Yetim malı yiyen bunun hesabını ahirette verecektir

28 Şubat 2005

Soru: 1- Korsan CD, MP3, korsan VCD film, korsan kitap almak günah mı? 2- Bazı kişiler baba ya da annesinden kalan maaşı almak için eşleriyle resmi nikâh yapmıyor, imam nikahıyla yaşıyor. Bu nasıl zihniyettir? 3- Sosyal güvencesi olmayan insanların ilaçlarını kendi sağlık karnelerine yazdırarak hayır işlediklerini sanan insanlar var. Bu yetim hakkı yemek değil mi? (Dündar Alparslan)Cevap: Korsan CD, çalıntı maldır. Bile bile çalıntı bir malı almak günahtır. Çünkü bu, yazarın veya yapımcının hakkına tecavüzdür. Korsan kitap alan, o kitabın asıl yazarını mağdur eder, hırsızları desteklemiş olur. Bu, asla doğru değildir. Vaktiyle benzeri bir soruya şöyle cevap vermiştim: "Korsan kitap, CD kopyalamak, yasal olmayan yollardan edinmek ve kullanmak doğru değildir, kul hakkına tecavüzdür, hırsızlıktır. Bunu yapmamak gerekir. Yasal olmayan şeyi yapmanın haram olduğunu bilirsiniz. Bir insan, bir eser meydana getirebilmek için ömrünü veriyor, yılların emeğini, birikimini eserine kaydediyor. Korsanlar gelip hemen bir anda onu çalıp kitaplaştırıyor veya CD'lere aktarıp satıyor. Eserin sahibinden binlerce defa daha çok para kazanıyorlar. Bu olur mu? Ahlaki midir, vicdani midir? Zerre ağırlığınca hayır yapan hayrını, zerre ağırlığınca şer yapan da şerrinin sonucunu görecektir."Vicdanı elveriyorsa yesinİkinci sorunuza gelince. Evli bir kadın, babasının maaşından yararlanamaz. Evlendiği halde hile yoluyla bu maaşı alan kimse haram yemiş olur. Fakir fukaranın hakkını yer. Ne diyelim, vicdanı elveriyorsa yesin, ahirette hesabını verir. Eğer, "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" kanaatinde ise bilsin ki bu zihniyet, ahiret sorumluluğuna inanan bir insanın zihniyeti olamaz. Bu, tüysüz yetim malını yemektir. İşte ayet: "Haksız olarak öksüzlerin mallarını yiyenler, karınlarına sadece ateş koymaktadırlar ve çılgın bir ateşe gireceklerdir" (Nisa: 10).Şimdi de son sorunuzu cevaplayalım. Hiçbir memur, başkasına iyilik olsun diye kendi karnesine bir başkası için ilaç yazdırıp alma hakkına sahip değildir. Eğer ilaç alamayacak durumda olan insana yardım etmek istiyorsa cebinden çıkarıp onun ilaç parasını versin. Devletin, yalnız kendisine tanıdığı hakkı bir başkası için kullanamaz. Kanunun yasakladığı şey dinen de yasaktır. Zaten ilaç alamayacak durumda olanlara devletin kurumları, yardım kuruluşları yardım eder. Böyle hileli yollara baş vurmak yanlıştır. Bu, bir kişiye iyilik gibi görünürken bütün topluma kötülük yapmak olur.

Devamını Oku

Hilal, İslâmi bir simge olarak kabul edilmiştir

27 Şubat 2005

İbn Hacer'in saptadığı bir rivayete göre Hz. Peygamber, kabilesinin elçisi sıfatıyla Medine'ye gelen Sa'd İbn Malik'e, kavmine götürmesi için üzerinde hilal bulunan siyah bir bayrak vermiştir (el-İsâbe: 2/32).Hilal motifinin bir sembol olarak VII. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında kullanıldığı görülmektedir. XI. yüzyılda Papa Gregorius'un, 1082'de Roma Germen İmparatoru IV. Heinrich'e karşı gönderdiği askerler arasında, göğüslerinde altın hilaller taşıyan Sicilyalı Müslüman askerler de vardı. Alpaslan, 1064'te Ani'yi fethedince camiye çevrilen katedralin kubbesindeki büyük haç indirilip yerine Ahlat'tan getirtilen büyük bir hilal konulmuştur.Eski kültürlerde vardıSalahaddîn-i Eyyûbî, Kudüs'ü haçlıların elinden geri aldığı zaman (583/1187), Kubbetu's-Sahra üzerine yerleştirilmiş bulunan haçı indirip yerine hilal şeklinde bir alem koydurtmuştur (Bkz. Diy. Vakfı İA. 18/13-15). Çeşitli eski kültürlerde yer almış bulunan hilal, Türkler nezdinde İslâmi bir simge olarak kabul edilmiş, minarelerin alemine hilal takılmıştır. Türk bayraklarında hilal vardır. Ama Arap bayraklarında hilal yoktur. Suudi Arabistan'ın bayrağında çatma çift kılıç ve Kelim-i Tevhid, diğer çoğu Arap ülkelerinin bayraklarında yıldız vardır. Hilal, daha çok Türklerin etkisinde olan ülkelerin bayrağında mevcuttur.Mehmetçiklerin değeriHilal, artık tevhidin simgesi olduğu için Mehmet Akif,"Vurulup tertemiz alnındanuzanmış yatıyor,Bir hilal uğruna ya Rabne güneşler batıyor." dizeleriyle tevhid uğruna canını feda eden Mehmetçiklerin değerini anlatmaktadır. Mehmetçiğin her biri, bir güneş değerindedir. Ama bu güneşler, tevhidin sembolü olan hilali, yani hilalli bayrağı kurtarmak için canlarını feda etmektedir.Rusya'da kiliselerin kubbelerinde hilal üstünde haç bulunur. Bu, Kazan'ın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra uygulamaya konulmuştur. Hilal İslâm'ı temsil eder, haç Hıristiyanlığı. Hilal üstünde haç, haçın İslâm'ı yendiğinin bir simgesi olarak düşünülmüştür. Dünyada artık hilal, bir İslâm simgesi olarak tanınmışken ne idüğü belirsiz bir internet sitesinin saçma iddialarına bakılmaz.

Devamını Oku

Minarelerdeki hilal işareti neyin simgesi?

26 Şubat 2005

Soru: Bilkent Üniversitesi'nde elektrik mühendisliği okuyorum. İslâmiyet karşıtı bir internet sitesinde, camilerin minaresinin üstündeki hilal işaretinin, kamer tanrısı olan Kabe'deki putlardan birinin işareti olduğu iddia ediliyor. Bu durum moralimi bozdu. Lütfen bu konuda beni aydınlatır mısınız? (Asuman Mutlu)Cevap: O tür iddialara kulak asmayın. Hz. Peygamber döneminde hilale dini bir hüviyet verilmemiştir. Çünkü İslâm'da inanç tamamen soyuttur, sembollerle maddi şekillere dökülmemiştir. Bakara: 92/189'uncu ayette hilallerin, insanların vakitleri ve hac zamanlarını bilmelerini sağladığı belirtilmektedir. Yeni doğan aya hilal denilir. İlk iki gecede hilal adıyla anılan Ay, sonra büyür, kamer olur.Yeni doğmuş ayı görünce harika bir olay olduğunu belirtmek üzere sesi yükseltmeye ihlal denmiş, sonra sürpriz bir manzara karşısında, söylenmeye çığlık atmaya da ihlal denmiştir. Doğan çocuğun ağlamasına da ihlal denilir. Hayvanı boğazlarken sesle Allah'ın adını anıp dua etmeye de ihlal denilir. Yüksek sesle tekbir almaya ve hilal ilk görüldüğünde tekbir almaya ve yüksek sesle kelime-i tevhîd (Allah'tan başka tanrı yoktur) demeye tehlil denilir. Bunlar hep hilâl ile ilgili söz söylemekle bağlantılıdır.Türklerin kökeniyle ilgiliEski kültürlerde, Ay'ın ilk doğum şekli olan hilal, gök tanrısının belirtisi olarak görülmüştür. Bunların bir kısmı Türklerin ve Moğolların kökeniyle ilgilidir. Kırk günlükken konuştuğuna inanılan efsanevi kahraman Oğuz Han'ın, ışıkla gelen "altın kazıklı kız"la evlenmesinden Gün, Ay ve Yıldız doğmuştur. Daha sonra hilalle ilgili mitler, çeşitli uluslarda değişik adlarla görülmüştür.Kur'ân'da ise hilalin, takvimde ve hac vaktinin belirlenmesinde kullanıldığı ifade edilmekte, Ay ve Güneş'in Allah'ın harika yaratıklarından olduğu vurgulanmakta, Güneş ve Ay üzerine yapılan yeminle bunların hayat için önemine dikkat çekilmektedir. Fakat bundan ayrı olarak hilale dini bir nitelik verilmemiştir. Birçok ayette, Ay'ın, insanların hizmetine verildiği belirtilir.Ancak Türk İslâm edebiyatında hilal büyük önem kazanmış, zamanla tevhidin simgesi haline gelmiştir. Nebi Bozkurt'un dediği gibi geçmiş kültürlerden farklı bir anlam taşısa da hilal, Müslümanlar tarafından mutluluk, sevinç ve dirilişin sembolü olarak kullanılmıştır. Bu konuya yarın devam edeceğim

Devamını Oku

Düşünce kirliliği ruhu da kirletir

25 Şubat 2005

Soru: Görsel medyadaki resim ve filmlere, teşhir nitelikli giyim kuşama bakmak, had sınırının neresindedir?Cevap: Bu tür resim ve filmlere şehvet duygusuyla bakmak günahtır ama resme veya gerçeğine sadece bakmak haddi gerektirmez. Kendinize hakim olup düşüncelerinizi korursanız, o zaman göze çalınan resme bakmakla taşa toprağa bakmak arasında fark olmaz. Bakış, kafadaki düşünceye göre değerlendirilir. Düşünce kirliliği ruhu kirletir, işte günah olan budur. Hz. İsa'nın, dinin ruhunu yansıtan şu sözünü hiç unutmamak gerekir: "Ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir" (Matta 5:28 ).Saçma şeyler Kur'an'ı çarpıtamazSoru: Dâbbet-ül-arz'ın, AIDS mikrobu yayan şempanze türü olduğu söyleniyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?Cevap: Bu son derece saçma bir savdır. Dâbbet-ül-arz, kıyamet olaylarındandır. Şempanze ise dünyanın başlangıcından beri vardır. Hem niçin AIDS virüsünü yayan şempanze dâbbet-ül-arz oluyor da hepatit virüsünü, tüberküloz mikrobunu yayan aracılar dâbbet-ül-arz olmuyor? Böyle saçma düşüncelerle Kur'ân çarpıtılamaz.Abdestsiz cenaze namazı kılınmazSoru: Abdest alamadan cenaze namazı kılınır mı? (Muzaffer Şenel)Cevap: Cenaze namazı ölü için bir dua ise de Allah için ibadettir. Bu namazda ibadet ve dua birleşmiştir. Sadece soyut bir duadan ibaret olmadığı için abdestsiz cenaze namazı kılınmaz. Ancak abdestsiz kimse, cenaze namazına yetişemeyecek durumda ise hemen ellerini toprağa vurup yüzüne, bir daha vurup kollarına sürmek yani teyemmüm etmek suretiyle namaza durabilir.Sayın Titiz'in mektubuSayın Ateş, VATAN'daki yazılarınızla toplumu aydınlatıyorsunuz. Aklınıza ve elinize sağlık. Geçen günkü, "Kur'ân, inancın düşünceye, kanıta dayanmasını ister?" başlıklı yazınız, işin tam özüdür. Hem cesaretinizden hem de bunu fark etmiş olmanızdan ötürü lütfen naçiz tebriklerimi kabul ediniz. Tınaz Titiz - Eski Kültür Bakanı Sayın Titiz'e teşekkür ederim.

Devamını Oku

İmam nikâhı nasıl bozulur?

24 Şubat 2005

Soru: Sayın hocam, imam nikâhı hangi şartlarda düşer? (Eyüp önder)Cevap: Kur'ân ve sünnete göre boşanma işlemi ancak üç ay içinde tamamlanır. Boşama hakkı kocaya aittir. Karısını boşamaya karar vermiş olan kişi, kadın âdetten çıktıktan sonra, iki şahit huzurunda ona yaklaşmadan "Seni boşadım" veya "Boşsun" der. Ona yaklaşmaz. Kadın âdet görür, ikinci temizliğine girince yine "Boşsun" veya "Seni boşadım" der, yaklaşmaz. Kadın bir kez daha âdet görüp üçüncü temizlik süresine girince yine "Boşsun" veya "Seni boşadım" der. Üçüncü temizlik sonuna dek karısına yaklaşmaz. Böylece kadınla bütün nikâh bağları kopmuş olur.Ama kansına birinci defa "Boşsun" dedikten sonra üç ay içinde bu sözünden dönen veya onu öpen veya onunla cinsel ilişkiye giren kimsenin boşaması geçerli değildir. Yalnız bu adam, üç boşama hakkından birini kaybetmiş olur. Kendisinin iki boşama hakkı daha vardır. Şunu iyi bilmek gerekir ki her boşamada eğer adam üç ay içinde sözünden dönmezse üç ay sonra kadın otomatikman boşanmış olur. Ancak her ay bir boşama vermek üzere üç boşamayı yapmış ise üç aydan sonra artık karısına dönemez. Ancak sadece bir boşama verip üç ay kansına yaklaşmamışsa üç ay sonunda kadın razı olmadıkça ona dönemez. Bu kimsenin tekrar kansına dönmesi için yeni bir nikâh kesmesi ve kadına mehr vermesi gerekir.Müslümanlık'ta uğursuzluk yokturSoru: Sokakta yürürken önüme bazen kara kediler çıkıyor. Bu, batıl inanç mı? Uğursuzluk mu? Aslı nedir? (Gülçin Karabulut)Cevap: Bu tür düşünceler batıl inançlardır. İslâm'da uğursuzluk yoktur. Kur'ân, kendilerini doğru yola çağıran Hak elçilerini uğursuz sayanlara, "Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Uğursuzluk kendinizdedir" ifadesiyle bu zanlarını kınamaktadır. Kedi, Allah'ın masum bir yaratığıdır. Renginin kara, beyaz, alacalı olması Allah'ın yaratması sonucudur.Allah'ın yarattığı biçimi ve rengi neden uğursuz sayalım ki? Kara rengi uğursuz saymak çok yanlıştır. Türk geleneğinde kara renk bir çeşit yiğitlik, mertlik simgesi sayılmıştır. Bu yüzden bazı paşalara "Kara" lakabı verilmiştir. Kara Mustafa Paşa, Kara Murat, Kara Mehmet, Karacaahmet, Karaoğlan gibi... "Bana kara diyen dilber, saçların kara değil mi, ... Gözlerin kara değil mi?" söylemleriyle kara kaşın, kara gözün halk nezdinde ne kadar muteber kabul edildiği anlatılmıştır.

Devamını Oku

Hz. İbrahim, Kur'ân'da İslâm'ın simgesi olarak anılmaktadır

24 Şubat 2005

Okurum Mahmut Yılmaz'ın, "Müslümanlık ve İslâm hangi tarihte başlamıştır?" şeklindeki sorusunu cevaplamaya dünkü yazımda başlamıştım. Bu konuyu bugün tamamlıyorum.Hz. Peygamber Müslüman'ı, "İnsanların elinden ve dilinden zarar görmeyecekleri insan" olarak tanımlamıştır. Bütün peygamberler özüyle İslâm'ı getirmişlerdir. Çünkü onlar, aynı Tanrı'nın elçileridir. Özellikle Hz. İbrahim, Kur'ân'-ı Kerim'de İslâm'ın simgesi olarak anılmaktadır: "Allah, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi. Sizi babanız İbrahim'in dinine iletti. O, bundan önceki kitapta da bunda da size Müslümanlar adını verdi" (Hac: 78), "Rabb'i ona, 'İslâm ol' demişti, 'Âlemlerin Rabbine teslim oldum' dedi" (Bakara: 131).Hz. Muhammed'e vahyedilen din, daha önceki peygamberlere, bunların atası olan İbrahim'e vahyedilmiş olan tevhid dinidir ki bunun adı İslâm'dır."Bana ve elçime inanın""O (Allah) bu (Kur'a)ndan önce (ki kitablarda) da, bu (Kur'a)nda da size Müslümanlar adını verdi ki, Elçi size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız" (Hac: 78) ayeti, yüce Allah'ın, daha önceki kitaplarda da Kur'ân'da da ilahi din mensuplarına Müslüman adını verdiğini bildirmektedir. Peygamberler arasında özellikle Hz. İbrahim, İslâm adıyla sembolleştirilen tevhid dininin bayraktarıdır: "Havarilere, 'Bana ve elçime inanın' diye vahyetmiştim (kalplerine bu düşünceyi atmıştım), 'İnandık, bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol' demişlerdi" (Mâidc: 111) ayeti, Hz. İsa'ya inanan Havarilerin de Müslüman olduğunu söylemektedir.Firavun gerçeği görünce..."İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Firavun), 'Gerçekten İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de Müslümanlardanım' dedi." (Yunus: 90) ayeti de Firavun'un son nefesinde gerçeği görünce tek Allah'a inanıp Müslüman olduğunu bildirmektedir. Demek ki İslâm, sadece son dinin adı değil, bütün ilahi dinlerin ortak adıdır. Bu dinlerin, dillere göre adları başka başka olsa da ruhları İslâm'dır.

Devamını Oku

Tüm peygamberlerin getirdiği dinin özü ve ruhu İslâm'dır

22 Şubat 2005

Soru: En'âm Suresi'nde Hz. Muhammed'in ilk Müslüman olduğu belirtildiğine göre Müslümanlık ve İslâm, bu tarihte mi başlamıştır? Hz. İbrahim dininin adı ne idi? (Mahmut Yılmaz)Cevap: Çok yanlış bir anlayış. O ayette insanlar Allah'a teslim olmaya çağrılıyor ve toplumuna hitap eden Peygamber de, "İçinizde ilk Müslüman (sadece Allah'a tapan, O'na ilk teslim olan) benim" diyor. Elbette müşrik kavmini İslâm'a (tevhide) çağıran her peygamber, aynı zamanda toplumunun ilk Müslümanıdır. Ama bu demek değildir ki, İslâm dini Hz. Muhammed'le başlamıştır. Bütün peygamberlerin getirdiği dinin özü, ruhu İslâm'dır. Kur'ân, Hz. İbrahim'in dininin de İslâm olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumda İslâm'ın manasını anlatmamız gerekecektir.İçten gelen bir inançİslâm, insanın yaratılışında, doğasına katılmış bulunan dindir. A'raf: 172 ayeti, insan nesillerinin, atalarının bellerinden alındığını, bundan sonra insanların içine Allah'ı tanıma duygusunun verildiğini, insanın yaratılışından gelen bu duygu ve sezgiyle Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ve itiraf ettiğini anlatmaktadır. Her insanda Allah inancı vardır. Bu inanç, insanın içinden gelir. Sonradan kazanılmış değil, yaratılışından kaynaklanır. "Her çocuk, İslâm (yani Allah'ı tanıma ve O'na teslim olma) yaratılışı üzerinde doğar" hadisi de bu inancın, insanda yaratılıştan var olduğunu gösterir.İslâm: Dinin ortak adıİslâm, bütün peygamberlerin getirdiği dinin ortak adıdır. Bütün peygamberler İslâm'ı getirmişlerdir. İslâm, yalnız Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği dinin adı değil, Adem'den Muhammed'e, bütün peygamberlerin dininin ortak adıdır. Özet olarak söylersek İslâm, barış ve Allah'a teslimiyet dinidir. Alman şairi Goethe bunu çok güzel ifade eder:"Wenn islam Gott ergeben heisst Im İslam, leben und sterben wir alle. (Eğer İslâm teslim olmak anlamına geliyorsa Allah'a, hepimiz yaşayıp ölmekteyiz İslâm'da)" (Haarman, Maria (Hrsg): Der islam (Ein Lesebuch). München: Beck, 1992, s. 36).

Devamını Oku

Çocuk özlemi genç çifti eritiyor

21 Şubat 2005

Anne babası ayrılan, önce annesinin yanında kalıp, sonra annesinin başka bir adamla yaşamaya başlamasıyla kapı dışarı edilen, çok sıkıntı çeken, nihayet askere gidip geldikten sonra tezgâhtar bir kızla evlenen, çeşitli yerlerde çalışan, fakat bir türlü kadrolu bir iş bulamayan, şimdi ise issiz kalan 1978 doğumlu Ömer, bana derdini döktüğü uzun mektubunda asıl isteğini şöyle anlatıyor:"Merhaba. Aslında bu e-maili size yazıp yazmama konusunda çok kararsızdım. Bir gece kendi kendime 'yarın bu maili yazacağım' dedim. Çünkü sizden yardım istemekten başka çarem kalmadı. Babam en son bana, 'oğlum ne yap ne et, annenin yanına sığın. Annendir ne de olsa' dedi. Ben o konuşmadan sonra eşyalarımı toplayıp Ortaköy'e geldim. Burada yapımı durmuş eski bir inşaatta, benden yaşça çok büyük iki kişiyle birlikte kalmaya başladım. Bahsettiğim iki kişi şarapçıydı. Öyle dost olmuştuk ki, ailemde bulamadığım sevgiyi onlarda bulmuştum.Askerden geldikten sonra, taşeron bir firmaya bağlı olarak İkitelli Başakşehir konutlarında güvenlik görevlisi olarak işe başladım. Maaşlarımız 2-3 ayda bir ödeniyordu. Ama karnım doyuyordu. Ama daha sonra maaşlarımız ödenmemeye başladı. Ne olup bittiğini öğrenmek için şirkete gittik. Kimseler yoktu. Meğer şirket kapanmış.Bu sırada bir alışveriş merkezinde tezgahtarlık yapan ve şu anda eşim olan kıza rastladım. Artık onu görmeden duramıyordum. Ancak ailesi görüşmemizi istemiyordu. Bu konuda beni birkaç kez uyardılar, biz yine görüştük. Dövdüler. Dinlemedik yine görüştük. Eşim cep telefonunu, kolyesini, küpelerini sattı. O para bizi bir süre idare etti. Sonunda 28 Haziran 2002 tarihinde evlendik.İki aydır işsizim. Ama her şey bir yana, çocuk özlemi günden güne bizi eritiyor. Maddi imkânsızlık nedeniyle elimizden bir şey gelmiyor. Bu yüzden sizden yardım istemeye karar verdim. Çevreniz geniştir. Bir hayırsever, bir doktor, bir hastane yetkilisi bir ücret talep etmeden belki bize yardımcı olabilir. Bize yardımcı olabilirseniz size yaşamım boyunca minnettar kalırım. Aynaya, gökyüzüne ve kendinize çok iyi bakın. Aynı yıldızda buluşur kalplerimiz gökyüzünde bir gün kim bilir, sevgiyle... Ömer Tunç GüleçAdres: Yavuztürk Mahallesi Karadeniz Caddesi Orbay Sokak No: 65 Daire: 1 Üsküdar-İstanbulTel: 0536 457 76 77 ve 0538 201 18 32"

Devamını Oku