Cevap: Birinin kaza sonucu ölmesi veya amansız hastalığa yakalanması, çok sıkıntı çekmesi, öldürülmesi onun kötülüğünü göstermez. Allah, insanı çeşitli biçimlerde dener, olaylara dayanıklılığı ölçüsünde ödüllendirir. En büyük sıkıntıları büyük insanlar, peygamberler, büyük liderler, komutanlar çekmiştir. Hz. Peygamber buyurdu: "Belanın en çetini peygamberlere, sonra derece derece onlara yakın olanlaradır" (Buhârî, Marda: 3; İbn Mâce, Fiten: 3)."Mümin kula isabet eden hiçbir hastalık, tasa ya da daha küçük bir olay yoktur ki Allah, o musibetle kulun günahlarından bir kısmını silmesin" (Buhârî, Marda: 1). Rivayete göre, "Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır" ayeti indiği zaman Hz. Ebubekir, "Bu ayetten sonra insan nasıl sevinebilir?" demiş. Peygamber (s.a.v.), "Allah seni bağışlasın ey Ebubekir, hasta olmuyor musun? Başına bir eziyet, sıkıntı gelmiyor mu? Üzülmüyor musun? İşte bunlar hep günahlarınızın cezasıdır" (İbn Hanbel, Müsned: 1/11) buyurmuştur.Şehitlerin EfendisiSözünü ettiğiniz komşunuzun, hac dönüşü kaza geçirip ölmesi, onun kötü bir insan olduğunu değil, tam tersine iyi bir kişi olduğunu gösterir. Çünkü hac yapmakla günahı varsa ondan da arınmış olarak ülkesine dönüyordu. Yolda kaza geçirip ölmekle şehitlik mertebesine ermiştir. Gurbette ölen insan şehit sevabı alır. Bildiğiniz gibi Hz. Peygamber'in sevgili torunu Hz. Hüseyin de merhametsizce şehit edilmiştir. 70 yara alıp şehadet mertebesine erişmiş ve Şehitlerin Efendisi unvanını kazanmıştır.Diğer sorunuza gelince, Kur'ân'da "Biz yarattık, biz yaptık" şeklindeki çoğul ifadelerinin iki izahı vardır. Birincisi: Bu, ululuk belirtisidir. Padişahlar, büyük yöneticiler, "Ben yaptım, ben ettim" demez, "Biz yaptık, biz emrettik" der. Allah, evrenin yaratıcısı ve yöneticisidir. Çoğu kez ululuk belirtisi olarak, "Biz" ifadesini kullanır. İkincisi: Kur'ân, Allah'ın emriyle melek tarafından vahyedilmiştir. Allah'tan Tanrısal manaları alıp, insanların konuşma kalıplarına dökerek veren melektir. Bu bakımdan Kur'ân mana olarak Allah'ın kelamıdır fakat söz kalıplarına dökülmüş şekliyle melek elçinin sözüdür. Peygambere vahiy getiren melek, Kur'ân'ı Allah'ın emriyle indirdiğini anlatarak, "Biz indirdik, biz vahyettik" demektedir.
Soru: İslâm'ın sigara içenlere karşı bakışı nasıldır? Ben içmiyorum, içenlere de karşıyım. Her sigarada, evde bekleyen çocuğun ve eşin rızkı var, yetimin ve dulun sadakası var. Bu konuda neler yapabilirim? (Bülent Özçelik)Cevap: Sigaranın sağlığı bozduğu, çeşitli kanser türlerine yol açtığı, annenin içtiği sigaradan karnındaki ceninin etkilendiği kesin kanıtlarla ortaya çıkmıştır. Buna karşın ülkemizde sigara içimi yaygınlaşmaktadır. İnsan bile bile kendi sağlığını tehlikeye atar mı? Atıyorlar işte! Ne zaman ki iş işten geçiyor, arızalar ortaya çıkıyor, o zaman doktor, "sigarayı bırakacaksın" deyince bırakıyorlar ama çok geç oluyor. Kur'ân indiği sırada sigara diye bir şey yoktu. Bu bakımdan Kur'ân'da sigara hakkında bir hüküm yoktur. Ancak Kur'ân, israfı yasakladığı gibi canı tehlikeye atmayı, başkalarına zarar vermeyi de yasaklamıştır.Kur'ân'ın bu temel prensipleri düşünülürse sigaranın israf olduğu gibi kişinin hem kendi sağlığına hem de çevreye zarar verdiği ortaya çıkar. Kur'ân bunları yasakladığına göre sigara da din açısından harama yakın kötü bir bağımlılıktır ki, İslâm bilginleri buna mekruh demişlerdir. Sağlık, Allah'ın emanetidir. Sağlık içinde bir nefes, cihan padişahlığından da değerlidir. Çünkü her nimet ancak sağlık içinde değerlidir. Sevgili okur kardeşlerime, kendi sağlıklarını, ailelerinin, çocuklarının ve çevrenin sağlığını düşünerek bir an önce bu sigara belasından kurtulmalarını öğütlerim. Bu, çok da zor değil. Sadece güçlü bir irade, karar işidir.Dua etmenin ölüye yararı oluyor mu?Soru: Sevdiğim bir yakınımı kaybettim. Öldüğü günden beri onun ruhu için Yasin okuyorum. Bunun bir yararı oluyor mu? Geçenlerde rüyamda, gökyüzünde bulutların üstünde beyaz sakallı bir dedeyi namaz kılarken gördüm. Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu. Büyüklerime sordum. "Çok özel bir rüya, bunu herkes göremez. Namaza başlamalısın" dediler. Sizce bu nasıl yorumlanabilir? (Erguvan)Cevap: Okuduğunuz Kur'ân sizin içindir. Ancak okuduktan sonra ölmüş yakınınızın şad olmasını, taksiratının affedilmesini Allah'tan dilerseniz o kişi bundan yararlanır. Mutlu olur. Rüyanıza gelince, güzel bir rüya. Benim kanaatime göre de bulutlar arasında namaz kılan dede, yani yüce bir ruh, size namazınızı kılmanız gerektiği mesajını vermiştir. Namaz, her müminin görevidir. Hiçbir suretle namaz insandan düşmez. Namaz insana disiplin, huzur, sağlık, zindelik verir. Bilinçli namaz kılanın ahlakı daha düzgün olur.
Soru: Mehdi inancı nedir? (Ali Uzun)Cevap: Mehdi, doğru yola iletilmiş veya ileten kişi demektir. Bu, İsa'nın geleceği hakkındaki Hıristiyan inancından İslâm'a uyarlanmış, Kur'an'a aykırı bir inançtır. Hıristiyanlar, İsa'nın kabrinden, cesediyle göğe kaldırıldığına, son zamanda gökten inip Allah adına insanlar arasında hüküm vereceğine, suçludan cezalandırıp kendisine inanmış ve destek vermiş olanları ödüllendireceğine inanırlar. İşte büyük ihtimalle bu inanç, Şiiler arasında muntazar imam (beklenen kurtarıcı önder), Sünniler arasında da mehdi şekline bürünmüş olabilir.Şiiler, ortadan kaybolduğu iddia edilen on ikinci imamın, ahir zamanda çıkıp adaleti kuracağına inanırlar. Kabrinden kaybolup bir gün adaleti kurmak üzere yeryüzüne inecek olan İsa ile ortadan kaybolup bir gün yine aynı ülküyü gerçekleştirmek üzere ortaya çıkacak olan muntazar imam inancı, hemen hemen birbirinin aynıdır. Değişik olan sadece isimlerdir.Ehli sünnet arasında da mehdi inancı vardır. Fakat mehdi, son zamanda Evlâd-ı Rc-sûl'den yani Peygamber soyundan yetişen bir zatin, İslâm'ı yayacağı, imansızlan yok edeceği şeklindedir. Kaybolmuş ya da göğe çıkmış bir insanın, asırlar, belki binlerce yıl sonra ortaya çıkması veya gökten inmesi değildir. Bu tarzdaki mehdi inancında akla aykırı bir şey yoktur.Rivayetlere dayanıyorHidayete götüren, doğru yola ileten anlamıyla mehdi, her cağda İslâm uğrunda mücadele veren ihlaslı liderlerin unvanı olabilir. Ama Resulullah neslinden yetişeceği söylenen anlamda mehdi gelir mi yahut ne zaman gelir, onu bilemeyiz. Ortaya çıkacak böyle bir zata, bütün Müslümanların birden bey'at edip inanacakları da şüphelidir. Çünkü nice büyük din liderleri, ihlaslı insanlar çıkmıştır ki, birçok Müslüman ona inanmak, onu desteklemek şöyle dursun ona cephe almış, onunla savaşmıştır.Bizim gökten İsa'nın inmesini yahut ortadan kaybolmuş imamın çıkmasını ya da mehdinin gelmesini beklemeye ihtiyacımız yoktur. Bu inançlar, kesinlik ifade etmeyen bazı rivayetlere dayanır. İslâm, kıyamete kadar baki olan son dindir. Onun güçlenmesine yardım eden, bu uğurda canını feda etmeye hazır olan her Müslüman İsa'dır, imamdır, mehdidir.1979 yılında Azerbaycan'da tanıştığımız mihmandarımız olan şimdiki şeyhülislâm (o zamanki şeyhülislâm yardımcısı) Paşazade Hacı Allahaşükür'e, "Böyle hayali şeye ne diye inanıyorsunuz?" dediğimde, "Halkın birleşmesi, inançlarının canlı kalması için buna inanmalarında yarar vardır. Yoksa ben de bilirem ki, bir insan asırlarca yaşayamaz" cevabını almıştım.
Yazılarımızı beğeniyle okuyup İslâm'ın doğrularını öğrendiklerini yazan birçok okurum var. Hepsine teşekkür ederim. Bunlar arasında, dinin gerçeklerini şimdiye dek öğrenemediğini belirten bir okurum, iltifatkâr sözlerinden sonra dinin emirlerindeki hikmeti soruyor ve diyor ki: "Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, bize namaz kılmayı, oruç tutmayı emrediyor?" Allah'ın bizim ibadetimize elbette ihtiyacı yok. Cihan baştan başa küfre gitse Allah'a zarar vermez, tümden inansa Allah'ın bir çıkarı olmaz. Zaten her şey O'nun. Ama şu üstünde bulunduğumuz dünyanın efendisi, yer yüzünün halifesi kıldığı insanın ruhunun arınıp yücelmesini ister.Çünkü Yaratan, insanı âdeta kendisinin aynası, evrenin özü kılmıştır. Bu amaçla yaratmıştır onu. İnsanın yücelebilmesi için için de aşk ateşini yandıracak bir takım eylemler, ibadetler gerek. İşte içimizin düzelip Allah sevgisiyle dolarak mana âleminde yücelebilmesi için dinin emir ve yasakları konmuştur. Ayrıca bunlar sağlıklı ve mutlu bir toplum için gereklidir.İnsanları birbirine kenetleyen inançlar ve ibadetlerdir. Aynı şekilde inananlar ve aynı ibadetleri yapanlar birbirlerini daha çok severler. Cami, İnsanlan kaynaştırır, birliği, dayanışmayı güçlendirir. Bazı bireyler ölçü değildir. Kamunun dirliği için düzenli ibadetlerin bulunması gerekir. Yoksa herkes bir türlü hareket eder, başka türlü ibadet etmeye kalkarsa kaos olur, bencillik olur, kendi eylemini beğenme olur.Bu ibadetleri emreden din, bizim mutluluğumuz için emretmiştir. Peygamberimiz, "Namazlar, vakit aralarında yapılmış olan hataların bağışlanmasına neden olur" buyurmuştur. İnsan nefsine yenilerek bir yanlış yapsa, namaz vakti gelip de namaza durunca yaptığına pişman olur, tevbe eder. Demek ki bu ibadetler bize yük olmak için değil, bizi koruyup yüceltmek için emredilmiştir.Kübra, 'büyük' demektirSoru: Bir yazınızda, büyük şeytanın adının "Kübra" olduğunu belirtmiştiniz. Toplumumuzda Kübra ismi kullanılmaktadır. Bunun dinimizce bir sakıncası var mı? (Veysel)Cevap: Kübra büyük, en büyük demektir. Üç şeytan sembolünün birincisine bu isim verilmiştir. Kübra, bir sıfattır. Bu sıfat iyi için de kötü için de kullanılır. En büyük bina, en büyük insan, en büyük komutan, en büyük alim, en büyük şeytan gibi. Âyât-i kübrâ, en büyük mucizeler demektir. Kübra, güzel bir isimdir. Ne sakıncası olacak ki?
Peygamberimiz üstünlük iddiası yüzünden bir Yahudi ile kavga eden bir sahabisini uyarmış ve "Ben, kimsenin Matta oğlu Yunus'tan daha üstün olduğunu söyleyemem" buyurmuştur. Hz. Peygamber tevazuundan ötürü yahut asabiyete kapılarak üstünlük iddia etmeyi önlemek amacıyla böyle söylemiş olabilir. Demek istemiştir ki: "Size düşen, söylenenlere inanmaktır. Sizin kendi aklınızla falanı filandan üstün tutmaya hakkınız yoktur. Kimin kimden üstün olduğunu Allah bilir. Siz, peygamberlerin hepsine inanmak ve saygı göstermekle yükümlüsünüz. Onları birbirinden ayırdetmeniz doğru olmaz."Yalnız şefaat hakkında rivayet edilen hadislerin, ahiret gününde hiçbir şefaatin olmayacağını, herkesin yaptığının karşılığını göreceğini vurgulayan Bakara 48'inci ve 254'üncü ayetlere ve benzerlerine aykırı göründüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bilinen tevazuuna da aykırıdır. Kaldı ki bu rivayetlerin cümlelerinde de çelişki açıktır. Zira Hz. Peygamber hem Ademoğlunun efendisi ve en iyisi olduğunu, kıyamet gününde bütün peygamberlerin kendi bayrağı altında toplanacaklarını söylüyor hem de "yine övünmem" diyor. Eğer bu söz övünme değilse artık övünme nasıl olur?Peygamber (s.a.v), böyle çelişkilerden uzaktır. Kur'ân'ı Kerîm'de ve kendisinin gerçekten Kur'ân'ın ruhuna uygun olan sağlam sözlerinde onun daima öteki peygamber kardeşleriyle beraber olma arzusunda bulunduğu ifade edilmektedir: "Onların arkadaşlığı ne güzeldir" (Nisa: 69), "De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Bana, Tanrınızın bir tek Tann olduğu vahyediliyor" (Fussilet: 6; Kehf: 110) ayetiyle kendisinin de öteki insanlar gibi bir insan olduğunu, sadece kendisine vahiy geldiğini söylemesi emredilen Peygamber'in, kendisinin bütün insan oğullarının efendisi olduğunu söylemiş olması Kur'ân'ın ruhuna ve kendi tevazuuna uymaz. "Ben Meryem oğlu İsa'ya, dünyada da ahirette de insanların en yakınıyım. Peygamberler baba bir kardeşlerdir, anneleri ayrıdır. Dinleri birdir" (Buharı, Enbiyâ, b. 48; Müslim, Fedâil: 145).Şu olay, Hz. Peygamber'in ahirete ilişkin gaybı bilmediğini göstermektedir: "Osman ibn Maz'ûn ölünce bir kadın (veya Osman'ın karısı), 'Cennet sana kutlu olsun ey Maz'ûn oğlu' demiş. Allah'ın Elçisi, 'Nereden biliyorsun (onun cennete gideceğini)?' demiş. Kadın, 'Ey Allah'ın Elçisi, senin süvarin ve arkadaşındır' demiş. Allah'ın Elçisi (s.a.v), 'Vallahi ben Allah'ın Elçisiyim, buna rağmen bana (bir rivayete göre bana ve ona) ne yapılacağını bilmem' buyurmuş" (Buhârî, Cenâiz: 3, Ta'bîr: 13; İbn Hanbel, Müsned: 1/237, 335).
Cevap: Peygamberler arasında elçilik görevi bakımından bir fark yoktur. Ancak peygamberlere verilen özellikler bakımından bazı konularda üstünlük söz konusudur. Çünkü Kur'ân, "elçilerden kimini kiminden üstün kıldık" dedikten sonra "Allah kimine konuştu, kimini derecelerle yükseltti" buyurmaktadır (Bakara: 253). Yüce Allah, peygamberlerin her birine ayrı meziyetler ve mucizeler vermiş, bu ayrıcalıklar yönünden kimini kiminden üstün yapmıştır. Mesela Adem Aleyhisselâm'a melekler secde etmiştir. İbrahim Aleyhisselâm'ı ateş yakmamıştır. Musa Aleyhisselâm Allah'ın konuşmasını duymak şerefine ermiştir. Hz. Süleyman'a insanlar, cinler, kuşlar, vahşi hayvanlar ve rüzgârlar boyun eğdirilmiştir. Hz. Musa asasıyla denizi yarmış, elindeki sopa ejderha olmuş, böğrüne soktuğu eli ışık saçmış, Hz. İsa ölüleri diriltmiştir. Hz. Muhammed e ebedi mucize, Kur'ân verilmiştir. Peygamber olmaları bakımından hepsi de çok yüce bir şerefe haizdir. Bakara 253'üncü ayette, diğer peygamberler genel olarak zikredilmiş fakat iki peygamber sarahaten anılmıştır. "Allah onlardan kimiyle konuştu" cümlesiyle işaret edilen peygamber, Musa Aleyhisselâm'dır. Hz. İsa ise açık ismiyle anılmıştır. Bu ikisinin ortasında, "Onlardan kimini de derecelerle yükseltti" buyurulmuştur. Bu, "Onlardan kimi" sözüyle işaret edilen peygamber, müfessirlerin kanaatine göre Hz. Muhammed Aleyhisselâm'dır.Yüce Allah, iki yaşayan dinin peygamberini ismen zikrediyor ve bunların ortasında da derecelerle yükseltilen zaü anıyor. Onu bu iki peygamberin bulunduğu çizginin ortasına, peygamberler dairesinin merkezine koyuyor. Onun, kendi katındaki derecesini belirtmek için de ismini müphem (belirsiz) bırakıyor. Ondan bu şekilde söz edilmesi, onun derecesine daha fazla büyüklük katıyor, sözü daha etkili yapıyor.Hz. Muhammed Aleyhisselâm, peygamberlerin en üstünüdür. Çünkü o, son peygamberdir. Yüce Allah, Ahzâb Suresi'nin 40'ıncı ayetinde O'nun, peygamberlerin sonuncusu olduğunu, Sebe Suresi'nin 28'inci ayetinde de O'nun, bütün insanlara müjdeleyici ve uyancı olarak gönderildiğini haber vermiştir. O, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin özüdür. Fakat Hz. Peygamber, kendisini öteki peygamberlerden üstün tutmamıştır. Zaten Kur'ân da O'na, öncekilerin izinde gitmesini emretmektedir: "İşte onlar, Allah'ın doğruya ilettiği kimselerdir. Onların yoluna uy..." (Enam: 90).* Bu konuya yarın devam edeceğim.
Halen, "televizyona bakmak günah mı?" diye soranların bulunduğu bir ortamda yaşıyoruz. Ancak sizin gibi aydın din alimleri sayesinde gerçekleri öğrenebiliyoruz. Milletimiz, 10-15 yıldan bu yana medyanın geniş ağ imkânı sayesinde aydınlara ulaşma fırsatı oldu. Benim de sizden cevaplamanızı rica edeceğim sorularım var. (Nahit Hanlıoğlu)Soru: Bakara Suresi 219'uncu ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır: "Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: O ikisinde büyük günah ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günahı yararından büyüktür. Ve sana Allah yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki: ihtiyaçtan fazlasını veya helal ve güzel olan şeyleri verin." Bunu biraz açar mısınız?Cevap: Dinen yasaklanan şeylerin hepsinde bir miktar yarar vardır ama zararı, yararından çok olduğu için yasaklanmıştır. Mesela hırsızlık, rüşvet, yalan dolanda bireysel yararlar vardır fakat bu eylemler toplumun büyük kesimine zarar verir. Bunun için yasaktır. Alkollü içkilerde de bir miktar yarar vardır. Adam içince kendisini kahraman sanır, hatta merkep çulunda oturduğu halde kendisini tahta kurulmuş kral zanneder. Ama kendi vücuduna verdiği zarar büyüktür. Ayrıca topluma da zarar verir.Bunun yasaklanmasındaki hikmet, toplumun sağlığını korumaktır. Bugün bir kadeh içen ertesi gün iki kadehi arar. Sonunda alkol yayılır, alkolizm toplumu mahveder. Alkol, aklı giderince ardından başka kötülükler gelir. Peygamberimiz, "Şaraptan (alkolden) sakınızı çünkü o, kötülüklerin anasıdır" buyurmuştur.Soru: Hocalarımız kesilen kurbanların fakir ülkelere gönderildiğini belirtiyorlar. Bu kurbanlar yaklaşık 2-3 milyon fakir insana ulaşıyorsa Müslümanlığın bu kadar önemli bir olayı ve güzelliği, nasıl olur da dünyaya 10-15 dakikalık bir reklam tanıtım filmiyle gösterilmez?Cevap: 1975 yılında Mina'da kesilmiş olan yüzlerce kurbanın sokaklarda terk edilmiş olduğunu görmüştüm. Ama daha sonraki yıllarda bu manzarayla hiç karşılaşmadım. Kesilen kurbanların, buzluklarda korunup yoksul ülkelere gönderildiğini duydum. Gerçekten siz haklısınız, bu güzel yardım ve dayanışma örneğinin tanıtımı yapılmıyor. Hatta hac bile çok muhteşem bir olaydır. Gerçi bu, televizyonlarda veriliyor ama daha güzel yayınlar yapılabilir. Çünkü insanları maneviyata yönelten bu gösterim ve sunum, insanlığın hayrınadır. Bu okurumun diğer sorularını cevaplamaya yarınki yazımda devam edeceğim.
İster ki o kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunsun" (Âl-i İmrân: 30), "Her nefis, kendi kazandığına rehin edilmiştir" (Tür: 21; Müddessir: 38), "O gün herkese yaptığı tastamam verilir, onlara asla haksızlık edilmez" (Nahl: 11), "...Ki (Allah), bir toplumu kazandığıyla cezalandırsın" (Câsiye: 14), "Nihayet yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey, onları kuşattı" (Nahl: 34), "Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve alay ettikleri şey, onları kuşattı" (Câsiye: 33), "... Sen onlara şunu hatırlat ki, bir can, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün, (yoksa) onun ne bir dostu, ne de bir yardımcısı olmaz" (En'âm: 70).Bu ayetler, kötü işlerin bir azap şekline dönüşerek, yapanın canını yakaladığını göstermektedir. Hele son ayette, "Bir kişi, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün" cümlesi, kötü işlerin nasıl kötü şekillere dönüştüğünü gösterir."Cimrilik etmeyin"Âl-i İmran Suresi'nin 180. ayeti, cimrilik edip mallarını Allah yolunda vermekten kaçınan kimselerin, kıyamet gününde, o üzerine titredikleri malların, yılan gibi boyunlarına dolandırılacağını bildirmektedir: "Allah'ın, kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, o malı kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır, o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır."Âl-i İmran Suresi'nin 30. ayetinde her ruhun, kendi ameliyle kendisi arasında uzun mesafenin olmasını istemesi, amelinin çok kötü şekle, acı azaba dönüştüğünü gösterir. Bundan dolayı sahibi, o korkunç varlıktan kurtulmak, onu görmemek ister. Şimdi manaların, amellerin ve sözlerin nasıl birer surete bürünüp insana göründüğünü belirten bazı hadisler görelim:"Kur'ân okuyunuz, çünkü Kur'ân, kıyamet gününde sahiplerine (kendisini okuyanlara) şefaatçi olarak gelir. Zehrâvân'ı: Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyunuz. Çünkü bunlar, kıyamet gününde iki bulut gibi ya da kanatları açık iki kuş zümresi gibi gelir, sahiplerini (cehenneme ve zebanilere karşı) savunurlar. Bakara süresini okuyunuz. Çünkü onu almak bereket, terk etmek hasrettir. Büyücüler ona tesir edemezler" (Müslim, Salâtu'l-musâfırîn: b. 42, h. 252; İbn Hanbel, Müsned: 5/249).