Soru: İstihare namazı ve duası var mıdır? Varsa nasıl kılınır? (Demet Çevirgen)Cevap: İstihare namazı, sünnet namazlardandır. İnsan bir iş yaparken düşünecek, uzmanlara, samimi insanlara danışacak, şayet hangi seçeneğe karar verecek duruma ulaşamazsa o zaman istihare yapacaktır. İstihare, rüyaya yatmak değil, Allah'a yalvarıp gönlüne şu işin hayırlı mı, kötü mü olduğunu ilham etmesini dilemektir. İşte buna istihare denilir.İki rekât namazın ardından okunacak istihare duası şudur: "Allahumme innî estehîru-ke bi-ilmike ve estakdiruke bi-kudratike ve es'eluke min-fadlike'l-azîm. Fe-inneke takdiru velâ akdiru ve ta'lemu velâ a'lemu ve ente al-lâmu'l-ğuyub. Allahumme in kunte ta'lemu en-ne hâza'l-emra hayrun lî fî-dînî ve meâşî ve akıbeti emri (âcili emıî ve âcilihî) fakdurhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte ta'lemu enne hâzâ'l-emre şerrun lî fi dînî ve meâşî ve akıbeti emri (âcili emıî ve âcilihî) fasrifhu annî vasrifnî anhu vakdur liye'l-hayra haysu kâne summe ardınî bih."Manası: "Allah'ım! Senin ilmine göre hayır ne ise onu diliyorum, kudretinden güç istiyorum, Senin büyük keremini diliyorum. Zira Sen kadirsin, ben kadir değilim; Sen bilirsin, ben bilmem; Sen gizlileri bilensin. Allah'ım eğer Sen bu işin benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır ve bana mübarek eyle! Eğer bu işin benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, beni onunla memnun eyle."İstihare zamanında kalbine ağırlıklı düşünce doğarsa, gönlü hangi fikirle sevinç duyarsa onu yapmak lazımdır. Hayır ondadır. Eğer gönlüne bir şey gelmezse, namazı ve duayı yedi kez yineler. Çünkü Hz. Peygamber, "Bir iş yapmak istersen, o konuda yedi kere Rabbine istihare et" buyurmuştur. Hac ve cihat gibi iyi şeyler için istihare yapılmaz. Yalnız bunların hangi zamanda yapılmasının daha uygun olacağı hakkında istihare yapılabilir.Cem, yalnız farzlarda olurSoru: Çalışan bir bayanım. Namazları cem etmek istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim?Cevap: Cem, yalnız farzlarda olur. Öğle ile ikindiyi cem edecekseniz ceme niyet edip önce öğlenin farzını, selamdan sonra kalkıp ikindinin farzını kılacaksınız. Artık ondan sonra sünnet kılınmaz, öğle farz olarak 4, ikindi de 4 rekâttır. Şayet öğlenin farzından önce sünnet kılacaksanız kılarsınız. Ama iki farz arasına başka bir namaz sokulmaz.
Soru: Camilerde Peygamber Efendimizin ve sahabi isimlerinin asılmasının bir gelenek mi? Dinin gereği mi? Bütün camilerde bu levhalar asılıyor mu? (Cengiz Naz)Cevap: Hz. Peygamber ve dört halife döneminde camiler, genellikle bir adam boyu yüksekliğinde yapılan dört duvar üstüne oturtulan hurma dal ve yapraklarıyla örtülü tavandan ibaretti. Emeviler döneminde git gide Bizans'ın ihtişamlı kiliselerine karşılık görkemli camiler yapımına geçilmiş, süslü kemerler kullanılmaya başlanmıştır. Ama henüz o dönemlerde sahabe isimlerini taşıyan levhalar asılmış değildi. Zaten bu tür süs eşyasının, gözü takılan insanı meşgul edeceği gerekçesiyle camilere konması hoş karşılanmazdı. Sanat tarihçisi olmadığım için bu levhaların ne zamandan itibaren camilere konduğunu tespit edemedim. Ama bunun Hicri 4-5'inci asırlardan önce olduğunu sanmıyorum.Çünkü bu tür levhaları asmak bid'attır. Hele bu isimlerden medet ummak için asılması asla caiz değildir. Namaz kılanların, o levhalara bakıp kalbini meşgul etmesi de caiz değildir. Ama sadece ziynet için olmak ve o mübarek insanların anımsanması, onlara manen değer verilmesi amacıyla isimlerinin yazılmasında bir sakınca yoktur. Nitekim Kabe'yi çevreleyen galerilerin sütun aralıklarına da bazı sahabi isimleri yazılmıştır. Ancak bid'atı sapıklık kabul eden Suudi Arabistan'daki camilerde bu tür levhalar yoktur, zaten buna müsaade edilmez.Orucun fidyesini verebilirsinizSoru: Babaannem geçen Ramazan 21 gün oruç tutamadı. 300 milyon emekli aylığı var. Fidye verebilir mi? (Ahmet İnci)Cevap: Fidye Ramazanda da, Ramazan dışında da verilebilir. Bir fidye, bir fitre değerindedir. Fitre değeri enflasyonist ortamda değiştiğinden ancak yaklaşık miktar söylenebilir. Bir fitreyi 5 milyon lira kabul edersek 21 fidye 105 milyon lira eder. Bu miktar parayı yoksullara veya bir yoksula verecektir.Okuyucularıma önemle duyururumSizlerden gelen yoğun talep üzerine, bugüne kadar bu köşede yayınlanmış bulunan soru ve cevaplar, şimdilik 3 cilt olarak bastırılmıştır. Kur'ân Işığında "SORU VE CEVAPLARLA İSLÂM" adlı, her cildi 528 sayfadan oluşan bu eseri Yeni ufuklar Yayınevi'nden temin edebilirsiniz. Adres: Nuhkuyusu Cad. No: 365 Bağlarbaşı-Üsküdar-İstanbul Tel: (0216) 492 66 12 Faks: (0216) 492 66 13
Soru: İkindi namazının farzında ikinci rekâttan sonra unutarak kalkmış hale yakın doğruldum. Hata yaptığımı anlayıp oturdum. Namaz sonunda sehiv secdesi yaptım. Yanımda müezzin vardı. Namaz sonunda kulağıma, "Cemaatle kılınan namazlarda bireylerin hataları sehiv secdesini gerektirmez. Sadece imam yanılmasından ötürü yanılma secdesi yapar, yapmasaydınız daha iyi olurdu" dedi. Siz bir yazınızda da "İslâm'a göre günah ferdidir. Herkes kendi günahından sorumludur" diyorsunuz. Fussilet Suresi ayet 46'da ise "Kim güzel bir iş yaparsa o kendi yararınadır. Kim kötülük yaparsa kendi zararınadır" buyurulmaktadır. Casiye Suresi ayet 15 de aynı mealdedir.Ayetteki seyyie kötülük, yanlış, zararlı fiil olduğuna göre bu yanlışı ben yapıyorum. Çünkü imamın Allahuekber cümlesindeki ses tonuna dikkat etseydim, oturulup oturulmayacağını anlardım. Sehiv secdesi yanlışı düzeltmek ise bunu da benim düzeltmem gerekir diye düşünüyorum. Bir sorum daha var. imama uyup kıldığımız farzlarda Fatiha ve eklenen sureleri imam okur. Ama bu arada aklıma ilgisiz düşünceler geliyor. Önlemek için içimden Allah'a dua ediyor, namazımı sona erdiriyorum. Yanlış mı yapıyorum? (Hakkı Sarıgül)Cevap: Namazda yanılma, günah işleme değildir. Yanılma başka, günah başkadır. Günah, bile bile bir kötülüğü yapmak, bir yasağı çiğnemektir. Yalan söylemek, dedikodu yapmak, hakka tecavüz etmek gibi... Kur'ân, "Yanılarak yaptığınız şeylerden ötürü günaha girmezsiniz. Bile bile yaptığınız yanlışlardan ötürü sorumlusunuz" buyurmaktadır. Cemaatle namazda imam komutan gibidir. Seferde nasıl sorumlu komutansa namazda da komutan durumundaki imam sorumludur. Onun hatasından ötürü topluca sehiv secdesi yapılır. Cemaat hata yapmasa da imamın hatasından ötürü onlar da sehiv secdesi yaparlar.Şimdi diğer sorunuza gelelim. Farz namazlarda Hanefi mezhebi dışındaki bütün mezheplere göre gizli okunan namazlarda cemaat de Fatiha okur. Açık okunan namazlarda imam Fatiha'yı okuduktan sonra biraz ara verir, cemaat de içinden Fatiha okur. Çünkü Hz. Peygamber, "Fatiha'sız namazın olmayacağını" buyurmuştur.Hanefi mezhebine göre imamın okuması cemaat için de yeterlidir. Diğer müçtehitlere göre mutlaka cemaatin de okuması gerekir. Kanaatimize göre hadis sağlamdır. Bu bakımdan açık okunan namazlarda imamın okuması cemaat için de yeterlidir ama gizli okunan namazlarda cemaatin de Fatiha'yı okuması gerekir. Size Fatiha'yı okumanızı tavsiye ederim. Ben de öyle yapıyorum.
Soru: Kabirde bu dünyayı düşünüyorlar mı? "Ben neden erken öldüm? Çocuğum nasıl?" gibi sorular soruyorlar mı? Bu dünyayla ilgili haber alıyorlar mı? Kabrini ziyaret ettiğimizde bizi görüyorlar mı? Benim bu konuya hassasiyet göstermemin sebebi eşimi bir yıl evvel çok genç yaşta kaybetmem ve çocuğumun 4.5 yaşında babasız kalmasıdır. (Figen Doğuşçu)Cevap: Ölen kişi kabre konulduğu için hep kabirden söz edilir. Aslında kabre konulan cesettir. Ruh, kendine mahsus yere gitmiştir. Bu yer ya cennet veya cehennemdir. Ruh kabirde değildir. Ancak cesedinin bulunduğu kabre de gelir. Kendisini ziyaret edenlerden haberdar olur. O hayatın ayrıntılarını ne ben bilirim, ne de herhangi bir kimse. Kabirden geri dönen hiç olmadı.Ölenin ruhu, eğer serbest ise kendi ailesinin durumunu bilir, onlardan haberdar olur. Hatta ilk zamanlarda kendisini onların arasında hisseder, onların sevinmelerine sevinir, üzülmelerinden üzüntü duyar. Ama zaman geçtikçe artık kendi ruhsal âlemine alışır. Ruh, kabirde mahkûm ve tutuklu değildir. Ruh için mesafe boyutu yoktur. Bir anda cihanı dolaşabilir. Kim kendisini anıyorsa onun yanına gidebilir.Siz Kur'an'ın dediklerine uyunuzSoru: Rüyalarımda kedi şekline girmiş cinler görüyorum. Onlardan kurtulmak için dualar okuyorum. Geçen sabah rüyamda kedi suretinde yanıma geliyor. Ondan kurtulmak için Nas Suresini okuyorum. Sonra uyandım. Lütfen bu konuda bana yardımcı olun.Cevap: Gördüğünüz rüyadır. Rüyada şeytan-cin, insanla oynayabilir. Böyle rüyalara adğâs-ü ahlâm (düşlerin birbirine karışması) denilir. Ben rüya yorumcusu değilim. Rüyayla amel edilmez. Siz aklınızla Kur'ân'ın dediklerine uyunuz. Rüyalardan sorumlu değilsiniz. Böyle şeylere kafanızı takmayınız.Herkes kendinden sorumluSoru: Mayo giymek gusül abdestini bozar mı? Namaz kılmak için gusül abdesti zorunlu mu? Ojeli tırnaklarla abdest alınır mı? (I. Ö.)Cevap: Bir kız veya kadının, nikâh düşen erkekler yanında mayoyla denize veya havuza girmesi caiz değildir. Yaptığınız hatadır ama herkes kendinden sorumludur. Mayo giymek veya yüzmeye gitmek gusül abdestini gerektirmez. Gusül abdestini gerektiren şey, cinsel ilişkidir. Abdest alınız, namazınızı kılınız. Tırnaklarınızda oje olması abdestinize engel değildir.
Ayetlerden birinin sonunda aklımda kaldığı kadarıyla, "Biz onların kalplerini birbirine ısındırırız" diyordu. Bu cümle benim aklıma kazındı ve kızlarla flört eden, onlarla gezip eğlenen arkadaşlarımın bana, "Senin neden sevgilin yok. Sen görücü usulüyle mi evleneceksin?" sorularına çok güzel ve karşı çıkamayacakları bir cevap oluyordu. Bana gençlik yıllarımda ışık olan bu ayeti, düğün davetiyeme yazdırmak istiyorum. Fakat ayetin hangi sureye ait olduğunu bulamadım. Bana yardımcı olur musunuz?"Bunda ibretler vardır"Cevap: Sözünü ettiğiniz ayet, Rûm Suresi'ndedir ve meali sizin yazdığınızdan biraz farklıdır. Ayet meali şöyledir: "O'nun harika işlerinden biri de size kendi canlarınızdan, kendileriyle sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır" (Rûm: 84/21).Ama "kalplerinizi birbirine ısındırırız" ayeti, evlenmeyle ilgili değil, önceleri birbirine düşmanken islâm ile kardeş olan Medine'deki Evs ve Hazreç kabilelerinin arasında kurulan dostlukla ilgilidir: "Topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın:Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalplerinizi uzlaştırdı, O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz bir ateş çukurunun kenarında bulunuyordunuz, Allah sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki yola gelesiniz" (Âl-i İmrân: 94/103).
"Hocam İslam'da bir mezhebe mensup olmak şart mıdır? Hiçbir mezhebe mensup olmamak İslam'a ters düşer mi? Öldüğümüz zaman bize, 'mezhebin nedir?' diye sorulacak mı? Bazıları bir mezhebe mensup olmayan insanların daha çok ibadet etmesi gerektiğini söylüyor. Mezhepler konusunda beni aydınlatır mısınız?" Şimdi bu iki okurumuzun sorularını cevaplayalım.Mezhepçilik, İslâm'ın özünde yoktur. Gerçekte içtihat mezhepleri, din bilginlerinin ayrıntı konulardaki içtihat farklarından ibarettir. Bunlar önemli değildir. Kur'ân ve sünnetten hüküm çıkaracak bilgiye ve güce sahip olanlar, herhangi bir mezhebe bağlanmak durumunda değillerdir. Ama bu güçte olmayanlar istedikleri mezhebi seçebilirler. Her mezhep kendi hüküm sürdüğü, tutunduğu bölge halkı için uygun ve elverişli bulunmuştur. Hanbeli mezhebi çöl insanı için daha uygun düşmüş, Maliki mezhebi Kuzey Afrika insanınca daha elverişli bulunmuş, Şafii mezhebi Mısır'da, Hanefi mezhebi Irak'ta ve Türk bölgelerinde tutunmuştur. Kur'ân ve hadisten hüküm çıkaracak bilgiye sahip olanların, herhangi bir mezhebe tabi olması gerekmez. Hatta bu güçte olan bilgi sahiplerinin, üstlerine düşeni yapmayarak hazır bir mezhebe uymaları doğru bile görülmez. Çünkü o kimse, üstüne düşen kaynaktan araştırma görevini ihmal etmiş olur. Ama böyle derin bilgi sahibi olmayanlar, zorunlu olarak bir mezhep imamının yorumlarına uyar. Başka türlü dini nasıl ve neye göre uygulayacaktır? Ölen kimseye mezhebi sorulmaz. Mezhep, din değildir. Zaten o klasik kitaplarda anlatıldığı biçimde sorgu sual de Kur'ân'ın anlatımına uymaz.Uydurma rivayetlerSoru: Bir hadiste, "Öyle bir zaman gelecek ki, evlenmemek daha efdal olacak" deniliyor. Bu duruma göre ben evlenmek istemiyorum. Siz bana ne tavsiye edersiniz?Cevap: İnsanları, evlenmekten ve aile kurmaktan uzak tutmaya yönelik bu tür rivayetler uydurmadır, Peygamber'e iftiradır. Kur'ân'ın açık ifadesine göre geleceği Allah'tan başka kimse bilmez. Öyleyse evlenmemenin daha efdal olacağı bir zamanın geleceğini Peygamber neye göre söylesin? Müslümanlar evlenmezse sonuç ne olur? Müslüman nüfus geriler. Bu, İslâm'ın lehine olan bir şey midir ki Peygamber ümmetini bu yola yöneltsin?
Soru: Ben inançlı, dini duyguları güçlü, emekli bir bayanım. Elimden geldiğince ibadetimi yapmaya çalışıyorum. Bir zamanlar TV de dini programlardan aldığım bilgiden esinlenerek sünneti terk edip vaktin farzını kıldıktan sonra aynı vaktin üç adet daha kaza namazını eda ediyordum. Ancak bir hoca TV'de, "Sünneti terk eden bizden değildir" sözüyle böyle bir uygulama olmayacağını söyledi. Bunların hangisi doğru? Cem namazları hakkında hiçbir bilgim yok.Cevap: Biz dinimizi, falanın filanın tutarsız sözlerinden değil, Kur'ân ve sünnetten öğreneceğiz. Kaç kez yazdım. Özürsüz olarak kasten kılınmamış namazların kazası yoktur. 35-40 yaşında gelip Müslüman olan kimseden geçmiş namazlarını, oruçlarını kaza etmesi istenmez. Yıllarca namaz kılmamış olup sonradan ibadetlerine başlayan kimsenin durumu da yeni İslâm'a girmiş kimsenin durumu gibidir. O kimse, bile bile namazını terk etmekle çok büyük günah işlemiştir. Onun affı gönülden tevbe edip bir daha aynı hatayı işlememesine bağlıdır.Yapanlar sevap alırAma siz, mutlaka kılmadığınız namazların yerine namaz kılmak istiyorsanız bunu yapabilirsiniz. Sünnet yerine kaza namazı kılmak da caizdir. Sünnet, Hz. Peygamber'in kendiliğinden yaptığı nafile ibadetlerdir. Bunları yapmak ümmete farz değildir. Yapan kimse sevap alır, yapmayan günahkâr olmaz. Sünnet yerine kaçırılmış bir farzı kaza etmek, Peygamber'in sünnetini boşlamak anlamına gelmez. Tam tersine, daha üstün olanı öne almak olur. Çünkü farzın kazası, sünnetten efdaldir. Zaten üzerinde farz borcu olanların, nafilelerle meşgul olması doğdu değildir. Bu tıpkı devlete vergi borcu olanın, vergisini ödemeyip hayır fonlarına yardım etmesine benzer. Önce borcunu öde, sonra fonlara yardım et.Size bir şey diyeyim mi? Elinizden geldiğince namaz kılın, namaz! Namaz, Allah ile iletişim kurma çabasıdır. Bu farzdır, bu sünnettir, bu kazadır gibi niyetlerin hiç önemi yoktur. Namaz ruhsal bir arınmadır. Şöyle bir misal verelim. Temizlenmek için insan banyo yapar. Sabah da yapsa, akşam da yapsa banyo aynı banyodur. Bu sabah banyosu, bu akşam banyosu demeye gerek var mı? Sonuçta yapılan temizlenme eylemidir. İşte namaz da öyle. Manevi bir arınma eylemi, bu sünnettir, bu kazadır demeye gerek yok. Elinizden geldiğince namaz kılın. Allah kabul ederse ne mutlu size!
Soru: Bir arkadaşımın annesi intihar etti. Çok sevdiğim biriydi. Allah'a inancı kuvvetliydi. Bu kadıncağız önce işinden çıkarıldı sonra da ev sahibi evden attı. İş bulmak için çok uğraştı ama yaşından dolayı ona kimse iş vermedi. Ve sonunda dayanamadı, intihar etti. Allah, bu kadını sonsuza kadar cehenneme atar mı?Cevap: Dinimizde intihar büyük günahtır. Geçim sıkıntısından ötürü intihar eden bu kadın da kendi canına kıymakla büyük günah işlediği gibi Allah'ın sınavına tahammül etmemekle de hata işlemiştir. Fakat ne kadar günahkâr olursa olsun, Allah her kulunu, kusuru kadar cezalandırdıktan sonra affeder. O'nun bütün evreni kaplayan rahmeti, sonsuzca azap bırakmaz. Çünkü ilahi cezanın amacı, intikam almak değil ruhu günah kirinden arıtmaktır. Arınan her ruh, sonunda cennete gider.Çünkü O, dilediğini yapar. Dilerse hatalı kulunu belli bir azap sürecinden sonra cennetine sokar. Hiç kimsenin sonucu hakkında kesin bir şey söylememiz mümkün değildir. Ancak yüce Allah kullarına, kendisinin bol rahmetinden (acımasından) ümit kesmemelerini buyurmuştur: "De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Zümer: 59/53). Bu ayette günahkâr kullara, Allah'ın rahmetinden umut kesmemeleri, Allah'ın bütün günahları bağışlayacağı, O'nun gafur ve rahîm olduğu bildirilmektedir.Ebubekre kimdir?Okurum Yavuz Gömeç, "Ebubekre kimdir?" diye soruyor. Ebubekre (ö. 671)'nin asıl adı Nufay ibn Haris (veya Mesruh)'tur. İranlı bir cariye olan annesi Sümeyye, tesadüfen Taife gelip orada üç erkek çocuk doğurmuştur. Muâviye'nin Küfe Valisi olan meşhur Ziyad ibn Ebîh (Babasının oğlu Ziyad) de bu çocuklardan biridir. Sümeyye, Haris ibn Kelede'nin cariyesiydi. Önceleri Tâif'te esir olarak yaşarken Tâif kuşatmasında bekre denilen bir makara düzeneğiyle kaleden inerek Hz. Peygamber'e gelip Müslüman olan Nufay, bu olaydan sonra Ebubekre lakabıyla anılır olmuştur. Sonraları Basra'da yaşamış olan Ebubekre, Hz. Ömer zamanında, Muğîre ibn Şu'be'yi namussuzlukla suçlamış fakat anne bir kardeşi Ziyad, bu suçlamasını doğrulamadığı için Hz. Ömer onu kırbaçla cezalandırmıştır. Hz. Ali ile Ayşe arasındaki Cemel olayında tarafsız kalmış olan Ebubekre, 51/52 (671/672) yılında vefat etmiştir. Geriye 40 çocuk bıraktığı söylenir. (İbn el-Esîr, Usdu'l-Ğâbe, 5/150; İbn Hacer As-kalânî, İsâbe, 3/571-7; İA. Eb. maddesi).