Ruh hayatı ölümle başlarRuhun uzun yıllar, içinde yaşadığı beden kalıbıyla manevi bağlantısı vardır. Onu düşünür, onun yanına gelir, onun halini görür. Hem böyle bedenini dışarıdan görür, hem de ruh, kendisini bedeninin içinde hisseder. Çünkü kendisini bedenden ayrılmakla beraber yine de şeffaf bir bedene, kendisini diğer ruhlardan ayıran lâtif bir cisme, bir şekle sahiptir. Bu şekil, dünyadaki bedeninin şeklidir. Ama ondan daha güzel veya daha çirkindir. Esas şekil, o şekildir. Bedenden ayrılan ruh, yine kendisini bedende hisseder.Aynı zamanda kabirde bulunan bedeninin yanına gelir, kabrinin çevresinde bulunur ama oraya bağlı değildir. Basiret gözü açık olanlar, o beden içinde yaşamış ruhun, azapta mı, nimette mi olduğunu görebilirler. İşte Allah'ın Resulü (s.a.v), bazı kabirde bulunanların azaba uğradıklarını söylemiştir fakat onların cesetlerine azap ediliyor dememiştir. Bu azap cesede değil, ruhadır.Bedenden ayrılan ruhun gördüğü azaba, kabir azabı denmiştir. Çünkü ruh hayatı, insanın ölümüyle başlar. Fakat insan ölünce genellikle kabre konulduğu için ruh hayatına, kabir hayab denmiştir. Aslında kabir hayatı, ruhun hayatıdır. Kabre konulsun konulmasın, bedenden ayrılan ruhun hayatı, azap veya nimeti kabir hayatı, yani ölümden sonraki hayattır. Şimdi sahih hadislere dayanarak kabir azabının mahiyetini anlatmaya çalışalım.Zaptedici kanunlarİnsanın dünyada yaptığı işler kaybolup gitmez. Her biri manevi bir şekil alarak zaptedilir. Malumdur ki, konuşulan bütün sesleri atmosfer, titreşim halinde zaptedip, muhafaza eder. Hareketlerimizin görüntüsü de yine dalgalar halinde uzayda kalır, yayılır. Uzaydaki sesleri, verici ve alıcı aletler vasıtasıyla kulaklarımızın duyacağı frekansa getirip duyarız. Uzaya yapılan görüntüleri de alıcı televizyon aracılığıyla ekrana yansıtırız. Yani uzaya yayılan hareketlerimizin titreşimleri, dalgaları ancak alet vasıtasıyla ekranda görülür. Demek ki uzay, hareketlerimizi de seslerimizi de muhafaza etmektedir.İşte bizim bütün hareketlerimizi, zaptetmeye memur melekler, Allah'ın yarattığı zaptedici kanunlar, alıp tespit etmektedir. Bu hareketlerimiz, manada kendilerine uygun bir şekle dönüşmektedir. Ruh gözü, insanın yaptığı hareketlerin bazı şekillerini rüyada görür. Kabirde yani ölümden sonra ise ruh, tüm hareketlerinin şekilleriyle karşılaşır. İnsanın dünyada yapmış olduğu hareketler nimet veya azap şeklinde insanın karşısına çıkar. (Devam edecek)
"O gün suçlular söyleyecek söz bulamazlar"Kur'ân, suçlulara, günahlarından sorulmayacağını, herkesin ne yaptığının apaçık ortaya çıkacağını, sorguya gerek bulunmayacağını vurgulamasına rağmen bizim rivayetçilerimiz ve bu rivayetleri süsleyen senaristlerimiz, Münker Nekir'e sorular sordurmadan rahat edememişlerdir.Melekler ölen kişinin işaretlerini, ne yaptığını, kime inandığını, inanç ve eyleminin izlerini görmüyorlar mı ki böyle sorular soruyorlar? Gördükleri halde soruyorlarsa abes iş yapıyorlar. Melekler bunu yapmazlar. Eğer görmüyorlarsa melek olmazlar. Çünkü melek, ruhsal varlıktır. Ruh ruhu görmez mi? Ancak insanın sorumluluğunu, kendisine verilen nimetlerden sorulacağını bildiren ayetler de vardır.Tekâsür: 16/8, Zuhruf: 63/19, 44, Nahl: 70/56, 93, Enbiyâ: 73/13, 23. ayetler suçluların, Allah adına uydurdukları şeylerden, yaptıkları günahlardan, yalan tanıklıklarından, Kur'ân'a karşı olumsuz davranışlarından sorulacaklarını bildirmektedir. Bu sorgulama, suçlulardan neler yaptıklarını öğrenme sorgulaması değil, yaptıklarını onların yüzüne vurup onlan azarlama, yaptıkları suçlardan ötürü onları hesaba çekme seklinde bir sorgulamadır.Temiz ruhlar serbesttirBu ayetlerin amacı, insanın, yaptığı hareketlerden, davranışlardan sorumlu olduğunu, suçluların cezalandırılacağını vurgulamaktır. Yoksa kişinin sorguya cevap verip vermemesi önemli değildir. Çünkü ruh üzerindeki eylem işaretleri, her şeyi apaçık gösterir. Görünen bir şeyi sormanın anlamı yoktur. "O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahitlik eder" (Yasin: 41/65).Yasın 65. ayette Allah'ın, suçluların ağızlarına mühür vuracağı, onların el ve ayaklarının, yaptıklarına tanıklık edeceği anlatılıyor. Bunun anlamı şudur: O gün suçlular, söyleyecek söz, yaptıklarını inkâra imkân ve fırsat bulamazlar. Ağızlan kapanır, bir şey diyemezler. Organları, yaptıklarını söyler. Yaptıkları işlerin izleri bedenlerinde, el ve ayaklarında görünür. İnkâra kalksalar da suçlarını kapatmaya imkân bulamazlar.Buhârî, Müslim ve başka hadis mecmualarında Allah Resûlü'nün, ashabına kabir azabından Allah'a sığınmayı öğrettiğini anlatan, bazı kimselerin kabirlerinde azap edildiklerini bildiren hadisler vardır. Ruhun azaba uğratılması için kabrin içinde olması gerekmez. Temiz ruhlar serbesttir fakat günahkâr ruhlar tutuklanır, azaba sokulurlar. (Devam edecek)
Kur'an, ahiretteki hesabı açıkça ortaya koyuyor Soru: Kabir azabı nedir? Kabirde cezalandırma var mı? (Caner Yardımcı)Cevap: Caner Yardımcı'ya "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimizin 1/75-82'ye bakmasını tavsiye ederim. Ancak bazı hususları da eklemekte fayda var. Buhârî, Müslim, Nesâ'î ve İbn Hanbel'in rivayet ettikleri hadiste, kabre konulan ölüye iki meleğin gelip Rabbinin ve peygamberinin kim olduğu hakkında soru soracakları anlatılır fakat meleklerin adından söz edilmez. Yalnız Tirmizî'nin rivayet ettiği ve garip olarak nitelediği hadiste meleklerin, biri Münker, diğeri Nekîr adını taşıyan iki ezrak (çakır gözlü), kara melek oldukları belirtilmiştir. Aslında Tirmizî'nin rivayet ettiği hadisin temel anlamı, Buhârî ve Müslim'deki hadislerin aynıdır.Çeşitli râvflerin ağzında dolaşa dolaşa hadis rivayetlerinin içine başka söz ve düşünceler karışmıştır. Hatta Buhârî ve Müslim'in kabir sorgusundan söz eden hadislerinin ayrıntılı metinleri de Kur'ân'ın anlatımına uymaz. Kendi aralarında da çelişkilidir. Metinlerde cümle düşüklüğü var, birinci şahıstan üçüncü şahıs kipine geçiliyor. Kasas: 49/78. ayetinde, "Suçlulara günahlarından sorulmaz" buyuruluyor.Uydurma rivayetlerBu, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları anlamına gelmez. Herkes yaptığından sorumludur. Ancak ahirette, insanın dünyada yapmış olduğu işler o kadar açık biçimde görünecektir ki artık suçlunun suçunu sorup araştırmaya gerek yoktur. Herkesin dünyada yaptıkları, ruhuna yerleşmiştir. Yaptıklarının işaretleri, izleri ruhunda görünür, bütün organları yaptıklarını söyler.Nitekim, "39- O gün ne insana, ne de cine günahından sorulur. 40- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 41- Suçlular, simalarından tanınır, perçemler(in)den ve ayaklar(ın)dan tutulur. 42- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?" (Rahman: 39-42) ayetlerinde de suçlulara ne gibi günah işlediklerinin sorulmayacağı, zira onların, işaretlerinden tanınacağı ve perçemlerinden ve ayaklarından tutulup cehenneme atılacakları belirtilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm, ahiretteki hesabı bu kadar açık biçimde ortaya koymuşken, ilmihal kitaplarında bir takım zayıf ve mürsel rivayetlere dayanılarak yapılan Münker Nekîr senaryosu ve bu meleklerin, "Rabbin kimdir? Nebîn kimdir?" gibi sorular soracakları şeklindeki rivayetlerin uydurmalığı ortadadır.(Devam edecek)
Soru: Kur'ân'ı her okuduğumda yeni bir şeyler keşfederim. Bunlardan birini sizinle paylaşmak istiyorum. Mesela İslâm'ın beş şart olduğunu biliriz. Ama bana göre bunda bir revizyona gidilmeli. İslâm'ın şartlan yeniden düzenlenmeli ve bence şöyle olmalı: 1-Kur'ân'ı okumak, anlamak ve kabul etmek, 2- Sadaka vermek, 3- Namaz kılmak, 4- Zekat vermek, 5- Oruç tutmak, 6- Hacca gitmek. Buna kaynak olarak da Bakara Suresi'nin 177'nci ayetini göstermek istiyorum. Bence bu ayet Kur'ân'ın ana fikridir. (Mehmet Yüksel)Cevap: İslâm'ın şartının beş olduğu hakkında bir hadis vardır: "İslâm beş şey üzerine kuruldu: Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak" (Buharı, îmân, 1, 2; Müslim, îmân 1-22; Tirmîzî, îmân, 3; Nesâ'î, îmân 13).İbadet ve ahlak ilkeleriİşte bu hadise dayanılarak İslâm'ın şartının beş olduğu yaygınlaşmıştır. Aslında Kur'ân'ın temel ibadet ve ahlak ilkeleri, İslâm'ın şartıdır. Ve Kur'ân'a göre İslâm'ın birinci şartı tevhit, yani Allah'ın birliğine inanmak, sonra doğru olmaktır. İşte ayet: "Rabbimiz Allah'tır deyip sonra doğru olanların üzerine melekler iner: 'Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin' (derler)" (Fussilet: 30).Kur'ân-ı Kerim, lafla değil iman ve güzel ahlakla cennete gidileceğini vurgular.Kötülüğü iyilikle savarlar"19- Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (bunu kabul etmeyen) kör gibi olur mu? Ancak sağduyu sahipleri öğüt alır. 20- Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar. 21- Ve onlar Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi bitiştirirler (Akrabayla ilgiyi kesmez, ayırım yapmadan bütün peygamberlere inanır, güzel işler yapmayı sürdürürler). Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan korkarlar.22- Ve onlar Rablerinin yüzünü (rızasını) arzu ederek (nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak (hayır yoluna) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte şu yurdun sonucu onlarındır. 23- (Onlar) Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur. Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar. 24- 'Sabretmenize karşılık selam size, yurdun sonu ne güzel' (derler)" (Ra'd: 19-24).
Rükû, secde ve oturuşlarda dualarımı Türkçe ve yalnız Allah'ı anarak, O'na özgüleyerek yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. Ancak yine değer verdiğim bir başka İslâm aliminin kitabında da namaz esnasında Peygamberimiz için de mutlaka rahmet dilenmesi gerektiği belirtiliyor. Hatta Peygamberimize rahmet dilemeyenin veya anmayanın namazının kabul olmayacağını söylüyor. Namaz, yalnızca Allah ile kul arasındayken neden namazımda, Peygamberimiz Hz. Muhammed (ona selam ederim) için rahmet dilemeliyim? Namaz bitiminde neden meleklere selam vermeliyim? Bu iki uygulama, araştırmalarınızla net midir? Sevgili Peygamberimizin de uygulaması bu yönde midir? Yoksa değiştirilmiş olduğunu düşündüğünüz bir uygulama mıdır? (Serhat ÇINAR)Cevap: Yaptığınız doğrudur. Teşbihler ayet değil, duadır. Bu duaları herkesin anlayacağı dilde yapması Kur'ân'ın mantığına daha uygundur. Çünkü Kur'ân, kişinin ne dediğini bilmesi için sarhoş olarak namaz kılmayı yasaklamıştır. Peygamberimiz de uyku bastırdığı, rehavet kapladığı zamanlarda namaz kılmayıp uyumayı, uykusunu giderdikten sonra bilinci açık olarak namaz kılmayı emretmişlerdir.Oturuşlarda tahiyyat okumak farz değil, vacip deniliyorsa da gerçekte sünnettir. Ama bize kitaplarda aktarıldığı biçimde Peygamber'in kendi kendisine selam verdiği kanısında değilim. Bu cümlenin, salih ve zâhidler tarafından eklenmiş olması muhtemeldir. İster Peygamberimizin kendi sözü olsun, ister zamanla Peygamber duasına eklenmiş olsun, tahiyyattaki bu cümle, bizler için çok güzel bir duadır. Tahiyyatta hem en güzel biçimde Allah'ı övme, peygambere ve tüm iyi kullara selam, esenlik dileme, Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in elçiliğine tanıklık vardır. Tahiyyat, duaların en mükemmelidir.Müslüman'ın Cep KitabıSoru: Bana bir ilmihal önerir misiniz? Ne söylediğimi bilmeliyim. (Refik Çalışkan)Cevap: Namaz dualarının ve teşbihlerinin anlamları, tarafımızdan yazılmış bulunan, "Yeni İslâm İlmihali" adlı eserde vardır. Ayrıca bunun özeti durumundaki "Açıklamalı Yeni Dua Mecmuası" ve namaz meselelerini kısaca özetleyen "Müslüman'ın Cep Kitabı" adlı eserlerimizde de dua ve teşbihlerin manaları açıklanmıştır. Bunlardan birinde, aradığınızı bulursunuz.
Soru: Üç yıl önce Hakkari'de görevliydim. Tayinim çıkarsa okulun bahçesinde adak keseceğimi söylemiştim. Daha sonra tayinim çıktı. Ancak maddi sıkıntılar nedeniyle şu ana kadar sözümü yerine getiremedim. Durumum yeni düzeldi. Söylentilerden dolayı adağımı nasıl, ne şekilde yerine getirmem gerektiği hakkında tam bir bilgi sahibi olamıyorum. Bana yardımcı olur musunuz? (Engin Mahmut)Cevap: Bir kurban alır, herhangi bir okulun bahçesinde, eğer bu mümkün değilse herhangi bir yerde kesip yoksul öğrencilere veya fakirlere dağıtırsınız. Adakta zaman, yer ve para tayininin önemi yoktur. Şaban ayında oruç tutmayı adamış olan, başka bir ayda oruç tutsa, Mekke'de kılmayı adadığı namazı Mısır'da kılsa, Hacı Bayram Camii'ne halı sermeyi adayan Yeşil Ahi Camii'ne serse, falan fakire şu elimdeki on lirayı vereceğim diyen adam başka bir fakire başka bir on lira verse olur. Çünkü adakta mekân, zaman para ve fakir tayinine itibar yoktur. Yalnız miktar tayini önemlidir. Ne kadar para vermeyi vaat etmişse ondan aşağı vermemesi lazımdır."Kurban mı keselim, sadaka mı verelim?"Soru: Nişanlım askerdeyken annesi rüyasında iki tane peşpeşe koç görmüş ve birisinin oğluna ait olduğu söylenmiş. Nişanlım, askerden geldikten sonra da birkaç defa aynı rüyayı görmüş. Nişanlım koç kesmek yerine parasının fakir bir aileye verilmesini istiyor, annesi ise "Kaza geçirdin, bu koçun kesilmesi gerekir" diyor. Ben de kurban kesilmesi taraftarıyım. Nişanlımı bir türlü ikna edemedik. Acaba hangisi daha uygun? (Seniye Baysal)Cevap: Rüyanıza göre kurban kesmeniz uygun olur. Siz yine de vicdanınıza danışın.Önyargılı olmayın"Allah ile kul arasına aracı giremez" sözümüze takılan bir zat, bu sözü böyle söylemekle Resulleri, mürşid-i kâmilleri de inkâr etmiş olacağımızı söylüyor. Her halde yazımı iyi okumamış. İyi okusaydı, Kur'ân'ın anlattığı tevhidi de bilseydi böyle önyargılı bir şekilde davranmazdı. Şunu iyi bilmek gerekir ki, Resuller Allah ile kul arasında aracı değil, elçidirler. Allah'ın buyruklarını duyururlar. İnsanlar Allah'a ibadet ederken resule de tapmazlar. Eğer Allah ile beraber peygamberlere de yalvarır, onlardan da dilekte bulunurlarsa şirk olur. Allah ile kul arasında aracı yoktur. Ne peygamber aracıdır, ne de mürşid. Bunların görevi aracılık değil, öğreticiliktir.
Buna bakarak, Bakara Suresi'nde belirtilen faize tevbe ettikten sonra tekrar bu işe dönenlerin sonsuz cehennemde kalacağı hükmünün de değiştiğini ve bu büyük günahın da atfedilebileceğini çıkarabilir miyiz? (Fetret Alî)Cevap: Kur'ân'da hulûd, sonsuzca değil çok uzun zaman anlamına gelir. Sonsuzca azap, Allah'ın adaletine uymaz. Kur'ân'ın birkaç yerinde verilecek cezanın suca denk olması, bir suça hak ettiğinden fazla cezanın zulüm olduğu, yapılan kötülüğü affetmenin ise ceza vermekten daha hayırlı olduğu (Nahl) vurgulanırken nasıl merhametlerin kaynağı olan Allah, günahkâr kulunu milyarlarca değil, sonsuzca azaba mahkûm eder!Azabın amacı da intikam değil, ıslahtır. Kasten adam öldürmüş olan da ağır cezaya (Kur'ân, ağır cezayı hulûd azabı olarak açıklamaktadır) çarpılır, Allah'ın takdir ettiği azap süresi dolunca, yani kul günah kirlerinden temizlenince Allah'ın lütfuyla çıkıp cennete gider. Ama kul dünyada içtenlikle tevbeyle hatalarını telafi ederse Allah dilerse o kulunu affeder. Katilin saldırıp öldürdüğü maktulü de sevap vererek memnun eder. Böylece tevbe eden kul, azap çekmeden de cennete gidebilir.Ayetin neshedildiği yani hükmünün yürürlükten kaldırıldığı görüşü ise Kur'ân'a terstir. Allah'ın sözü kaldırılmaz. Evvela bu ayet, hüküm ayeti değil haber ayetidir. Haberlerde nesih olmaz, yani verilen haberin tersi bir haber olamaz. Bu ne demektir? Allah, katili hulûd azabına çarptıracağını belirtmişken sonra bundan vazgeçtiğini belirtmesi, yani kendi yapacağı işi değiştirmesi, birinci sözünün ikinci sözüne aykırı düşmesi, hâşâ Allah'a yalan yakıştırma olur. Allah ne demişse öyledir. Ayetler arasında çelişki yoktur. Katil, ağır cezayı hak eder ama Allah dilerse cezalıyı bağışlar. Çelişki bunun neresinde? "Allah'ın kelimelerinde bir değişme bulamazsın" (âyet).Okuyucularıma önemle duyururumSizlerden gelen yoğun talep üzerine, bugüne kadar bu köşede yayınlanmış bulunan soru ve cevaplar, şimdilik 3 cilt olarak bastırılmıştır. Kur'ân Işığında "SORU VE CEVAPLARLA İSLÂM" adlı, her cildi 528 sayfadan oluşan bu eseri Yeni ufuklar Yayınevi'nden temin edebilirsiniz. Adres: Nuhkuyusu Cad. No: 365Bağlarbaşı-Üsküdar-İstanbul Tel: (0216) 492 66 12 Faks: (0216) 492 66 13
Soru: İstemeden de olsa domuz etinin tadına baktım. Allah'a dua ettim, beni affetmesini istedim. Başka ne yapabilirim?Cevap: Zina etmek, şarap içmek ne ise domuz eti yemek de öyledir. Bunların hepsi haram olan şeylerdir. Haram olan şarabı içen ne günah işlemiş ise haram olan domuz etini yiyen de aynı şekilde günah işlemiştir. Birinin diğerinden fark yoktur. Ama bizde sanki domuz eti yemek, dinden çıkmak gibi algılanır. Bu, zamanla oluşmuş bir yargıdır. Dinden kaynaklanmaz. Kişi belki kaç kez zina etmiştir, bunda pek sakınca görmez de domuz eti yemiş olmayı affedilmez günah sanır. Oysa muhakkak ki zina etmek, domuz eti yemekten daha ağır bir günahtır. Çünkü domuz eti yemek, kişinin kendisine yönelik bir günahken zina, başkasının namusuna ve hukukuna tecavüzü de içeren bir günahtır. Domuz eti yemekle bir haram eylem yapmış, bir yasağı çiğnemişsiniz. Yapılacak şey, tevbe edip Allah'tan af dilemektir. Siz bunu yaptığınıza göre inşallah bağışlanmışsınızdır. Artık onun üzerinde durmaya gerek yok.Dürüstlük ahlakın temelidirSoru: Ebedi dünya için "Lâilahe illallah Muhammedun Resulullah" diyen herkes cennete girecek mi? Bunu ayetler yazıyor mu?Cevap: "Her kim, Allah'tan başka tanrı yoktur derse cennete girer" hadisi vardır. Bu hadiste Allah'a inanan herkesin, cennete gireceği belirtilmektedir. Ancak böyle bir ayet yoktur. Tabii cennete girebilmek için bu sözü öyle kuru bir laf olarak değil, hakkıyla söylemek ve bunun gereğine uymak gerekir. Nedir bunun gereği? Başta Allah'a kulluk etmek, O'ndan başka tanrı tanımamak ve dürüst olmak. Dürüstlük, güzel ahlakın temelidir. Özetle Allah'tan başka tanrı olmadığına inanıp güzel ahlak sahibi olanlar cennete gideceklerdir inşallah.Hayatı düzenleyen Allah'tırSoru: "Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını başaşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı?" ayetini açıklar mısınız? (A. Tokay)Cevap: Allah, uzun yaşattığı kimselerin bünyelerini baş aşağı eder. Bünyeleri gittikçe gücünü kaybeder, belleri bükülür, yüzleri kırışır, hafızaları zayıflar, o kadar ki hayatlarının başlangıcında olduğu gibi bir şey bilmez duruma gelirler, bildiklerini unuturlar. İnsan vücudunun ve öteki canlıların önce gelişip güç kazanması, sonra ihtiyarlamaya başlayıp günden güne gücünü kaybetmesi, Allah'ın yasaları gereğidir. İyice düşünenler, bunların Allah'ın tedbiriyle olduğunu anlar ve yalnız O'na kulluk ederler.