Dünkü yazımda, bir okurumun öğrenmek istediklerini soru-cevap şeklinde yayınlamaya başlamıştım. Kalan soruları cevaplamayı bugünkü yazımda tamamlıyorum.Soru: Namazda âyetelkürsîyi kitaptan okuyorum. Bu doğru mu?Cevap: Evet, caizdir. Namazın ardından yapılan tesbihlerde değil, hatta namazın içinde de Mushafa bakarak Kur'ân okunabilir. Fatiha okuyup bir bir peygamberlerin ruhlarına bağışlamak ne farz, ne de sünnettir. Bid'attır.Soru: Tanıdığım bir nine, "Okuduğumuz Fatiha kimin için okunmuşsa, kimin ruhuna gönderilecekse onların isimlerini söylersek melekler Fatiha'yı bir tabak içinde ölülerimize sunar" diyor. Bu doğru mu?Cevap: Bu yaşlı hanımefendinin söyledikleri hurafenin ta kendisidir. Fatiha tabağa konmaz. Peygamberimiz böyle bir şey söylememiştir. Dini doğru dürüst yaşamaya çalışın, onun için sağlam kaynağından öğrenin. Hurafelere kulak asmayın.Soru: Pantolonla namaz kılınır mı?Cevap: Elbisenin dar olması, namaza engel değildir. Pantolonla da namaz kılınır. Fakat erkeklerin önünde bir kadının, dar pantolonla namaz kılması asla uygun değildir. Namazı olur ama bakışlarına sahip olmayanlar varsa bu hareket doğru olmaz.Soru: Namaz kılarken abdesti bozulan bir kişi o anda ne yapabilir?Cevap: Namaz kılarken abdest bozulma durumunda gidip abdestinizi tazeler, kaldığınız yerden devam edersiniz. Mesela dört rekâtlı bir namazın iki rekâtını kılmışsanız, abdestinizi aldıktan sonra kalan iki rekâtı kılarsınız.Soru: Annem ile babam vefat etti. Onlar için Yasin okutuyorum. Ayrıca gelenlere ikramda bulunuyorum. İkram yerine fakirlere, hastalara yardım etsem olur mu?Cevap: Doğrusu da odur. Gelenler konu komşunuz. Onlara ikram başka, sadaka başkadır. Siz bolluk içinde yaşayanlara yemek ikramı yerine, onun parasıyla bir hastaya, bir yetime, fakir öğrenciye yardım etseniz işte asıl o zaman ana babanızın ruhları şad olur.Soru: Eşimle beraber olmaya niyet ettim. Gusül abdesti almam gerekir mi?Cevap: Gusül abdesti gerekmez. Gusül abdesti almayı gerektiren bir hal vuku bulmuşken âdet olmanız durumunda yine yıkanmanız gerekir. Çünkü âdet, ibadete engel değildir ama cünüplük ibadete engeldir. Siz cünüp olduğunuza göre âdet olsanız da yıkanırsınız ve her namaz vakti için abdest alırsınız.
Adını yazmadan bana e-mail gönderen bir okurumun öğrenmek istediklerini soru-cevap şeklinde yayınlıyorum.Soru: Yatmadan önce 15-20 tane Fatiha okurum, Peygamberimize ve diğer peygamberlerin ruhlarına hediye ederim. Allah nazarında yüce olan peygamberlerin ruhuna Kur'ân okunur mu? Onların buna ihtiyacı var mı?Cevap: Ölülerin ruhlarına okunmak için değil, okunup uygulanmak için indirilmiş olan Kur'ân, ölü kitabı değil, diri kitabıdır. Okuduğunuz Kur'ân size sevap getirir. Siz bu arada ölmüşlerinizi anarsanız onların da ruhu şad olur, sevinç duyar. Çünkü her ruh, anılmaktan hoşlanır, kendisine dua edilmekten memnun olur, neşe duyar. Dualarınıza ve okumanıza devam edin. Ama ruhlara Kur'ân hediye etmek, Peygamberimizin ve sahabilerin uygulaması değildir, sonradan çıkmış ve yayılmıştır. Kur'ân oku fakat ardından Peygamberlere salât ve selam getir, onların ruhlarını an. Derecelerinin daha da yükselmesini dile. Meşru olan budur.Soru: Yolculuk esnasında eşim müzik dinlerken ben kendi kendime Allah'ı zikrederim. Bunda bir sakınca var mı?Cevap: Hayır, hiçbir sakınca yoktur. Her zaman, her yerde Allah anılır. Kur'ân, Allah'ı çok anmayı emreder. Zaten kalbiniz Allah ile meşgulken gelen müzik sesi de Allah'ı anma şeklinde gelir sizin kulağınıza. Aslında her şey Allah'ı zikretmektedir ama bizim kulaklarımız eşyanın teşbihini ve zikrini duymamaktadır."İnce işlet varlığın her zerresinde fikrini,Dinle eşya cüzlerinden Hâlik'in sen zikrini."Soru: Namaz dışında dua ederken başımızı örtmek gerekli mi? Cünüpken neler yapamayız? Abdest almadan Allah'ı anabilir miyiz?Cevap: Dua etmenin herhangi bir şartı yoktur. Yatarken, otururken, giyinik veya çıplak her zaman dua edilebilir. Allah'ı anmak için ne abdest, ne de gusül gerekir. İnsan her an Allah'ı anmalı, O'nü hiç unutmamalıdır. Cünüpken sadece namaz kılınmaz ama yıkanma imkânı yoksa teyemmüm edilip namaz da kılınır. Dünya işlerini yapmak için yıkanmak şart değildir. Cünüpken yemek de yenilebilir, çocuk da emzirilebilir. Fakat imkân varken cünüp gezmek mekruhtur, yani hoş değildir.Soru: Yatmadan önce dua okumak bana huzur veriyor. Hangilerini okuyabilirim?Cevap: Yatmadan önce istediğiniz duayı okuyun. Dua, kişinin içinden gelenleri Allah'a arz etmesi, O'na yalvarmasıdır. Hangi dua içinden geliyorsa onu oku. (Devam edecek)
Soru: Peygamberimizi rüyamızda görürsek bunun anlamı nedir? Şeytanın sadece Peygamberimizin şekline bürünemediği öğretildi bizlere. Bu doğru mu? Ben daha önce Peygamberimizi rüyalarımda gördüm. Ama şekil olarak göremediğim için "Bu, şeytani olabilir mi?" diye düşündüm. Çünkü bana ahirette adımın Hasîn olacağını söyledi. Ben de o rüyamın şeytanî mi Rahmanı mi olduğunu ayırdetmem açısından bunu size soruyorum? Allah'ın sevdiği kullarından olduğumuzu inandırmaya çalışıp bizi inancımızla vurabilir mi? Bir gün karşıma biri çıktı ve bana, "Duaların kabul oldu. Allah senin elinden tutmuş. Bana da seni daha ileri düzeylere götürmem için yetki verildi" dedi. Bunlara inanmadım, beni bir daha aramamasını söyledim. Bu olayı rüyalarımla birleştirince, "Şeytan acaba beni önemli bir kulmuşum gibi gösterip kandırmaya mı çalışıyor?" diye düşünüyorum. Kendimi bir şey sanıp yoldan çıkarım diye korkuyorum. (Ş. T.)Cevap: Şeytan, Hz. Peygamber'in gerçek şekline bürünemez ama herhangi bir şekilde görünüp kendisini Hz. Peygamber olarak takdim edebilir. Şeytanın, Hz. Peygamber'in gerçek şekline bürünemeyeceğine dair bir hadis vardır ama dediğim gibi Hz. Peygamber'i gören kimsenin, onun şeklini bilmesi gerekir. Onun şekli, ana çizgileriyle Şemail kitaplarında yazılıdır. Ayrıca şeytan, insanı kandırmak için her kılığa girer. Çoklukla da Rahmanî yoldan sokularak, yani iyiliğe, güzel sonuçlara götürmek istediğini söyleyerek kandırır.Buna şöyle bir misal verirler: Abdülkadir Giylânî Hazretleri çile çıkarırken, "Ey Abdülkadir, ben senin bütün günahlarını sildim, seni ibadetten affettim. Senin artık ibadet etmen gerekmez" diye bir ses duyar. Derhal "Euzu billahi mine'ş-şeytânirracîm" diyerek Allah'a sığınır. Bunun şeytandan geldiğini şöyle anlatır: "Allah hiçbir kulunu ibadetten muaf tutmaz. İbadet, kulluğun gereğidir. Eğer ibadetten muaf tutulacak biri olsaydı, Hz. Muhammed bundan muaf tutulurdu. Ayrıca Allah'tan gelen ses bir yönden gelmez, her yönden gelir ve kişiyi beşerî varlığından, bilincinden geçirir."Tüsterli Sehl bin Abdullah'a bir müridi, her gece Allah'ın arşında oturduğunu gördüğünü söyler. Şehl ona, "Bir kez daha o rüyayı görürsen, şeytandan Allah'a sığın" der. Adam ertesi gün rüyasında, gördüğünden Allah'a sığınınca bir eşek çulunun üstünde oturduğunu görür. İşte şeytan insanları böyle aldatır. Bilemeyiz inşallah, okurumuz gerçekten Hz. Peygamber'i görmüştür. Ahirette adının Hasîn olması, kendisinin azaptan korunacağını gösterebilir.
Soru: İki ay önce 17 yaşındaki kardeşimin cesedini bulduk, vurulmuştu. Onun aramızdan ayrılması böyle olmamalıydı. Hep bunu muhakeme ediyorum. Arkadaşlarım bir psikologa gitmem gerektiğini söylüyorlar ama ben doğru cevabın sizde olduğunu biliyorum. Kardeşim için neler yapabilirim? (Ülkü Maviş)Cevap: Hayat baştan başa sınavdır. Yüce Allah, "Biz onları (ibret alıp hak yola) dönmeleri için iyiliklerle ve sıkıntılarla denetiz" (A'râf: 168) buyurmuştur. Kardeşinizin o şekilde öldürülmüş olması sizin zorunuza gider ama onun hakkında öyle olması hayırlıdır ki, takdir öyle tecelli etmiş. Çünkü o şekilde ölmekle kardeşiniz, şehitlik makamına erişmiştir. Diyeceksiniz ki, o zaten çocuktu. Çocuk da olsa derecesi yükselir öylelikle. Sabırdan başka çare yoktur. Sabır insanı selamete götürür.Sabr, zorluklara dayanmak, nefsi tutmak demektir. En makbulü de ilk sadme anındaki sabırdır. Müslim'in çıkardığı bir hadise göre nefse güç gelen fakat sevabı çok olan sabır, musibet ateşinin hücum ettiği zamanda yapılan sabırdır. Zira bu, kalbin gücünü gösterir. Ama musibetin ateşi soğuduktan, ilk şoku geçtikten sonra herkes sabreder. Önlü mutasavvıf Tüsterli Sehl bin Abdullah şöyle demiştir: "Sabır iki çeşittir. Biri günaha girmemeye sabırdır ki bunu yapan mücahiddir. Biri de Allah'a ibadete sabırdır ki bunu yapan da âbiddir."Yunus ne güzel söylemiş, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" diye. Rüveym: "Sabır şikâyeti bırakmaktır", Ebû Alî: "Sabır Allah'ın takdirine itiraz etmemektir. Fakat şikâyet etmeden başına gelen belayı söylemen, sabra aykırı değildir. Yüce Allah,'Yâ Rabbi bu dert bana dokundu'(Enbiyâ Suresi: 83) diyerek derdini söyleyen Eyyûb'u, 'Biz onu sabredici bulduk, ne güzel kuldu o' (Sâd Suresi: 44) diyerek övmüştür" (Kurtubî, el-Câmi', 2/174-177).Bakara: 154'üncü ayet, şehidlere ölü denmeyeceğini, onların gerçekte diri olduklarını anlatmaktadır. İnsanın asıl benliği bedeni değil, onun içinde gizli olan, ona hareket ve canlılık veren ruhudur. Dünyada güzel eylemlerle bezenip safiyet kazanan insan ruhu, şu bedenden ayrılınca cennet bahçeleri gibi bir yaşam içine girecek, orada iyi ruhlarla peygamberler, sıddıklar, salihler ve şehitlerle beraber tadına doyulmaz bir ruhsal âlemde bulunacaktır.Fakat dünyada kötü işlerle kirlenmiş, bozulmuş olan insan ruhu da bedeninden ayrıldıktan sonra çeşitli azaplar içerisinde kalacaktır. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.), bu gerçeğe işaret için kabrin ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur olduğunu söylemiştir.
Soru: Meleklerin günah işleyemeyecekleri söylenir. Peki şeytan da bir melek değil mi? O nasıl secde etmeyip günah işleyebilmiştir?Cevap: Şeytan, cinler (gözle görülmez varlıklar) grubundandır. Melekler de gözle görülmeyen ruhsal varlıklar olduğu için gözden saklı, görünmez anlamındaki cin varlıkları içine girer. Çoğunluğun kanısına göre İblis, meleklerin eşrafından olup adı Azâzîl idi. Önce meleklerdenken, böbürlenerek Allah'ın halifesi yapılan insana secde etmediğinden Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış, şeytan olmuştur. Ancak Kehf Suresi'nin, "Meleklere, Adem'e secde edin' demiştik, secde erliler, yalnız iblis etmedi. O cinlerdendi, Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz benden ayrı olarak onu ve onun neslini dostlar mı ediniyorsunuz?Oysa onlar, sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir" (Kehf: 69/50) ayetinde İblis'in cinden olduğu bildirilmektedir. Abdullah ibn Abbâs ve Sa'îd ibn Cübeyr'in, "Cinler, meleklerin ateşten yaratılmış bir koludur. İblis de onlardandır. Öteki melekler nurdan yaratılmışlardır" dedikleri aktarılmıştır."O gün onların hepsini bir araya toplar, sonra meleklere, 'Bunlar size mi tapıyorlardı?' der. (Melekler), 'Sen yücesin, bizim velimiz onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı' derler." (Sebe: 58/40-41) ayetinden cinlerin, meleklerden ayrı bir ruhsal grup olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü melekler, müşriklerin, kendilerine değil, cinlere taptıklarını söylemektedirler. Demek ki cinler, meleklerden ayrı varlıklardır.Kehf Suresi'nin 50. ayeti, İblis'in cinlerden olduğunu, Hicr Suresi'nin 27. ayeti, cinlerin ateşten yaratıldığını, A'râf Suresi'nin 12. ayeti de İblis'in ateşten yaratıldığını söylemektedir. Hz. Ayşe'nin rivayet ettiği bir hadise göre: "Melekler nurdan yaratıldı, cinler ateşten bir mâricden yaratıldı. Adem de size anlatılan şeyden (çamurdan) yaratıldı." Şeytan, ateşten yaratıldığı için gazabı, kızgınlığı son derece fazla olmuş, Adem'e secde etmemiştir.Ebû Ubeyde'ye göre şeytan, cin, insan ve hayvanların asisi, sınırı aşanıdır. Kötü huylu insanlara da şeytan denilir. Hz. Peygamber, "Gazap şeytandandır, şeytan da ateşten (yaratılmış)tır" demiştir. İblis, şeytanların başıdır. Onun zürriyeti, cinlerin kötüsü olan şeytanlardır. Ama bütün cinler şeytan değildir. Cinlerin (meleklerin altındaki görünmez varlıkların) da Müslüman'ı vardır, kâfiri vardır. Müslümanına sadece cin, kötülerine şeytan denilir. İblis ve ondan türeyen şeytanların, insanları kandırıp saptırmaya, kötü işleri, günah ve küfrü süsleyip güzel göstermeye çalıştıkları, Kur'ân ayetlerinden anlaşılmaktadır.
Müslümanları birleştirmek, toplayıcı olmak, din adamının vazifesidir. Camiye, orduya ve okula asla siyaset sokulmamalıdır. Cami, partili, partisiz bütün vatandaşların huzur duyacağı bir yerdir ve öyle kalmalıdır. Parti havasının giren cami, toplayıcı olma vasfını kaybeder. O zaman din, özelliğini, safiyetini yitirir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm, bize neyi haber vermişse, biz ancak onu bilebiliriz. Biz, herkes hakkında hüsnü zan besleriz. Harta herkesi Allah'ın velisi (sevgili kulu) sansak daha iyi olur. "Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi Kadir bil" demişler.Veli, Allah'ın sevdiği kul demektir. Evet, Allah'ın sevdiği kullar vardır. Yunus Suresi'nin 62'nci ayetine göre Allah'ın velilerine korku yoktur ve onlar üzüntüye uğramayacaklardır. Veli, Allah'ın sevdiği kul olduğuna göre kimdir Allah'ın sevdiği kul? Bir tane midir? Hayır, bir tane değildir. Enfal Suresi'nin 9'uncu ayeti, bütün müttakilerin (korunanların), Allah'ın velileri olduğunu beyan buyurmaktadır. Allah'a itaat eden bütün kulları, Allah'ın velileri, sevdiği kullandır. Allah, velilerinden hangisinin ötekilerden üstün olduğunu bize bildirmemiştir. Veliler arasında derecelenmeler olduğunu belirten bazı hadisler nakledilirse de bunlar, üzerine itikat kurulabilecek derecede sağlam değildir. Binaenaleyh Kur'ân-ı Kerîm'in ruhuna göre Allah'ın emirlerini tutup O'nun yasaklarından kaçan müminleri, Allah'ın velisi kabul eder, bunlar arasındaki üstünlük ve derece meselesini Allah'a havale eyler ve herkese karşı özellikle salih kullara karşı hüsnü zan besler, büyüklere, alimlere saygı, küçüklere de şefkat gösteririz. Budur işte İslâm'ın nurlu yolu. Din adına, iman eden, namaz kılan insanların arasını açmak değildir Müslümanlık.Hz. Ebubekir (r.a.)'in, halife seçildiği gün söylediği şu mübarek sözler ne güzeldir: "Ey insanlar, sizin en iyiniz değilim ama sizin başınıza geçirilmiş bulunuyorum. Güzel hareket edersem bana yardım ediniz, kötü hareket edersem bana karşı koyunuz. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. İçinizde zayıf olan, Allah'ın izniyle hakkını kendisine verinceye kadar yanımda en kuvvetlidir. İçinizde kuvvetli olan da gasp ettiği bir hakkı kendisinden alıp hak sahibine verinceye kadar yanımda en zayıftır. Cihadı bırakan toplumları Allah alçaltmış, fuhuşun yayıldığı toplumlara Allah yaygın bela vermiştir. Ben Allah'a ve Resulüne itaat ettiğim sürece siz de bana itaat ediniz. Ben Allah'a ve Resulüne isyan edersem, bana itaat etmeniz gerekmez. Namaza kalkınız. Allah size rahmet eylesin." (Tehzîbu Sîreti îbn Hişâm: 2/160-161, 1972 baskısı)
İnsanın asıl değeri, malından veya mevkiinden gelmez, olgun ruhundan, temiz ahlâkından gelir. Ziya Paşa'nın dediği gibi: "Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma, Zer-dûz palan vursan essek yine eşşektir." (Kötü kökenli, karakteri bozuk insana, hiç üniforma yükseklik kazandırır mı? Eşeğe altından yapılmış palan vursan yine eşektir.)Dini siyasete alet edenler, din adına halktan demet demet para toplayanlar, kendi yolunda olmayan bütün Müslümanların kâfir olduğunu, yalnız kendi mürşitlerinin veya cemaatlerinin yolunda gidenlerin cennete gireceğini söyleyip cenneti parselleyenlerdir. Kur'ân, Allah'ın rahmetine iltica eden bütün insanlara ilahî rahmeti sunar. Allah'ın bol rahmetini daraltmaz. Bütün kulları Allah'a çağırır. İnsanlığa ümitsizlik değil, ümit aşılar. Karamsarlık değil, sevinç ve ferahlık aşılar. Kur'ân'ın aydınlık, ümit, rahmet yolunu karartmaya, Allah'ın bol rahmetini daraltmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.Bir köylü, Hz. Peygamber'in yanında, "Allah'ım, bana ve Muhammed'e rahmet et" seklinde dua edince Resul-i Ekrem Efendimiz, "Sen Allah'ın rahmetini daralttın" buyurmuştur. Öyle ya, Allah'ın rahmeti bütün kullara yetişir. Yeter ki kul, o rahmete koşsun. Çünkü yüce Allah, kendisine bir karış yaklaşana iki kanş yaklaşır, bir kulaç yaklaşana iki kulaç yaklaşır. Kendisine yürüyerek gidene koşarak gelir.Tamamen saçma bir iddiaHadîs-i Kudsî ile belirtilen bu ifadeler, Allah'ın kullarına olan sevgi, şefkat ve merhametini sembolize etmektedir. Allah, hangi kulunu daha çok sever? Bunu ancak kendisi bilir. Allah'ın veli kullarının bazılarından, Allah'ın bir lütfü olarak kerametler (olağanüstü şeyler) zuhur eder. Bu, onların veliliğinin işareti olabilir. Fakat kulun, Allah katındaki mertebesini tam belirtmez. Çünkü Allah katında hangi kul, hangi veli en yüksektir, bunu ancak Allah bilir.Herhangi bir kulun, Allah katında en yüksek dereceye eriştiğini söylemek, peygamberlik iddia etmek demektir. Zira Allah'tan vahiy alan yalnız peygamberlerdir. Allah ile haberleşmeyen kimselerin, bir kul hakkında "en yüksek dereceye erişti" demeleri saçmadır. Allah ile konuşmadığına göre bunu nereden biliyor? Eğer bizzat Allah ile temas kurmuş, O'ndan melek vasıtasıyla vahiy almışsa o zaman peygamberdir. Halbuki Hz. Muhammed (s.a.v.)'den sonra peygamber gelmeyecektir. O halde üstünlük iddiası tamamen saçmadır.
Cenab-ı Mevlâ ne dilerse o olurBu yazı, takriben 30 yıl önce Diyanet gazetesine başyazı olarak yazdığım makalenin bir özetidir.Müslüman, Cenabı Hak'a teslim olmuş, O'nun takdirine inanmış, O'nun yaptıklarına gönülden razı olmuş insandır. Kâinatta Allah'ın iradesi dışında bir yaprağın deprenemeyeceğini, O'nun izni olmadan hiçbir şeyin vuku bulmayacağını bilir. Cenabı Mevlâ, ne dilerse o olur. Allah, bir insana hayır diledi mi, dünya toplansa o hayrı onun elinden alamaz. Allah bir insana bir şeyi vermek istemeyince de dünya toplansa Allah'ın vermediğini ona veremez. İşte bu inanca sahip insan, hayn da şerri de yaratanın Allah olduğunu, her şeyin O'ndan geldiğini bilir. Her iyiliği Allah'tan bilip O'na hamdeder. Her kötülükten yine O'na sığınır."Hallâk-ı Rahim oldurRazzâk-ı Kerîm oldurFa'âl-i Hakîm oldurMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eyler." Mümin, yaptığı işlerin, Allah'ın rızasına uygun düşmesine çalışır. Bütün arzusu ve ümidi, yalnız O'nun nzasıdır. Şunun bunun beğenisini değil, Allah'ın beğenisini bekler. İnsanlan memnun etme uğruna Allah'ı gücendirmez. Çünkü Allah'ın güceneceği bir işte insanlardan kimilerini memnun etmek adaletsizliktir, rüşvettir, iltimastır, hakkın asıl sahiplerinden alınıp haksız olanlara verilmesidir.Müslümanın prensibiResul-i Ekrem (s. a.v.) Efendimiz, yapacağımız işlerde İnsanlan memnun ederken yüce yaratıcıyı gücendirmemeyi öğütlemiştir. İşte gerçek Müslüman'ın prensibi budur. Yani onun ölçüsü, insanların beğenmesinden çok Allah'ın nzasıdır. O, bazı kimseler tarafından kınansa dahi Allah'ın buyruğunu yapmaktan çekinmez. Yüce Allah, Mâide Suresi'nin 54'üncü ayetinde Allah'ı seven ve Allah'ın sevdiği insanları, "Allah yolunda çaba harcayan, didinen ve kimsenin kınamasından korkmayan" kimseler olarak nitelendirmektedir.Allah'ın buyruğunun yerine getirilmesi, adalet ve mutluluğun kendisidir. Müslüman, din sömürüsü yapmaz, dini siyasete alet etmez. Ayet ve hadislerle insanları etkileyip gariplerden parasını birkaç kişinin çıkarına kullanmaz. Ağlayanın malının gülene hayretmeyeceğini bilir. Zerre miktarı temiz dindarlığın, batmanlarca altın ve gümüşten değerli olduğunu bilir. Din, maddî çıkarların veya mevkilerin vasıtası değil, bizzat temel gayedir. (Devam edecek)