Soru: Salavat getirilmesinin anlamı nedir? Peygamberimiz Hz. Muhammed, namazlarını kılarken Salli ve Barik dualarını okuyor muydu? (Mehmet Tekoğlu)Cevap: Salavat, Hz. Peygamber'i saygıyla anmak, ona Allah'tan rahmet ve bereket dilemektir. Aslında Arapça salavat, salat sözcüğünün çoğuludur. Salatın temel anlamı dua, rahmet dileme, acıma isteğinde bulunmadır. Hz. Peygamber'in adı anıldığında ona salat getirmek yani ona rahmet temenni etmek İslâmi bir gelenektir. Hatta, bunun farz olduğunu söyleyenler de vardır. Peygamber'e salavat getirmek, Ahzab Suresi'ndeki bir ayetin yorumuna dayanmaktadır: "Allah ve melekleri, Peygambere salat etmekte(onun şerefini gözetmeye, şanını yüceltmeye özen göstermektedir. Ey inananlar, siz de ona salat edin, (onun şanını yüceltmeye özen gösterin), içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin)" (Ahzâb: 56).Ahzab Suresi'nin bundan önceki ayetlerinde müminlere, Peygamber'i rahatsız edecek davranışlardan kaçınmaları emredildikten sonra bu ayette de Peygamber'in, Allah katındaki yüce şanı, değeri anlatılıyor. Allah'ın ve meleklerinin ona salat ettikleri bildiriliyor, müminlere de ona salat ve selam etmeleri emrediliyor. Allah'ın Peygamber'e salatı, ona rahmet etmesi, onu melekler yanında övmesi, meleklerin salatı, ona dua ve istiğfar etmeleri, onu desteklemeleridir. Allah'ın rahmet ettiği, huzurundakilere övdüğü bir zata elbette saygı göstermek, onu incitmekten son derece sakınmak ve ona salat ve selam getirmek (yani Allah'tan rahmet ve esenlik dilemek) gerekir.Tevhide aykırı değilBu ayetin hükmüne göre Allah'ın Elçisi'ne ömürde bir kez olsun salat ve selam etmek farzdır. Bazı alimlere göre onun ismi her anıldıkça salat ve selam getirmek gerekir. Bazılarına göre de onun ismi anıldığı zaman sadece bir kere salat ve selam getirmek yeterlidir. Her adı anıldıkça salat ve selam gerekmez. Duaların başında ve sonunda da ona salat ve selam getirmelidir. Bu görüşler içinde en uygunu, onun adının anıldığı mecliste sadece bir kere salat ve selam getirmek olanıdır. Her defasında salat ve selam okumak zor olabilir, meclisin sükunetini de bozabilir. İfrata gerek yoktur. Ben ashabın, ikide birde ona salat getirdiklerini sanmıyorum. Buna göre yazılacak dini kitaplarda da onun adı her geçtikte (s.a.v.) koymak veya bunu açıkça yazmak zorunlu değildir. Her bölümde onun adının geçtiği ilk yerde salat ve selam işareti koymak yeterlidir.Sahih hadis mecmualarında Hz. Peygamber'den çeşitli salavat formları aktarılır ama ben Peygamberimizin, namazında kendisine salavat okuduğu kanısında değilim. Ancak ümmetinin ona salavat okuması, onun ruhaniyetiyle iletişim kurma açısından gerekli ve önemlidir kanaatindeyim. Namazda Peygamber'e salat okumak tevhide aykırı değildir. Çünkü bu, Peygamber'den bir şey dilemek değil, onun için dua etmektir. Zaten biz yalnız Peygamberimiz için değil, bütün inananlar için dua ederiz. Çünkü bu bize ayetlerde öğretilmektedir: "Rab-benâğfir lî ve livâlideyye ve lilmü'minîne yevme yekumu'l-hisâb: Rabbimiz, hesap gününde beni, ana babamı ve bütün müminleri bağışla." Öyle ise Peygamberle iletişim kurmanın en güzel ve tevhide uygun yolu, ona çokça salat-ü selam okumaktır.Akrabaları ziyaret dinimizce farzdırSoru: Bir akrabamıza çok değer verip ona sürekli olarak ziyarette bulunuyoruz, arayıp soruyoruz ama karşılığını bir türlü göremiyoruz. Bu durumda ne yapmalıyız?Cevap: Akrabayı ziyaret etmek farzdır. Akrabanızı arayıp soracaksınız ama bunu karşılık bekleyerek değil, karşılıksız yapacaksınız. Asıl önemli olan da zaten budur. Siz ziyaret ettiniz, halini sordunuz ama o sizi ziyaret etmedi, sormadı. Onun için siz de sormaz, münasebeti keserseniz olmaz. Çünkü asıl iyilik, bir işi karşılık beklemeden yapmaktır. Hz. İsa da Peygamberimiz de böyle söylüyor. "Allah'ın halis kulları, iyiliklerine bir teşekkür bile beklemezler" (İnsan Suresi).
Soru: Benimle birlikte özel bir sektörde çalışan kardeşim, cuma namazına gitmek için adeta can atıyor. Ancak kardeşimin bu durmuna, çalıştığımız iş yerinde pek sıcak bakılmıyor. Ben de her an bir söz gelebilir diye ince eleyip sık dokuyorum. Çoğu kez kardeşime "cumaya gitme" demek zorunda kalıyorum. İşimizin yoğunluğu nedeniyle ben de gidemiyorum. Çalışmanın da bir ibadet olduğunu biliyorum. Bu davranışım doğru mu? Yoksa ne pahasına olursa olsun, cumaya gitmemiz mi gerekiyor? Üç kez üst üste cumaya gitmeyenin kalbi mühürleniyor diye biliyorum. (Mehmet Altıntaş)Cevap: İşçiye, yolcuya, hastaya, hastabakıcıya cuma farz değildir. Elinizden geldiğince gidiniz. İşveren, cumaya gitmenize müsaade etmiyorsa o zaman öğle namazını kılabilirsiniz. Üç kez ardı ardına cumaya gitmeyenler hakkındaki uyarı, özürsüz olarak namazı terk edenler içindir. İslâm'da güçlük olmadığı gibi mazereti olana da günah yoktur.Şizofren hastasını hoş görmek gerekirSoru: Eşim şizofren hastası. Beni büyücülükle ve ahlaksızlıkla suçluyor. Yemin ederim ki bunların hiçbirini yapmıyorum. Bana yaptığı bu zulüm, hasta olduğu için yanına kâr mı kalacak? (Meltem Ertüzün)Cevap: Akıllı ve yaptıklarından sorumlu herkes, attığı iftiradan, yaptığı haksızlıktan sorguya çekilir veya yaptığı kötülüğün cezasını çeker. Ama şizofren hastası, bir noktada aklını yitirmiş, bir noktaya takılmış, bozuk plak gibi aynı şeyleri söyleyip duran insandır. Bu durumda onun ilahi bir cezaya çarptırılacağını sanmam. Zaten o, bir cezaya çarptırılmış. Şizofren kişi huzursuz, kendi kendini yiyip tüketen, takıntısından kurtulamayan insandır. Ona acımak ve onu hoş görmek gerekir. Üstüne varılmakla onun hastalığının artmasından başka bir sonuca ulaşılamaz.Niyet, dille değil kalple yapılmalıdırSoru: Teheccüd namazıyla ilgili bilgi verir misiniz? Nasıl niyet edilir? Kuran'ın Türkçe meali okunarak hatim edilir mi?Cevap: Niyet, herhangi bir namazı kılacağını içinden geçirmektir. Gece namaz kılmak üzere kalkmanız, bunun için abdest almanız niyettir. Artık, "Niyet ettim teheccüd namazı kılmaya" demenize gerek yok. Yüzünü yıkamak isteyen kimse, "Niyet ettim yüzümü yıkamaya" mı der? Demek ki dille niyet ettiğini söylemenin bir anlamı yoktur. Bu, sünnet de değildir. Niyet, yapacağın işi içinden geçirmek, yani bilinçle yapmaktır. Teheccüd namazı da herhangi bir namaz gibi kılınır. Fatiha'dan sonra bir sure, bir ayet veya en az üç kısa ayet okumak gerekir. Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealinden de hatim yapılabilir. Hatta doğru bir meal, düşünerek huzurla okunursa daha da sevaptır.Sorumluluk ve karar tamamen size aittirSoru: Başından bir evlilik geçmiş ve 8 yaşında bir çocuğu olan dul bir bayanla 3 yıldır beraberim. Onu seviyorum ve evlenmek istiyorum. Annem bu evliliğe razı olmuyor. Ancak bu hanımın bana çok büyük manevi desteği oldu. Onu yüzüstü bırakıp gitmek vicdanen beni rahatsız eder. Dinimizde dul bir kadınla evlenmek caiz im?Cevap: Dul kadınla evlenmekte dini açıdan hiçbir sakınca yoktur. Peygamberimizin evlendiği ilk hanımı, daha önce iki kez evlenip dul kalmış biri olduğu gibi Hz. Ayşe dışındaki hanımlarının hepsi de duldu. Anneniz istemiyor diye onu yüzüstü bırakmanız doğru olmaz. Ama gayrimeşru yaşadığınız bir kadınsa, beraberliğiniz haramdır. Bunu helale çevirmenin yolu resmi nikâhla evlenmektir. Her türlü sorumluluk ve karar size aittir.Okurlarıma duyuruMealimi ve diğer eserlerimi nereden bulabileceklerini soran okurlarım, bunları aşağıdaki adresten temin edebilirler: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Cad. No: 365, Bağlarbaşı Üsküdar/İstanbul Tel: 0216 492 66 12 / Faks: 0216 492 66 13
Soru: "Korunan Levha" manasına gelen Levh-i Mahfuz, Kuran-ı Kerim'in 22 ayeti kerimesinde geçmektedir. Varlık âleminde meydana gelecek herşeyin yazılı bulunduğu bir levhayı veya Ümmül-Kitap denilen ana kitabın ifade edildiğini, bir yerde okudum. Bunu, Allah katındaki arşın üstündeki bir kitap olarak biliyorum. Acaba bu doğru mu? (K. Berat Güner)Cevap: Korunan Levha'nın yerini tespit etmiş olan büyük şeyhi (!) tebrik etmek gerek. Yalnız o zat, arşı âlânın yerini gösterse de gidip hem arşı âlâyı hem de Korunan Levha'yı görsek. Bu yazdıklarınız safsatadır, bizim öyle şeylerle ilgimiz yoktur. Bana ciddi şeyler sorun, biraz da eserlerimi okuyun ki ayrıntıyı öğrenesiniz. Sadece elinize geçirdiğiniz bir yazıyı okuyor ve ona göre hüküm veriyorsunuz. Çok okuyun, çok! insanı insan yapan okumadır. Ama safsataları değil, gerçekleri okuyun. "Yüce Kuran'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimdeki Bürûc, Abese ve Vakıa surelerinin tefsirini okumanızı tavsiye ederim. Çünkü sorunuzun ayrıntısı bu sütuna sığmaz.Daima dürüst olunSoru: Bir kamu kuruluşunda çalışıyorum. Bekâr olduğum için misafirhanede kalıyorum. Tabii bunun bir ücreti var. Ancak misafirhanenin gelirini bazı kişiler zimmetine geçiriyor. Ben de göz göre göre onların ceplerine para koymak istemiyorum. Misafirhanede kaldığım gün sayısını daha az gösterme imkânım var ama böyle bir şey yapmadım. Dürüst mü davranmalıyım yoksa sahtekâr mı olmalıyım? (Aslan Tambaş)Cevap: Yalanla iman bir gönülde birleşmez. Siz dürüstlükten ayrılmayın. Kamu malını, kurdukları derneklerle zimmetlerine geçirenlere engel olmak da herkesin görevidir. Elinizden geliyorsa bu kişilerle mücadele edin. Ben, "Onlar kamu malını ustalıkla çalıyorlar, sen de onlardan çal" diyecek durumda değilim. Size verecek tek öğüdüm şudur: "Müstakim (doğru) ol, Hz. Allah utandırmaz seni."Kesin bir kanıt yokSoru: Hristiyan bir erkekle Müslüman bir kızın evlenmesinde, acaba kız tarafı açısından evliliğe engel dini bir kural var mıdır? (Arden Tahtaburun)Cevap: Kuran'da Müslüman bir erkeğin, Hristiyan veya Yahudi bir kadınla evlenebileceği belirtilir ama Müslüman bir kadının, Yahudi yahut Hristiyan bir erkekle evlenip evlenmeyeceği konusunda bir şey söylenmez. Bu husus açık değildir. Genelde İslâm bilginleri, Müslüman bir kadının, Hristiyan bir erkekle evlenemeyeceğini söylerler ama bu konuda kesin kanıtları yoktur. Eğer evleneceği erkek, kadının din özgürlüğüne müdahale etmeyecekse bence Müslüman kız, Hristiyan erkekle evlenebilir ancak çocuklarını kendi dinine göre yetiştirmek esas olmalıdır. Müslüman bir anadan doğan çocuklar Hristiyan olmamalıdır.İşte hayatın gerçeğiSoru: Yasin Suresi, "kimi uzun ömürlü kıldıysak yaratılışta onu tersine çeviririz" diyor. Anlamını açıklar mısınız? (Eda Oktay)Cevap: "Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı?" (Yasin: 68). Bu ayette, bir hayat gerçeğine, biyolojik bir olguya işaret edilmektedir. Gerek insan, gerek diğer canlı varlıklar önce büyür, olgunlaşır, en güçlü çağına ulaşır. Ardından fizik bünyede gerileme başlar. Uzun ömür yaşayan insanların da bünyeleri gittikçe gücünü kaybeder, belleri bükülür, yüzleri kırışır, hafızaları zayıflar, o kadar ki hayatlarının başlangıcında olduğu gibi bir şey bilmez duruma gelirler.İnsanın ve öteki canlıların önce gelişip güç kazanması, sonra ihtiyarlamaya başlayıp günden güne gücünü kaybetmesi, Allah'ın yasaları gereğidir. Bu hayatı böyle düzenleyen Allah'tır. İyice düşünenler, fiziksel canlılarda önce gelişip güçlenmemin, ardından güçlülükten zayıflığa doğru dönüşün, Allah'ın düzenlemesi ve yönetimiyle olduğunu anlar ve yalnız O'na kulluk ederler.
Okurum Mustafa Başoğlu'nun, cennetin Allah'ın lütfü olduğu, hangi din veya ırka mensubu olursa olsun Allah'a ve ahirete inanıp güzel ahlak sahibi olan herkesin cennetlik olabileceği yolundaki itirazlarına cevabımdır: Biz, Kuran ne diyorsa ancak onu söyleyebiliriz. Kuran, kendinden önceki ilahi din mensuplarının, tevhit çizgisi içinde kalanlarını, Allah'a, ahirete inanıp güzel ahlak sahibi olanlarını cennetle müjdeliyor ve şayet onlar, kitaplarının hükümlerine uyarlarsa cennete gideceklerini vurguluyor. Ayrıca o zaman ellerinde bulunan kitabı doğruluyor. Biz ise bunun bozulduğunu söylüyoruz. Niye bozulmuş? Bu kitap bir tane miydi, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bir kitap nasıl birkaç kişi tarafından bozulur? Hangi din mensubu bunu yapabilir? Bozulan kutsal kitabın kendisi değil, yorumudur. Aynı bozulma bizim Kuran'ın yorumlarında da bol miktarda yapılmıştır. Tefsirlere bakarsanız saçmalıklarla, uydurmalarla dolu olduğunu görürsünüz.İlahi dinlerin özü birdirBen, birilerinin hoşuna gitsin diye bir şey yazmam. İnandığımı yazarım. Siz bütün dünyayı tek dinde birleştiremezsiniz. Çünkü bunu Allah istememiştir. "Allah dileseydi, insanları tek inançta birleştirirdi" (Şûra: 8, Hûd: 118, Maide: 48). Ama bu, zorlama olur. Allah serbest bıraktığı için insanlar çeşitli inançlara bağlanmışlardır. Önemli olan şekilde ayrılık değil, özde birliktir. İlahi dinlerin özü birdir. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. İlahi dinlerdeki ortak noktaları bularak insanları dost yapmak istiyoruz. Hz. Peygamber de bunu yapmak istediği için Habeşistan Kralı Necaşi öldüğünde gıyabında ona cenaze namazı kıldırmıştır. Oysa Necaşi, ömrünün sonuna dek Hristiyandı ve kilisenin de başıydı.Bakara 62 ve Maide 69'uncu ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Asıl bir olunca, yolun ayrılığı güzel kabul görmeye engel olmaz. Her kim yüce Allah'ın ayetlerini doğrular, O'nun kendi zaü ve sıfatları hakkında söylediklerine inanırsa, şeriatın farklı olması, isim ayrılığı, rızayı kazanmaya zarar vermez. Bundan dolayı (Allah taâlâ), 'İman edenler, Yahudi olanlar...' dedi. Sonra da, 'Bunlardan her kim inanırsa...' dedi. Yani marifet(gerçek bilgi)lerde ittifak ederlerse, hepsine de güzel gelecek ve bol sevap vardır. Mümin, Hakk'ın güvencesinde olandır. Kim yüce Hakk'ın güvencesinde bulunursa, elbette onlara korku olmaz ve onlar üzülmezler."İnsanlar dost olmalıdırGazali'nin, Feysalu't-Tefrika'da belirttiğine göre Hz. Muhammed'e inanmayanlar üç sınıfa ayrılır:1- Hz. Muhammed'den önceki Fetret dönemi insanları, onun davetinden sorumlu değillerdir. 2- Hz. Muhammed'e yetişip onu gören, davetini dinleyip kanıtlarını anladığı halde inadından ötürü kabul etmeyenler sorumludur. 3- Hz. Muhammed'i görmeyen, onun mesajını okuyup anlamayan, sadece onun aleyhinde söylenen yalanlan duyup bununla şartlanmış olan kimselerdir. Bunların, sadece Peygamber'in ismini düşmüş olmaları kendilerini sorumlu kılmaz. Çünkü bunlar Peygamberi duymuş olsalar bile kendilerini onun mesajına çekecek üslup ve kanıtlarla değil, onun mesajından ürkütecek biçimde duymuşlardır.Gazali bu sınıf hakkında şöyle diyor: "Bana göre bunlar, birinci gruptan sayılırlar. Hatta bunlar, onlardan daha da mazurdurlar. Çünkü birinci grup Hz. Muhammed'in ismini hiç duymamışlarsa da onun niteliklerini ters gösteren, sıfatlarını değiştiren olumsuz sözler de duymamış ve böyle sözlerle şartlanmamışlardır. Bunlar ise onun güzel niteliklerini hiç duymamış, hep niteliklerini değiştiren iftiralar duymuşlardır. Bu tür duyum, onların araştırma arzusunu depreştirmez."Din bir kültürdür. İnsanlar kolay kolay kültürlerini, kimliklerini bırakamazlar. Kuran'ın dediği gibi her din mensubu birbirine düşmanlık yerine Allah'ın birliği ve ahiret sorumluluğu inancında birleşip dost olmalıdır. Kültürlerin ve dillerin ayrılığı aslında zenginliktir. İnsanlar karşılıklı olarak birbirlerinin inançlarına saygı gösterirlerse kavga kalkar, dostluk olur. Yunus'un deyişiyle: "Gelin birlik olalım, bu dünya hepimize yeter."
Değerli dostumuz Psikiyatrisi Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın gençlerdeki ahlaki çöküşe dikkat çeken uyarısını bu sütuna almayı gerekli gördüm. ABD Çocukları Savunma Fonu, Amerikan gençliğinin durumunu şöyle özetliyor (Hergün):18 yaşın altında 342 çocuk şiddet suçundan tutuklanıyor.6 çocuk intihar ediyor.25 gence HIV (AİDS) virüsü bulaşıyor.135.000 çocuk okula silah götürüyor.2.833 çocuk okulu terk ediyor.Ergen annelerden 1407 bebek doğuyor.6 bin 42 çocuk tutuklanıyor.Öfke, tatlı bir duygu olarak ifade edildikçe azalmıyor, artıyor.İnternet oyunları, dövüş kulübü gibi flaş animasyonlar şiddeti özendiriyor.Eğitimsiz, deneyimsiz, hisleri hakkında bilince sahip olmayan gençler, öfkeyi kontrol edecek zihinsel ustalığa sahip olamıyorlar. Not: Anne ve babalar mutlu, sağlıklı, üretken çocuklar yetiştirmede ciddi şekilde zorlanıyor. Bilim adamları, akademik dergilerde gömülü kalmış bilgileri toplumun yararına sunmak zorundadır.İşte çözüm önerileriGençlere daha çok zaman ayırmak.Gençlerin birinci sınıf zekaya sahip olması yeterli değil, birinci sınıf karaktere de sahip olması için hayat felsefesi vermek.Yanlışı konuşma yöntemiyle gençlerle olayları tartışmak.Anne-babaların görevi çocuğu üzüntüden korumak değil, bazı zevklerini kısıtlamayı ve ertelemeyi onlara öğretmektir.Şiddeti kültür haline getiren, maça değil ölmeye giden gençler büyükleri model alıyor. Not: Önce kendimizi sonra gençleri düzeltmek, ebeveynlik pratiğinin vazgeçilmezidir.Hacca gitmenin sorumluluklarıSoru: Bu sene annemle hacca gitmeyi planlıyoruz. Tesettürlü değilim. Elimden geldiği kadar dini görevlerimi yerine getirmeye çalışıyorum ama eksiğim çok. Tabii hacdan döndükten sonra daha dikkatli olmaya çalışacağım ama kendime güvenemediğim noktalar var. Mesela tatile gittiğimde denize girebilirim. Şimdiden bunun huzursuzluğunu yaşıyorum. İşyerimdeki arkadaşlarım, bana bu sorumluluğu kaldıramayacağımı söylediler. Ne yapmalıyım? (Dilek Özdoğan)Cevap: Siz hacca gitmek istiyorsanız gidin. Eksiğinize bakmayın. Elinizden ne geliyorsa onu yapın. Siz önce hacca gidip gelin. Bir hatanız olursa tevbe eder, af dilersiniz. Sizin düşünceniz tıpkı, "Şimdi namaz kılarsam, namazdan sonra belki günah işleyebilirim" deyip namaz kılmayan birine benziyor. Siz namazınızı kılın. Allah'ın tevbe kapısı her zaman açıktır. Ayrıca Allah sizin kalbinize bakar. Siz onu temizlemeye çalışın. Hac da gönül temizleme yöntemlerinden biridir. Kimseye bir şey söylemeyin, hacca gidecekseniz diye davul çalıp ilan etmenize hiç gerek yok. Allah için gizlice gidin ve gelin. Duyan olursa olur. Bu tür şeyler gösteriştir, riyadır. Siz yapacağınız işleri insanların duyması için değil, Allah'ın bilip razı olması için yapın.Araf Suresi ne diyor?Araf Suresi'nin 20. ayetini ele alarak Adem'in yaratıldığı cennetin, ahiret cenneti olduğunu sanan bir okurum, kendince bu ayetten bazı çıkarımlarda bulunuyor. Bu yanlıştır. Çünkü Araf Suresi'nde Adem'in bulunduğu cennet, şu dünya yaşamından sonra gidilecek ebedi cennet değil, dünya bahçelerinden biridir. Eğer o cennet, ebedi cennet olsaydı zaten ebediyyet içinde bulunan Adem, ebedi yaşamanın yolunu aramazdı.Sabah ezanı saatiSoru: Birkaç gündür ezan vakti olmamasına rağmen sabah saat 4'te ezan okunuyor. Bunun sebebi nedir? (Aslı Sarı)Cevap: Sabah ezanını okumanın kesin saati, dakikası yoktur. Sabah ezanı, tan yerinin ağarmasından itibaren güneşin doğmasına yakın zamana yani sabah namazı kılınabilecek vakit bulununcaya dek okunabilir.
Dünden devam"Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl ve sabahın Kuran'ın(ı, uzunca Kuran okunan sabah namazını) da (unutma). Çünkü sabah Kuran (okuması) görülecek şeydir. Ayrıca senin gecenin bir kısmında Kuran oku(yup namaz kıl)mak üzere uyanman gerekir. Böylece Rabbinin, seni güzel bir makama ulaştırması umulur" (İsrâ: 78-79) ayetlerinde namazda Kuran okunması emredilmektedir.İşte namazın temel öğeleri: Ayakta durma, Kuran okuma, rükûya varma, secde etme. Bunlar Kuran'da özetle ve vurguyla anlatılmıştır. Geriye rükû ve secdedeki dua ve tespihler kalıyor. Kuran Allah'ı çok anmayı, O'nu belirgin zamanlarda tespih etmeyi emreder. Kaf Suresi'nde secdenin ardından Allah'ın tespih edilmesi emredilir. Fakat hangi tespihler okunacak? Bunlar konusunda ayrıntıya girilmez. Çünkü bu tespihler farz değildir. Peygamberimizden rükû ve secdede çeşitli tespih formları aktarılmıştır. Bu tespihler okunmasa da namaz yerine gelir. Sadece Allah veya Subhanellah demek de yeterlidir. Ama Peygamberimizden aktarılan tespihlerin okunması daha uygundur. Kuran'da namazın kaç rekât olduğu anlatılmış mıdır? Evet anlatılmıştır. Savaş durumunda, cephede toplu namaz durumunu anlatan Nisa 102. ayette şöyle buyurulmaktadır:"Sen de içlerinde bulunup onlara namazı başlattığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler, bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma(tedbir)lerini ve silahlarını da alsınlar. İnkâr edenler istediler ki, siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etseniz de birden üzerinize bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Ama korunma tedbirinizi alın. Allah, kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır."Bu ayetten, farz namazlann ikişer rekât olduğu anlaşılır. Zaten ilk dönemlerde farzlar ikişer rekât olarak kılınırdı. Ancak hicretten bir müddet sonra Peygamberimizin, öğle, ikindi ve yatsı namazlarına ikişer rekât daha ilaveyle bu namazları dörder rekât kıldırdığı rivayet edilmektedir. Buna göre farz namazların iki rekâtı Kuran'ın emriyle sabittir. Öğle, ikindi ve yatsının farzlarına iki rekât ilaveyle dört rekât olarak kılınması da Peygamberimizin uygulamasıyla sabittir.Kuran-ı Kerim hidayet rehberidirSoru: Cifr nedir? Said-i Nursi'nin bile kullanmış olduğu bu yöntemle Kuran-ı Kerim veya herhangi bir eser yorumlanıp geleceğe dair bilgiler elde edilebilir mi? Eğer edilebilirse Kur'an bir şifre kitabı mıdır? Buna dayanarak kendisini Kuran tarafından müjdelenen din liderleri olarak takdim edenlerin davranışı Kuran'a uyar mı? (Alper Akalın)Cevap: Kuran-ı Kerim'in cifr gibi şifrecilikle ilgisi yoktur. Kuran hidayet rehberidir. Bazı kimseler, aslında Yahudi Kabbalizmi'nden gelen, harflerin sayısal değerlerinden gelecekle ilgili haberler çıkarma akımının etkisinde kalarak bu eylemi Kuran'a da uygulayıp gelecekten haber çıkarmaya çalışmışlar, bunlardan kimi tesadüfen tutmuş, büyük bir çoğunluğu da hayalden ibaret kalmıştır. Bunlar Kuran'a aykırıdır. Çünkü Kuran, "Göklerde ve yerde bulunan hiç kimse gaybı (geleceği) bilmez" buyurmaktadır.Dini bir grup liderinin bu işle meşgul olması hüccet değildir, kimseyi bağlamaz. Bununla meşgul olan yalnız o zat değil, ondan önce de çok kimse cifrle meşgul olmuştur. Muhyiddin ibn Arabi de bunlardan biridir. Hatta onun falla ilgili risaleleri bile vardır.Padişahların da müneccimleri vardı. Bu durum, falcılığı, şifreciliği yahut cifrciliği İslâmileştirmez. Müneccimlik de Osmanlı Devleti'ne hayır getirmemiş, zafer de kazandırmamıştır. Zaten iş falcılığa, ilm-i nücûma (astrolojiye) dökülünce zihinler karışmış, zihinlere vehimler girmiş, tereddütler iradeleri iş yapamaz hale getirmiştir. Hz. Peygamber'den başka hiç kimsenin sözü, din açısından Müslümanları bağlamaz.
Soru: Kuran-ı Kerim'de namazın nasıl kılınacağı hakkında ayrıntı var mıdır?Cevap: Kuran'da namazın ayrıntısı yoktur. Yalnız ana hatlarıyla namazın nasıl kılınacağı anlatılır. "Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle (Allah'ın huzurunda eğilenlerle) beraber eğilin" (Bakara: 43) ayetinde rükû edilmesi yani Allah'ın huzurunda saygı için eğilenlerle beraber öne eğilinmesi emredilir. Bu namazın rükûunu gösterir. Toplum, rükûnun ne demek olduğunu, rükû edenlerin namaz için öne eğilenler anlamına geldiğini bildiği için bu konuda ayrıntıya girilmemiştir.Hac Suresi'nin 26. ayetinde, "Bir zamanlar İbrahim'i Beyt(Kabe'n)in yerine kondurmuş(ve ona şöyle emretmiş)tik: Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavaf edenler, ayakta duranlar, rükû ve secde edenler için evimi temizle" buyurulmak-ta, Bakara 125. ayette de Allah'ın, Kabe mabedini yapan Hz. İbrahim ve İsmail'e, "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için evimi temizleyin" emrettiği bildirilmektedir. Bu ayetler de Hz. İbrahim'den beri namazın, ayakta durma, rükû ve secdeye varma şeklinde kılındığını gösterir."Allah'a tevekkül et"Kuran'ın ilk inen suresi olan Alak Suresi'nin son kısmında, namaz kılmakta olan Peygamber'e, secde ederek Allah'a yaklaşması emredilmektedir: "9- Gördün mü şu men edeni? 10- Namaz kılarken bir kulu (namazdan)? 11- Gördün mü, ya o (kul) doğru yolda olur, 12- Yahut kötülüklerden korunmayı emrederse? 13- Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar yüz çevirirse? (O zaman bu yaptığı kendisi için iyi mi olur?) 14-Allah'ın (daima kendisini) gördüğünü bilmedi mi (o)? 15- Hayır, (olmaz böyle şey), eğer bundan vazgeçmezse (onu) perçem(in)den yakalar(ateşe sürükler)iz, 16- O yalancı, günahkâr perçem(den). 17- O zaman (o gitsin) de meclisini (adamlarını) çağırsın. 18- Biz de zebanileri çağıracağız. 19- Hayır, ona boyun eğme, (Rabbine) secde et ve yaklaş.""Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun zaman O'nu tespih eyle (şanının yüceliğini an)" (Müzzemmil: 26). Bu ayetler de secdenin, namazın en temel öğesi olduğunu gösterir. Şuara Suresi'nde Hz. Peygamberin, mescitte namaz kılanlar arasında ayakta durarak, rükûya vararak ve secde ederek namaz kıldığı belirtilmektedir: "217- Galip ve esirgeyen Allah'a tevekkül et. 218- O, seni görür, namaza durduğun zaman, 219-Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken" (Şuara: 217-219). Demek ki ayetlerde namazın temel öğeleri olan ayakta durma, rükûya varma ve secde etme açıkça anlatılmıştır.Müzzemmil suresiAncak ayrıntıya girilmemiştir. Buna gerek yoktur. Çünkü hitap edilen toplum, namaz ibadetinin yabancısı değildi. Onlarda, hatalı da olsa namaz vardı. Bu ibadet bütün ilahi dinlerde vardır. Musa dininde de, İsa dininde de vardır. Şimdi bu ayetlerde namazın üç temel öğesi anlatıldı. Bir öğe kaldı, o da Kuran okuma. Namazın en temel öğesi okuma ve duadır. Müzzemmil Suresi'nin 20'nci ayetinde Kuran okumanın, namazın öğesi olduğu belirtilir:"Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah, sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesap edip gecenin belli saatlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (namaz kılarken) Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun (ne kadar kolayınıza gelirse o kadar okuyun.) Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmiştir. Onun için Kuran'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükafatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."Yarın: İlk dönemlerde farzlar ikişer rekât olarak kılınırdı.
Soru: Bir okuyucunuzun sorusunu yanıtlarken "Allah her ulusa kendi dilini konuşan peygamber gönderir ve kendi diliyle kitap indirir" diyorsunuz. Türk ulusuna Türkçe konuşan bir peygamber geldi mi? Türkçe bir kitap indi mi? (Murat Hiçyılmaz)Cevap: Murat Hiçyılmaz'ın sorusu aslında önyargının açığa vurulmasıdır. Bir kere "Allah her ulusa kendi diliyle konuşan peygamber gönderir" sözü benim değil, İbrahim Suresi'nin 4. ayetinin anlamıdır. Evet Allah, uluslara gönderdiği peygamberleri, kavimleri arasından seçmiş ve ulusun diliyle kendilerine mesaj göndermiştir. Aksi takdirde peygamberle toplum arasında iletişim sağlanamaz ve elçi göndermenin anlamı da kalmazdı. Bu ifadem mahalli (ulusal) peygamberler için söz konusudur. Ama yepyeni bir şeriat (hukuk düzeni) getirmiş olan peygamberlerin mesajları evrenseldir.İçerikleri evrenseldirHz. Musa, Hz. İsa ve özellikle son peygamber Hz. Muhammed'in mesajlarının dili ulusal ama içeriği evrenseldir. Hz. Musa'nın getirdiği kitabın dili İbranice'ydi ama Tevrat dünya dillerine çevrilmiştir. Hz. İsa Aramice konuşuyordu. Mesajı Aramice'ydi ama daha sonra İnciller Latince yazıldı ve İsa dini Avrupa'ya, Afrika'ya yayıldı. Her ulus, İncilleri kendi dillerine çevirip okudular.Hz. Muhammed de ilk önce Araplara gönderildiği için ona Arapça mesaj verildi. Çok geçmeden bu mesaj dünya dillerine çevrildi. Büyük ilahi dinler, dil itibariyle değil, içerik itibariyle evrenseldir. Hatta felsefi, bilimsel düşünceler de dil itibariyle böyledir. Mesela Marx, Capital'i Almanca yazdı ama o fikirler Avrupa'dan çok Rusya'da, Çin'de uygulamaya konuldu.Kuran, dünyanın ışığıdırArtık peygamberlik dönemi kapanmıştır. İnsanlığın yeni peygamberlere ihtiyacı yoktur. Son mesaj Kuran'ın içeriği tüm Müslüman uluslara kıyamete dek yeterlidir. O dünyanın ışığıdır. Temelde Arapça olan Kuran mesajı, Türk ulusuna benliğini kazandırmış ve Türk ulusu Kuran mesajıyla özdeşleşmiştir. Avrupalı, Türkler aracılığıyla İslâm ile tanıştığı için İslâm deyince Türklerin dinini algılamaktadır. Türk ulusu İslâm ile bütünleşmiştir. Ben kendini bilen hiçbir Türk'ün Kuran'ı dışlayacağına ihtimal vermem. Ama elbette Kuran mesajının anlaşılıp özümsenmesi için Türkçe'ye çevrilip okunması, anlaşılması gerekir. Son zamanlarda bu yolda oldukça ileri adımlar atılmaktadır.Okur mektubu"Çok değerli hocam, Peygamber efendimizin buyurduğu gibi, 'sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyiniz' tavsiye ve emri üzerine ben de bir büyüğüm, bir alim ve topluma ışık veren çok değerli bir şahsiyet olarak sizi seviyorum. Üç çocuk annesi kırk yaşında bir ev hanımıyım. İslâmiyet'i öğrenmeye gayret ediyorum. Dinimizin bu mükemmeliyeti benim aklımın alamayacağı muhteşemlikte. Bana sadece Kuran'ı okuyup secde etmek düşüyor.Tasavvuf kitabınızı ve Kuran mealinizi okudum. VATAN gazetesindeki köşe yazılarınızı her gün takip ediyorum. Televizyonda sizin bulunduğunuz sohbetleri mutlaka izliyor, tavsiyelerinize uymaya gayret ediyorum. Bir kaç ay önce kendini bilmez ve hocalığı şaibeli birinin sizi üzmesi beni çok huzursuz etti. Size sevdiklerinizle hayırlı bereketli ömür diliyorum. Bir duanızda naçizane beni de katarsanız çok mutlu olurum. Rabbimin selamı üzerinize olsun. Songül Uyanık."Nazik ve duygusal mektubunundan ötürü Songül Hanım'a teşekkür ederim. Biz, bazı kıskanç, ufuksuz insanların saldırılarına alıştık. Ne yapalım üreten kişilerin kaderi bu. Allah'a şükür, bir iki kendini bilmez yanında bize dua eden yüzbinler de var.Ömrüm oldukça Kuran'ın aydın mesajını duyurmaya çalışacağım. Fikirlerimi olduğu gibi aktarma fırsatı veren VATAN gazetesi yöneticilerine de teşekkür ediyorum. Bize saldıranlar, gizliden gizliye de kitaplarımı, yazılarımı çalıp kendilerine mal ediyorlar. Ama ben milletin sağduyusuna inanıyorum. Size teşekkürlerimi yineler, başarınız, mutluluğunuz ve gönül huzuru içinde olmanız için dualar ederim.