Soru: Şizofreni hastası, 21 yaşında bir kızım. Günah olan şeyler yapıyorum. Kendime hakim olamıyorum. Cennete gitmeyi çok arzu ediyorum ama bu konudaki umudumu tamamen kaybettim. Çünkü rüyamda kendimi cehennemde gördüm. Televizyonda İslâm'ı terk edenlere şefaat edilmeyeceği söylendi. Ben, "terk ettim" lafını istemeyerek birkaç kez söyledim. Ne yapmalıyım? (E. A.)Cevap: Şizofren, düşüncelerini kontrol edemeyen bir ruh haleti içindedir. Diğer düşünceleri normal olur ama bir yerlerde takıntısı vardır. O takıntıyı atlatmak uzun tedaviye ihtiyaç gösterir. Siz umudunuzu kesmeyin. Affedilmeyecek bir günah yoktur. Kul ne kadar günah işlese de Allah'a yönelip af dileyince, Allah onu bağışlar. Sizin kendinizi cehennemde görmeniz, kendi düşüncelerinizin şekillenmesidir. Onları kafanızdan atın. insanın cennete mi cehenneme mi gideceğini sadece Allah bilir.Özellikle düşüncelerini kontrol edemeyenler, zaten dinin hükümleriyle yükümlü değillerdir. Ama siz o durumda değilsiniz. Doktora gidin, ilaçlarınızı muntazam kullanın ve Allah'a bağlanın. Namaz kılın, Kuran okuyun, inşallah şifa bulursunuz.Evlatlığa asıl ailesinin kim olduğunu söyleyinSoru: Eşim ve ben, Allah rızası için bir çocuk evlat edinip onu en iyi şekilde yetiştirmeyi arzuluyoruz. Ancak çocuk hayata kötü gözle bakmasın, onu sevmediğimizi zannetmesin diye kendisine evlatlık olduğunu söylemek istemiyoruz. Ama duyduk ki, İslâm'a göre bunun gizlenmemesi gerekiyormuş. Doğru mu? (E. Abdullah/Almanya)Cevap: Eğer çocuğun annesi babası belli ise onları söylemek gerekir. Kuran'in emri budur. Kuran'da zaten evlatlık kaldırılmıştır. Kuran'ın hükmü şudur: "Onları babalarının adını bağlayarak çağırın. Bu, Allah yanında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınızda size bir günah yok fakat kalplerinizin bile bile yaptığında günah vardır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Ahzâb Suresi: 5).
Soru: Kişi eşini boşadığında, Kuran'a göre ne kadar zaman sonra nikâh yapmadan geri dönebilir? Bu dönme işi sadece birinci talakta mı? Yoksa ikinci talakta da nikâh yapmadan dönebilir mi? Ayrıca sizin kitaplarınızı nasıl temin edebileceğimi bana iletir misiniz? (İbrahim Keleş - Frankfurt)Cevap: Kuran'a göre boşama ancak üç ayda tamamlanabilen bir işlemdir. Her ayda (ay ile kasıt, iki âdet dönemi arasıdır) ancak bir boşama geçerlidir. Bir ayda 100 talak da verse bir talak sayılır. Çünkü Talak Suresi'nde kadınları temizlik dönemi içinde boşamak ve iddetin sayılması emredilmektedir. Bu, öyle bir sözle bitecek iş değildir. Zira ayetin sonunda, "bilemezsin, belki Allah bir iş ortaya çıkarır" buyurulmaktadır. Kastedilen, bu süre içinde eşlerin birbirine dönme eğilimi, yuvanın yıkılmamasıdır. Erkek, ilk ayın içinde talakından vazgeçebileceği gibi ikinci ve üçüncü ayın içinde de vazgeçip karısına dönebilir. Adetinden temizlenen karısına hiç yaklaşmadan onu boşar, ay içinde dönmezse, kadın bir âdet daha görüp temizlenince tekrar boşar.Bu ay içinde de dönmezse, kadın bir daha âdet görüp temizlik içine girdiği zaman bu bir ay içinde de ona dönebilir. Ama dönmez de kadın bir daha âdet görürse ve bu ayların içinde her defa talak vermişse artık üç ayın sonunda dönme hakkı kalmaz. Şayet üç ay içinde sadece bir defa boşamış ama dönmemiş de kadın üç ayını geçirmişse o zaman küçük ayrılık hasıl olur. Karısına yeni bir mehir ve nikâhla dönebilir. Ama bu durumda kadının muvafakati gerekir. İşte Kuran'da ve sünnette anlatılan boşama şekli budur. Sayın İbrahim Keleş, kitaplarımı aşağıdaki adresten temin edebilirsiniz: Nuhkuyusu Caddesi No: 365Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul TELEFON:(0216) 492 66 12 FAKS: (0216) 492 66 13İslâm'da miras paylaşımıSoru: 55 yaşındayım. İlkokuldan sonra çalışmaya başladım. Az çok ne kazandıysam babama verdim. 20'li yaşlarımda taksitle bir daire sahibi olduk. Tabii ki tapu babamın üzerine yapıldı. Bu arada evlendim. Durumumuz müsait olmadığı için ayrı eve çıkamadım. Üç çocuğum oldu. Aynı dairede üç kuşak yaşlandık. Anneme ve babama hiçbir zaman saygıda, hizmette kusur etmedik. Kendi hayatlarımız hep ikinci planda kaldı. İki kız kardeşim var. Onların durumları çok iyi. Babam daireyi bana verse, Allah'ın huzurunda günahkâr olur mu?Cevap: İslâm'a göre miras şöyle paylaşılır: Kız erkek çocuklar karışık ise erkek çocuğa, kızkardeşinin payının iki katı düşer. Erkek çocuklar mirası eşit biçimde bölüştürür. Kızlar ikiden fazla ise malın üçte ikisini alırlar. Kalanlar erkek çocuklar arasında paylaşılır. Kişi sağlığında malında istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. İster malını satar, ister herhangi bir kuruma veya şahsa bağışlar. Buna göre babanız kendi hür iradesiyle oturduğunuz daireyi sizin veya herhangi bir çocuğunun üzerine tapu edebilir. Bu, dinin genel kuralına uygundur.Ancak çocuklar arasında ayırım yapmanın doğru olmadığı, çocuklarından birine malını bırakıp diğerlerini mahrum etmenin azaba neden olacağı yolunda bir hadis rivayet edilmektedir. Fakat bu, neticede kuşkulu bir rivayettir. Kesin hüküm olsaydı, büyük fıkıh uzmanları, genel biçimde "hibe caizdir" kuralını koymazlardı. Çünkü kişi, emeğiyle sağladığı ya da hukuken elde ettiği malında istediği biçimde tasarruf edebilir.Şayet kişi, çocuklarından birinin kendi inancına, felsefesine, değerler sistemine tam ters bir istikamette gittiğini görürse kendisinden sonra ona malını bırakmak istemeyebilir. Malım bir hayır kurumuna bağışlayabilir. İsterse, diğerlerinden daha çok korunmaya muhtaç bir çocuğuna malıyla katkı sağlayabilir. Ayrıca sizin durumunuzda bir özellik var. Siz daireyi kendi paranızla almışsınız ve babanızın üzerine tapu etmişsiniz. Babanız bu daireyi size tapu etmekle aslında ona verdiğiniz malı iade ediyor, bağışlıyor demektir. Bu tasarrufta babanızın manevi bir sorumluluk altına gireceğini sanmam.
Soru: Acaba kutsal dinimiz, evrimi nasıl anlatmaktadır? (Deniz Durmuş)Cevap: Batıdan önce İslâm dünyasında evrimle ilgili açıklamalar yapılmıştır. Evrim hakkında ilk kitabı yazan, yaklaşık 1000 tarihlerinde ölen İbn Miskeveyh'tir. Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772) ise Müslümanların geliştirdiği evrim tezini, ünlü Marifetname'sinde şöyle özetlemiştir: "Varın yok olması, yokun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir. Allah'ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale (evrim) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir. Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır, bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır, hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur.Zira cümle azası, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Aracıların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vasıl olup, varlıklar mertebesi bir düzenle sıralanıp insan mertebesinde son bulur. Gaye, devr-ü zemanın tetimmesi, cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir. İşte bu mertebede ahlaken yükselip Tanrı huylarıyla vasıflanan kişi, marifet kemaline erip küllî akla kavuşmuş ve bu mertebede varlık dairesi birleşip tamamlanmıştır. Onun iptidası akl-ı evvel, sonu da insan-ı kâmildir."Milyonlarca yıl geçmişBu görüşleri aktarmaktan maksadım, bunların yüzde yüz doğru olduğunu söylemek değil, Müslüman filozof ve bilginlerin, bu konuya ilgi göstermiş olduklarını belirtmektir. Yoksa insanın maymundan veya herhangi bir hayvandan türemiş olduğu görüşünde değilim. İnsan bir hayvandan değil, kendi kökeninden geliştirilip bu mükemmel şekline getirilmiştir. Bunun nasıl olduğunu Allah bilir.Kuran, Dehr Suresi'nde, "İnsanın üzerinden, henüz kendisinin hiç (insan diye) anılmadığı uzun bir süre geçmedi mi?" (Dehr: 1) buyurulmaktadır. Demek ki insan, insanlık mertebesine gelmeden önce üstünden uzun süre geçmiştir. Yani henüz insan diye anılmayan varlık, milyonlarca yılda insanlık mertebesine getirilmiştir. Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır'ın da güzel bir tefsiri vardır. Ben de 1974'te Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi'nde yayınlanan "Kuran-ı Kerîm'e Göre Evrim Teorisi" adlı makalemde bu konuyu açıklamaya çalışmıştım. Yaratan'ın Allah olduğunu kabul ettikten sonra evrimi kabul etmek insanı dinden çıkarmaz. Öyle olsaydı bu büyük insanlar, evrim hakkında bu çalışmaları yapmazlardı.Bizler zamanı bölerizBazı kişiler, insanın evrimini kabul etmeyerek, "Allah'ın, Adem'i bir anda yaratmaya gücü yetmez mi ki, bu kadar uzun zamanda yaratsın?" der ve evrim düşüncesini, Kuran'a ve Allah'ın kudretine aykırı bulurlar. Düşünmezler ki, Allah için zaman söz konusu değildir. O'na göre milyonlarca yılla bir an aynıdır. Çünkü sonlu varlıklar olan bizler, zamanı böler ve parça parça algılarız. Ama Allah, parçalan bütünleştirir. Çokluklar O'nda bir olur. Katreler denizde birleşir. Kesret, vahdete döner. Allah'ı insanla karıştırmak, sınırsız kavramı sınırlı algılarla karşılaştırmak, kişileri yanlış yargılara götürür.Kaldı ki birden bire yaratıvermek basit bir şeydir. Ama ince planlar, yasalarla milyonlarca yıl içinde dünyadan süzüle süzüle meydana getirilmiş varlığın değeri büyüktür. Bundan dolayı Allah insan için, "Gerçekten biz, insanoğluna çok ikramda bulunduk, onu çok değerli, şerefli yaptık" buyurmak suretiyle insanın değerini belirtmiştir. Kuran'ın ifadesine göre dünya, dört ilahi günlük, yani dört büyük zamanlı evrim sürecinden geçirilerek bu şekline sokulmuştur. Canlıların zübdesi olan insan da çok derin bilgi, ince hesap ve planların sonucunda süzüle süzüle tabiat güçlerine hükmeden, dünyayı onaran, daima ilerleyen, kalkınan mükemmel bir varlık haline getirilmiştir.
Yıkama ve mesh etme yanlılarının görüşlerini derli toplu veren Mehâsinu't-Te'vîl adlı ünlü tefsirin yazarı Cemaleddin Kasimî, kendi görüşünü şöyle belirtiyor: "Kuşkusuz, ayetin açık anlamından, iki kıraatin de (nasb ve cer kıraatlerinin) meshi farz kıldığı anlaşılır. İbn Abbas ve başkaları da bu kanaattedirler. Peygamber'den rivayet edilen sözlerde yıkamanın ağırlık kazanması, farzın üzerine ziyade sonucudur. Peygamber, âdetleri üzere namaz, oruç, hac gibi her farzı, kendi sünnetiyle destekleyip güçlendirmiştir. Temizlikte de böyle olmuştur.Hz. Peygamber, Allah'ın farz kıldığı meshten daha fazlasını yaparak ayaklarını yıkamıştır. Çorap ve mest üzerine mesh etmenin caiz olması da ayağın mesh organı olduğunu, ayette ayakların mesh edilmesinin emredildi-ğini kanıtlar. Çünkü çorap ve mest üzerine mesh etmenin, bu ayetten başka delili yoktur. Zira her sünnetin, mutlaka açıkça veya mana olarak Allah'ın kitabında bir temeli vardır. Bunu bil ve iyi belle. Doğruya ulaştıran Allah'tır."Kuran'ın emri meshtirHz. Peygamber'in, ayaklarını yıkaması, onun abdestteki farza kendiliğinden yaptığı ilavedir. Kasimî'nin dediği gibi Peygamber, nasıl farz namazlardan ayrı nafile namazlar da kılmış ise farz olan meshe de ilave olarak zaman zaman ayaklarını yıkamıştır. Ayaklan mesh etmek farz, yıkamak sünnettir. Taberî'nin, tefsirinde ayrıntı ile zikrettiği üzere Allah Elçisi'nin, hem ayaklarını meshettiğine hem de yıkadığına dair rivayetler vardır.Hiç şüphe yok ki, Kuran'ın emri meshtir. Farz olan budur. Mesh, ıslak eli bir uzva hafifçe sürmek demektir. Bu, hafif yıkama sayılır. Sıcak yerlerde ayaklan yıkamak, vücudu dinlendirir. Ayaklan yıkamak farz değil, Peygamber'in sünnetidir. Böyle yapılırsa abdest daha mükemmel olur. Çünkü ayak yıkanmakla, meshten daha iyisi yapılmış olur, Allah'ın emri yerine gelir. Havanını soğuk olması ve su azlığı gibi bir sebeplerle ayaklan mesh etmekle yetinilebilir.Sıfırın altında 30 dereceyi bulan yerlerde ayaklan yıkamak hem sağlık bakımından tehlikeli hem de zordur. Ayrıca şimdilerde moda olan cami yanındaki abdest yerlerinde abdest alan, ayaklarını çemirleyip giydiği takunya ile abdest alıyor. Onun ardından başka biri ıslak takunyaları giyiyor. Ayaklarında mantar olan birinin giydiği takunyayı bir başkası giyince ona da mantar bulaşır. Bu uygulama da sağlık açısından zararlıdır. "Allah bizim için kolaylık ister, güçlük istemez" (Bakara: 185).İnsana ferahlık verirFakat Allah Elçisi'nin giydiği mestler, yani basit ayakkabılar ve çoraplar üzerine meshettiğine dair rivayetler de vardır. Mesela Cafer ibn Amr'ın babasından naklen, "Peygamber'in, sangı ve ayakkabıları üzerine mesh ettiğini gördüm" dediği rivayet edilir (Buhârî, Vudû: 48). Muğîre ibn Şu'be de Peygamber'in, sangı ve ayakkabısı üzerine mesh ettiğini rivayet etmektedir (İbn Hanbcl, Müsned: 4/244, 6/13-14). Yine Muğîre, "peygamber'in, abdest alıp çorapları ve ayakkabıları üzerine meshettiğini" rivayet etmiştir.Ebu Davud şöyle diyor: "Alî ibn Ebî Tâlib, İbn Mesûd, Bera ibn Âzib, Enes ibn Mâlik, Ebû Ümâme, Sehl ibn Sa'd ve Amr ibn Hureys çoraplan üzerine mesh etmişlerdir." İbn Kudâme'nin ayrıntı ile açıkladığı üzere, çorap üzerine mesh edilebileceği gibi başa giyilen sarık, sargı, başörtüsü üzerine de mesh edilebilir (Bkz. El-Muğnî: 1/300-301).Kadınlar, erkeklerin bulunduğu umumi yerlerde başörtüleri ve çoraplan üzerine mesh edebilirler. Sanğa veya sarık gibi başa takılan bir şeye mesh edenin, bunları çıkarınca ab-desti bozulur. Gusülde ise bunlar üzerine mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarmak şarttır. Abdest ve gusül, en güzel beden temizliğidir. Abdest almakla insan, dışarı ile temas eden organlarını yıkar, böylece birçok mikrobun vücuda yerleşmesi önlenmiş olur.Gusül de bedeni temizler. Aynca abdest ve gusül, insan vücuduna ferahlık verir. Dış organların temizliği olan abdest ve gusül, iç temizliğinin de ilk basamağıdır. Bedenini temizleyen mümin, ruhunu temizleme aracı olan ibadete adım atmış olur. Gönül huzuruyla Rabbinin divanına durur.
* Dünden devamEbu Hüreyre'nin, "Abdesti tam, suyu uzuvlara ulaştırarak alınız çünkü ben Ebul-Kasım'ın, 'Ateşe uğrayacak ökçelere yazık' dediğini işittim" dediğini Müslim ve Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir (İbn Mâüce, Taharet: 55; İbn Hanbel, Müsned: 2/201). Hz. Ömer'in de şöyle dediği rivayet edilir: "Bir adam abdest aldı, bir ayağında tırnak kadar bir yeri (kuru kaldı). Peygamber onu gördü, şöyle dedi: 'Dön güzel abdest al.' Adam yeniden abdest aldı" (Müslim, Taharet: 30). Abdullah ibn Arnr'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Çıktığımız bir seferde Allah'ın Elçisi bizden geri kaldı, ikindi namazı vakti bize yetişti. Biz ayaklarımıza meshettik, 'Ateşten ötürü ökçelere yazık' diye bağırdı" (Müslim, Taharet: 27)."Kuran meshi indirdi"Ayakların mesh edileceğini belirten hadislere gelince, Musa ibn Enes, Enes (r.a)'e şöyle dedi: Ey Ebu Hamza, Haccâc Ehvâz'da konuşma yapti, temizliği (abdesti) anlattı. "Yüzlerinizi, ellerinizi yıkayınız, başınızı mesh ediniz, ayaklar ise insanın en kirli uzuvlarıdır, ayaklarınızın altını, üstünü ve topuklarını yıkayınız" dedi. Sen Haccâc'in bu sözüne ne dersin?Enes şöyle cevap verdi: Allah doğru söyledi, Haccâc yalan söyledi. Yüce Allah, 'başlarınızı ve ayaklarınızı mesh ediniz' buyurdu" (Câmiu'l-beyân: 6/72). Yine Hz. Enes'in, "Kuran-ı Kerim meshi indirdi, sünnet yıkamayı getirdi" dediği rivayet edilir. İkrime, İbn Abbâs'ın, "Abdest, iki yıkama ve iki meşhur" dediğini nakleder (Câmiu'l-beyân: 6/80-82).Taberî'ye göre Kuran meshi emretmiştir. Ancak yüzün tamamı nasıl yıkanıyorsa ayakların tamamını da öyle mesh etmek gerekir. Yalnız bir kısmını mesh etmek yetmez (Câmiu'l-beyân: 6/83-84).Sıcakta mest giyilmezMuahhar (daha sonra gelen) fıkıhçılara göre Allah Resulü'nün abdestte ayaklarını mesh ettiğine dair hadisler, çorap veya mest üzerine mesh ettiği veya hafifçe yıkadığı anlamındadır. Fakat Medine gibi sıcak yerde çorap veya mest giymek adet olmadığından, bu yorum pek tutarlı değildir.Rivayetlerde geçen huffeyn (iki mest), Allah Elçisi'nin, ayaklarına giydiği, ayakkabı niteliğindeki terliklerdir. Yoksa o sıcakta mest giyilmez. Allah'ın Elçisi'nin, Habeş kralı Necâşî'nin kendisine hediye olarak gönderdiği siyah, sade mestler üzerine mesh ettiği rivayet edilir (Ebû Dâvûd, Taharet: 60; Tirmizî, Libâs: 29; ...). Habeş kralının Hz. Peygamber'e gönderdiği hediye, bugünkü anlamıyla ayakkabı olabilir. Çünkü bir Hristiyan olan Habeş kralı, abdestte üstüne el sürülecek bir abdest aracı anlamındaki mesti bilmez. O, eğer göndermişse abdest mesti değil, ulu kişilere yakışır bir ayakkabı göndermiştir.Organ yıkanmalıdırMâide Suresi 6'ncı ayetin devamında "Eğer hasta yahut yolculukta iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut da kadınlara dokunmuşsanız (onlarla ilişkide bulunmuşsanız, bu durumlarda) su bulamadığınız takdirde temiz toprağa teyemmüm edin (toprağı) yüzlerinize ve ellerinize sürün" cümlesiyle su bulunmadığı takdirde temiz toprakla yüzün ve ellerin (kolların) mesh edilmesi emredilmiştir.Yani abdestte yıkanması gereken uzuvların teyemmümde mesh edilmesi emredilmiş fakat abdestte mesh edilecek uzuvlar, meshten düşürülmüştür. Bu da Şabî'nin dediği gibi ayakların yıkama değil, mesh organı olduğunu kanıtlar. Mesh edilecek organın hâiline de (üstünde bulunan giysi ve sargıya) mesh edilir ama yıkama uzvunun hâiline mesh edilemez, hâil (giysi) çözülüp organın yıkanması gerekir. Bundan dolayı başa sarılan sarık, ayağa giyilen çorap veya mest üzerine mesh edilebilir. Ama yıkama organları üzerinde elbise varsa onlara mesh edilmez, onların sıvazlanıp organın yıkanması gerekir.Yarın: İbadet, ruhu temizler.
* Dünden devamKuran-ı Kerim'de her kelime birbiriyle son derece uyumlu ve mütenasiptir. "Yıkayınız" fiilinden sonra gelen iki tümleçten ilki nasıl bir tek uzvu, ikincisi iki uzvu (yani iki el-kolu) gösteriyorsa, "mesh ediniz" fiilinden sonra gelen iki tümleçten de birincisi bir tek uzvu, ikincisi iki uzvu (iki ayağı) göstermektedir. Eğer "erculikum: ayaklarınız" tümleci, "vucûhekum: yüzleriniz"e atfedilmiş olsa bu ahenk ve tenasüp bozulur ki bu, Kuran'ın bilinen mucizevi ahenk ve üslubuna aykırı olur."Erculikum" kelimesi, lamın kesriyle de fethiyle de okunmuştur. Kesriyle okuyan, kelimeyi hemen kendinden önceki "biruûsi-kum" kelimesine atfetmiş olur. Bu takdirde mana, "mesh edin baslarınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı" demektir. Bu durumda ayakları mesh ermek farz olur. İmam Taberî bu kıraati ve dolayısıyla bu anlamı tercih ettiği gibi Peygamberimizin dördüncü göbekten torunu olan İmam-ı Cafer-i Sadık mezhebinin mensupları da ayeti böyle anlamışlardır. Ayetin siyakından (bağlamından) da bu mana anlaşılıyor.Tutarlı görünmüyorFakat bazıları "erculikum"u, daha önce geçen "fağsilû" fiilinin tümleçlerine bağlarlar. Bunlara göre "erculikum: ayaklarınız", kendisinden hemen önceki "vemsehû: mesh ediniz" fiilinin tümleci değil, daha önceki "fağsilû: yıkayınız" fiilinin tümlecidir. O takdirde mana, "yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız, başınızı mesh ediniz ve aşıklara kadar ayaklarınızı yıkayınız" sekline girer ki, Arapça gramer bakımından bu mana tutarlı görünmüyor."Erculikum" kelimesini bu şekilde nasb ile okuyanlar varsa da cer ile okuyanlar çoğunluktadır. Abdullah ibn Abbas, Peygamberimizin iki torunu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberimizin Medine'deki hayatı boyunca on yıl kendisine hizmet etmiş bulunan Enes ibn Mâlik, Medine'nin ünlü kurrâsı Ebu Cafer Yezid ibn Ka'ka, Şa'bî, İkrime, Katâde, Alkame, Hasan-ı Basrî, Ameş, Mücâhid ve Dahhâk kelimeyi hep cer ile okumuşlardır.Yıkama yanlıları, ayakları yıkamanın icma ile sabit olduğunu söylerler ki bu doğru değildir. Çünkü Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Enes ibn Malik ve daha birçok sahabi ve tabiî, ayakların mesh edileceğini söylemişlerdir. Bir asırda bir kişi dahi bir meseleye muhalif kalırsa o konuda icma (konsensüs) olmaz. Peygamber'in torunlarının muhalif kaldığı yıkama meselesinde nasıl icmadan söz edilebilir?Anlatıma katkısı yokKaldı ki "erculikum" kelimesini nasb ile okuyanların bir kısmı da yine kelimeyi, daha önceki fiilin tümleci olan "vücûh: yüzler"e değil, kendisinden hemen önceki "biruûsi-kum" tümlecinin mahalline bağlayarak nasb ile okumuşlardır. Çünkü "biruûsikum"deki bâ zaidedir (vurgu için gelmiş bir harftir, temel anlama katkısı yoktur. Kaldırıldığı zaman da aynı anlam çıkar). Ru'ûs, nasb yerinde, "vemsehû" fiilinin mef'ûlü(tümleci)dür. "Er-culikum"de ru'ûs'un mahalline atfen mansub olur ki bu kıraate göre de ayette emredilen, ayakların mesh edilmesidir.Peygamber'in, çıplak ayakları üzerine mesh ettiğine dair rivayetler varsa da hadislerin çoğu, onun, ayaklarını yıkadığını ifade etmektedir. Dediğimiz gibi Caferiyye şîası, "erculikum: ayaklarınız"ı meksur okuyup, Allah Elçisi'nin ayaklarını mesh ettiğine dair hadisleri, çıplak ayaklan üzerine mesh ettiği şeklinde yorumlar ve çıplak ayağa mesh etmenin farz olduğunu söylerler. Şimdi iki tarafın da dayandığı hadislerden örnekler verelim:"Abdul-Melik ibn Meysere, Nizâl'in şöyle dediğini anlatıyor: Ali'yi gördüm, öğle namazını kıldı, sonra Rahbe'de insanlar(a öğüt vermek, vaaz etmek) için oturdu. Su getirildi, yüzünü, ellerini yıkadı, başını ve ayaklarını meshetti. 'Abdestli olanın abdesti budur' dedi" (Taberî, Câmiu'l-beyân: 6/72). Bu rivayetten anlaşıldığına göre abdestli olan, her namazda böyle hafif abdest alır, ayaklarını yıkamasına gerek olmaz ama abdestsiz olan ayaklarını yıkar.Yarın: Su bulamadığınız takdirde toprağa teyemmüm edin.
14 Nisan 2006 cuma günü camiye gittim. Namazın önemini anlatan imam efendi, genelde güzel olan hutbesinde Mâide Suresi'nin 6'ncı ayetinde, "Yüzlerinizi ve kollarınızı yıkayınız, başınızı mesh ediniz, ayaklarınızı da aşıklara kadar yıkayınız" diye emredildiğini söyledi. Başka bir camide namaz kılan biri de imamın aynı şeyleri söylediğini anlattı. Bundan da hutbenin bir merkezden hazırlanıp gönderildiği anlaşılıyordu.Ne hutbeyi okuyanı, ne de hazırlayanları eleştirmek niyetindeyim. Çünkü asırların ürünü olan bu çarpıtma, Kuran tefsirlerine geçirilmiş ve bu eğitimle yetişenler, bununla şartlanmışlardır. Hayret ettiğim şey, ayet üzerindeki çeşitli görüşleri hiç kale almadan, hemen bir çırpıda ayete bu çarpıtılmış mananın, en doğru olanıymış gibi verilmesidir. Mâide Suresi'nin 6. ayetinin manası aynen şöyledir: "Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi, mesh edin: başlarınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı..."Su bulunmadığı zamanAyette, yıkayın emrinden sonra iki tümleç gelir: Yüzler ve dirseklere kadar eller. Bunlar yıkama organıdır. Mesh ediniz emrinden sonra da iki tümleç gelir: Başlar ve aşıklara kadar ayaklar. Baş ve ayak da mesh organıdır. Eğer ayaklar yıkama organı olsaydı şöyle denmesi gerekirdi: "Yıkayın: yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve aşıklara kadar ayaklarınızı, mesh edin: başlarınızı." Ama ayet böyle değil. Tam bir simetri içinde iki yıkama ve iki mesh organı saymaktadır. İki temel organın yıkanması, iki uç organın da mesh edilmesi emredilmektedir.Bunların mesh organı olduğu, ayetin devamından da anlaşılmaktadır. Çünkü ayetin devamında, "... su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin, ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün" buyurulmaktadır. Yani su bulunmadığı zaman yıkama organlarına teyemmüm edilir. Ama mesh organları düşer. Ayaklara teyemmüm edilmesi emrediliyor mu? Hayır. Kuran'da emredilen, ayakların aşıklara kadar mesh edilmesidir. Müfessirlerin imamı sayılan İmam Taberî ve yine ünlü müfessir Kasimî, Kuran'da ayakların mesh edilmesinin emredildiğini söylemektedirler. Ayakların mesh edilmesi farzdır, bunu yapmakla abdest alınmış olur. Ama yıkamak daha da iyidir. Çünkü mesihten fazlası yapılmış olur.Hutbedeki meal hatasıAsıl mesele bu değil, mesele hazırlanan hutbedeki meal hatasıdır. Lütfen insafla düşünün. Arapça bilen ama zaman içinde yapılmış önyargılı açıklamalarla etkilenmemiş bir insan, "vamsehu biruûsikum ve arculikum (arculekum) ila'lka'beyn" cümlesinden ne anlar? Hiç burada yıka emri var mı? Yok. Öyle ise ayete, içinde bulunmayan şeyi yüklemeye ne hakkınız var? Gelenek, Kuran'in üstüne çıkarılıyor. Bilmem daha ne zaman bu katmaları, çarpıtmalan bırakıp Kuran'ın yalın ve kolay beyanına geleceğiz?Maksadım, insanları doğru anlama yöneltmektir. Biliyorum, yazıma itiraz edenler sadece kuru itirazla kalmayacak, belki yine iftira, hatta küfredeceklerdir. Çünkü bağnazlığın, şartlanmışlığın en açık sermayesi küfürdür. İşte bu itirazlan karşılamak için biraz daha ayrıntıya gireceğim. Yukarıda da belirttiğim gibi ayette emredilen, iki temel uzuv olan yüzle kolların yıkanması, iki uç uzuv olan başla ayakların mesh edilmesidir. Burada "yıkayınız" fiilinin iki tümleci vardır: Yüzler ve iki kol. "Mesh ediniz" fiilinin de iki tümleci vardır: Başlar ve iki ayak. Her iki ayetin tümleçlerinde her bakımdan tam bir uyum ve simetri mevcuttur. Yıkanması emredilen organlardan birincisi (yüz) tek, ikincisi (kollar) çifttir. Mesh edilmesi emredilen organlardan da birincisi (baş) tek, ikincisi (ayaklar) çifttir. Yıkama fiilinin tümleçlerinden birincisi çoğul halinde, ikincisi tesniye (ikil) halindedir ve cer harfi almıştır. Mesh etme fiilinin tümleçlerinden de birincisi çoğul, ikincisi tesniye(ikil)dir ve cer harfi almıştır.Yarın: Kuran'da her kelime birbiriyle son derece uyumludur
Soru: Evli iki çocuk sahibiyim. Uzun zamandır inanılmaz şekilde ölüm korkusu çekiyorum. Geceleri uyuyamıyorum. Mezarda ne yapacağımı, o karanlık toprağın altında çocuklarım, eşim, ana ve babam olmadan nasıl duracağımı düşünmeden bir saniyem geçmiyor. Bu yüzden çalışamaz oldum, kimseyle konuşamıyorum. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Hayatım altüst oldu. Beni rahatlatacak bir ayet veya hadis var mı? (Ümit)Cevap: Sizinki bir takıntı. Üstünüze düşeni, elinizden geleni yapın. Ölümden sonra neler olacağı sizin elinizde değil. Ayrıca kabirden korkmak niye? Düşünce kaynağı olan ruh, kabre girmez. Kabre giren sadece cesettir. Bedenden ayrılan ruh önce Allah'a gider. Kuran, "Summe Ruddu ilallahi mevlahumul hakk: Sonra gerçek Mevlaları olan Allah'a götürülürler" buyurmaktadır. İnsan orada yalnız kalmayacak, eşiyle, çocuklarıyla, sevdikleriyle hep beraber olacaktır.Dünya hayatı dardırDünya sınavını tamamlamış olan ruha hayal edemeyeceği güzellikler, nimet ve lütuflar var. Düşünün bir kere bebek, anne kamını en geniş yer sanır. Dünyaya gelmekle oradan ayrıldığı için ağlar. Ama şu dünyanın, bulunduğu anne karnına göre genişliğini ve güzelliğini görünce bu kez buraya alışır. Oysa burası asıl hayat değil, öbür gerçek hayata hazırlanma dönemidir. Geçicidir, öbür hayat ise süreklidir, kalıcıdır.Anne karnı dünya hayatına göre nasıl dar ve sıkıntılı ise dünya hayatı da asıl gerçek hayata göre öyle dar ve sıkıntılıdır. Orası asıl huzur, sevgi ve dostluk yeridir.Kabre giren bedendirHiç kabri veya kabrin karanlığını düşünmeyin. Çünkü kabre girmeyeceksiniz. Kabre giren cesedin taştan farkı yoktur. Acıyı, lezzeti duyan ruh ise kabre girecek bedeni çoktan terk edip Rabbinin huzuruna gitmiştir. Bu şekildeki boş hayallerle hayatı kendinize dar etmeyin. Elinizden geldiğince ruhunuzu kötü düşüncelerden anndınp o huzurlu hayata hazırlanın. Her şeye rağmen takıntılarınızdan kurtulmak için yine de bir psikologa başvurmanızda yarar vardır.