Soru: Maide Suresi'nde 51. ve 69. ayetlerde anlatılmak istenenler bana birbirlerinden farklıymış gibi geldi. Tabii ki Kur'ân'da kesinlikle çelişki olmaz. Yine de açıklarsanız memnun olurum. 51. ayette şöyle deniyor: "Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin, onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır." 69. ayette şöyle deniyor: "Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp barışa yönelik iş yapanlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir." (Burcu Sermen)Cevap: Ayetler arasında asla çelişki yoktur. Sizin yazdığınız mealler tam doğru değildir. Maide 51'inci ayetin doğru anlamı şöyledir: "Ey inananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin. Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa o, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez." Veli, koruyucu dost demektir. Bu ayet, Müslümanlara karşı savaşan Yahudi ve Hıristiyanları dost tutmamayı, onlan veli yapmamayı emrediyor. Bu emir, Müslümanların kendileriyle savaşmayan gayrimüslimlerle, müşriklere karşı ittifak yapmalarına engel değildir. Bir Müslüman toplumu, gayrimüslimlerle dost olabilir fakat bu dostluğu, başka Müslümanlara zarar vermemekle şartlıdır. Gayrimüslimlerle yapılan ittifak, başka Müslümanlara zarar veriyorsa bu dostluk haramdır. Hele İslâm düşmanlarıyla birleşip Müslümanlara karşı savaşmak kesinlikle haramdır.Müslümanlara karşı Yahudi ve Hıristiyanların tarafını tutan kimseler artık Müslümanlardan sayılmazlar. "O, onlardandır!" İşte bu cümleyle Allah, Müslümanları bırakıp Müslümanların düşmanlarıyla birleşenleri, o birleştikleri kimselerden sayıyor. Yoksa Müslümanlarla savaşmayan kimselerle, hem Müslümanların hem de kitap ehlinin ortak düşmanı olan dinsizlere karşı ittifak yapmalarını yasaklamıyor. Nitekim Peygamber (s.a.v.) de Medine Yahudileriyle hariçten gelecek bir saldırıya karşı ortak savunma ittifak yapmıştır.Mümtehine Suresi'nin aşağıdaki ayetleri, konuyu daha iyi aydınlatmaktadır. "Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanlan sever. Allah sizi ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır" (8-9) ayetleri, Müslümanlara düşman olmayan gayrimüslimlerle ittifak yapmanın, barış içinde yaşamanın men edilmediğini bildirmektedir.
Soru: Bir arkadaşım Kur'ân'a inanmadığını söylüyor. "Neden?" diye sorduğumda da, "Benim Tanrım o kadar yücedir ki, bir hırsızlık durumu karşısında sadece o kişinin ellerinin kesilmesini çözüm olarak sunamaz insanlığa ya da 'bir kadını dövün' diyemez. Daha mükemmeldir Tanrı ve daha mükemmel çözümler sunmalıdır" diyor. (Bilgen Işık)Cevap: Hiçbir toplum, suçluları cezasız bırakmaz. Eğer suç işleyenler ceza görmezse, toplumda huzur ve güven diye bir şey kalmaz. Arkadaşınız gibi kimselerin, Kur'ân'daki bazı cezalan ağır bulup Allah'a yakıştırmaması tarih bilmemesinden kaynaklanıyor. Bir kere o tür cezaları Allah sunmuyor. Tarih boyunca insanlar bazı suçlara cezalar geliştirmişlerdir.Hırsızların elini kesme, haksız yere birini öldüreni öldürme (kısas) gibi cezalar, Kur'ân indiği zaman toplumda uygulanıyordu. Toplum, güvenliğin sağlanması için bu kanunları uygulamaktaydı. Bu yasalar Hamurabi döneminden beri vardı. Kur'ân da toplum güvenliği için gerekli bulduğu yasaların ve cezaların adil olarak uygulanmasını emretmiş, zararlı olanlarını kaldırmıştır.Herhalde bu cezalan ağır bulanlar, 1500 yıl önce yaşamış olsalardı ve kendilerinin malı çalınmış ya da bir yakınları öldürülmüş olsaydı, bu cezaların en kaü biçimde uygulanmasından yana olurlardı. Şimdi de malı çalınmış ya da evladı hunharca öldürülmüş olanlar ellerinden gelse hırsızı ezmekten, katili öldürmekten çekinmezler. Ama Kur'ân'ın asıl amacı ceza uygulamak değil, suçu ortadan kaldırmaktır.Şayet toplum, suçları daha hafif yöntemlerle ortadan kaldırabiliyorsa bunda bir sakınca görmez. Nitekim hırsız uslandığı takdirde elinin kesilmesinden vazgeçilmesini öğütler. Böyle tutarsız düşüncelerle Kur'ân hakkında kuşku uyandırmaya çalışanlar, sonunda yaptıklarına pişman olurlar. İnsanın bir manevi desteğe ihtiyacı vardır. En büyük destek de kutsal Kur'ân'dır. Ona güveni sarsmak, topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Çünkü bu durum, toplumu desteksiz, güvensiz bırakma çabasından başka bir şey olamaz.Okuyucularıma önemle duyururumSizlerden gelen yoğun talep üzerine, bugüne kadar bu köşede yayınlanmış bulunan soru ve cevaplar, şimdilik 3 cilt olarak bastırılmıştır. Kur'ân Işığında "SORU VE CEVAPLARLA İSLÂM" adlı, her cildi 528 sayfadan oluşan bu eseri Yeni ufuklar Yayınevi'nden temin edebilirsiniz.Adres: Nuhkuyusu Cad. No: 365 Bağlarbaşı-Üsküdar-İstanbulTel: (0216) 492 66 12Faks: (0216) 492 66 13
Soru: Bir yazınızda ayakların mesh edilmesinin Kur'ân emri olduğunu ifade etmiştiniz. Diyanet İşleri bu konudaki bir yazısında, ayakların mutlaka yıkanması gerektiğini belirtmişti. Acaba hangisi doğru? (Aydın Ezel)Cevap: Diyanet'te bu fetvada ısrar edenler, yüzyıllarca şartlanmış kafaların devamıdır. Bilgileri Kur'ân'dan değil, Emevi devrinden itibaren oluşturulan rivayetlerden gelir. Biz size Kur'ân'ın emrini açıkladık. Bu kadar izahımıza rağmen hâlâ tereddüt ediyorsanız varın Diyanet'in fetvasıyla mutlu olun. Neden Peygamber torunlarının, koskoca İmam Ca'fer-i Sadık'ın, Alî Zeynelabidin'in, Peygamber'in on yıl hizmetinde bulunmuş sahabisi olan Enes ibn Malik'in aydınlık görüşlerini bırakıyorsunuz da bilimsel düşünceye ters rivayetçilerin kafasına uyuyorsunuz? Tabii, herkesin görüşü kendine.İslâm'da güçlük yokturSoru: Namazımı tabure üzerinde kılıyorum. Acaba kabul görür mü?Cevap: İslâm'da güçlük yoktur. Sağlam insan namazın bütün rükünlerini yerine getirir. Ama hasta olan kimse oturarak, secdeye gidemeyecek durumda bir özrü olan da tabure üzerinde namazını kılar. Namazın kabul olması, şeklinden çok kılanın ihlasına (içtenliğine) bağlıdır. Namazınızı ihlas ile kılıyorsanız o namaz Allah katında makbuldür. Ama ibadette ihlas ve huzur yoksa bu konuda söyleyeceğimiz tek şey Peygamberimizin uyarışıdır: "Allah, içtenlikli olmayan duayı kabul etmez."Anlamsız bir uygulamaSoru: Eşim banyodan sonra abdest alıyor ve bunu üç kere tekrarlıyor. Bu doğru mu?Cevap: Banyodan sonra üç kere abdest almak diye bir şey yoktur. Banyoda sünnet olan, yıkanmaya abdestle başlamaktır. Duştan veya yıkandıktan sonra abdest almak gerekmez ama alınmasında bir sakınca yoktur. Hatta, "Abdest üzerine abdest almak nur üzerine nur sayılır" ama banyodan sonra üç kez abdest almak bid'attır. Elbette bu günah değildir ama sevap da değildir. Anlamsız bir uygulamadır.Özentilere heves etmeyinSoru: Ben vücuduma dövme yaptırmak istiyorum ama bu dövme iğneyle değil, Hint kınasıyla olacak. Acaba dövme yaptırmak abdeste mani teşkil eder mi? (Asım Ak)Cevap: Dövme yaptırmak İslâm'da hoş karşılanmamakla beraber abdeste ve gusle mani değildir. Ben size böyle özentilere heves etmemenizi, sade yaşamanızı tavsiye ederim.
Soru: Dinimizde nazar var mıdır? Başkaları kötü gözle bakıp bize zarar verebilir mi?Cevap: Nazar vardır. Bazı insanların bakışları etkili olabilir. Bunun çaresi dua etmek, Allah'a sığınmaktır. Abdullah ibn Abbâs'ın rivayetine göre de Allah'ın Elçisi (s.a.v.), Hasan ile Hüseyn'e nazar değmemesi için, "E'ûzu bi kelâtillâhit-tâmmeti min külli şeytanin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmeh: Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım" duasıyla Allah'a sığınırdı. Hasan-ı Basrî'den gelen rivayete göre göz değmesinin çaresi, Kalem Suresi'nin 51-52. ayetlerini okumaktır: "Ve in yekâdûllezîne keferû le-yuzlikuneke bi eb-sârihim lemmâ semi-ûzzikre ve yekulune innehu lemecnûn ve mâ huve illâ zikrun lil-âlemîn: O inkâr edenler Zikr (Kur'-ân)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. 'O mecnundur' diyorlardı. Halbuki o, âlemler için uyandan başka bir şey değildir."Felak Suresi'nin sözgeliminden, Bakara: 102. ayetten ve sağlam hadislerden büyünün ve göz değmesinin bir gerçek olduğu anlaşılmaktadır. "De ki: Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım ve onların bana uğramalarından sana sığınırım" ayetinde, şeytanların dürtüklemelerinden, uğramalarından Allah'a sığınılması emredilmektedir. Peygamber (s.a.v.) bazı hastalıklara bazı ayetler, özellikle İhlâs, Felak ve Nâs surelerini okuduğu gibi ağrıyan yere elini koyup yedi kere, "Allah'ın adıyla, bulduğum ve kurtulmak istediğim ağrıdan Allah'ın izzet ve kudretine sığınırım" derdi.Hz. Ayşe şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v), ailesinden birini (hasta halde) görünce, onu sağ eliyle mesheder (sağ elini hastaya sürer), Allah'ım, ey insanların Rabbi, hastalığı gider, bu kuluna şifa ver, şifa veren sensin. Senin hiçbir hastalık bırakmayan şifandan başka şifa yoktur' derdi." Şifayı Allah'tan değil de afsuncudan beklemek, Allah'a tevekkülü bırakıp üfürükçülerin peşine düşmek caiz olmadığı gibi başkasına zarar vermek amacıyla okuyup üflemek, düğüm bağlamak da haramdır. Bu gibi insanlar, şerlerinden Allah'a sığınılması emredilen, "Düğümlere üfleyip tüfleyen şerli büyücüler" zümresine girerler.Peygamber (s.a.v.)'in kendisi rahatsız olduğunda kendisine ve ağrıdan şikâyet eden kimselere dua ettiğine dair rivayetler vardır ama ne onun, ne de sahabilerinin hastaya nüsha (muska) yazdıklarına veya nüsha taşıdıklarına veya buna cevaz verdiklerine dair hiçbir sağlam delil yoktur. Şifayı veren Allah'tır. Bunun ötesinde muskacılık, üfürükçülük yapıp bu yolla geçim sağlamak islâm'a aykırıdır.
Soru: Yıllardan beri, bütün peygamberler hep Arap ya da o yöreden çıkmış da neden Çin'den, Malezya'dan Endonezya'dan, Afrika'dan, Hindistan'dan ya da Almanya'dan çıkmamış? Sakın bana o yerlerde insan yoktu falan demeyin. Çünkü vardı! O kadar çok medeniyetler gelip geçmişti ki, bunları sıralamak istemiyorum. Ayasofya Kilisesi bile Muhammet (bu saygısız ifade soru sahibinindir) doğmadan 200 sene önce yapıldı. Neden Araplardan çıkmış? Allah bir tek onların Allahı mı? (Serana Alkal)Cevap: Bilgiçlik taslayan bu okurumun sorusuna benzer sorular daha önce gelmiş ve onları bu köşeden yanıtlamıştım. Bir kez daha yineliyorum: Bu soru, aslında çok bayatlamış, hatta mazur görülürse çağ dışı kalmış bir sorudur. Çünkü bu soru bana elli sene önce de sorulurdu. Evvela, bütün peygamberlerin Arabistan'dan, Araplardan çıktığını söyleyen kim? Kur'ân-ı Kerîm'de anılan peygamberler, Arap Yarımadası'nda yetişmişlerdir. Bunlar da 2-3'ü hariç Arap değil, İsrail oğludur. Daha açık bir söylemle Yahudi'dir.Peygamber öyküleriKur'ân-ı Kerim, muhataplarının az çok bilip duyduğu bu peygamber öykülerini, ibret için kısa veya uzun çizgilerle anlatır. Dünyanın başka yerinde peygamber gelmediğini söylemez. Tam tersine, "Her millet için mutlaka bir uyarıcı gelmiştir", "Her millete, kendilerinden, kendi dillerini konuşan bir elçi gönderilmiştir" der. Ama Araplara yabancı olan o peygamberlerden söz etmez. Çünkü insanlar ancak doğdukları, yaşadıkları bölgedeki büyüklerin öykülerinden ibret alır. Araplar, o zaman Japonların, Amerikalıların varlığından bile haberdar değildi. Onlara, dünyanın öbür köşelerindeki peygamberlerden söz etmenin bir yararı olmazdı ki...Ama Kur'ân-ı Kerim, peygamberlerin sadece Kur'ân'da anlatılanlardan ibaret olmadığını, onların sayısını Allah'tan başka kimsenin bilmediğini vurgulamıştır: "Andolsun biz, senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman (Allah'ın ayetlerini) boşa çıkarmaya uğraşanlar, hüsrana uğrarlar" (Mü'min: 78), "Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allah, Musa'ya da konuşmuştu" (Nisa: 164).
Merkez Bankası'nın belirlediği faiz oranının, Kur'ân'ın yasakladığı riba sınırına girmediği kanısında olduğumu birkaç kez yazdım. Bundan kaçınmak mümkün değildir. Biz bir ekonomi denizi içinde bulunmaktayız. Bu deniz, banka ve yasal faiz sistemiyle çalışır. Ödenen maaşlar, sigortalar hep bu sistemdedir. Sistemi beğenmeyip çeşitli adlar altında güya faizsiz kurumlar açan bazı kişilerin, bu paraları nasıl faize yatırıp gelir sağladıklarını, bunlarla ne işler çevirdiklerini gördük. Kimse kimseyi aldatmasın. Bu sistemde ne kadar kaçsanız da bir yerden faiz size bulaşacaktır. Öyleyse banka sizin tasarrufunuzdan kâr ederken siz neden paranızın hiç değilse değerini koruyacak bir getiriyi almayacaksınız? Yazdığım görüşleri eleştirenler, önce kendi davranışlarının tutarlı olup olmadığını kontrol etmelidirler. Kayseri'den Ahmet Okur mektubunda şöyle diyor: "Sayın hocam, sizin yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Bankalar konusundaki söyledikleriniz çok önemli. Özellikle Anadolu'daki biz iş adamları, bankalarda paralarımızı karşılıksız tutuyor, repo yapmıyoruz. Faiz endişesiyle paralarımız boş yere bankalara kâr sağlarken bizler ise o miktarlarda zarar ediyoruz. Dolayısıyla bu değer kaybına uğramamak için dolar, euro alıyor böylece bir darbe de ekonomiye vuruyoruz kanaatindeyim. Sizin yazılarınıza rağmen alışkanlıklar nedeniyle hâlâ bu endişe devam ediyor. Bu konuyu yüksek sesle duyurmanızı ve bizleri bu sıkıntıdan kurtarmanızı rica ediyorum. Saygılarımla."Sayın Ahmet Okur'a teşekkür ederim.İçinizin rahat etmesi için...Hande Altuntaş, nişanladığı bir gençle birbirlerine karşılıklı nişan eşyası verdiklerini fakat bir müddet sonra delikanlının, "Ben nişanı bozdum, evlenmeyeceğim" dediğini yazıyor ve "Biz, onlara yaptıklarımızı istemedik. Ama onlar bize yaptıklarını istediler. Annemle babam da eşyaları geri göndermiyor. Dinen sakıncası var mı?" diyor. Şayet nişan, geçerli bir neden olmadan sizin tarafınızdan bozulsaydı erkek tarafının, verdiklerini iade etmeniz gerekirdi. Fakat nişanı erkek tarafı, geçerli bir neden olmadan bozduğuna göre sizin, verdikleri eşyayı iade etmeniz gerekmez. Ama içinizin rahat etmesi ve gönlünüzde bir dert olmaması için verilen eşyanın, sizin verdiklerinizden fazla olan kısmını, tamamen olmasa da yarısını iade etmeniz takva (temiz dindarlık) açısından daha iyidir.
Okurum Mukadder Erol'a cevabımdır: "Yeni İslâm ilmihali" adlı eserim, ciddi bir çalışmanın ürünüdür. Ancak o eseri yazdığım 1970'li yıllarda henüz Kur'ân tefsirinin içine girmemiştim. Onun için orada, mesih hakkında fıkıh kitaplarının söylediğini yansıttım. Hanefi fıkıh kitaplarında, ayaklara mesih hakkında ilmihalde verdiğim bilgiler vardır. Ama Kur'ân'da ayakların meshedilmesi emredilmektedir. Abdestte ayakların doğrudan kendisine meshedilebileceği gibi üstüne giyilen çoraba, temiz ayakkabıya da meshedilebilir. Bu hususu, "Yeni İslâm İlmihali"nin yeni baskılarında açıkladım.Eski baskılarını yenileriyle değiştirmek benim işim değildir. Çünkü ben kitap basıcısı ve satıcısı değilim. Yayıncılar basar. Sizin yapacağınız, bir kütüphaneye gidip ilmihali bulmak ve o kısmı okumaktır. Yazarlarda bazı görüş değişikliklerinin olması normaldir.Eğer bir yazarda hiçbir düşünce değişmesi olmuyorsa o kimse hiç araştırma yapmıyor demektir. Bırakın bizi, büyük Ebu Hanîfe, Şafiî gibi imamlarda da görüş değişiklikleri olmuştur. Bundan dolayı fıkıh kitaplarında, "İmam-ı A'zam'ın ilk görüşü, son görüşü", "İmam-ı Şafiî'nin ilk görüşü, son görüşü" şeklinde kayıtlara rastlanır.Evlenilecek kişi kader mi?Soru: Evlilik yapılacak kişinin kim olacağı değişmez kader midir? (Berna Tutuş)Cevap: Evlendikten sonra kaderdir. Ama evlenmeden önce düşünüp taşınacak, seçiminizi yapacaksınız. Siz seçtiğiniz kimseyle evleneceğinizin kader olduğunu bilemezsiniz. Öyleyse size emredildiği gibi aklınızı kullanacaksınız. Her şeye rağmen evlendikten sonra demek ki kaderdir. Böyle söyleyip sonuca teslim olarak teselli bulacaksınız.Bir Musevi okurun mektubu"Sayın Süleyman Ateş, ben İstanbul'da yaşayan Türk Musevisi bir vatandaşım. Yazılarınızı genellikle okurum. Size sorulan sorulara verdiğiniz cevaplarınız ve bağnaz düşünceli insanları aydınlatmanız, sizin iyi bir din bilgini olduğunuzu göstermektedir. Sütununuzda, "Tanrı Yahudileri lanetledi mi?" şeklindeki bir okurunuzdan gelen soruya verdiğiniz cevap bilgilendirme, hoşgörü ve barış açısından mükemmeldi. Bir Türk Musevisi olarak sizi takdir ediyorum. Saygılarımla. David Eskenazi"
Soru: Biz Müslümanlar, başka din mensubu ölüler için dua edersek, acaba bu dinen uygun bir hareket olur mu? (Uğur Macar)Cevap: Bütün insanların iyiliği için dua edilir. Peygamberimiz, attıkları oklarla başını yaran, dişini kıran, yanağını kanlara bulayan putperestlere de "Allahım, kavmimi doğru yola ilet, bunlar bilmedikleri için böyle yapıyorlar" diye dua etmişti. O, bize örnektir. Öyleyse herkesin mutluluğu için dua edilir. Ama puta tapan ölmüşler için Allah'tan bağış dilenmez. Bu husus, "Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek, ne Peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir" (Tevbe: 113) ayetiyle men edilmiştir. Ancak Kur'ân, kitap ehli kabul ettiği Yahudi ve Hıristiyanları halis puta tapanlardan saymaz. Kur'ân'da onların statüsü ayrıdır. Ayrıca Kur'ân, onlar içinde iyi niyetli insanları övmektedir. Buna göre iyi niyetli, iyi huylu kitap ehli kimselere de dua edilebilir. İnsanlara dua ermenin ne zaran olabilir ki?Üzerimdeki büyüyü nasıl çözebilirim?Soru: Ben 25 yaşında üniversite öğrencisiyim. 4-5 yıl öncesine kadar kötü huylarım vardı. Ama kısa zamanda kendimi toparladım. Son bir yılda bazı sorunlar yaşadım. Yakın dostlarım üzerimde büyü olduğunu söylediler. Okuduğum kitaplarda Allah (c.c)'a inanan ve iman edenlere büyü etki etmez deniyordu. Hakk'ın önünde secde eden bir kulunu, yaradan darda koymaz. Buna inanıyorum. Ama aksiliklerle baş edemez haldeyim. Bir hocaya gidip üzerimdeki büyüyü açtırmalıymışım. Fakat okuduğum meallerde büyünün her türlüsünün aynı olduğu belirtiliyor. İyi veya kötü diye bir kavram yok. Bu hususta tereddüde düşüyorum. Yani sıkıntılardan arınalım derken bir yandan da Hakk'ın haram kıldığı bir yola girmek var. Her geçen gün daha kötüye gidiyorum. Yardım ederseniz beni büyük bir dertten kurtarmış olacaksınız. (İ.K.K.)Cevap: Size büyü yapıldığını söyleyenler de, büyüyü çözmeye yönlendirenler de tuzak kurmaktadırlar. Sizin psikolojik sorunlarınız olabilir. Bir psikiyatra gitmenizi salık veririm. Ayrıca Allah'a gönülden bağlanınız, her dileğinizi O'ndan isteyiniz. O, kuluna, şah damarından daha yakındır. Dua eden kulunun imdadına yetişir. İhlâs, Felak ve Nâs surelerini, Ayetelkürsî'yi çok okuyunuz. Allah sizi sıkıntılarınızdan kurtaracaktır.