Hadislerde, düşman toprağında hadlerin de uygulanması yasaklanmıştır. Bazı imamlar da dâr-i harbde ribâ-ya cevaz vermişlerdir. Hatta Ebû Hanîfe'ye göre bütün bozuk akidler, dâr-i harbde caizdir. Buna delil de Mekke'de Hz. Ebubekir'in, Übeyy ibn Halef ile mal karşılığında bahse girmesi veya Hz. Peygamber'in buna müsaade etmiş olmasıdır. Dâr-i harbde hadlerin uygulanmayacağı, Hz. Ömer'den, Ebû'd-Derdâ'dan, Huzeyfe'den ve başkalarından rivayet edilmiş, Ebû Hanîfe de böyle demiştir. Büsr ibn Ebî Ertât bir kalkan çalan savaşçıya, "Eğer Peygamber (s.a.v.)'in, 'Savaşta el kesilmez' dediğini duymasaydım senin elini keserdim" demiştir (Tirmizî, Hudûd: 20).Hz. Ömer, halka, ordu ve tabur komutanlarına, savaş esnasında Müslümanlara had vurmamalarını, zira böyle bir durumun, had vurulan gaziyi kızdırıp kafir saflarına katabileceğim yazmıştır. Sa'd ibn Ebî Vakkas da Kadisiyye Savaşı'nda içki içen Ebû Mihcen'e sarhoşluk haddi vurmamıştır. Bu olaylar gösterir ki Allah'ın indirdiği kazai hükümler cidden azdır. Düşman toprağında Allah'ın kitabında açıkladığı cezalar dahi uygulanmayınca, demek ki ceza hükümlerinin hepsi, hakimin içtihadına bırakılmış olan tazir cezasına dönüşür.Hükümler ve geleneklerMâide: 110/3'de dinin tamamlandığı bildirilmektedir. Kur'ân'dan ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed'den sonra hiç kimsenin görüşü veya hükmü din değil, içtihattır yani yorumdur. Bugün bin yıl önceki içtihatlara uymak zorunluluğu yoktur. "Yoksa onların, kendilerine Allah'ın izin vermediği dini koyan ortaklar mı var? Eğer (bir süre fırsat verilmesi hakkında) karar olmasaydı derhal aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di. Kuşkusuz zalimler için acı bir azap vardır" (Şûra: 21) ayetinden, liderlerinin koyduktan hükümleri ve gelenekleri din kuralı haline getirenlerin, liderlerini tanrılaştırmış oldukları anlaşılmaktadır. Allah'tan başka hiç kimsenin hükmü, Tanrı hükmü değildir.Bazı sahabiler, Hz. Peygamber'in dünyaya ilişkin bazı yasaklarını hüküm sanarak bunlardan kaçınmışlar, sonunda Peygamber, bu tür emirlerinin bağlayıcı olmadığını bildirmiştir. Mesela Hz. Peygamber Medine'ye geldiklerinde halkın, hurmaları aşıladıklarını görünce bundan hoşlanmamış, bunu duyanlar, hurmalarını aşılamamışlar, sonuçta verim düşmüş. Bu durumu kendisine arz ettikleri zaman Allah'ın Elçisi, "Siz dünya işlerinizi benden daha iyi bilirsiniz. Ama din işleriniz bana aittir" buyurmuştur (Müslim, Fedâil: 140; İbn Mâce, Ruhun: 15). (Devam edecek)
Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah bağışlayandır, halimdir. Sizden önce gelen bir toplum da onları sormuştu da sonra onları tanımaz olmuşlardı" (Mâide: 110/101-102). Bu ayetler, Kur'ân vahyedilirken gereksiz yere soru sorulmasını yasaklamaktadır. Çünkü Kur'ân'ın, hakkında bir açıklamada bulunmadığı şey mubahtır. Hakkında bir hüküm indirilmeyen şeyler serbest bırakılmıştır. Onları yapmakta bir sakınca yoktur. Kur'ân'ın amacı, insanları ayrıntılarla uğraştırmak değildir.Kur'ân'ın çizdiği genel esaslara aykırı olmamak şartıyla ayrıntılar, insanların yararlarına uygun biçimde serbest bırakılmıştır. Kılı kırk yararcasına ayrıntılarla uğraşmak, dinin amacından uzaklaşmaya neden olur. Tefsirlerde ve fıkıh kitaplarında Allah Elçisi'nin kastetmediği, hatta hatırına bile getirmediği yorumlar ve hükümler vardır. Oysa Allah'ın Elçisi, "Benim sizi serbest bıraktığım şeylerde siz de beni serbest bırakınız" fermanıyla islâm ümmetine ayrıntılarla uğraşmamalarını öğütlemiştir. Selmân-i Fârisî'nin anlattığına göre Allah'ın Elçisi, kendisine birtakım şeyler sormuş olanlara şöyle cevap vermiştir:Genel esaslar sabittir"Helal, Allah'ın kitabında helal kıldığı şeyler, haram da kitabında haram kıldığı şeylerdir. Allah'ın, kitabında bildirmediği şeyler affettiklerindendir. Kendinizi zorlamayınız" (Tîrmizi, Libas: 6; İbn Mâce, Afime: 60), "Müslümanların içinde, suçu en büyük olan, bir helalin haram kılınmasına sebep olandır" (Buharı, İ'tisâm: 3; Müslim, Fedâli: 132-133).Kur'ân'ın genel prensipleri her devre uyar. Ayrıntı ise çağın gereklerine göre saptanır. Çünkü zaten bunlar, insanların akıl yürütmeleri (içtihatları) sonucu konulmuş hükümlerdir. Ama vahiyle verilen Kur'ân'ın genel esasları sabittir, her zaman geçerliliğini korur. M. Reşid Rıza, Mâide Suresi'nin 48-50'nci ayetlerinin tefsirinde şöyle diyor: "Allah tarafından indirilen hükümlerin kimi dinin özüne, kimi dünyaya ilişkindir. Birinciler, ibadet ve ibadet niteliğinde olan evlenme ve boşanma gibi hükümlerdir. İkinciler, cezalar, hadler ve diğer medeni yasalardır. Birinci tür hükümlere aykırı davranmak asla caiz değildir. İkinci tür indirilmiş hükümler azdır. Bu konulara ait hükümlerin çoğu ictihata bırakılmıştır. Bu konudaki ilahi hükümlerin en önemlisi had cezalandır. Öteki cezalar, hakimin içtihadına bırakılmıştır. Ribâ da medeni hukukla ilgili bir meseledir."
Soru: Kur'ân'da hükmünü, geçerliğini yitirmiş ayetler var mı? Çevremdeki kişilerden duyduğuma göre Al-i İmran Suresi'nin 7'nci ayetinde muhkem ve müteşâbih ayetlerden bahsediliyormuş, nâsih ve mensûh ayetler varmış. Kur'ân'da Kadir Gecesi haricinde hiçbir kutsal gecenin bulunmadığı ve Miraç'in da peygamberimizin rüyası olduğu belirtiliyormuş. Bunlar doğru mu? (Hakan Duman)Cevap: Tarihsellik, tarihle ilgili bir olgu demektir. Filozoflar tarihselliği çeşitli biçimlerde tanımlamışlardır. Hegel'e göre tarihsellik kavramının iki anlamı vardır: 1- Geçmişte olup biten her şeyin, geçmişte kalmasına rağmen etkisini devam ettirmesi durumudur. 2- Tarihsellik, o çağı yapan etkinliktir. Kur'ân'ın tarihselliği, hükümlerinin, tarihin belli dönemindeki toplum şartlarından kaynaklanan ve o ortam içinde geçerli olabileceği görüşüdür. Bu hükümler, tarih yapan insanlığın belli bir toplumunun, belli bir zaman süreci ve belli ortam içinde gerçekleştirdiği olgulardır.Tarihsel hükümlerBunlar o zaman için geçerlidir, bugün başka şartlar ve ortamlar oluştuğu için o hükümler aynen uygulanamaz. Ancak o ortam düşünülür, o ortam ve şartlar için Kur'ân ne hüküm vermiş ve bu hükümlerle neyi gerçekleştirmeyi, nereye varmayı amaçlamışsa bugünün şartları içinde o amacı gerçekleştirecek başka hükümler benimsenmelidir. Önemli olan, o hükümlerin salt anlamı değil, ruhudur.Bugün, İkbal ve Fazlu'r-Rahman gibi bazı düşünürler bu görüşü benimsemişlerdir. Kur'ân'ın hükümlerini ikiye ayırmak gerekir. Bir kısmı, Hz. Peygamber'in kendi özel hayatı ve zamanı için geçerlidir. Bunlar salt tarihseldir. Bugün uygulamak mümkün değildir. Mesela: "Ey inananlar, siz Elçi ile gizli konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (sadaka verecek bir şey) bulamazsınız, Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden çekindiniz mi? Çünkü yapmadınız. Allah da sizi (bundan) affetti. Artık namazı kılın, zekât verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin. Allah yaptıklarınızı bilmektedir" (Mücâdele: 104/12-13).Birinci ayet, Hz. Peygamber'le cemaat içerisinde gizli konuşmak isteyenin, bu konuşmasından önce bir sadaka vermesini emretmekte, ikinci ayet ise bunu uygulamakta zorlananlara hüküm hafifletilmektedir. Bu, ancak Peygamber hayattayken yapılabilir. Bugün bu ayetleri uygulama imkânı yoktur. (Devam edecek)
Hz. Muhammed modern çağın insanıdırUmeyr ibn Vehb, yeni Müslüman olduğu sırada bir rüya gördü. Kendisine, "Kalk, evinin falan yerini eş, orada babanın sakladığı parayı bulacaksın" dediler. Babası parasını, evin bir köşesine gömmüş fakat durumu kimseye söyleyemeden ölmüştü. Umeyr, uyandığında, rüyasında kendisine söylenen yeri eşti. 10 bin dirhem ve çok miktarda gümüş para buldu. Borçlarını ödedi, diniyle birlikte maddi durumu da düzeldi. Küçük kızı dedi ki: "Babacığım bizi, gönderdiği dinle gerçek hayata kavuşturan Rabbimiz, Hübel ve Uzza putlarından iyiymiş. Baksana, onlara yıllarca taptık fakat bir hayırlarını görmedik. Ama Allah'a tapalı henüz birkaç gün oldu, bolluğa kavuştuk."O, fizik varlığı itibariyle ortaçağın fakat düşünce yapısıyla modern çağın insanıdır. Sultanlar gibi değil, sıradan insanlar gibi yaşamayı yeğlemiştir. Kendisini ziyarete gelen Adiy ibn Hatem'e oturduğu minderi verip kendisi toprak üzerinde oturmuştur. Peygamberimizin sade yaşantısını; dağlarda, yazıda, yabanda dolaşıp sebze ve meyveyle geçinen Hz. İsa'yı, Hz. Yahya'yı düşünüyorum, bir de bu peygamberlerin temsilcileri olduklarını iddia eden din adamlarının saltanatına bakıyorum. Din, insanı bencillikten uzak durmaya, kendinden önce diğer insanlan düşünmeye yöneltir. Gerçek din önderleri, kaptanlar gibidirler. Kaptan, kendisinden önce yolcularını kurtarır. Cemiyet adına kendisi yemez, önce yedirir, sonra yer. Bu duygularla O'na sesleniyoruz:Karanlık içinde yüzen dünyayı, Sen çıkardın nura ya Resulallah, Göklerden alarak güneşi, ayı, Sen indirdin yere ya Resulallah!Sarmışken cihanı zulüm, kargaşa, Ne saygı büyüğe, ne sevgi yaşa (gence), Tapan insanları toprağa, taşa, Yönelttin Tekbir'e ya Resulallah!Bir oldu hükmünde kullar, krallar, Yıkıldı köhne köhne kurallar. Açıldı ufuklar, daracık yollar, Bunalan beşere ya Resulallah!Yıktın hurafeyi kırdın zinciri, Zulmün ocağına diktin inciri. Açıldı ruhlara mana pancuru, Doldu nur sudûra ya Resulallah!Sen yapbn tarihte büyük devrimi, Tamamladın dinde ruhsal evrimi Tanrının kelamı Arap, acemi, Erdirdi sürura ya Resulallah!Salat ve selam üzerine olsun!
"Yüce Rabbim beni eğitti"Yumuşak huylu, güleç yüzlüydü. Sevindiği zaman yüzü ay gibi parlardı. Kendisine 10 yıl hizmet etmiş bulunan Hz. Enes diyor ki: "Hizmet ettiğim süre içinde yaptığım hiçbir şey için 'Niçin böyle yaptın?', ihmal ettiğim bir şey için de 'Niçin yapmadın?' demedi." (Buhâri, Vasâyâ: 25; Tirmizî, Birr: 69). Uhud'da attıkları oklarla dişini kırıp yanağını, başını yaralayanlara beddua etmesini önerenlere, "Ben lanetçi olarak değil, (Hakk'a) davetçi ve âlemlere rahmet olarak gönderildim" demiş, kendisine bu kötülükleri reva görenlerin de bağışlanmasını dilemiş ve "Rabbim, kavmimi bağışla çünkü onlar bilmiyorlar" demişti (Müslim, Cihâd: 105).Kendileri iki seçenek arasında bırakılsa, en kolay olanı seçerdi. Günah olan şeyden de uzak dururdu. Allah'ın bir yasağı çiğnenmedikçe kendi nefsi için öç almazdı. Yüce Allah, ahir zaman Peygamberini, ruhsal ve ahlaki olgunluk yollarını öğretmek üzere gönderdiği için onu bizzat eğitmiş, O'na yüksek ahlak ve edebi öğretmiştir ki, O da insanlara terbiyelerin en güzelini öğretsin. Kendisi, "Şam yüce Rabbim, beni eğitti, beni güzel edep (terbiye) ile yetiştirdi" buyurmuştur."Ben kral değilim"Başta kendisi olmak üzere hiçbir insanın veya Allah'tan başka bir varlığın tanrılaştalmasına karşı insanları uyarmaktan geri durmamış ve "Beni, Meryem oğlu İsa'nın övüldüğü gibi övmeyin, Allah'ın kulu ve Elçisi deyin." (İbn Hişâm: 2/658; eş-Şifâ: s. 101) buyurmuştur. Bir adam, Hz. Muhammed'in huzuruna gelmiş. Korkudan titremeye kapılan adama, "Kendine gel, ben kral değilim. Ben kadîd (kurutulmuş et) yiyen bir kadının oğluyum" dedi.Son derece zarif, kibar ve nazik bir insandı. Putataparlığın her çeşidini kökünden kazımaya çalıştı. İnsanların hepsinin Allah'ın kulu olduğunu, aynı ana babadan geldiklerini, kökende kardeş olduklarını vurguladı. 1 yaşlarındaki oğlu İbrahim öldüğü gün güneş tutulmuştu. Halk, Peygamber'in oğlu İbrahim'in ölümünden ötürü güneşin tutulduğunu söylediler. Peygamber o acılı gününde dahi arkadaşlarını toplayıp uyardı:"Güneş ve Ay, Allah'ın kudret işaretleridir. Onlar Allah'ın çizdiği plan üzere yürürler, birinin ölümü veya doğumuyla tutulmazlar. O'nun mesajı, 14 asırdan beri insanlığa huzur, mutluluk getirmiş, umut vermiştir. İnkâr edenler dahi sıkıntıya düştükleri zaman onun mesajına sarılır, ona yönelirler. Onun mesajı, uğurdur, bolluk berekettir." (Devam edecek)
Allah O'nu rahmet olarak göndermiştiEbu Tâlib, Hz. Muhammed'in ardından seslendi: "Git kardeşimin oğlu, git istediğini yap. Allah'a andolsun ki, hiçbir suretle seni onlara teslim etmem" (İbn Hişâm, Sîret: 1/265-266). Hz. Muhammed, ilahi buyruğu duyurmak için gittiği Taif'ten geri dönerken yol boyunca dizilen serseriler tarafından taşlandı, mübarek ayaklarından kanlar akü. Buna karşın O, kendisini taşlayanlara beddua etmedi, sadece peygamberlik misyonunu yapabilmesi için Allah'tan dayanma gücü istedi.Uhud Savaşı'nda putçular, kendilerine Hak ışığını sunan Allah Elçisi'ne ok atıp başını yaraladılar, dişini kırdılar. Bir sahabi O'nun yüzünden akan kanları silerken kendisi bu kötülüğü yapanların yola gelmesi için dua ediyordu: "Allahım, kavmimi doğru yola ilet. Onlar bilmedikleri için böyle yapıyorlar." Çünkü Allah onu rahmet olarak göndermişti. Düşmanlara beddua etmesini isteyenlere, "Ben lanetçi olarak değil, Hakk'a davetçi ve âlemlere rahmet olarak gönderildim" demişti. İnsanlar arasında eşitsizliği, zulmü, kayırmacılığı kaldırmaya çalıştı.Herkesi eşit gördüAllah katında efendiyle kölenin farkı bulunmadığını, herkesin tarağın dişleri gibi birbirine eşit olduğunu, ırk üstünlüğü bulunmadığını, ırkçılık yapan Arapların helak olacağını, beyaz ırkın siyah ırka bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün ancak kötülüklerden korunma ve Allah'a yakınlaşmayla sağlanacağını vurguladı. Toplum bireylerinin, bir yapının taşlan gibi birbirine kenetlenmesini, bir bedenin organları gibi birbirinin acılarını ve kıvançlarını paylaşmasını öğütledi.İlahi yasanın hükümlerini soyluya da sıradanlara da eşit biçimde uyguladı. Soylu bir kadın, hırsızlık suçundan cezalandırılacaktı. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri, soyluların, sıradan insanlar gibi cezalandırılmasına alışık olmadıklarından cezanın affı için Peygamber'in çok sevdiği Üsame'yi aracı olarak gönderdiler. Peygamber, sevdiği Üsame'yi azarladı: "Allah'ın bir yasasının uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun? Allah'a andolsun ki, Muhammed'in kızı Fatma çalsa onu da cezalandırırım.Allah'tan başka her şeyi geçici, değersiz görürdü. İhtiyacından fazla malların yoksullara verilmesini öğütlerdi. Kaba kıldan dokunmuş bir aba giyerdi. Azığını konuklarıyla paylaşırdı. Hz. Muhammed, "Ben kral yahut kul bir peygamber olmak arasında serbest bırakıldım. Cibril, alçakgönüllü olmama işaret etti. Ben de kul peygamber olmayı yeğledim. Gün olur, doyarım, gün olur aç kalırım" demiştir. (Taberânî, Beyha-kî, İbn Hibbân) (Devam edecek)
Beklenen kurtarıcı bu gece doğduBugün Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (selam ve saygı ona) doğum günüdür. 20 Nisan 571 tarihinde doğmuştur. Eskiden beri Müslümanlar, hatta Ortadoğu ülkeleri, Ay takvimini kullandıkları için Hz. Peygamber'in doğum günlerini de bu takvime göre ayarlamışlardır. Ay takvimine göre Hz. Peygamber, Rebîülevvel ayının 12'sine rastlayan pazartesi günü doğmuştur. Ay yılı, güneş yılından 11 gün eksik olduğundan Hz. Peygamber'in doğum günü (Mevlit) de bütün yılı dolaşırdı. Fakat insanın gerçek doğum günü, belli bir zamandır, kâh bir aya, kâh öteki aya rastlamaz. Bugün sabit zaman belirleyen Güneş takvimi, dünyaca kabul edilmiş olduğuna göre Peygamber'in doğumunun, gerçek gününde kutlanması gayet doğaldır. Bu bir anmadır. Bu anmayı gerçekten Hz. Peygamber'in tam doğduğu ay ve günde yapmak daha uygundur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı da birkaç yıldan beri Mevlit kutlamalarını, Kutlu Doğum Haftası adıyla 21 Nisan tarihine almıştır.İnsanlığın dönüm noktasıHz. Muhammed'in doğumu, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Çünkü hemen hemen bütün dünyada putçuluk egemendi. Yüksek manevi değerler, ayaklar altında çiğneniyor, insanlar köle diye satılıyor, insanlık birbirini yiyordu. Dünyanın üstüne bir karanlık çökmüştü. Bu karanlığı kovacak biri bekleniyordu. İşte beklenen kurtarıcı, bu gece şafağa doğru, dünyaya ayak bastı. O, insanlığı putçuluktan, kölelikten, kula kul olmaktan kurtarmak için olağanüstü çaba gösterdi. Güçlüklere mertçe göğüs gerdi, yılmadı. Davasından vazgeçmesi için krallık da dahil tüm çıkar önerilerini reddetti.Kureyşliler, Peygamber'in çağrısının yayılmasını önlemek için onun koruyucusu olan amcası Ebûtâlib'e baş vurdular. Yeğenini, geleneksel dinlerini eleştirmekten vazgeçirmesini istediler. "Bizimle kardeşinin oğlu arasını bulman, onu tanrılarımıza dil uzatmaktan vazgeçirmen için sana geldik. Ya kardeşinin oğlunu davasından vazgeçir ya da sen onunla bizim aramızdan çekil" dediler. Zor durumda kalan Ebûtâlib, Hz. Muhammed'i çağırttı ve ona dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu, kavmin senden şikâyetçidir. Tanrılarını taşlıyor, aşağılıyormuşsun. Bana ve kendine acı. Altından kalkamayacağım şeyleri bana yükleme."Hz. Muhammed. "Amca, Allah'a andolsun ki bu işi bırakmam için güneşi sağ elime, Ay'ı sol elime koysalar ben bundan vazgeçmem. Ya bu çağrıyı yayarım veya bu uğurda ölürüm" diyerek ağladı ve kalkıp gitmeye koyuldu. (Devam edecek)
Cevap: "Allah yolunda mal harcayınız" söylemiyle asıl kasıt, Hz. Peygamber döneminde Allah için yapılan savaşlara destek sağlamaktır. İslâm'ın önündeki engelleri kaldırmak için savaşma zorunluluğu doğmuştur. Savaş, önce mal, sonra can fedasıyla olur. Onun için Peygamber döneminin mücahitleri, "Allah yolunda mallarıyla, canlanyla savaşırlar" şeklinde övülmektedir. Allah yolunda mal harcamak, sadece Allah için yapılan savaşa destek sağlamaktan ibaret değildir. Her türlü iyi işlere mali destekte bulunmak, mesela cami, okul, yol, yurt yapımı, fakir çocuklara, fakir ailelere para yardımında bulunmak, Allah yolunda mal harcamaktır.Peygamberimizin ifadesiyle insanın Allah için yaptığı harcamalar, bıraktığı sadakalar ölümünden sonra ruhuna sevap akıtır. Kur'ân'da, "Dosdoğru namaz kılınız" ifadesi yoktur. Tercümelerde biraz yanılgı vardır. Arapça'da ikame, bir şeyi yapmak anlamında kullanılır. Mesela "Ekumu bi vâcibî" görevimi yaparım demektir. "Akım as-salât" namazı ayağa kaldır, yani namaz kıl, "akîmû'l-vezne bi'l-kıst" tartıyı adaletle yapın demektir. Ama "Dosdoğru namaz kılınız" ifadesinden kastedilen, namazın saygı ve huzurla, bütün öğelerini tam yaparak kılınmasıdır. Namaz kılan kişi, Allah'ın huzurunda olduğunu, doğrudan O'na yalvardığını ve O'nun da duasını işittiğini düşünerek kılmalı, gönlünü Allah'ı düşünmeye ayırmalıdır.Şeytan insana su veremezSoru: Azrail Aleyhisselâm birinin ruhunu alırken insan o anda çok susarmış. O sırada şeytan su ikram edermiş. Ama bunu imanımız karşılığında yaparmış. Suyu alan imansız olurmuş. Bu doğrumu? (Evrim Gönenç)Cevap: Bu sözün ne derece doğru olduğunu bilmiyorum ama ne derece yalan olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü şeytan insana su veremez. Şeytan madde değildir. O sadece kötü düşünceler aşılar. Böyle saçma şey olmaz."Soru ve Cevaplarla İslâm"Soru: Kösenizde çıkan yazılarınızdan bazılarını takip edemedim. Onları e-mail adresime gönderebilir misiniz? (Murat Uyanık)Cevap: Şahıslara yazı göndermem imkânsız olduğu gibi yayınlanmış yazılanını tekrar yayınlamak da uygun olmaz. Murat Bey, şimdiye dek VATAN gazetesinde çıkan yazılarım 3 cilt olarak "Soru ve Cevaplarla İslâm" adıyla yayınlanmıştır. Yeni Ufuklar Neşriyat'tan isteyebilirsiniz. Tel: (0216) 492 66 12