Sayın hocam, "Namaz anlama yeri değildir, ibadet makamıdır" görüşüne katılıyor musunuz? (Yüksel Oran)Cevap: Kur'ân'a pek uymayan bu görüşe, böyle yalın haliyle katılmıyorum. Çünkü Kur'ân'ı indiren, "Beni anmak için namaz kıl" (Tâhâ: 14) ve "Sarhoşken namaza yaklaşmayınız ki, ne dediğinizi bilesiniz" buyurmaktadır. Kişi, ibadet esnasında ne dediğini bilmelidir. Peygamberimiz de "Birinizin uykusu varsa uyusun, uykusu geçtikten sonra namaz kılsın. Çünkü esneye esneye namaz kılarsa dua ederken belki söver de farkına varmaz" buyurmuştur. Bilinçsiz ibadet makbul değildir. Ancak namazda insanın okuduğu ayet ve duanın manasından çok, onun ruhunu düşünmesi, daha doğrusu kendisini Allah'a vermesi gerekir.Bazı insanların yaptıkları gibi okudukları kelimelerin söyleniş tarzına, kafına, şâdına takılıp kalması, onunla meşgul olması kendisine bir şey kazandırmayacağı gibi Allah'ı düşünmeden, O'nunla iletişim kurup O'ndan feyz almak üzere kendini Allah'a vermeye, tüm dünya düşüncelerini unutmaya çalışmadan okuduğu sözlerin anlamını bilmek de fazla bir şey ifade etmez. Çünkü öyle durumda kişi, anlamını bildiği sözleri de mekanik biçimde robot gibi okumaya başlar ve kalbi yine işte güçte, dünyalarda dolaşır. Problem çözer, eşya satar, müşterilerle meşgul olur. Nitekim bazen anlamını çok iyi bildiğimiz Türkçe duaları da mekanik biçimde tekrar edem.Bu zikir değildir. Asıl zikir, Allah'ı ta içinde, ruhunun derinliğinde hissetmektir. Fatiha'nın Türkçesi'ni de okusanız, ruhsuz biçimde tekrar ede ede o okumada düşünce ve feyiz olmaz. Dilin söylediğini gönül duymaz. Böyle tekrarların da bir değeri yoktur. Çünkü hadiste, gönülden gelmeyen duaların makbul olmadığı belirtilmiştir.Makyaj günah mı?Soru: Bayanların pantolon giymesi ve makyaj yapması günah mı?Cevap: Giyilen dar kıyafet, karşı cinsi tahrik edici nitelikteyse caiz değildir. Genelde karşı cinsi en çok tahrik eden, vücut hatlarının iyice ortaya çıkarılması elbette din açısından doğru değildir. Ama herkes kendi yaptığından sorumludur. Hemcinslerine karşı da dar kıyafet giyilemeyeceği görüşü, bir kanıta dayanmaz. O tür görüşlere itibar edilmez. Kadının kadına avreti edep yerleridir. Kadın, kadınlar arasında istediği biçimde giyinip süslenebilir. Bayanların süslenmesi, makyaj yapması günah değil, özellikle kocasına karşı süslenmesi güzel, sevap bir şeydir. Fakat herkesin dikkatini çekecek makyajlarla sokağa çıkmak elbette doğru olamaz.
Soru: Bir araba almak istiyorum. Fakat peşin para verecek durumum olmadığı için bankadan kredi almayı düşünüyorum. Tabii banka da benden faiz alacak. Böyle bir ticaretin hükmü nedir? Alacağım arabaya haram bulaşır mı? (Özgü Eren)Cevap: Benim kanaatime göre banka kredisiyle ev veya araba alan kimse, bunu kendi gönül rızasıyla alıyorsa, bunda haram bir taraf yoktur. Bankanın verdiği krediye karşılık % 2 civarında bir faiz alması, Kur'ân'ın yasakladığı riba hükmüne girmez. Çünkü burada krediyi alan menfaat sağlıyor, ev sahibi veya araba sahibi oluyor. Bu işlemden iki taraf da yararlanıyor, ezilen bir kesim olmuyorsa niçin haram olsun?Kur'ân'ın yasakladığı faiz uygulamasında, ödünç alan kimse, bileşik faizle ana paranın katını aşan faiz ödeyerek eziliyordu. O, zorunlu ihtiyacından dolayı borç alıyordu ve aldığını zamanında ödemediği için faiz miktarını artırmak zorunda kalıyor, bir milyon almış olan bazen on milyon faiz ödüyordu. Kur'ân böyle güç durumda olanlara verilen borcun faizini almak şöyle dursun, kişinin eli darda ise ana paranın ona bağışlanmasını öğütlemekte, bunun daha iyi olduğunu vurgulamaktadır.Şimdi konut yahut araç kredisi alan böyle ezilmekte midir? Eğer bu işlem yararına değilse almaz, yararına ise Kur'ân niçin bunu yasaklasın? Kur'ân'ın inişinden bu yana takriben 15 asır geçmiş. Bugünkü ekonomi, 15 asır önceki ekonomi midir? Neden değişen şartlan düşünmüyoruz? Size Kur'ân'ın bir ayetini yahut genel bir prensibini hatırlatayım:"Müjdele şu kullanma ki, onlar sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sahipleridir" (Zümer: 17-18). Burada "söz" kelimesiyle Kur'ân kastedilmektedir. Dinledikleri Kur'ân sözlerinin en güzeline uyanların doğru yolda olduklan belirtilmektedir. Demek ki Kur'ân'ın da sözleri arasında zamanın şartlarına en uygun olanlarına uyanlar övülmektedir. İslâm tarihinde bir nesih meselesi vardır. Nesih, bazı hükümlerin, zamanın geçmesiyle değiştirilmesi demektir.Hz. Peygamber'in 23 yıllık hayatı boyunca önce konulmuş hükümlerin zamanla değiştirilmesi gerekmiş, Peygamber'in kendisi bunu uyguladığı gibi kendisinden sonra gelen Halifeler, özellikle Hz. Ömer, yeni şartlar karşısında bunu bol miktarda uygulamışsa biz neden bu esneklikten yararlanmayalım, neden dini yaşanmayacak hale getirelim veya neden hayatı zorlaştıralım, olmayacak iddialarda bulunup İslâm'ı cağın gerisinde gösterelim? Bu tutum ne İslâm'ın, ne de toplumun hayrınadır.
Soru: 65 yaşındaki ecnebi bir bayanla nikâhsız yaşıyan, 38 yaşında biriyim. Bu beni çok rahatsız ediyor. Bazen çok bunalıyorum. Ancak nefsime hakim olamıyorum. Acaba bu bayanla nikâh yapabilir miyim?Cevap: Aranızdaki yaş ve din farkı evlenmenize engel değildir. Hemen resmi nikâh yapınız. Daha sonra dini nikâh da yapabilirsiniz. Hz. Peygamber'in ilk eşi, kendisinden birkaç yaş büyüktü. Diğer eşleriyse kendisinden hayli küçüktü. 15-16 yaşında bulunan Hz. Ayşe ile evlendiği zaman kendileri 52 yaşlarındaydı. Hz. Ömer de yaşça kendisinden küçük olan Hz Ali'nin kızıyla evlenmiştir ki kız 13-14 yaşlarında, Hz. Ömer de 57 yaşlarındaydı. Taraflar birbirlerini kabul ettikten ve aralarında karşılıklı sevgi bulunduktan sonra yaş farkı önemli olmayabilir. Ama eşler arasında büyük yaş farkı bulunan evliliklerin, sıradan evlilikler olmadığını, taraflardan birinin özellikle erkeğin sıradışı bir niteliği bulunduğunu, aksi takdirde arada 30-40 yaş farkı olan evliliklerin pek uzun süreli olmayacağını belirtmem de gerekir.Bir okurumun mektubu"Sayın Hocam, her sabah VATAN gazetesini aldığımda ilk önce, 'bugün ne öğreneceğim' ümidiyle sizin yazınızın bulunduğu sayfayı açıyorum. Lütfen bıkmadan, yorulmadan bizleri bilgilendirmeye devam edin. Yakın zamana kadar kulaktan dolma, noksan ve yanlış bilgilerle dinimizi bildiğimizi zannediyordum. Kutsal kitabımızın Türkçesini, her Türk vatandaşının okuması gerektiğini düşünüyorum. Kur'ân-ı Kerim'i okumak, dünya görüşümü değiştirdi.Şimdi sizin yazdıklarınızı daha iyi anlayabiliyorum. Çalışan, modern bir bayan olarak namazlarımı kılıyorum. İşte olduğum zamanlar ise akşam gelince kılıyorum. Genelde yazılarınızın büyük bölümünü kesip saklıyorum. Ayrıca sizin gibi değerli bir hocayla okuyucularını buluşturduğu için VATAN Gazetesi yönetimine de teşekkür ediyorum. Saygılarımla (Rukiye Çiftçi)."* Kadriye Çiftçi hanımefendiye ve benzer nitelikte mektup gönderen diğer okurlarıma çok teşekkür ederim.Düzeltme: 14 Ocak 2005 tarihli yazımda, sure adında hata olmuş. Mülk Suresi: 3-4 yerine, zuhulen Kaf: 3-4 yazılmış. Bu dalgınlıktan ötürü özür diler, yanılgımızı hatırlatan okurum Yavuz Gömeç'e de teşekkür ederim.
Soru: Samimi bir arkadaşıma küçük bir meblağ (50 milyon TL) borcum var. Aramızda anlaşmazlık çıktı. Şu anda konuşmuyoruz. Dinen bu paranın üstüme kalmaması için acaba bir yoksula versem, borcumdan kurtulur muyum? Bir diğer sorum da şu. Kur'an, "inanmayanlarla birarada oturmayın" diyor. Bazen işim gereği bu tip insanlarla birlikte olmak zorunda kalıyorum. Bunun bir sakıncası var mı?Cevap: Benim kanaatime göre, borçlu olduğunuz kişiye borcunuzu ödemek zorundasınız. Küs durmak doğru değildir. İlk barışma teşebbüsünde bulunan daha çok sevap alır. Eğer bizzat götürüp borcunuzu verecek durumda değilseniz, birisiyle gönderirsiz veya postayla adresine havale edersiniz. Miktarı ne olursa olsun, borçlu olduğunuz kişinin rızasını almadan onun parasını hayır için veremezsiniz. Verirseniz sizin için hayır olur ama borç yine üstünüzde kalır. Eğer borç veren kişi ölür, varisleri de olmazsa o zaman parayı onun adına hayredersiniz.Diğer sorunuza gelelim. Kur'ân'ın hiçbir yerinde, "Allah'a inanmayanlarla bir arada oturmayın" ifadesi yoktur. Müslüman'ın görevi, toplumun insanlarını dışlamak değil, onlarla kaynaşmaktır. Müslüman, tatlı dille İslâm'ı çevresine anlatmaya çalışır. Peki inanmayan insanlarla bir araya gelmezseniz, İslâm'ı nasıl onlara anlatacaksınız ve onları nasıl dinin doğrularına çekeceksiniz? Bu durum, onları dinden iyice soğutmaz mı? İnanmayanlardan uzaklaşmak değil, tam tersine acıyarak onlara yaklaşmak, onlarla iletişim kurmaya çalışmak gerekir.Hz. İsa'ya neden sarhoşlarla oturup kalktığını sormuşlar. O da "Doktorun sağlam insanların yanında işi ne? Doktor hastalara gitmelidir" demiş. Kur'ân, Allah'ın ayetlerine saygısızlık eden, hakaret eden insanlar, inanca hakarete başlayınca onların yanında bulunmamayı, onlar konuyu değiştirmedikleri takdirde onlarla birlikte oturmamayı emreder. Kur'ân insanların inançlarına saygılı olmayı, kimsenin inancına hakaret etmemeyi emreder: "Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek taşkınlıkla Allah'a sövmesinler" (En'âm: 55/108).Birisinin inancına hakaret edilirse, o kimse de karşısındakinin inancına hakaret eder. İşte bu psikolojik gerçeği anlatmak üzere ayette müminlere, putperestlerin taşkınlığa kapılıp Allah'a sövmemeleri için onların tanrılarına sövmemeleri emredilmiştir. Bu ayet, din ve vicdan özgürlüğünün güzel bir ifadesidir. Hiç kimsenin inancına hakaret etmek doğru değildir. Çünkü inanç kimliktir. İnsanlar birbirlerinin inancına saygı göstererek, hoşgörü içinde yaşamalıdır. Sevginin yolu güleç yüzlülüktür.
Kurban kesilecek hayvanlar: Deve, sığır, koyun ve keçidir. Bunların erkeği de dişisi de kurban edilebilir. Tavuk, horoz ve eti yenilen vahşi hayvanlar kurban edilemez. Devenin beş seneliği, sığırın (öküz-inek-manda) iki seneliği koyun ve keçinin bir seneliği kurban kesilebilir. Koyunun gösterişli olan altı aylığı da kurban edilebilir. Bir koç veya teke ne kadar cüsseli olursa olsun ancak bir kişiye kurban olabilir. Sığırı yedi kişi, deveyi on kişi ortaklaşa kurban kesebilirler.Kurbanı bizzat sahibinin kesmesi mendubdur. Kendisi kesemezse başkasına kestirir. Başkasına kestirecek ise kesen kimseyi kendi yerine vekil edip başında bulunması müstehabdır. Kurbanı keserken hayvana eziyet etmemelidir. Kesmeden önce hayvana su vermek müstehabdır. Keserken keskin bıçak kullanılmalıdır.Hayvanı yatırıp hazırladıktan sonra, henüz elini hayvanın boğazına dokundurmadan, "Veccehtu vechiye lillezî fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen vemâ ene mine'l-muşrikîn. Inne salâti ve nusukî ve mahyâye ve memâti lillâhi rabbi'l-âlemîn la şerike leh ve bizâlike umirtu ve ene evvelu'l-muslimîn. Allahumme tekab-bel minnî kemâ takabbelte min İbrâhîme halîli-ke ve Muhammed'in habîbike (Yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah'a, O'nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah'a teslim olanların ilkiyim. Allahım, dostun İbrahim'den, sevgilin Muhammed'den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur)" diye dua etmeli ve "Bismillah! Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâllahu vallâhu ekber Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd. Bismillah! Allahu ekber" deyip artık hiçbir şey konuşmadan hemen kesmelidir.Teşrik tekbirleri: Kurban Bayramı münasebetiyle namaz kılanların uyması gereken bir hususa da dikkati çekmek isterim. Bu da teşrik tekbîrleridir. Kurban Bayramı'nda, arife günü sabah namazının sonundan bayramın dördüncü günü ikindi namazının sonuna kadar her farz namazda selamdan sonra bir defa tekbir getirmek vaciptir. İmâm-ı A'zam'a göre tekbir, şehirlerde oturanların cemaatle kıldıkları namazlarda vacibdir. Ama bu şart yalnız İmam'a göredir. İki talebesine göre bu müddet içinde kim olursa olsun ve nerede kılarsa kılsın, köylü, şehirli, münferid ve cemaat herkes tekbir getirecektir. Fetva, bu görüşe göredir. Tekbir şudur: "Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâllahu vallâhu ekber Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd."Barış, huzur ve mutluluk dolu günler...
Teknoloji ne denli gelişirse gelişsin, ilahi iradenin dilediği felaket engellenemez. İşte Amerika! Her yıl orada büyük fırtınalar, tayfunlar, su baskınları olmakta, en gelişmiş Amerikan teknolojisi bu felaketleri önleyememektedir. İnsanlar temelde kardeştir. Çünkü kökenleri birdir. İnancı ne olursa olsun Endonezya'da, Somali'de, Sri Lanka'da insanlık çaresizlik içinde kıvranırken biz burada rahat edemeyiz. Nitekim Peygamberimiz, "Yanı başında komşusu açken karnını doyurup yatan kimsenin mümin olmadığını" belirtmiştir. Şeyh Sa'di, "Beni Adem a'zây-ı yek dîgerend ki der âferîneş zi yek cevherend (Adem oğulları, birbirinin organları gibidirler. Bir organ rahatsız olunca diğerleri de onun acısını duyar)" sözüyle toplumsal dayanışmaya işaret etmiştir.Sevgili kardeşlerim, şu Kurban Bayramı'nda kurban kesmek sünnettir. Buna vacip diyenler varsa da gerçekte sünnettir. Yoksullara, özellikle şiddetli ihtiyaç, açlık ve sefalet içinde kıvrananlara yardım etmek, farz derecesinde bir görevdir. Bayramda kurban kesmeyen, bayram sonu kurbanının parasını bu felaketzedelere yardım olarak gönderirse büyük sevap işlemiş olur. Çünkü fıkıh kuralına göre bayram günlerinde kurbanını kesemeyen, bayramdan sonra kurbanın parasını sadaka olarak verir. Bir aileye bir kurban yeter. Birden fazla kurban kesmek isteyen, bir tane kessin, diğer kurbanların parasını felaketzedelere göndersin.Bir hayat kurtaran, bütün insanları kurtarmış gibi sevap kazanır (Maide: 32). Allah ülkemizi ve bütün insanlığı felaketlerden korusun. Daima mesut ve bahtiyar olmanız dileğimle tekrar bayramınızı kutlarım efendim. Her şey gönlünüzce olsun. Bu münasebetle kurban ve kesimi hakkında özet bilgi sunmayı uygun buluyorum:Kurbanın vakti: Kurban kesmenin vakti, Kurban Bayramı günleridir. Bunlar bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleridir. Kurbanı, bayramın birinci günü kesmek daha iyidir. Bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra, kılınmayan köy ve yaylalarda sabah namazının vakti girdikten sonra kurban kesilir. Gece kurban kesmek mekruhtur. Kurbanı kesmeden sadaka vermekle kurban borcu ödenmiş olmaz. Fakat herhangi bir sebeple bayram günlerinde satın alınıp kesilmeyen kurbanın parası sadaka verilir. Kurban kesmeyen, bayramdan sonra olmak üzere kurbanın parasını sadaka verir.Kurbanın eti: Kurbanın etini üçe ayırmak, bir bölümünü evine bırakıp bir kısmını fakirlere, bir kısmını da eşe dosta dağıtmak daha uygundur. Kurbanın etini, derisini tamamen sadaka vermek de caizdir. Hatta daha makbuldür. Ancak kurbanın etinden bir parça yemek sünnettir.Yarın: Kurban nasıl kesilir?