Bütün Müslümanlarca söylenmekte olan şahadet kelimelerini kendince beğenmeyen Yahya Kapan, "Eşvedü enne ilahe illallah ve eşvedü enne Hak Peygamberlerin ve Resulü" şeklinde şahadet getiriyormuş ve bunun daha geçerli olduğunu düşünüyormuş. Çünkü bu tür şahadet 25 peygamberi de kapsıyormuş. Bu okurumun sorusunu cevaplamadan önce çok ünlü bir fıkrayı anlatayım: Bilgicin biri, bir bilgine sormuş: "O, kızı kaçırılmış olan veli kimdi?" Bilgin demiş ki: "Ben senin sözünün neresini düzelteyim? Bir kere sözünü ettiğin zat veli değil, peygamberdi. Kaçırıldı dediğin, kızı değil, oğluydu. Sonra kaçırılmadı, kuyuya atıldı." (Hz. Yakup'un küçük oğlunu kıskanan kardeşleri, babalarından izin alarak hava alması, eğlenmesi için kıra götürdükleri Yusuf'u kuyuya attılar. Sonra babalarına Yusuf'u bir kurdun yediğini söylediler).Bunun anlamı nedir?Şimdi gelelim soru sahibinin iddiasına. Bu zat söylediği sözün anlamını bilmeden kendi kendine Arapça cümle kuruyor (!) "Eşvedü enne ilahe illallah ve eşvedü enne Hak Peygamberlerin ve Resulü." Bunun anlamı ne? Hiç. Çünkü böyle Arapça olmaz. Bir kere "eşvedü" değil, "eşhedü" ve ilki "enne" değil, "en"dir.Arapça söz içine Türkçe söz veya cümlecik girmez, girerse anlamı olmaz. Haydi biz, birinci kısmı doğru kabul edelim. Anlamı: "Tanıklık ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur." Ya ikinci kısım: "Tanıklık ederim ki Hak peygamberlerin ve elçisi?" Ne yani? Bundan ne anlam çıktı?Şu iki cümleyi öğreninLütfen böyle anlamsız, uçuk fikirlerin peşine düşmeyin. Siz öyle şeyler uydurmaya kalkacağınıza doğru dürüst şahadet getirmeyi öğrenin. Şahadet kelimesi, dünyadaki bütün Müslümanların simgesidir. Onu kimse değiştiremez. Size tavsiyem, iki cümleden ibaret olan şu mübarek şahadet kelimesini güzelce öğrenin: "EŞHEDÜ EN LÂİLÂHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHÛ VE RESULUH: Allah'tan başka tanrı olmadığına tanıklık ederim. Muhammed'in de Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim." Bu tanıklığı yaptıktan sonra zaten Kur'ân'ı tümüyle kabul etmiş, onun andığı peygamberleri de doğrulamış olursunuz.
Soru: Barnaba incili, orijinaline uygun mudur? Diğer İndiler arasındaki fark nereden kaynaklanmaktadır? (Onur Esen)Cevap: Barnaba İncili'nin Arapça çevirisini 80-90 yıl önce yayınlayan M. Reşid Rıza, bu İncil'de, Barnaba'dan on yıl sonra vuku bulmuş bir olayın, sanki Barnaba zamanında olmuş gibi anlatıldığını, bu yüzden bu İncil'in doğruluğunun çok kuşkulu olduğunu söylemektedir. Ben de bu İncil'de çok abartılı biçimde Hz. Muhammed'den söz edildiğini gördüm ve bazı Kur'ân ayetlerinin etkisinde yazılmış olduğu kanaatine vardım.Bana göre bu İncil'i, Hıristiyanken Müslüman olmuş bir Hıristiyan papazı, İslâmi bilgilerinin etkisi altında yazıp Barnaba ya nisbet etmiştir. İnsan bu İncil'i okuduğu zaman sanki Hz. İsa'nın hiç mesajı yok, sırf Hz. Muhammed'i ve onun mesajını haber vermek, onun risaletinin alt yapısını hazırlamak için görevlendirildiği izlenimini edinmektedir. Bu doğru olmadığı gibi Kur'ân'a da aykırıdır. Çünkü Kur'ân, Hz. Muhammed'in kitap sahibi olan İbranilere değil, kitap sahibi olmayan Araplara gönderildiğini vurgular.Ayrıca, "Ancak yeryüzünde 30 gerçek Hıristiyan kaldığı zaman Hz. Muhammed'in geleceğini" söylemesi de doğru değildir, Kur'ân'a terstir. Çünkü Kur'ân, kendisini dinleyip Tann mesajı olduğunu kabul eden, bu vahiyler karşısında etkilenip ağlayan Hıristiyan grupların varlığından söz eder, bunları över. Ayrıca kitap ehli içinde dinlerinin mesajına bağlı, Allah'a bağlı insanların ödüllendirileceğini vurgular (Âl-i İmran: 113-114 bak). Şimdi bu tür insanların sayısı nasıl 30 ile sınırlandırılır? Ülkesine hicret eden Müslümanları korumuş olan Habeş Kralı ve çevresindeki papazlar da bu iyi niyetli Hıristiyanlardandır Bütün bu kanıtlar karşısında Barnaba İncili'nin, Müslüman olmuş bir Hıristiyan uzmanı tarafından tertip edildiği kanaatindeyim.Alacakların zekâtı nasıl verilir?Para yatırdığı finans kurumunun iflası sonunda birkaç yıl parasını alamayan Emekli Dz. Kd. Astsubay H. Mustafa Yılmaz, şimdi ödenmeye başlanan parasının geçmiş yıllara ait zekâtlarını nasıl vermesi gerektiğini soruyor. Paranızı aldığınızda 40'ta birini, geçmiş yıllarınkini de hesap ederek zekât verirsiniz. Mesela 10 milyar liranızın 40'ta 1'ini 1. yılın, kalanın 40'ta 1'ini 2. yılın, kalanın 40'ta 1'ini 3. yılın, kalanın 40'ta 1'ini 4. yılın, kalanın 40'ta 1'ini 5. yılın, kalanın 40'ta 1'ini 6. yılın zekâta olarak verir, borcunuzu ödersiniz.
"Size özeniyor ve imreniyorum. Ama ben şu ana kadar imrenebileceğim bir Hıristiyan ya da Yahudi görmedim" diyen okurum Erdoğan Akar'a cevabımdır: Kur'ân, hiçbir ulusu toptan mahkûm etmez. Her ulus içinde, iyilerin yanında kötüler de vardır."Musa'nın kavmi içinde de Hakk'a götüren, hak ile adalet yapan bir topluluk vardır" (A'râf: 159) diyen Kur'ân, "Onlar içinde de ılımlı, orta yolu izleyen bir topluluk vardır ama çokları yoldan çıkmıştır" (Mâide: 66) buyurmaktadır. Öyle ise bütün Yahudileri, bütün Hıristiyanlan kötü görmek Kur'ân düşüncesine ve yaratılış gerçeğine aykırıdır. Sanki siz dünya üzerinde bulunan tüm Yahudi ve Hıristiyanları tek tek incelediniz mi ki hiç içlerinde, "İyi insan" diyebileceğiniz birini bulamadınız?Niye çaba harcıyoruz?Bu ne kadar karamsar ve karalayıcı bir görüş. Aslında bu sözünüzde samimi olduğunuza da inanmıyorum. Avrupalıları kötüleyen çok Müslüman gördüm ki, fırsat bulduğu zaman derhal oraya kapağı atmak ister. Ben Avrupa'dan İslâm ülkelerine sığınan kimse bilmiyorum. Ama Avrupa, islâm ülkelerinden gelmiş sığınmacılarla dolu. Yıllarca Avrupa'ya sövüp sayan koyu dindarlar, Türk mahkemelerinin aleyhlerine çıkan kararlarını Lahey Adalet Divanı'na götürdüler. Eğer onlar içinde hiç imrendiğimiz kimse yoksa ne diye AB'ye girmek için bu kadar çaba harcıyoruz?Sizinki sadece özentiBu sözümle bütün Hıristiyanların örnek insanlar olduğunu söylemek istemiyorum. Her milletin aslında çoğunluğu menfaat dürtülerinin etkisindedir, bencildir. Ama hangi ulus olursa olsun, onun içinde mutlaka güzel ahlâklı, hatta özenilecek, imrenilecek insanlar vardır. Acaba Goethe'ye, Kant'a, Bergson'a, Einstein'a, Edison'a, Madam Küri'ye, Röntgen'e imrenmez misiniz?Okurum Erdoğan Akar ayrıca, kul (söyle) diye başlayan ayetlerin başındaki kul sözcüğünü atarak okuduğunu söylüyor. Bu, büyük cürettir. Hem Arapça bilmediğinizi söylüyorsunuz, hem de bir iş yapmış olmak için vahiyle gelmiş olan ayetin ilk kelimesini atıyorsunuz. Sanki diğer kelimelerin manasını biliyor musunuz? Böyle uçuk düşüncelerden vazgeçmenizi, Kur'ân'a saygılı olmanızı tavsiye ederim. Bu davranışınız, gurur ve özentiden başka bir şey değildir.
Soru: Namazda okunan ettahiyyâtü duasında geçen ifadelerin peygamberimiz-(s.a.v.)'in Miraç'ta Yüce Allah (c.c) ile bir söyleşisi olduğu doğru mu? (Burhan Bilgiç)Cevap: Ettehiyyâtü, sadece bir duadır. Bunun, Hz. Peygamber'in, Miraç'ta Allah ile söyleşisi olduğu rivayeti uydurmadır. Peygamber Miraç etmiştir ama Allah'ı görme veya O'nunla karşılıklı söyleşide bulunma diye bir şey olmamıştır. Kur'ân'a göre sadece Hz. Musa, Allah'ın perde arkasından konuşmasını duymuştur. Musa'nın bu tür vahiy alması da karşılıklı diyalog değil, sadece Allah'ın sözlerini duyma şeklinde bir monologdur. Esasen Tahiyyât'in sözlerinin, Peygamberimize ait olduğundan da kuşkum vardır. Çünkü burada, "Esselâmu aleyke eyyuhâ'nnebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtuh" (Selam sana ey Peygamber, Allah'ın rahmeti ve bereketleri sana...) deniliyor. Yani diğer insanlar Peygamber'e dua ediyor, saygısını belirtiyor. Peygamber kendi kendine böyle söyler mi? Bunun Allah ile söyleşi olduğu ise sağlam bir delilden yoksundur.Namaz kılarken dualar Türkçe olarak okunabilirSoru: Beş vakit namaz kılıyorum, her akşam Yasin ve Mülk Suresi başta olmak üzere çeşitli dualar okuyorum. Bu duaları Türkçe okusam olur mu? Arapça bilmediğim için namaz surelerini anlamıyorum.Cevap: Kişinin, yapacağı duaları Türkçe okuması daha makbuldür. Dua, Allah'tan istekte bulunmaktır. Manasını bilmediği sözleri tekrar eden kişi, Allah'tan ne istediğini bilmez. O halde makbul dua, anlamı bilinen duadır. Kur'ân'ın anlamını biliyorsanız Arapça orijinalinden okumak elbette makbuldür. Ama anlamını bilmiyorsanız, Arapça kelimeleri yinelemek yerine doğru bir mealden okusanız daha iyidir. Çünkü Kur'ân'ı indiren, söz kalıplarının tekrar edilmesi için değil, anlaşılması için indirmiştir.Günah kirlerinden arınınSoru: Bir kişiyi öldürmüş ve sivil otoritenin vermiş olduğu cezayı çekmiş bir kimse, öldüğü zaman bu eyleminden dolayı tekrar bir cezaya çarptırılacak mı? (Fethi Avcı)Cevap: Kur'an-ı. Kerîm'e göre adam öldürmek, ebedi cehennemi gerektiren büyük bir günahtır. Ama tevbe ile Allah, dilerse her günahı affeder. Bu, Allah'ın iradesine bağlıdır. Hiç kimsenin sonucu hakkında hüküm verme durumunda değiliz. Dünyada verilen ceza, toplumda suçu önlemek için Allah'ın cezası ise ruhu günah kirlerinden arındırmak içindir.
Emekli öğretmen Turgut Özkan, Kur'ân okumak için abdest almanın şart olmadığı hakkındaki bir yazıma takılarak diyor ki: "Vakıa Suresi'nin 79'uncu ayetinde, 'Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz' buyurulmaktadır. Beni çelişkiye düşüren durum şu: Hem Kur'ân okumak için abdest almak gerekmez deniyor, hem de tertemiz olmak gerekli deniyor. Burada kastedilen temizlik hangi anlamda kullanılıyor?"Vakıa Suresi'nin 77-80'inci ayetlerinde, Hz. Muhammed'e vahyedilen değerli Kur'ân'ın, mutahherlerden başkasının dokunmadığı Saklı Kitap'ta bulunduğu vurgulanmaktadır. Burada Kur'ân'dan değil, kitaptan söz edilmektedir. Kur'ân'ın bulunduğu Saklı Kitap hakkında iki ihtimal vardır. Birincisi Saklı Kitap, Levh-i Mahfuz'dur. Ona dokunabilenler de mutahherler, yani tertemiz olan meleklerdir. İşte o tertemiz melekler, Saklı Kitap'taki bilgileri alıp Hz. Muhammed'e vahyetmektedirler. ikinci ihtimale göre Saklı Kitap, Hz. Musa'ya verilen Kitap'tır. Bohçalar içinde özenle saklanan o kitaba sadece mutahherler dokunabilir. Mutahher, temiz manasına geldiği gibi sünnetli anlamına da gelir. Bu durumda mutahherler, sünnetli olan kitap ehli din bilginleridir. Bilindiği gibi Yahudilerde de sünnet vardır.Ayetlerde, vahyedilen Kur'ân'ın içeriğinin, sünnetli, tertemiz bilginlerin ellerinde özenle saklanan ilahi kitapta mevcut olduğu, daha açık bir ifadeyle ilahi kitabın özünün, Hz. Muhammed'e Kur'ân (okuma) olarak vahyedildiği anlatılmaktadır. Ayetlerin, Mushaf ı abdestii olarak tutmakla bir ilgisi yoktur. Zaten bu surenin indiği sırada henüz Kur'ân, kitap halinde derlenmemişti. Vahyedilenler, çeşitli yazı malzemesine yazılmış sayfalar halindeydi. Özetle söylemek gerekirse Kur'ân okumak, Mushaf'ı tutmak için abdest almak gerekli değildir. Elbette saygı için abdest alınsa daha iyi olur ama bu şart değildir.Namazda okuduğunu unutan yeniden mi kılmalı?Soru: Namaza niyet edip başladım ve ayaktayken surenin ortasında devamını unuttum ve öylece kaldım. Sonra niyet edip tekrar kıldım. Doğru mu yaptım? (Evrim Şenel)Cevap: Namaz kılarken başladığınız bir ayeti veya sureyi unutursanız başka bir ayet veya sure okuyun. Hiçbir şey hatırınıza gelmiyorsa rükûya gidin. Namazı bırakmanıza gerek yok. Ama şaşırdığınız için namazı bırakıp yeniden başlamışsanız bunda bir saygısızlık yoktur. Saygısızlık, bile bile yapılan hatalı, edep dışı şeylerdir.
Soru: Bir yakınımız seyahat sırasında, bir bayan, kızı ve damadıyla tanışıyor. Yol boyunca onlarla sohbet ediyor. Seyahat sona eriyor. Günler geçiyor. Bu yakınımız bu kişilere ulaşmak istiyor. Ancak onların bir sene önce bir trafik kazası sonucu öldüğünü öğreniyor. İnanmıyor. Onları aramaya devam ediyor. Sonuçta öldüklerini öğreniyor. Böyle bir olay gerçek olabilir mi? Ruhlar bazen bedenleri içinde bize gözüküyor olabilirler mi? (F. Yumruk)Cevap: Evet bazı ruhlar, bazı kimselere bedensel bir görünüm verebilirler. Yani bazı insanlara görünebilir, onlarla konuşabilirler. Fakat gören kimse, onları dünyada yaşayan insan sanır. Bunun tarihte pek çok örneği vardır. Nitekim Hızır denen zat da aslında misal âleminden yüce bir ruhtur. Zaman zaman insanlara çeşitli biçimlerde görünmektedir.Şiî imamın arkasında namaz kılınır mı?Soru: Şia mezhebinde tahiyyâtta oturuşta bizden farklı olarak bir şeyler okunurmuş, bu nedir? Yakın bir zamanda İran'a gideceğim. Şiî imamının arkasında namaza durmam bir yanlış durum oluşturur mu? (Taner)Cevap: 1977 yılında, Diyanet İşleri Başkanı olarak, İran Vakıflar Bakanlığı'nın daveti üzerine bu ülkeye resmi bir ziyaret yapmıştım. Gittiğim bir iki camide imama uyarak namaz kıldım. Önemli olan kişinin Allah'ı anmasıdır. "Yok efendim onlar tahiyyâta şunu katıyorlar, bunu katıyorlar" diye mezhep taassubuyla insanların kıldıkları namazı geçersiz görmek bağnazlıktır, dar görüşlülüktür. Tahiyyâtta imamların isimlerini anıyorlarmış, anarlarsa ansınlar. Bunda ne zarar var ki? Tahiyyât, bir duadan ibarettir. Biz duada Hz. Peygamber'i anıyoruz, Hz. İbrahim'i anıyoruz. Onlar da bu dualarında Hz. Ali'yi ansalar ne zararı var?Allah'ın bir tecellisiSoru: Rüyamda, yüzünü hatırlayamadığım bir çocuk bana, "Ben Allah'ım" dedi. Hemen uyandım. Tekrar uyudum. Sabah hiçbir şey hatırlamadım. Ta ki geçen akşam yatsı ezanı okunana kadar. O gece odamda ders çalışıyordum. Ezan okunmaya başladı. İmamın sesi çok hoşuma gitti. Birden aklıma, gördüğüm rüya geldi, bu ne anlama geliyor?Cevap: İnsan rüyasında böyle şeyler görebilir, Allah'ı da görebilir. Yalnız gördüğü Allah'ın zatı değil, bir tecellisidir. Allah, gördüğünüz bu rüyayla sizi maneviyata yöneltmek istiyor. Demek ki sizin nasibiniz var. Ruhunuzun mutluluğu için namazlarınızı muntazam kılınız ve Kur'ân'ın yasakladığı şeyleri yapmamaya çalışınız. Allah yardımcınız olsun.
Soru: İslâmiyet'te kölelik kalktığına göre cariyelik ne anlama gelir? (Haluk Alçolak)Cevap: Cariye, köle kadın demektir. Erkek köleye abd, kadın köleye eme veya cariye denilir. İslâm geldiği zaman kölelik tüm dünyada egemen bir yasaydı. İslâm, köleliğin kaldırılmasını hedef göstermiş ama henüz köleliğin tümden kaldırılması ortamı oluşmadığı için tamamen kaldırmamıştır. Ancak köleliğin kaldırılması gereken bir kurum olduğunu belirtmiştir. Dediğim gibi kölelik, Kur'ân'da kesin biçimde yasaklanmadığı için Peygamber döneminden sonra bu müessese uzun zaman sürdürülmüştür. Kadın köle anlamındaki cariye, kendi sahibi olan erkekle karı koca hayatı yaşayabilir. Cariye, sahibinden çocuk doğurursa onun sürekli karısı durumuna geçer ki bu durumdaki kadına ümm-i veled (çocuk annesi) denilir. Artık dünyada kölelik ve cariyelik kalktığına göre aslında Kur'ân'ın gösterdiği hedefe ulaşılmıştır. Bundan böyle ne kölelik, ne de cariyelik olmaz. Onun için cariye ve köle hukuku da yoktur. Bugün için cariye sözü hiçbir anlam ifade etmez.İslâm'ın bilime verdiği değer nedir?Soru: Yüce dinimizin bilime verdiği değeri ayrıca Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve kısmen Osmanlılar döneminde bilim ve uygarlığın altın çağını yaşadığını ayrıntıyla işleyip İslâm'ın gericilikle hiçbir ilgisi olmadığını geniş bir şekilde ele alır mısınız? İnsanlığın ulaştığı bilim ve teknolojinin kaynağının İslâm olduğunu belirtir misiniz? (Doç. Dr. Yetkin Şanlı, 9 Eylül Üni. Tıp Fak. Gastroentroloji Bl.)Cevap: Değerli okurumun önerisine uyup fırsat buldukça İslâm'da bilimin değerini zaman zaman anlatmaya çalışacağım inşallah.Dini zorlaştırmayınSoru: Cenazelerde başını kapatan kadınlar vardır ama bazılarının saçının uçları görünmektedir. Bu dinen günah mı?Cevap: Kur'ân kadınlara, baş örtülerini yakalarının üstüne koyup gerdanlarını örtmelerini emreder. Ama gerçekte saçtan söz etmez. Örtünmenin asıl amacı, kadının sataşılmaktan korunmasıdır. İslâm'ın olmazsa olmazlarından bir hüküm olduğu kanısında değilim. Dini zorlaştırıp da kadınlarımızı camiden kaçırmak doğru olamaz. Zarar yok, gelsinler de varsın saçlarının ucu biraz görünsün. Eğer bir bayan cenaze namazında veya Kur'ân okurken başını örtüyorsa bu, onun dine saygısını gösterir. Bundan memnun olmak gerekirken rahatsız olmak niye?
BEA rumuzuyla bana yazan 40 yaşlarında bir hanımefendi, kısmeti çıkıp evlenemediğinden yakınıyor ve birçok talibi varken bunların kısa sürede ortadan kaybolduklarını belirtiyor. Bunun sebebinin büyü olduğunu, bunun kolay bozulamayacağını söylüyorlarmış.Bayan okuyucum bunun doğru olup olmadığını soruyor. Kardeşim Allah'a sığın, öyle sözlere kulak asma. Senin rızkını ve kaderini kimse değiştiremez. Hadisi şerife göre hiçbir can, kendisine taksim edilen rızkı tüketmeden ölmez. Allah'a sığındıktan sonra hiçbir şey size zarar veremez.Kur'ân, "Siz kendinize dikkat ediniz. Siz doğru yolda olduktan, kendinize dikkat ettikten sonra sapanlar size zarar veremezler" (Mâide: 105) buyurmaktadır. Kafanızın içini böyle hurafelerle doldurmanın bir manası yoktur. Gittiğiniz cincilerin hepsi sizde büyü olduğunu söylemişler ha? Başka ne bekliyordunuz ki? Adamın işi o. Büyü yapmak, büyü bozmak. Herhalde ona aklı başında insanlar gitmez. O da gelenlere, "Sende bir şey yok, git işine" diyecek değil ya. Gelen herkesin büyülü olduğunu söyleyecek ki kendisine iş düşsün. Bu büyünün zor bozulacağını söyleyenler, sizi kendilerine bağlayıp önce aklınızı, sonra paranızı soymak istiyorlar. Öyle kimselerden uzak durunuz.Mesih ne zaman gelecek?Soru: Mesih ne zaman gelecek? Kıyamet ne zaman kopacak? (Şaner Yılmaz)Cevap: Mesih hiçbir zaman gelmeyecek. Kur'ân'a göre Mesih ölmüştür. Ölmüş hiçbir insan, şu dünyada çürümüş olan eski bedenine dönmez. Başka bir bedenle dünyaya gelmesi ise reenkarnasyondur. Mesih'in geleceğini söyleyenler reenkarnasyonu kabul etmezler. Mesih'in bedeniyle göğe çıkıp orada yaşadığı iddiası ise akıl ve mantığa sığmadığı gibi Kur'ân'a da aykırıdır. Çünkü Kur'ân, Hz. Muhammed'den önce hiçbir insana ebedi yaşam verilmediğini, ondan öncekilerin hepsinin öldüğü gibi onun da öleceğini vurgulamaktadır.5 Mayıs'ın bir özelliği yokSoru: Halka göre 5 Mayıs, dileklerin kabul edileceği gündür. Doğru mu? (Yaşar Şan)Cevap: Dileklerin kabul edileceği gün diye bir şey yoktur. Her an dilekler kabul edilebilir. Özellikle seher vakitleri, cuma saati, secdelerin ardından yapılan duaların daha çok kabul edileceği hakkında hadisler vardır. Zaten dini takvimde de ay takvimi muteberdir. O takvimde ne Mayıs var, ne de Mayıs'ın 5'i.