Soru: Kasabamızda vefat eden bir bayanın cenaze namazını kıldıran imam kardeşimiz, namazdan sonra cemaate dönüp helallik istedikten sonra şöyle söyledi: "... hanımın bir Müslüman olduğuna şahitlik eder misiniz, şahitlik eder misiniz, şahitlik eder misiniz?" İnanç yaşamımız içinde ve cenaze defni prosedüründe böyle bir soru sorulur mu? imamın, Müslümanlığı tespit ve tescile yetkisi var mı?Cevap: Cenaze namazından sonra imamın, "... hanımın Müslüman olduğuna tanıklık eder misiniz?" şeklindeki sorusu bid'attır, uydurmadır. Cemaatin, tanımadıkları bir kişinin mümin, Müslüman olduğuna tanıklık etmelerinin hiçbir anlamı yoktur. Allah, onların tanıklığıyla ölmüş olan kişiye işlem yapmaz. Allah, kimin ne olduğunu bilir. Allah'ın huzuruna giden kişinin Müslüman olduğuna tanıklık etmek de ne demek? Onun hakkında hüküm verecek olan O'dur. O'nun tanıklara ihtiyacı var mı? Hatta ölü için helallik almanın da bir delili yoktur, o da bid'attır. Maalesef camilerimizde bu bid'atlar işlenip durmakta, Diyanet İşleri Başkanlığı ise bu konuda hiçbir uyarı yapmamaktadır. Zaten yapsa da dinletemez ya. İmam kardeşlerimizin, Kur'ân ve sünnetin dışına çıkmamalarını, sade olan dine uydurmalar karıştırmamalarını tavsiye ederim. İbadetleri, Peygamberimizin yaptığı ve yaptırdığı gibi yapmaları gerekir.3 aylık orucun fidyesini vermeniz gerekmektedirSoru: 9 aylık bir oğlum var. 4 aylık hamileyken hastanede bebeğimin kalp atışlarını duyamadılar. Telaşlanan doktorlar beni de heyecanlandırdılar. Sonra kendi doktorum çocuğa ultrasonla baktı, sağlam olduğu anlaşıldı. Bu arada, "Eğer oğlum sağlanışa 3 ay oruç tutacağım" diye bir adakta bulundum. Bu adağımı yerine getiremedim. Sadece 15 gün tutabildim. Bir yakınım bana, bir fakiri yedirip giydirdiğim takdirde adağımın yerine gelmiş olacağını söyledi. Bu doğru mu? Ne yapmalıyım?Cevap: Yakınınızın görüşünün doğru olduğunu sanmıyorum. Siz 3 ay oruç tutmayı adamakla bu oruç size vacip olmuştur. Eğer 3 ay gibi uzun bir süre oruç tutamayacak durumda iseniz o zaman 3 aylık orucun fidyesini vermeniz gerekir. Her gün için bir fitre değeri para olmak üzere 90 günlük fidye vermeniz lâzım gelir. Bir fidye 5 milyon TL kabul edilirse 5.000.000 x 90 = 450.000.000 TL (450 YTL) fidye verirsiniz. Benim kanaatim budur.
Soru: Zina ve. had, Kur'an'a göre nedir?Cevap: Zina, kadınla erkeğin gayrimeşru (dine aykırı biçimde) cinsel ilişkide bulunmasıdır. Bu eylem, bütün ilahi dinlerin yasakladığı, şirke eş ağır suçlardandır. Kur'ân-ı Kerîm, zinayı Allah'a ortak koşmakla birlikte anmıştır. İsrâ: 32. ayetinde müminlere zinaya yaklaşmamaları, zira zinanın, fuhuş (çirkin, aşırı günah) ve kötü bir yol olduğu vurgulanır. Furkan: 68. ayetinde de Allah'ın halis kullarının, Allah'tan başka bir tanrıya yalvarmayacakları, Allah'ın yasakladığı cana kıymayacakları ve zina etmeyecekleri belirtilir. Mümtehine: 12. ayette Peygamber'e, kadınlardan Allah'a şirk koşmayacakları, çalmayacakları ve zina etmeyecekleri hususunda söz alması emredilmektedir.Gelelim zina cezasına (had). "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun, Allah'a ve ahiret gününe inananlarsanız Allah'ın cezasını uygulamada sizi, onlara karşı acıma duygusu tut(up engelle)mesin. Müminlerden bir grup da onlara yapılan azaba şahit olsun." (Nur: 102/2) ayetinde de zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz sopa vurulması, Allah'ın bu cezasını uygulama hususunda onlara açınmaması, mutlaka bu cezanın, halkın huzurunda uygulanması emredilmiştir.Bu ayetin hükmü geneldir, zaten başındaki istiğrak ifade eden (el) ta'rîf harfi (article), zina eden tüm kadınları ve zina eden tüm erkekleri kapsar. Evli veya bekâr fark etmez. Zaten evliye de bekâra da zina cezasının sadece sopayla işkence olduğu, zina suçuyla suçlanan evli kadına yapılacak li'ân durumunu açıklayan ayetlerin sonunda açığa çıkmaktadır. Kocası tarafından zinayla suçlanan kadın, dört defa yemin edip kocasının yalan söylediğini, beşinci kez de eğer kocası doğru söylüyorsa Allah'ın gazabının kendi üzerine olacağını söylemesinin, kendisinden azap cezasını savacağı belirtilmektedir.Eğer evli kadının zina sucu recm (yani taşlayarak öldürme) ise artık buna azap (işkence) denmez. Oysa ayette, "Böyle şahitlik etmesi, kendisinden azabı savar" denmektedir. Demek ki zinayla suçlanan o evli kadının cezası recm değil, surenin ikinci ayetinde belirtilen yüz sopayla işkence etmektir. Ama dört tanıkla tespit edilemeyen zina suçunu kadının yemin ederek inkâr etmesi, kendisinden bu işkence cezasını kaldırmaktadır. Ayrıca Nisa: 25'inci ayette, evlendiği halde zina eden cariyeye, diğer evli kadınların cezasının yarısının uygulanması emredilmektedir. Ama evli kadının cezası recm ise recmin yarısı yoktur. Bu kanıtlar, Kur'ân'ın recmi kaldırdığını ve evli bekâr, zina eden herkese yüz sopa cezasını getirdiğini ortaya koymaktadır. Kur'ân'ın amacı toplumdan kötülüğü kaldırmaktır.
Soru: Bir tartışma sırasında çocuğuma, "Allah belanı versin" dedim. Anne babanın bedduası tutar mı? (Mahmut Güngör)Cevap: Dualarda söylenen sözlerden çok, taşınan niyet önemlidir. Kişi kızgınlıkla çocuğunun aleyhinde olan şeyleri söyleyebilir. Eğer öyle her dua tutsa, ailelerde huzur kalmaz. Allah, kulunun kendi aleyhine olacak dualarını kabul etmez. Ama belli olmaz, çok yanık bir halde söylenen o tür dualar bazen tutabilir de. İsrâ: 50/11'inci ayette aceleci olan insanın, hayrı ister gibi şerri istediği vurgulanmaktadır. İnsanın şer istemesi, bunaldığı zaman kendisinin, ailesinin aleyhine dua etmesi, lanet okumasıdır. İnsan bunalınca, "Ah, ölsem de kurtulsam" yahut "Allahım canımı al da kurtulayım" der. Veya çocuklarına beddua eder. Halbuki o istediği şey kendisinin iyiliğine değil, zararınadır. Allah göstermesin, ölümünü istediği çocuğu, onun dediği gibi ölse, yine kendisinin içi yanar, ağlar, sızlanır. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Canınız ve malınız aleyhine dua etmeyin. Sonra Allah'ın kabul saatine rastlarsınız da duanızı kabul eder" buyurmuştur.Hz. Musa'nın dilinde ne vardı?Soru: Kur'ân'da, "Peygamberler Tarihi" adlı kitabınızda Hz. Musa'nın Allah'a, "Gücümü artır, dilimi çöz, konuşmamı anlasınlar" diye dua erliğini belirtiyorsunuz. Hz. Musa'nın dilinde ne vardı? (Veli Doğan)Cevap: Tâhâ Suresi'nin 27-28. ayetlerinde, peygamberlikle görevlendirilen Hz. Musa'nın, "Dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlasınlar" şeklinde dua ettiği anlatılmaktadır. Bu ifadeden, onun kuvvetli bir konuşmacı olmadığı anlaşılır. Tefsirlerde dilinde pelteklik olduğu da söylenir ama bu konuda kesin bir kanıt yoktur. Kur'ân'ın anlattıkları, Tevrat'ın Çıkış Kitabı'nın 3. ve 4. baplarında anlatılanlara uyar. Ancak orada daha çok ayrıntı vardır: "Ve Musa Rabbe dedi: Aman ya Rab, ben... söz adamı değilim çünkü ben ağzı ağır ve dili ağır adamım. Ve Rab ona dedi: İnsanı dilsiz yahut sağır yahut görür yahut görmez yapan kimdir? Ben Rab değil miyim? Ve şimdi git ve ben senin ağzınla beraber olacağım ve söyleyeceğim sözü sana öğreteceğim... Senin kardeşin Levili Harun yok mu? Bilirim ki o iyi söyler... Ve kendisine söyleyeceksin ve sözleri onun ağzına koyacaksın ve ben senin ağzınla ve onun ağzıyla beraber olacağım ve yapacağınız şeyi size öğreteceğim..."Bu ifadelerden Hz. Musa'nın iyi bir hatip olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Soru: 1- Hz. Peygamber kürkünü kime vasiyet etti? 2- Ölenin ruhunu ahirette akrabaların ruhları mı karşılar? 3- Ölenin ruhu, ozon tabakasında katılaşıp, ondan çıktıktan sonra yumuşuyormuş. Bunlar doğru mu?Cevap: 1- Hz. Peygamber'in kürkü yoktu. Hırkasını veya pardösü diyebileceğimiz abasını Veysel Karani'ye vasiyet ettiği söylenirse de bu konudaki rivayetler çelişkilerle doludur. Veysel Karani'nin şahsiyetinin bile gerçekliği üzerinde tartışmalar vardır. Peygamberimiz abasını Veysel Karani'ye değil, benim bildiğime göre damadı Hz. Ali'ye vermiştir. Onun için Ali ailesine Âl-i Aba denilir.2- Vefat edenin ruhu bedenden çıkar. Elbette onu, kendi düşüncesinde olan, manen bağlantısı bulunan akrabası ve dostları karşılar. Tabii bu, ruhtan ruha değişir. Her ruhun, akrabaları tarafından karşılanacağını sanmıyorum. Olgunlaşmamış ruhlar tutuklanırlar, azap çekerler. Ama bu konuda ayrıntıya girilemez. Çünkü kimse ayrıntıyı bilemez.3- Ölenin cesedinin önce katılaşıp sonra yumuşadığını bilmiyorum. Ruhun ozon tabakasında katılaştığı, ondan çıktıktan sonra yumuşadığı safsatadır. Ruh şeffaf, nursal varlıktır. Katılaşma, yumuşama, ozon tabakası bunlar maddi şeylerdir. Böyle kanıtsız, tutarsız şeylerle ruh hakkında hüküm verilemez.'Gönüllerinde hayır yoktur'Okurum Cemal Özgen'in sorusuna cevabımdır: Ebû Saîd-i Hudrî'ye nispet edilen hadis uydurmadır. Gelecekte şunlar olacak, bunlar olacak şeklindeki fitne hadislerinin büyük çoğunluğu zayıf, uydurma şeylerdir. Kur'ân, geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceğini vurgulamaktadır. Sizin sözünü ettiğiniz rivayette çelişki açık. Çünkü "Gelecekte bir devrin ümmeti, benim ümmetimin hilafına hareket edecek ve birtakım çığırtkanlar insanları cehenneme çağıracaklar" dendikten sonra, "Onlar bizim içimizden çıkacak bayağı adamlardır. Aziz duygularla konuşurlar ama gönüllerinde zerre kadar hayır yoktur" deniliyor.Peki gelecekte olan o insanlar, nasıl Hz. Peygamberin bulunduğu toplumdan çıkıyor? Çünkü "Onlar bizim içimizden çıkacak" deniliyor. Eğer bu olaylar binlerce yıl önce, böyle saptanmış, çizilmişse, zamanı gelince olmaması mümkün değildir. Ay'ın tutulması nasıl zorunlu bir olaysa, o fitnelerin olması da zorunlu olaylardır. Öyle ise bunu yapanlar kendilerine biçilen rolü oynadıklarına göre niçin sorumlu olsunlar? Hâşâ Peygamber böyle saçma sapan şeyler söylemekten münezzehtir. Göklerde ve yerde Allah'tan başka hiç kimse gaybı bilmez.
Soru: Yatarken İhlas, Fatiha, Kelime-i tevhîd, Rabbena âtinâ, Âyetelkürsî, Lâilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minezzâlimîn okuyorum. Bunlar yeterli mi? (Veli Doğan)Cevap: Bu yazdıklarınızı okumanız güzel ama sünnet değildir. İstediğiniz duaları veya ayetleri okuyabilirsiniz. İmam-ı Gazali, Peygamberimiz (s.a.v.)'in yatarken okuduğu çeşitli duaları bir araya toplamıştır. Peygamberimiz şu tavsiyede bulunuyor: Yatacağın zaman namaz için abdest alır gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat ve şöyle de: "Allahım! Gazabından rızana, cezandan affına, senden, sana sığınırım. Allahım! Ne kadar istesem de seni lâyıkıyla övemem, buna gücüm yetmez. Sen, kendini övdüğün gibisin. Allahım! Ey göklerin, yerin ve her şeyin rabbi, padişahı. Ey daneyi ve çekirdeği yanp bitkiyi çıkaran, Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'ân'ı indiren rabbim. Her şerlinin ve senin perçeminden yakalamış olduğun her canlının şerrinden sana sığınırım. Sen Evvel'sin, senden önce bir şey yoktur. Sen Son'sun, senden sonra bir şey yoktur. Sen Açık'sın, senden açık bir şey yoktur. Sen Gizli'sin, senden gizli bir şey yoktur. Borcumu öde, beni fakirlikten kurtar (zengin eyle). Allahım! Canımı sen yarattın, yine sen alacaksın, canımın ölümü ve hayatı senin elindedir. Allahım! Eğer onu (bu gece) alacaksan, günahımı bağışla. Ve eğer yaşatacaksan, onu koru. Allahım! Senden dünyada ve ahirette sağlık, dirlik, düzenlik diliyorum. Rabbim! İsminle yanımı yere koydum, günahımı affet. Allahım! Nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana döndürdüm, işimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Senden umarak ve senden korkarak sana yöneldim. Senden başka kurtarıcı yoktur. İndirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine inandım."Bunlar Peygamberimizin çeşitli zamanlarda okuduğu duaların toplamıdır. Bunların hepsini okumak şart değildir. Herhangi bir parçası okunsa kâfidir. Özellikle son bölüm okunmalıdır.Bu sese kulak verin!6 ay önce 14 yıllık eşim, eşyaları da alarak evi terk etti. 8 yaşındaki kızımla yalnız kaldım. Hiçbir sosyal güvencem yok. Ancak bu kadar dayanabildim. Bana bir şey olursa çocuğum tek başına ortada kalacak. Kiramı da ödeyemediğim için ev sahibi evden çıkaracak. Sokakta kalmaktan da hayattan da çok korkuyorum. Sizin bu çığlığıma duyarsız kalmayacağınızdan eminim. Nazlı Kaya* Sıkıntı içinde bulunan bu bayana yardım etmek isteyenler, kendisiyle irtibat kurabilirler. Adres: Cansu Sitesi No: 5/3 Egekent - 2Menemen-İzmir Tel: (0555) 500 65 14
Soru: Cemaatle kılınan namazın, neden tek başına kılınan namazdan 27 derece daha hayırlı olduğu belirtilmiştir?Cevap: Bu tür ifadeler, bir şeyin üstünlüğünü belirtmek üzere kullanılan ifadelerdir. Burada kasıt sayı değil, cemaat namazının daha feyizli, bereketli olduğunu belirtmektir. Mesela Tevbe Suresi'nin 80'inci ayetinde, "Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allah onları affetmez" buyurulmaktadır. Buradaki yetmiş sayısı da belli bir sayıdan ziyade çokluk ifade eder.Biz de Türkçe'de "Sitiîn sene gelmesin" deriz. Sittîn, altmış demektir. Bu sözümüz altmış sene gelmesin ama 61 sene sonra gelsin anlamı taşımaz. "Onun gelip gelmemesi umurumda değil, isterse hiç gelmesin" demektir. Bu tür ifadeler, çokluk belirten ifadelerdir, bunlardan belli bir sayıyı anlamak doğru olmaz. Bunlar dilimize yerleşmiş söylemlerdir. Cemaat namazının, tek başına namazdan 25 defa daha üstün olduğu rivayeti de vardır. Hadis rivayetinde tereddüt bulunmaktadır. Ayrıca bunu araştırmanın yararı ne? Nereden bileceğiz bunun nedenini? Bilsek ne kazanırız? Bunlar abesle iştigalden başka bir şey değildir.Zebur kimlerin kitabı?Soru: Üç din, dört kitap var. Tevrat Musevilerin, İncil Hıristiyanların, Kur'ân Müslümanların. Peki, Zebur hangi dinin kitabı?Cevap: Zebur, yeni bir din ve şeriat kitabı değil, Hz. Davud'a ilham olunan ilahilerdir. Tevrat'ın bir bölümüdür. Davud, İsrail krallarından olup Hz. Süleyman'ın babasıdır. Kendisi İsrail ordusunda askeri bando takımındaydı. Bandoya marşlar yazardı. Daha sonra Allah ona krallık nasip etmiş ve Zebur (Mezâmîr) denilen ilahileri (şiirleri) ilham etmiştir. Bu ilahiler, bir takım hikmetler taşıdığından Kur'ân onları da ilahi saymaktadır. Fakat bu ilahiler yeni bir din getirmemekte, Musa dininin uygulanmasını öğütlemektedir. Ayrıca Davud tarafından konulan bazı yasaları da içermektedir.Melekler ölümsüzdürSoru: Kıyamet günü melekler de diğer canlılar gibi ölecek mi ? (Ali Karataş)Cevap: Melekler ölümsüz yaratılmıştır. Onların öleceğine dair hiçbir ayet yoktur. Melekler yalın ruhtur. Yalın ruh ölmez, ölen bedendir. Eğer ruhlar ölmüş olsa o zaman ölenlerin ardından dua etmenin, onların ruhlarının şad olmasını dilemenin ne anlamı kalır ki?Teşekkürler: Necati Hasoğlu, Mehmet Mirap ve arkadaşlarına, iltifatları için teşekkür ederim.
Bir okurum kürtajın dinimizce caiz olup olmadığını soruyor. Daha önce aynı konudaki bir soruya verdiğim cevabı yineliyorum: İslâm, anne karnında teşekkül etmiş çocuğu düşürmeyi yasaklamıştır. Hele rahimde organlan oluşup ruh üflendikten sonra çocuğu düşürmek, "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz" ayetinde yasaklanan evlat öldürme yasağının kapsamına girer. Bu eylem, bir cana kıymak demektir. Çünkü ruh üflenmiş, çocuk artık ayrı bir kişilik kazanmış candır. Onun dünyaya gelip yaşama, olgunlaşma hakkını elinden almak cinayettir. Şayet çocuğun doğumu, annenin ölümüne sebep olacaksa o zaman annenin hayatını kurtarmak için çocuğu düşürmek caizdir.İmam-ı Gazali, çocuk düşürmenin caiz olmadığını açıklarken azlin (döllenmeyi önlemenin) de çocuk düşürme gibi olduğunu söyleyenlere cevaben, azlin çocuk düşürme gibi olmadığını, onunla asla kıyaslanamayacağını anlatıyor ve diyor ki: "Çocuk düşürme, mevcut bir varlığa karşı işlenen cinayettir. Bu varlığın birçok mertebesi bulunmaktadır. İşte bu varlık mertebelerinin birincisi erkek suyu damlasının (spermanın) rahme girmesi, kadının yumurtasıyla karışması ve canlanmaya hazırlanmasıdır ki, bunu bozmak cinayettir. Eğer cenin, bir çiğnem et (morulla) ve alaka (embriyo) haline gelirse cinayet daha büyür. Eğer ruh üflenir, organları belirlenirse cinayet daha da artar. Hele çocuk anne rahminden diri olarak ayrılırsa bu, cinayetlerin en büyüğüdür."Ölen ruh değil, bedendirSoru: Bazı nedenlerle annemin cenazesini memleketimiz Rize'ye götüremedik. Öldüğü yer olan Edirne'de toprağa vermek zorunda kaldık. Bütün aile büyüklerimizin mezarları Rize'de olduğu için bu durum bizi çok rahatsız ediyor. Annemin mezarını daha sonra Rize'ye nakletmemiz mümkün mü? bunun sakıncası var mı? (Metin Altıntaş)Cevap: Annenizin cenazesi gömüldüğü yerde kalsın. Cenazeyi Edirne'den Rize'ye nakletmenin hiçbir anlamı yok. Zaten dinen de doğru değildir. Ölen kişinin bedeni nerede olursa olsun çürüyüp toprağa karışacaktır ama ruhu mezarda değildir. Ruh bedenden çıkmış, dünyadaki eylemlerinin sonucuna göre bir âleme gitmiştir. Ya iyi ruhlar arasında serbesttir, özgürce dolaşır, kendisini ananların yanına gelir. Ya da kötü ruhlarla beraber tutukludur. Cesedi şuraya buraya nakletmenin ruha hiçbir yararı olmaz.
Namazların nasıl kaza edileceğini daha önce bu köşeden birkaç kez yazmıştım. Ancak okurlarımdan bu konuda gelen çok sayıdaki sorular nedeniyle özetleyerek yeniden veriyorum: Kasten kılınmamış olan namazların kazası yoktur. Onun için tevbe gerekir. Ama bir özür dolayısıyla kılınmamış olan namaz, fırsat bulununca kılınır. Bu da ancak bir günlük veya en çok iki günlük namazdır. Bunlar sırasıyla kılınır. Onlar kılınmadan vakit namazları kılınmaz. Mesela sabah, öğle, ikindi ve akşam namazlarını kılamamış olan kimse, içinde bulunduğu yatsı namazını kılmadan önce sabah namazını, ardından bir kametle öğle namazını, ardından bir kametle ikindi namazını, ardından bir kametle akşam namazını ve en sonunda da bir kametle yatsı namazını kılar. İşte namazın kazası budur. Öyle 40 sene kasten namaz kılmamış olan kimsenin, 40 yıllık namazı kaza etmesi gerekmez.Onun Allah'tan af dilemesi gerekir. 40 veya 50 yaşına girdikten sonra Müslüman olan kimseler, o zamana dek geçen ömürlerindeki namazlarını veya oruçlarını kaza etmezler. Çünkü İslâm'a dönmek, daha önceki günahları siler. İşte 40-50 yıl namaz kılmayıp sonra namaza başlayan bir kimsenin durumu da aynen yeni islâm'a dönen kimsenin durumu gibidir. Değerli okurlarım, islâm dediğimiz şey nüfus kâğıdı Müslümanlığı değil, inançtır, inancının gereğini yapmaktır. Kuru kuru ismin bir değeri yoktur. Yapılacak şey, kötü halden iyiliğe dönmektir ki, işte bunun adı tevbedir.Hoşgörülü davranınSoru: İki çocuğumun babası 21 yıllık eşimle özellikle inançlarımız ve hayat tarzlarımız çok farklı. Ona karşı boşanma davası açmam doğru mu? Her ne kadar mantığım bana "doğrudur" diyorsa da ben bir kez de size danışma ihtiyacı duydum. (Y. A.)Cevap: Siz, davranışınızda hatalısınız gibi geliyor bana. Dindar insanın daha fazla hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Ayrıca İslâm'a göre boşama hakkı kadının değil, erkeğindir. Kadın da bazı durumlarda boşanma davası açabilir ama ben sizin öyle bir durumda olmadığınızı düşünüyorum. Kocanızın yanlışları var ama siz de meseleyi çok büyütmüşsünüz. Kendi gururunuzdan çok iki yavrunuzu düşünün, onları lütfen baba şefkatinden mahrum etmeyin. Çocuklarınızın hatırına 21 yıllık evliliğinizi yıkmayın ve kocanıza dönün.