Soru: Bir televizyon kanalındaki "Gizli Dünyalar" adlı programı izliyorum. Bunların arasında aklıma takılan şöyle bir hikâye vardı: Kumar düşkünü bir kadın, kocasından sürekli para alıyor. Maddi durumları da hiç iyi değil. Adam bankadan kredi çekip market açıyor. Her ay taksitle marketin borçlarını ödüyor. Son bir taksit kalıyor. Kadının kumar arkadaşları ona, "yarın parti var. Büyük paralarla oynayacağız. Senin gücün bu oyuna yetmez" diyorlar. Kadın, "ben de geleceğim" diyor. Adam, son taksit parasını bir türlü denkleştiremiyor. Karısı ise kumar için altınlarını çıkarıp bozdurmaya giderken kocası görüyor ve "biliyorum, sen bunları son taksidimizi ödememiz için çıkardın değil mi" diyor. Kadın da "evet" diye cevap veriyor. Altınları bozduruyorlar. Adam, parayı cüzdanına koyuyor. Ancak kadın daha sonra o parayı alıp kumara gidiyor. Kocası ise herşeyden habersiz taksiye binip son taksidi yatırmaya giderken arabaya iki kişi daha biniyor. Taksinin ücretini verecekken cebindeki paranın olmadığını fark edip, "hırsız var" diye bağırmaya başlıyor. Karakola gidiyorlar. İki kişinin üzerinde para çıkmayınca adam, ağlamaya başlıyor. O sırada kadın tüm parasını kumarda kaybediyor ve orada ölüyor. Kocası, karısını defnediyor. Yanındaki hocaya, "mezara cüzdanımı düşürdüm. Kazıp alabilir miyim?" diye soruyor. Hoca da alabileceğini söylüyor. Mezarı açtıklarında kadının gözbebeklerinin olmadığı görülünce hemen üzerine toprak örtmeye başlıyorlar. Hoca, "bunun manası, karın senin cüzdanından para çalmış demektir" diyor ve hikâye böyle bitiyor. Bu doğru olabilir mi? (İrem)
Cevap: Bu hikâye, kuyruklu bir yalandır. Kabir azabı vardır ama bu, cesede değil, Allah'ın huzuruna giden ruha yapılır. İnsanlar, maalesef rant için bu tür uydurmaları filmleştirmekten çekinmiyorlar. Şimdi ben de size benzer bir hikâye anlatayım. 1968'de bir konferans için gittiğim Kırıkkale'de müftü efendi bana şöyle bir öykü anlattı. "Bir vaiz, hacca gidip geldikten sonra vaaz esnasında şöyle der: Otobüsle hacca gittik. Dönerken kafileden biri öldü. Onu yol kenarında bir yere gömdük. Biraz ilerledikten sonra otobüsün bir tekerleği kuma gömüldü. Tekeri çıkarabilmek için kazma lâzım oldu. Ama kazma, ölünün gömüldüğü yerde unutulmuş. Kazmayı getirmek için o mezara döndük. Mezarın başında da kazma yok. Mezarın içinde kalmıştır diyerek mezarı açtık. Bir de ne görelim, Melekler kazmayı o adamın karnına saplamışlar." Cuma namazından sonra bu vaizi müftülüğe çağırdım. "Böyle uydurma şeyleri halka anlatmayın" dedim. "Ben yalan mı söylüyorum" dedi. "Yalan söylüyorsun. Melekler ölüye azap edeceklerse sizin kazmanıza ne ihtiyaçları var? O azap, ölünün bedenine mi yapılır? Bu yolla halkın kafasına hurafe aşılıyorsunuz. Bırakın bu yalanları" dedim.
Yalanlara itibar etmeyin
Bu hikâye, kuyruklu bir yalandır. Kabir azabı vardır ama bu, cesede değil, Allah'ın huzuruna giden ruha yapılır. İnsanlar, maalesef rant için bu tür uydurmaları filmleştirmekten çekinmiyorlar
Haberin Devamı

