Soru: Neden dünyada hep Müslümanlar sıkıntı çekiyor? Bunun gerçek sebebi nedir?Cevap: Bugün İslâm âleminin sıkıntı içinde olması, geçici bir durumdur. Müslümanlar Allah'ın buyruğu uyarınca hem dünya hem de ahiret için gereğince çalıştıkları zaman dünyanın en parlak medeniyetini kurmuşlardı. Öyle ki, bugün bizim hayran olduğumuz batı ülkeleri, Müslümanlara imrendikleri gibi onlardan çekinir, korkarlardı. Fransa Kralı'nın Kanuni'den yardım ve destek istediği, bilinen bir gerçektir.Osmanlı, Avrupa'nın yarısına hakim olmuştu. Avrupalılar İslâm ülkelerinden geçip ticaret için Hindistan'a gitmeye cesaret edemedikleri için daha güvenli bir yol aramış ve nihayet denizden batıya doğru giderek Hindistan'a ulaşacaklarını düşünmüşler, böylece tesadüfen Amerika kıtasını keşfetmişlerdi. Kristof Kolomp'tan çağlar önce Müslümanlar dünyanın yuvarlak olduğunu saptamışlar ve Memun zamanında paralel ve meridyenli dünya haritasını çizmişlerdi. Piri Reis'in haritası da o zamana göre harika bir yapıttır. Sonra Müslümanlar galibiyet mahmurluğuna kapılıp gerilediler. Batı ise çalışıp ilerledi. Allah çalışana verir. Geri kalışımızın sebebi İslâm değil, Müslümanların tembelleşmesi ve bilimde geriye düşmeleridir.Mesih organları nelerdir?Soru: Abdest alırken ayağımıza mest veya herhangi bir şey giymeden ya da çoraplı olduğumuz zaman yıkamadan mesh etmekle yetinebilir miyiz? (Naip Doğan / Kayseri)Cevap: Kur'ân-ı Kerim, yüzün ve dirseklere kadar kolların yıkanmasını, başın ve aşıklara kadar ayakların mesh edilmesini emretmiştir. Baş ve ayaklar mesih organlarıdır. Mesih organlarının doğrudan kendi üzerlerine ıslak elle mesh edilebileceği gibi şayet üstlerinde bir giysi varsa onların üzerine de mesh edilebilir. Başa dolanmış sarık üzerine ve ayaklara giyilmiş olan çoraplar üzerine mesh edilebilir. Bundan önceki yazılarımda bu konuyu ayrıntılarıyla açıklamıştım. Daha geniş bilgi için "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eseri okuyunuz.Peygamberlik zor iştirSoru: Neden Allah elçilerini hep erkeklerden seçmiştir? Özel bir nedeni var mı?Cevap: Peygamberlik zor iştir. Tarihte birçok peygamber işkencelere uğratılmış, öldürülmüştür. Mücadelelerin en çetinini peygamberler vermiş, acıların, sıkıntıların en büyüğünü de onlar çekmiştir. Bu görev daha nazik olan kadınlara ağır gelir. Onlar peygamber yapılmamış ama peygamberleri doğurmuşlar ve onlara annelik yapmışlardır. Bu şeref onlara yetmez mi?
Soru: Hac Suresi 16.ayette, "Allah dilediği kimseyi doğru yola sevk eder" denilmektedir. Bunu açıklar mısınız? (Köksal Sağkal)Cevap: A'râf Suresi'nin 178'inci ayetinde, hidayet ve dalaletin, Allah'ın lütfü olduğu, Allah'ın sapıklıkta bıraktığı insanların ziyanda olacakları bildirilmektedir. Kâinatta her şey Allah'ın elindedir. Allah'ın çağrısına gelmeyeni Allah, kendi haline bırakır. Kendi halinde kalan da Allah'ın çağrısını kabul etmedikten sonra kendi başına yol bulamaz. Çünkü O'nun çağırdığı yoldan başka kurtuluş yolu yoktur. O kimse şaşkın, perişan olur, ebedi ziyana uğrar. Bu ifadeyle Allah'ın ayetlerinden sıyrılıp bunalımlar içinde kalanlar kınanmaktadır. Bu anlamdaki ayetlerden, Allah'ın, doğru yolda olan insanı kasten eğri yollara düşürdüğü anlamı çıkmaz. Bu ayetlerin anlattığı şudur: Allah, sapıklık içinde bulunan insanları doğru yola getirmek için elçiler göndermiş, vahiyler indirmiş, onlara doğru yolu göstermiştir. Ama onlar, bulundukları sapıklığı, Allah'ın gösterdiği yola yeğlemişler ve Allah'ın çağrısını kabul etmeyerek sapık hallerinde kalmışlardır.Allah da kendi iradeleriyle sapıklığı tercih eden o kimseleri, doğru yola zorlamamış, o hallerinde bırakmıştır. İşte Allah'ın, terk ettiği bu kimseleri, başka birisi yola iletemez. Çünkü onlar zaten Allah'ın gösterdiği yolu kabul etmiyorlar. Artık kim onları doğru yola iletecek? Doğru yol, Allah'ın yoludur. Onlar, o yola gelmedikten sonra nasıl doğru yolu bulurlar?Yehova Şahitleri nedir?Soru: Yehova Şahitleri hakkında bilgi verir misiniz? Bunlar kimdir, nedir?Cevap: Yehova Şahitleri, son zamanlarda Hristiyanlık içinden çıkmış olan bir mezheptir. Bunların amacı, insanları Hristiyanlaştırmaktir. Anlattıkları şeyler hep hayalidir. Bu mezhep, gerçekte Hıristiyanlığın bir versiyonudur. Bunu ev ev dolaşarak broşür dağıtmak suretiyle yaymaya çalışanların çoğu, ücretle bu işi yapan insanlardır. Bunlara aldanmamak gerekir.Oruçta kefaret olmazSoru: Kasten orucunu bozan kişiye keffaret mi yoksa kaza mı gerekir?Cevap: Oruçta kefaret yoktur. Ne suretle olursa olsun kasten orucunu bozan kişi, bozduğu günlerin yerine başka günlerde oruç tutar.Görünmez Âlemin İzleriSayın Ahmet Aydın, "Görünmez Alemin İzleri" adlı eserim tek cilt halinde yeniden basılmıştır. Yeni Ufuklar Neşriyat'tan temin edebilirsiniz. Tel: (0216) 492 66 12
Soru: Diz üzerine kadar gelen şort veya kısa pantolonla namaz kılınabilir mi? Sabah namazından sonra kaza namazı kılmakta bir sakınca var mı? (Şenol Kahveci)Cevap: Hanefi mezhebine göre erkeğin avret yeri, yani örtünmesi gereken yerleri göbekle diz kapağı arasıdır. Namaz kılabilmek için bu kısmın örtülü olması gerekir. Buna göre diz kapağının üstünde kalan şortla namaz kılınmaz. Ama uyluğu örtünme dışı tutan, sadece edep yerlerini avret sayan görüşler de vardır. Bu görüşleri esas alırsanız diz üzerinde kalan şortla da namaz kılınabilir.Bunlar normal zamanlar içindir. Zorunlu durumlarda sadece edep yerlerinin kapalı olması yeterlidir. Hatta örtecek bir şey bulamayan, çıplak olarak oturduğu yerde namaz kılar. Hiçbir durumda namaz bırakılmaz. Mutlaka kılmak gerekir. Allah namazda insanın bedenine değil, kalbine bakar.İkinci sorunuza gelince. Üç vakit vardır ki, bunlarda insanın zimmetinde olan farz ve nafilelerin hiçbiri kılınmaz. 1- Güneşin doğmasından, bir mızrak veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar olan zaman, 2- Güneşin istiva ettiği, yani göğün tam ortasına geldiği zaman, 3- Güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği, yani tam ufuktan kaybolmak üzere olduğu zamandır. Bu üç vakitte, bu vakitlere mahsus farzı ve vacibi kılmak mekruh olmakla birlikte caizdir.Burs için yardım talebi"Saygıdeğer hocam, ben İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 2'nci sınıf öğrencisiyim. Daha önce köşenizde benim gibi maddi durumu yetersiz bir arkadaşıma gösterdiğiniz ilgi beni bu maili yazmak konusunda cesaretlendirdi. Burs için başvuruda bulunduğum birçok kuruluştan ret cevabı aldım. Babamın emekli olması sebebiyle ilk yılımda tezgahtarlık dahil birçok işte çalıştım ama derslerimin aksaması bir yana, İstanbul gibi bir şehirde bir genç kız olarak çalışmanın zorluklarını fazlasıyla yaşadım. Birçok vakıf sadece kendi görüşleri doğrultusunda olan öğrencilere yardım ediyor. Ben okulumu bir an önce bitirip öğretmenliğe başlamayı ve aileme destek olmayı istiyorum. Sizden ricam öğrencilere yardım eden hayırsever insanlarla beni buluşturmanız. Yardım istemek her zaman zordur ama ben en azından hayati ihtiyaçlarım ve okul masraflarım için burs istememin vicdani rahatlığını yaşıyorum. İsmim ve telefon numaram sizde saklı kalırsa çok mutlu olurum. Saygılarımla." * Bu öğrenciyle ilgilenmek isteyen olursa bende mahfuz olan telefon numarasını verebilirim.
Peygamber her bakımdan dengeli, duyumları sağlam, sağlıklı, mutlu biriydi. Haşa Peygamber, kimsenin namusuna kem gözle bakmamıştır. Peygamber birçok hanımı himayesine almıştı ama bunların bir kısmı yaşlıydı. Sırf ortada kalmamaları için bunların nikâh şemsiyesi altına almıştı. Kendisinin, haftanın gecelerini adaletle paylaştırdığı dört hanımı vardı: Ayşe, Hafsa, Zeynep ve Ününü Seleme. Ötekilerini dolaşır, hallerini sorar, ihtiyaçlarını giderirdi. Fakat bu dört hanımına olduğu gibi onlara ayrı bir gece belirlememişti.Gerçek budur. Şunu da bilmek lâzımdır ki, bizi ilgilendiren, Peygamber'in, bir insan olarak kadınlanyla az veya çok ilişki kurması, birleşmesi değil, peygamber olarak ruhaniyet âleminden alıp bize duyurduğu Tannsal mesajdır. En güçlü çağında tek kadınla yetinip ihtiyarlık çağına bastıktan sonra çok kadınla evlenmesini, onun şehvetine bağlamak insafsızlık olur. Bunun başka nedenleri vardı. Temel neden, İslâm'ın süratle yayılması için destek bulmaktı. Hz. Muhammed'in evlendiği kadınlar, hatırı sayılır kişilerin, liderlerin kızlanydılar.Peygamber'in fiilen evlendiği kadın sayısı 12'dir. İlk hanımı Hatice, kendisinden 10-15 yaş büyüktü. Saygın ve zengin bir hanımdı, peygamberliğinin ilk yıllarında kendisinin en büyük destekçisi olmuştur. Hz. Ayşe, kendisinin en yakın arkadaşı Ebubekir'in kızıydı. Peygamber, böylece toplumda saygın olan Ebubekir'le arkadaşlığı, din kardeşliği yanında akrabalık bağı da kurmak istemiştir. Hafsa da soylu ve etkili kişilerden, arkadaşı olan Ömer'in kızıydı. Rivayetlerden onun pek güzel olmadığı anlaşılmaktadır. Peygamber'in onunla, babasıyla daha yakın olmak için evlendiği ortadadır.Ümmü Habibe, Kureyş lideri ve Peygamber'in yaman düşmanı Ebusüfyan'ın kızıydı. Kocası Ubeydullah ile birlikte Habeşistan'a göç etmiş olan bu Müslüman hanım, orada kocasını kaybetmiş, döndükten sonra Peygamber onunla evlenmiştir. Bu evlilikteki amacın, Ebusüfyan'ın düşmanlığını yumuşatmak olduğu gayet açıktır.Cüveyriyye, Mustalik Oğulları' ndan Haris ibn Dırâr'ın kızı, Safiye de Yahudi Nadir Oğulları'nın lideri Huyey ibn Ahtab'ın kızıydı. Bu iki lider kızı, savaşta tutsak olmuş, bölüşmede başkalarının payına düşmüştü. Ancak sahabiler, böyle lider kızlarının, sıradan kişilere gitmesini istememişler, bunları Peygamber'e layık görmüşlerdi. O da büyük ihtimalle arkadaşlan arasında herhangi bir kıskançlığı önlemek için bu hanımlarla kendisi evlenmiştir. Böylece bu hanımlar da şereflenmişler, sonsuza dek inananların anneleri olma payesine ve mutluluğuna erişmişlerdir.
Peygamber'in eşlerini dolaşması, cinsel güdüyle değil, haür sormak, onları koruyup kollamak, güvence vermek, teselli etmek içindi. Hayalciler bunu Peygamber'in onlarla birleşmek için dolaştığı biçiminde anlamışlardır ama gerçekte rivayetin aslı böyle değildir. Mantıklı bir şekilde düşünelim. İkindiyle akşam namazı arasında 2,5 saatlik bir zaman var. Camide namazları Peygamber kıldırmaktadır. Şayet ikindiden sonra tek tek dokuz karısına gidip her biriyle birleştiyse bu yaklaşık 4-5 saatlik bir zaman demektir.Peki o zaman akşam namazına nasıl gelip yetişti? Demek ki Peygamber'in işi gücü yok, günde 4-5 saatini cinsel birleşmeye ayırıyor öyle mi? Böyle şeyi akıl ve mantık alır mı? Demek ki bu tür rivayetler, hayalcilerin ağızlarında abartılmış, yanlış yorumlanmış, şehvet düşkünlüğünün fazilet olduğu sanılmıştır.Sürekli ruhaniyet alemiyle temasta olan, ne zaman geleceği belli olmayan vahiy meleğiyle karşılaşmaya her zaman hazır bulunan Peygamber (s.a.v), şehvetperest bir insan değildi. Vahiy esnasında üzerine ağırlık çöker, yüzü terler, kendinden geçer, yalnız kendisinin değil orada bulunanların da üstüne bir ruhaniyet ağırlığı çöker, çevrede arı uğultusuna benzer bir ses duyulurdu. Peygamber bir devenin üzerindeyken vahiy gelirse, bu ağırlığa dayanamayan koca deve derhal çöküverirdi.Normal evlilik çağındaydıBöyle sürekli ruhaniyet halinde bir insanın bir şehvet düşkünü olması makul değildir. Öyle olsaydı, 25 yaşındayken, o zaman kendisinden 10-15 yaş büyük olan Hatice ile evlenmezdi. Kendisi bu hanımı vefat edinceye dek, toplumda çok evlilik yaygın olmasına karşın, başka kadınla evlenmemiştir. Ancak Hatice'nin ölümünden sonra, yine yaşlı olan Şevde ile evlenmiştir. Tek kız olarak evlendiği Ayşe ile fiilen evlilik kurması, Medine'ye hicretinden sonra olmuştur ki o zaman Peygamber 53 yaşındaydı. Hz. Ayşe de sanıldığı gibi bir çocuk değil, normal evlilik çağındaydı.Peygamber, ömrünün sonunda güçlü bir devlet başkanı olduğu halde yine yerde oturmayı, arpa ekmeğiyle geçinmeyi yeğlemişti. Dünya varlığına değer vermeyen, olayları Allah'ın takdiri gören, ruhsal arkadaşı vahiy meleğiyle desteklenen insanda stres, üzüntü olmaz. Stresi olmayanların fiziksel gücü de yerinde olur. İşte içindeki mutluluğu dolayısıyla Peygamber Aleyhisselâm, güneş takvimine göre 61 yılda noktalanan ömrünün sonuna dek iktidarını korumuştur. Bu da onun için bir eksiklik değil, tersine mükemmelliktir.Devam Edecek...
Soru: Bakara Suresi'nin 285. ayetinde, "la nuferriku beyne ahadin minrusulih" deyişini, kelime-i şahadet getirdikten sonra okuyorum. Bu, şahadet getirme amelime bir olumsuzluk yükler mi? Bir diğer sorum da şu olacak: Peygamber efendimizin, eşleri ve cinsel tavrı konusunda, onu küçültücü iddialara karşı savunma malzemesi yapabilecek gerekli ve yeterli bilgiye sahip olabilmek için sizden, yol gösterici olmanızı rica ediyorum. (M. Erol Karsan)Cevap: Kelim-i şahadetin ardından istediğiniz ayeti okuyabilirsiniz. Ayeti okumanız, amelinize olumsuzluk değil, tam tersine olumluluk ve sevap katar. İkinci sorunuza gelince, vaktiyle iftiralarla İslâm'a saldırmış olan bir yazara, "Gerçek Din Bu" adlı eserimde yanıt vermiştim. Şimdi ölmüş olan yazar, Hz. Muhammed'in, günün belirli saatlerinde, sayılan 9 ya da 11 olan karılarını, cinsel birleşme için dolaştığı rivayetine yer veriyor ve ona, 30 hatta 40 erkek gücü verildiği yolundaki abartılı rivayeti, saldırısına dayanak yapıyor.Gerçekten bu tür rivayetler, Buharı ve Müslim gibi muteber hadis koleksiyonlarında yer almıştır. Bu rivayetlere bakılırsa Hz. Muhammed'in, şehvetine düşkün bir insan olduğu izlenimi doğabilir. Bu tür rivayetlerin, haberi aktaranların ağızlarından abartıldığı açıktır. Şimdi bunları akıl süzgecinden geçirelim. Buhârî, Nikâh 4 ve 24'te Enes'in, "Allah'ın Peygamber'i, bir gecede kanlarını dolaştığını, o zaman 9 karısı olduğunu" söylediği rivayet edilmektedir. Müslim'deki rivayetten de Enes'in, kişinin bir karısıyla yattıktan sonra yıkanmaya gerek olmadan başka bir karısıyla da yatabileceğim belirtmek için söylediği anlaşılmaktadır.İbn Mace, Peygamber'in aynı gecede bütün kadınlarını dolaştığı hakkındaki rivayeti kaydettikten sonra Hz. Ayşe'nin, "Peygamber, ikindi namazından sonra kadınlarının yanına gelir, bunlardan birine yaklaşırdı" dediğini belirtmektedir (Feth: 9/316). İşte doğru olan budur. "Allah'ın Elçisi, sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya dek mescidinde oturur, halk çevresini alır, sohbetini dinlerdi. Sonra tek tek hanımlarının yanına gider, her birine selam verip dua ederdi.İbn Merdeveyh'in saptadığı bu rivayeti, Ayşe rivayetiyle bağdaştırmak mümkündür. Şöyle ki: Peygamber, sabahleyin selam vermek ve dua etmek için, ikindiden sonra da oturmak, ülfet ve sohbet etmek için onların yanına giderdi. Ancak sağlam olan Ayşe rivayetidir. Bu rivayette 'Onlardan (ziyaret ettiklerinden) birine yaklaşırdı' sözünün anlamı, onlarla cinsel ilişkide bulunurdu demek değil, sadece onu okşardı, öper, severdi demektir" (Fethu'l Bârî: 9/379). (Devam edecek)
Bir okurum Almanya dan şunları yazıyor: "Sayın hocam, değerli açıklamalarınızdan dolayı size teşekkür ederim. Uzun yıllar bizleri, siz ve sizin gibi aydın ilahiyat profesörleri bilgilendiriyor. Kendi adıma söylüyorum, sizler olmasaydınız ben ve benim gibi birçok değişik branşlarda ilim okumuş insanların Müslüman olması zor olacaktı. Açıklamalarınızda bazen mezhep konusuna değiniyorsunuz. Bu, kafamı karıştırıyor. Kendi kendime, 'Mezhepmiş! Sanki Hz. Muhammed Hanefî mezhebindendi de ben o mezhepten olayım' diyorum. Mezhepleri reddediyorum ve sadece Kur'ân'daki dini kabul etmeye çalışıyorum." Bu vatandaşımız, ilahiyat fakültesi hocalarının bir araya gelip dinimizi, asıl kaynağından çıktığı biçimdeki duru haline getirmeleri temennisini dile getiriyor ve "Siz buna öncülük yapabilirsiniz. Eski mezhep ideolojileri çağımıza cevap vermiyor. Üstelik birçoğu da Kur'ân dışı. Ayakların meshi ve başkasının yerine Hacca gitme olayını yazılarınızda belirtmiştiniz. Kur'ân'ı, Kur'ân'in çerçevesinde yeniden yorumlama zamanı geldi ve geçiyor bile" diyor.Okuruma teşekkür ederim. Kendimi bu işe adamış olduğumu, bu amaçla yüzü aşkın eser yazdığımı, özellikle 11 ciltlik, "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" 20 yıldan beri Türk dini düşünce hayatında devrim yapmıştır. 20 yıl önce bu tefsirdeki düşünce ve yorumlarım yüzünden bizi hiç çekinmeden küfürle, zındıklıkla, dinsizlikle suçlayanlar şimdi bunları öyle benimser olmuşlardır ki, birçok toplantıda bu tefsirdeki düşünceleri kendi görüşleriymiş gibi takdim ermektedirler. Bu benim için sevindiricidir. 30 ciltlik "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserim de İslâm'ı zaman içinde bulaşmış tortulardan temizleyip, kaynağından çıküğı şekliyle halkımıza sunmaktadır.Nikâhta vekâlet geçerli mi?Soru: Bir ay önce, resmi nikâhla evlendim. Mutluyum ama beni rahatsız eden bir durum var. Dini nikâhımız, düğün günü erkek tarafının yani şu andaki kocamın evinde kıyıldı. Ancak ikimize de hiçbir şey sorulmadı. Bizi ayrı odaya, babalarımızı ayrı odaya aldılar. Babalarımıza, "Kızının evlenmesine razı mısın, oğlunun evlenmesine razı mısın?" diye sormuşlar. Daha sonra bize de, "Tamam nikâhınız kıyıldı" dediler. Bu dini nikâh geçerli midir?Cevap: Dini nikâhı, kadınla erkeğin velileri onlardan vekâlet alarak kıyabilirler. Ama asıl olan, evlenecek kişilerin bunu kabul etmelerini belirtmeleridir. Siz zaten resmi nikâhı kıydırmışsınız. Dini nikâhı da velileriniz sizin adınıza yapmış. Onlar, sizin evlenmek istediğinizi bildikleri için size sormamış olabilirler. Nikâhınız tamamdır, içiniz rahat olsun. Mutlu olun inşallah.
Hadisin başka bir rivayetinde Peygamber (s.a.v.), "Bu bir zandır (tahmindir). Yaran varsa yapınız. Ben de sizin gibi bir insanım. Zan yanılabilir de doğru da çıkabilir. Ben size, Allah böyle buyurdu' demedim ki. Ben asla Allah'a karşı yalan söylemem" demiştir (İbn Mâce, Ruhun: 15, hd. 2471; İbn Hanbel, Müsned: 1/162).Bundan dolayıdır ki sahabiler, bazı zamanlarda Peygamber'in bir konu hakkındaki görüşünü öğrenince, bunun Allah'ın vahyi mi, yoksa kendi görüşü mü olduğunu sorarlar, kendi görüşü olduğunu söylerse, onun uygun olup olmadığı hususunda düşüncelerini belirtirlerdi. Sahabileri O'nün, bazı görüşlerinin, uyulması gerekli ilahi hüküm olup olmadığında tereddüt ettiklerine göre onlardan sonra gelen nesiller de elbette bazı meselelerdeki hadislerin hüküm niteliği hakkında tereddüt hakkına sahiptirler.Peygamber'in kendi düşüncesiyle söylediği sözler bu nitelikte olursa, başka insanların sözleri elbette bağlayıcı Tanrısal emirler olamaz. Şayet insanlar, Peygamber'den sonra bilginlerin düşünce ve içtihatlarına uyulması gerekli din hükümleri gözüyle bakmasalardı din kolaylığını korurdu. Fakat alimlerin düşünce ve içtihatları, din hükümleri haline getirilince teklifler çoğaldı, din zorlaştı, insanlar ona uymakta güçlük çekmeye başladılar.Bunları uygulamayı zor bulunca da terk ettiler. Bu içtihatları terk ederken uygulanması kolay, kesin din emirlerini de terk etmeye başladılar. Daha sonra da durum, büsbütün dini terk etme kertesine vardı. Alimlerin düşüncelerini din hükmü haline getiren taklitçiler, bu sonuca kendilerinin sebep olduğunu anlamadılar.İkinci sorunuza gelince, Hz. Peygamber'in kandil geceleri diye bilinen geceleri kutladığına, onlarda herhangi bir olağan dışı ibadet yaptığına dair hiçbir sağlam hadis yoktur. Kur'ân'da sadece Kur'ân'ın indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi'nin bin aydan hayırlı bir gece olduğu belirtilir. Ama bu geceye mahsus bir ibadet yoktur. Kur'ân'da sadece Hz. Peygamber'in, bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya yürütüldüğü ifade edilir. Miraç'tan söz edilmez.Sağlam hadis kitabı Buharı'de Miraç olayı, Hz. Peygamber'in henüz peygamber olmadan önce Kabe yanında uyurken gördüğü bir rüya olarak anlatılır. Gerçekte Miraç, Hz. Peygamber'in ruhsal bir vizyonudur. Miraç hakkındaki rivayetler çok abartılı ve zaman içinde üretilmiş söylentilerdir. Miraç Gecesi diye bir kandil gecesi yoktur. Çünkü Miraç olayının vuku bulduğu tarih belli değildir.