Her ulusa uyarıcı gönderilmiştir

31 Mart 2006

Soru: Bir yazınızda, "Allah her ulusa kendi dilinde konuşan peygamber ve kitap göndermiştir" demiştiniz. Yüce Allah neden sadece kutsal topraklar diye bilinen bölgeye böyle bir hak tanıyıp Asya'daki Türk toplumlarına veya Çin'e peygamber göndermemiş?Cevap: Sizin söylediğiniz bölgelere peygamber gönderilmediğini kim söylüyor? Ancak peygamberlerin hepsinin Kuran'da anılmadığı da yine Kuran'da vurgulanmıştır. Kuran'ın ifadesine göre her ulusa bir uyarıcı gönderilmiştir. Zamanla özünü kaybetmiş olan o ulusal mesajlar yerine bütün insanlığa son peygamber Hz. Muhammed ve son mesaj Kuran gönderilmiştir. Bu mesajın, o zaman için en büyük tanrı mabedi Kabe'nin bulunduğu Hicaz bölgesine indirilmiş olması da ilahi hikmete uygundur.Çünkü o zaman burası dünyanın iki büyük imparatorluğunun etki alanı dışında, oldukça demokratik site yönetiminin hüküm sürdüğü, saldırılardan uzak, ilahi dinlerin kavşak noktasında, Hz. İbrahim'in getirdiği tevhit (tek tanrı) inancının kalıntılarına dayalı bir kültür yapısına sahipti. Son mesajın buradan dünyaya yayılması uygun görülmüştür. Arabistan halkının ortak mabedi kabul edilen kutsal Kabe'ye, Ortadoğu'dan akın akın ziyarete veya hacca gelenler, buraya indirilen yeni mesajdan etkileniyor ve onun sesini kendi bölgelerine de taşıyorlardı."Bu cevap oldu mu?"Bu arada bir anımı sizlere aktarmak istiyorum: Yıl 1969, Polatlı yedeksubay okulundayım. Yemekhaneye tuğgeneral geldi. Biz yemek yerken herhalde paşaya, talebe arasında bir ilahiyat hocasının bulunduğu söylenmiş ki, paşayla birlikte okul komutanlarının bulunduğu masaya çağırıldım. Karşılarında hazırol vaziyetteydim. Paşa dedi ki: "Söyle bakalım, neden Hz. Muhammed önce Araplara gönderildi?" Ben aslında paşanın nasıl bir cevap beklediğini tahmin ediyordum ama beni öyle hazırol vaziyette dikip soru sormasına biraz gücendiğim için, "Allah öyle istediği için öyle oldu" dedim. Paşa, "Bu cevap oldu mu? Arkadaşlarını tatmin etti mi?" diye sordu. "Şöyle denilebilir" dedim ve devam ettim: "O zaman Araplar dünyanın en ilkel, ahlaken en geri insanlarıydılar. Allah önce onları ıslah için son peygamberi oraya gönderdi." Paşa da, "İşte bu oldu" dedi.Gerçeklere uymazAslında bu cevap doğru değildi. Çünkü o zaman Araplar kabalıklarına karşın dünyanın en ilkel insanları değillerdi. Eğer ilkel insanlar peygamber yetiştirseydi bugün bile dünyanın o zamanki Araplarından çok daha geri ve ilkel kavimler vardır, onlardan peygamber gelirdi. Peygamber, oldukça medeni kavimlerden gelir. Peygamberin ruhen olgunlaşması için belli bir manevi kültür ortamının bulunması, yani bir altyapının olması gerekir. Nasıl ilkel kavimlerden filozof yetişmezse dünyayı etkileyecek kapasitede düşünce sahibi peygamber de pek yetişmez. "O zaman dünyanın en geri insanları Araplardı" sözü, gerçeklere uymaz. Arapların kültürel değerleri, Hz. İbrahim'e dayalı şifahi dinleri, ibadetleri vardı. Bir ölçüde de site devletinde nispeten demokratik sayılabilecek yönetime sahiplerdi. Hz. Muhammed'in yetiştiği ortamı ilkel bir toplum olarak düşünmek çok yanlıştır.Mesajın dili ve içeriği"Allah, her ulusa kendi diliyle konuşan peygamber gönderir" (İbrahim: 4). Hz. Musa ve İsa, İbrani kavmine gönderilmiş peygamberlerdir. Ama Araplar onların dillerini anlamıyorlardı. Bu bakımdan yüce Allah, son olarak Hz. Muhammed'i, Araplar içinden seçip göndermiş ve ona Arapça mesaj vermiştir. Ancak ona verilen mesajın dili ulusal, içeriği evrenseldir. Kuran mesajını okuyup anlayan ve herhangi bir peygambere tabi olmayan herkes, ona uymakla yükümlüdür. Ancak herhangi bir ilahi dine (Yahudilik-Hristiyanlık) bağlı olan kişi, dinini değiştirmek zorunda değildir. O kişi Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul eder, Kuran'ın da Allah'ın mesajı olduğuna inanırsa ibadet ve eylem bakımından kendi dininde kalsa da bir sakıncası yoktur. Kuran öylelerini de cennetle müjdeler.

Devamını Oku

Tespih namazında okunan dualar ve bunların anlamları

29 Mart 2006

Soru: Tespih namazında okunan tespih tekbirinin ve diğer duaların anlamını açıklar mısınız? (Ülkü Baydar)Cevap: Bir süre önce yazdığım tespih namazında okunan tespih tekbiri ve anlamı şudur: "Subhânellahi ve'l-hamdu lillâhi velâ ilahe illâllahu vallâhu ekber: Allah'ın şanı yücedir, övgü Allah'a özgüdür. Allah'tan başka tanrı yoktur. Allah en büyüktür."Namaza başlarken bu tespih tekbirinin ardından subhaneke okunur. Anlamı şudur: "Subhaneke Allâhumme ve bihamdike ve tebâreke's-muke ve teâlâ cedduk ve lâilâhe ğayruk: Allahım şanını ulular, övgünle başlarım. İsmin mübarek, kutlu, şanın yücedir."Subhaneke'den sonra eûzu besmele çekilir: "Eûzu billahi mineşşeytânirrahcîm bismillâhirrahmânirrahîm: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, Rahman Rahim (esirgeyen koruyup bağışlayan) Allah'ın adıyla başlarım.""Bizi doğru yola ilet"Sonra Fatiha okunur: "Elhamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn. ar-Rahmânî'r-rahîmi mâliki yevmi'd-din. İyyâke na'budu ve iyyâke nestaîn. ihdiâ's-sırâta'l-mustakîm. Sırâtal-lezîne en'amte aleyhim gayri'l-mağdûbi aleyhim velâ'd-dâllîn. Amin: Alemlerin Rabbi (terbiye edip yetiştiricisi) Allah'a hamd olsun. O, Rahman'dır, Rahimdir, din gününün (mükâfat ve ceza zamanının) sahibidir. (Yâ Rabbi), ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna, kendilerine gazap edilmiş olanların ve sapıkların yoluna değil (Yâ Rabbî). Amin."Fatiha'dan sonra okunacak sure ve ayetin manası meallerden alınabilir. Rükûda okunan "subhâne rabbiye'l-azîm: Ulu Rabbimi eksikliklerden tenzih ederim", secdede okunan "subhâne rabbi-ye'l-a'lâ: Yüce Rabbimizi eksikliklerden tenzih ederim" demektir. İşte tespih namazında okunan tespihlerin anlamı budur. Diğer dualar ve anlamları "Yeni Dua Mecmuası" adlı eserimde mevcuttur. O duaları burada açıklamak, sütunun boyutunu çok fazla aşar.Müddessir Suresi 31'inci ayette kastedilen nedir?Soru: Müddessir 31'de, kalplerinde hastalık olanlarla kâfirlerin, Sekar cehennemindeki 19 melek sayısına karşı "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" diyecekleri yazılı. Oradaki 19 rakamıyla ilgili ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Bu konuyu açıklar mısınız?Cevap: Müddessir Suresi'nin 31'inci ayetinde Sekar'a yani cehennem cezaevine konulanların, oradan kaçıp kurtulmalarının mümkün olmadığı, zira o cezaevinin, 19 gardiyanın gözetimi altında bulunduğu belirtilmektedir. Kuran, Hicaz'da bulunan o zamanki kitap ehli kimselerin bu sayıyı duyunca, kendi inançlarına uygun düştüğünden ötürü sevindiklerini belirtmektedir. Bu sayı, kaçıp kurtulmanın imkânsızlığını belirtmek için kullanılmış bir temsil sayısı da olabilir.Bu tür temsil sayılarının örnekleri Kuran'da vardır. Mesela Yunus Suresi'nin 80'inci ayetinde, "Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen yine Allah onları affetmez..." buyurulmaktadır.Buradaki yetmiş sözü, belli bir sayı değil, kesinlik ifade etmektedir. Mesela halk arasında, "Yüz kere söylesen anlamaz" denilir. Bu sözün anlamı, bir insanın anlayış kabiliyetinin kıtlığıdır. İşte ayetteki yetmiş sözü de bu anlamda kullanılmıştır. Yani Allah, küfür ve ikiyüzlülüklerinden vazgeçmeyen münafıkları asla bağışlamaz, demektir. Yoksa ayetten, Allah yetmiş kere istiğfar edince bağışlamaz, daha fazla istiğfar edince bağışlar anlamı çıkmaz. Müddessir Suresi'nin 31'inci ayetinde de cehennemden kurtulmanın imkânsızlığı, 19 gardiyanın gözetimi altındaki cezaevi örneğiyle anlatılmış olabilir.

Devamını Oku

İçinizdeki düşünce sizin niyetinizdir

29 Mart 2006

Soru: Gusül abdesti alırken niyeti tam olarak içtenlikle yapmadığımı hissediyorum ve defalarca aynı şeyleri yeniden tekrarlıyorum. Tabii bu da çok vaktimi alıyor. Ayrıca fazla su sarf ediyorum. Ne yapmalıyım?Cevap: Niyet öyle sözle yapılacak bir şey değildir. Banyoya yıkanmak amacıyla girersiniz. İçinizdeki düşünce niyettir. Öyle sözle "Niyet ettim Allah rızası için gusletmeye" demenize gerek yok. Ne Peygamberimiz, ne de sahabileri böyle bir şey yaptılar. Yüzünüzü yıkarken, "niyet ettim yüzümü yıkamaya" mı diyorsunuz? Böyle boş şeylerle uğraşırsanız kendinizi zahmete sokarsınız.Gusletmeye önce edep yerlerini yıkamakla başlanır. Aynen namaz abdesti gibi abdest alınır. Sonra üçer kere başa, sağ omuza ve sol omuza su dökülerek her defasında vücut iyice ovuşturularak suyun bedenin her tarafına ulaşmasına çalışılır. İşte gusül budur. Suyu ve vakti boşa harcamak israftır. Üç kez su dokunup her defasında beden tamamen yıkanmakla gusül tamam olur. Artık guslüm oldu mu olmadı mı diye düşünmeye gerek yok. Çünkü bu tür düşünceler hastalıktır.Bunları bırakmanız gerekir. Din kolaylıktır. Hz. Peygamber, bir ırmak kenarında dahi olsa, abdest alırken suyu gereğinden fazla harcamanın, israf olduğunu buyurmuştur. Irmak kenarında abdest alırken suyu fazla kullanmakla ırmaktan su eksilmez ama bu hadiste kanaat, savurganlıktan kaçınma, en bol olan şeyi dahi gereğinden fazla harcamama konusunda çok önemli bir mesaj vardır.Âlemlerin Rabbinde adaletsizlik olmazSoru: Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak başka bir ülkede dünyaya gelebilirdim. O takdirde İslâm'ı öğrenmem, Müslüman bir toplumda doğan çocuğa göre çok daha zor olmaz mıydı? Bu durumda Müslüman bir ülkede yetişen çocukla, başka bir bölgede, başka bir dinde yetişen çocuk arasında bir eşitsizlik olmuyor mu? (Serhat Öztürk)Cevap: Siz dünyanın neresinde ve hangi din ortamında doğarsanız doğunuz, Allah'a ve ahirete inanır da bulunduğunuz dinin kurallarına göre Allah'a ibadet eder, güzel ahlak sahibi olursanız, Kuran'a göre cennete gidersiniz. Allah cenneti herhangi bir dinin veya ırkın tekeline vermemiştir. Cennet vizesi almanın üç temel şartı vardır: Allah'a inanmak, ahirete inanmak ve salih amel, yani güzel ahlak sahibi olmak (Bakara 62, Maide 69). Siz cennet tekelcilerinin sözlerine bakmayınız. Allah'ın rahmeti bütün kullan kapsar. Alemlerin Rabbinde adaletsizlik olmaz. Peygamber gönderip açık açık uyarmadıkça da kullarına azap etmez: "Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur, kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr, başkasının günâh yükünü taşımaz. Biz elçi göndermedikçe azap edecek değiliz" (Isrâ: 15).Gusül abdestiyle namaz kılabilirsinizSoru: Gusül abdesti aldığımız zaman bununla vakit namazlarımızı kılabilir miyiz?Cevap: Cünüp olan kimsenin, namaz kılabilmek için gusül abdesti alması yani yıkanması gerekir. Cünüpken namaz kılınmaz. Ama bir özür dolayısıyla yıkanamayan kimse, teyemmüm ederek namazını kılar. Namaz hiçbir halde düşmez. Cünüplükten yıkanan kimse, bütün bedenini yıkadığı için abdest de almış demektir. Gusle abdestle başlamak sünnettir. Kısacası gusül abdesti alan bir kimsenin ayrıca namaz abdesti almasına gerek yoktur. Banyodan çıkınca ve abdesti bozulmadıkça her zaman namaz kılabilir.Kâinat, Yüce Allah istediği için yaratıldıSoru: Kâinat peygamberimizin hürmetine mi yaratılmıştır? Açıklar mısınız?Cevap: Kâinat hiç kimsenin hürmetine yaratılmadı. Yüce Allah istediği için yaratıldı. O tür rivayetler hep abartıdan ibarettir. Her din mensubu kendi peygamberi için, hatta çoğu tarikat mensubu da kendi şeyhi için böyle abartılı şeyler üretir ve bunlara inanır. Ama bunun ne Kuran-ı Kerim'de ne de sağlam hadiste bir dayanağı yoktur.

Devamını Oku

Çocukların da ana babaları üzerinde bazı hakları vardır

28 Mart 2006

Sorular:Allah katında ana-baba hakkının boyutu nedir? "Ana-babaya hürmet, Allah'a hürmettir" deniyor. Peki çocukların hiç hakkı yok mu? Annem biz çocuklarını çok aşağılıyor. Kendisini hatasız görüyor. "Benden daha fazla bir şey bilmenizin imkânı yok" diyor. Bize hiç değer vermiyor. Ne yapabilirim?İyi bir işe girebilmem için kurslara gitmem gerekiyor. Ancak paraya ihtiyacım var. Sayısal loto ve iddaa oynuyorum. Şayet para çıkar da kursa devam edip iyi bir işe girersem, buradan kazandığım helâl olur mu?İyi düşündüğüm hiçbir şey olmuyor ama kötü düşündüğüm şeyler oluyor. Askerde bunu denedim ve ispatladım. İnanın arkadaşlar korktu. Neden böyle oluyor?Cevaplar:Annenizin size kaba davranması, sizi aşağılaması olur şey değil. Onun buna hakkı yok. Siz yine de onu kırmamaya çalışın, hizmetini yapın ama sizi aşağılamasına da fırsat vermeyin. Hatta dinlemeyin, o söylenmeye başladığı zaman yer değiştirin, dışarı çıkın, başka şeylerle meşgul olun. Bir gün onun da aklı başına gelir. Haklar karşılıklıdır.Ana-babanın evlat üzerinde hakları olduğu gibi çocukların da ana-babaları üzerinde hakları vardır. Evlatlarını güzel yetiştirmek, eğitimlerini yaptırmak, hayatlarını kazanmaları için onlara destek olmak, muhtaç oldukları sevgiyi bol bol vermek çocukların, ana-baba üzerinde bulunan haklarındandır. Annenizin kaba davranması biraz da kendi yetişme tarzından kaynaklanıyor olabilir. Siz kendinizi düzeltin, o da düzelir.Vicdanınıza danışınLoto, toto gibi şans oyunlarından kazanılan para, çok kuşkulu paradır. Ben bu tür paraların helal olduğu kanısında değilim. Ama siz o parayla kursa gidip daha sonra tahsil yaparak okullar bitirir ve bir işe girerseniz, kendi alnınızın teriyle tahsil yapmış, iş sahibi olmuşsunuzdur. Yaptığınız işten kazandığınız para helaldir. Böyle ayrıntılarla uğraşmanın yararı yoktur. Çünkü din, bu gibi ayrıntıları şahısların vicdanına bırakmıştır. Peygamberimiz, "Müftüler sana fetva verse de sen kendi vicdanına danış" buyurmuştur.Siz istediğiniz şeyin olmayacağı hususunda kendinizi şartlandırmışsınız. İşte bu peşin inancınız, istediğiniz şeyin olmamasına adeta davetiye çıkanyor. Çünkü o işin olmayacağına inanıyorsunuz. Şum tutuyorsunuz. Şum, uğursuzluk demektir. Böyle olumsuz düşüneceğinize olumlu düşünün. Allah'ın sizi koruyacağına inanın. Bir kutsi hadiste Allah'ın, "Ben kulumun, benim hakkımdaki zannı üzereyim. Kulum beni nasıl bilirse ben öyleyim. Kulum beni bağışlayıcı bilirse ben onu bağışlarım..." buyurduğu anlatılır.Psikolojik şartlanmaBurada verilen mesaj şudur: Kul kötümser değil, iyimser olmalıdır. Siz istediğiniz şeyin olmayacağına değil, kesinlikle olacağına inanın. Göreceksiniz işler düzelecek. Bundan sonra hep Allah'ın lütufkârlığına, koruyuculuğuna inanın. Kimseyi de sizin talihsiz olduğunuza inandırmayın. Bu uğursuzluk düşünceleri, uğursuzluk getirir. Aslında böyle ters sonuçların doğması, psikolojik şartlanmalardan kaynaklanır. Bir ayet, "Başına gelen her iyilik Allah'tan, başına gelen kötülük de senin kendi nefsindendir" buyurmaktadır. Sen bir şeyin olmasını umarken bilinç altından da o şeyin olmayacağını düşünüyorsun, işte bu düşünce, eylemi etkiliyor. Önemli bir psikolojik vaka. Bu konuda bir psikologla da görüşseniz iyi olur.Can ismi Kuran'da ne anlama gelir?Soru: Can isminin Kuran-ı Kerim'deki anlamını öğrenmek istiyorum. Bu adı kullanmakta bir sakınca var mı? (Cemil)Cevap: Can kelimesi Kuran'da cin, Türkçe'de ise ruh anlamına gelir. Rahman Suresi'nde Allah'ın can'ı yani cinleri, karışık yahut çalkalanan bir ateşten yani ışından yarattığı vurgulanmaktadır. Can ismini kullanmakta dini açıdan hiçbir sakınca yoktur.

Devamını Oku

Mevlânâ'nın ağaçlarına kıymayın...

27 Mart 2006

Konya'dan bir okurum şunları yazıyor: "Mevlânâ C. Rumi'nin türbesi önünde 100-150 yıllık çok güzel ladin ağaçları var. Bunlar türbenin güzelliğini bütünlüyor. Ağaçların çok büyümesi nedeniyle türbenin görüntüsünü engellediği, onun için kesilecekleri konuşuluyor. Konya TV'si bu konuya çözüm arandığını açıklıyor. Bir yanlış yapmamaları için yetkilileri uyarmanızı rica ediyorum." (Ferzan Gıda Tic.)Okurumun düşüncelerine katılıyorum. Ağaç bir canlıdır. Tabiatın süsüdür. Özellikle Hz. Mevlânâ türbesinin çevresindeki asırlık ağaçlar, Mevlânâ'nın nefesiyle büyümüştür. Mevlânâ, sadece türbenin yeşilini görmek midir? Onu anlamak, felsefesini anlamaktır. Aynca o ağaçlar sanki Mevlânâ'nın ululuğunun bir simgesi gibi duruyor orada. Elbette Hz. Mevlânâ türbesinin görünmesi dini açıdan değil ama turistik açıdan önemlidir ama o ağaçlar da en az türbe kadar önemlidir. Çünkü türbe insan yapısı, oysa o ağaçlar Hakk'ın inşasıdır. Bakın, insan gönlüyle Kabe'yi karşılaştıran Hz. Mevlânâ, Allah yapısına ne kadar ağırlık veriyor:Dil bedest âver ki hacc-i ekberest Ezhezârân Kabe yek-dil bihterest Kabe bünyâd-i Halîl-i Âzerest Dil nazargâh-i Celîl-i EkberestBir gönül almaya bak ki bu, en büyük hacdır. / Bir gönül, yüz bin Kabe'den daha iyidir. / Çünkü Kabe'yi Halil İbra him yapmıştır. / Oysa gönül, Allah'ın nazar ettiği (baktığı) makamdır.Çok zorunlu bir neden olmadan sıradan ağaçlara dokunmak doğru değilken, hatta kanaatime göre haramken (çünkü onlar da can taşıyan nefistir) Mevlânâ ağaçlarına nasıl kıyılır? Peygamberimiz, "Kim bir yaş fidanı keserse Allah onu baş aşağı cehenneme atar" buyurmuştur. Ve "Kıyametin kopmakta olduğunu dahi görseniz, elinizdeki ağacı dikmeye fırsatınız varsa onu dikiniz" sözüyle insanları ağaç yetiştirmeye özendirmiştir. Sultan Fatih'in de "Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim" dediği meşhurdur. Eğer bu bilinç devam etseydi bugün Anadolumuz, böylesine saçı dökülmüş kele dönmezdi.Lütfen ağaçlara kıymayınız. Ağacın değeri büyüktür. Atalarımızın çok eskilerden değerini anlayarak, doğan her çocuk için birer tane ağaç diktiğini, ağaçların radar görevi yaptığını ve hepsinin içinde tarihe ışık tutan bir yaşam öyküsünün saklı olduğunu biliyor musunuz?Kökleriyle toprağımızı savunan, ürünlerimize yağmur getiren, onları rüzgârdan koruyan, zararlı böcekleri yok ederek kuşlara yuva olan, hayatımızın vazgeçilmezi ağaçların, keşfedilmemiş "süper yetenekleri" ortaya çıkarılmıştır. Bunları zaten Konya Be-lediyesi'nin değerli yöneticileri gayet iyi bilirler. Bizimkisi sadece bir hatırlatmadır. Yine yetkililerden rica ediyorum: Lütfen Mevlânâ ile bütünleşmiş ağaçlara dokunmayınız. Bırakınız Hz. Mevlânâ, kendisinden nefes almış ağaçlarının gölgesinde yatsın!Boş mezar efsanesiSoru: Bir Hristiyan ile din konularında tartışmaya girdik. Bu kişi daha önce Müslümanmış sonra Hristiyan olmuş. Çünkü İslâm'da boş mezar kavramının cevabının olmadığına inanıyormuş. Bu "boş mezar" sözünün ne anlama geliyor? (Yavuz Celep)Cevap: Böyle saçmalıklara ne cevap vereceksin? "Boş mezar" diye bir şey yoktur. Bütün mezarlar birkaç yıl sonra içine konan kişi çürüyünce boş olur. Bir de Hristiyanlar çarmıha gerilip öldürülen ve kabre gömülen İsa'nın kabrinden kalkıp göğe çıktığına inanırlar. Onun kabrini ziyarete gelenler mezarının boş olduğunu görmüşler. Gören kim? Cinli, mecnun bir kadın.Bunlar hep uydurulmuş şeylerdir. Kanıt yok, ispatı yok. İddia.Ne yapalım inançtır, öyle inanıyorlar. Ama bir insanın cismiyle göğe çıkmasını akıl mantık kabul eder mi? Gökte insan yaşar mı? İşte "boş mezar" efsanesi bu. "Boş mezar" inancı kime ne kazandırır? islâm'ı bilen bir kişinin Hristiyan olması söz konusu olamaz. Ancak herkes inancında hürdür.

Devamını Oku

Yüce Allah'ın bilgisi zamanla sınırlı değildir

25 Mart 2006

Soru: Allah insanları yaratmadan önce onların şu ömür içinde neler yapacaklarını bilir. Tüm eylemlerimizi levhi mahfuza yazmıştır. Ben daha dünyaya gelmeden önce yapacağım işler saptanmış ise başka seçeneğim yok demektir. Buna rağmen bana sorumluluk yüklenmesini bir türlü aklım almıyor. Belki bilgi eksikliğinden ötürü bu mesele zihnimi kurcalıyordur veya şeytan vesvesesidir. Ama aklım almıyor diye kesinlikle Allah'a isyan etmiyorum. Aksine O'na daha çok bağlanıyor, imanımı koruması ve kuvvetlendirmesi için dua ediyorum. Allah'a şirk koşanlar sonsuza dek cehennemde kalacaklar mı? Bir hadise göre Peygamber efendimize cennete gireceklerin sayısını sormuşlar, "siyah renkte bir merkebin sırtındaki beyaz tüyler kadar" demiş. Bu doğru olabilir mi? (Erhan Altunöz)Kuran-ı Kerim'de yokCevap: Siz Kuran kursu bilgileriyle veya vaiz anlatımlarıyla dini öğrenmişsiniz, onun için bu düşünceler kafanızda yer etmiş. Ama anlattıklarınız Kuran'ın anlattıklarıyla kesinlikle örtüşmüyor. "Allah insanlardan önce ruhlarını yarattı" ifadesi doğru değil. Allah insanın bedenini ve ruhunu beraber yaratır. "Allah, dünyaya gelmeden önce insanın cennete veya cehenneme gideceğini levhi mahfuza yazmıştır" ifadesi de doğru değil. Kuran'da böyle bir şey yok. Öyle olsa peygamber göndermenin, kitap indirmenin ne anlamı kalır?Mukayese edilemezAllah'ın bilgisi, bizim bilgimizle mukayese edilemez. Asla Allah bizi günahlar yapmaya ve dolayısıyla cehenneme gitmeye mahkûm etmemiştir. İnsana cüzi irade vermiştir. Bu iradeyle insan kendi eylemini seçer. Peki ama Allah, bir kişinin mesela 50 yıl sonra ne yapacağını bilir mi? Elbette bilir ama O'nun bilgisini biz, kendi şartlarımızla mukayese ettiğimiz için yanılıyoruz. Allah için zaman yoktur. O'nun 50 yıl sonra veya 60 yıl önce bilmesiyle şimdi bilmesi arasında fark yoktur. O, zaman üstüdür.O'nun bilgisi zamanla sınırlı değildir. O'nun bilgisini bir aynaya benzetebilirsiniz. Ayna, karşısında ne bulunursa onu gösterir. Eşyanın aynada görünmesi, onların var olmasını gerektirmez. Yani ayna, eşyayı var etmiyor, var olanlar aynaya yansıyor. O, olayları bütün olarak bilir. Bilgisinde artma eksilme olmaz. Allah'ı zaman içinde düşünmeyin.İbadet gücü verirBiz kendi şartlarımız içinde düşünürsek Kuran bazında deriz ki: Allah insanı, sınırlı kapasitede özgür bırakmıştır. İnsan isterse namaz kılar, Allah ona ibadet gücünü verir, isterse günah işler, Allah ona günah işleme gücünü verir. Kulu sorumlu kılan seçimidir. Buna "irade-i cüziyye" denilir. "Cehenneme gideceklerin sayısı cennete gideceklerden çoktur" sözü de yanlıştır. Kim demiş onu? Allah'ın rahmeti nerede? Allah'ın acıması, insanların acımasıyla kıyaslanamayacak ölçüde çoktur. Çünkü Allah'ın rahmeti, gazabına baskındır. Cehennem yedi bölümlüyken cennet sekiz bölümlüdür.Ruh olgunlaşırDemek ki cennete gideceklerin sayısı cehenneme gideceklerden çoktur. Aslında cehennem de sonsuzca azap değil, kulun ruhunu olgunlaştırma yurdudur. Kulun çektiği azaplar da ruhunun olgunlaşması için verilir. Her insan ruhu olgunlaşıp sonunda cennete yükselecektir. Muhyiddin ibn Arabi ve büyük İslâm mutasavvıflarının dediği üzere cehennem azabı bir gün sona erer ama Allah'ın rahmetinin tecellisi olan cennet sonsuzca devam eder. Size, "Kuran Ansiklopedisi" adlı eserimdeki "İrade-i Cüz'iyye", "Kader" ve "Cennnet Cehennem" maddeleriyle "Yüce Kuran'in Çağdaş Tefsiri" adlı eserimde Hud Suresi'nin 107-108. ayetlerini okumanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku

Her şey sadece Yüce Allah'ın istemesiyle olur

24 Mart 2006

Soru: Ondukuzuncu yüzyılda yaşamış şeyh olduğu belirtilen bir din adamının Miftah-ül Kulüb isimli eserinde kutbulaktab'dan bahsederken, "her iki cihanda da ne olursa onun mübarek kalbinin bilmesi ve dilemesiyle olur" deniliyor. Bu açıkça şirk değil midir? Hz. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli de tasavvufu böyle mi anladılar acaba? Bu konuyla ilgili kısa da olsa bilgi vermenizi rica ediyorum. (Erdoğan Özsarı)Cevap: Bu tür söylemler, sonradan gelen mutasavvıfların düşünceleridir. İlk tasavvuf pirlerinde böyle bir ifade yoktur ve bu tür ifadeler İslâm'ın tevhit inancına tamamen aykırıdır. Niçin cihanda olan her şey kutbulaktab'ın gönlüne göre olsun? Bu ne demek? Kutbulaktab denen kişinin açıkça Allah olması demek. Böyle şey asla kabul edilemez. Kimin tarafından söylenirse söylensin, batıldır, kesin bir şekilde reddedilir.Zaten bu kutub, kutbulaktab ifadeleri de ne ayete, ne de hadise dayanır. Eski inançlardan İslâm tasavvufuna sızdırılmış, şeyh denen kişilerin de işine geldiği için iyice oturtulmuştur. Eğer kutub veya kutbulaktabın her istediği oluyorsa kendisi hasta olmasın, ihtiyarlamasın. Bu öyle büyük bir vebaldir ki Hristiyanlığın İsa inancından da daha uzak uçlara düşer. Kuran-ı Kerim ne diyorsa, din odur. Elbette keramet var, ermişlerin elinde olağanüstü şeyler olur ama bunlar Allah'ın lütfudur, Allah'ın istemesiyle olur, kutub denen kişilerin istemesiyle değil.Tek başına cuma namazı kılınmazSoru: İşim nedeniyle cuma namazı için her zaman camiye gitme fırsatım olmuyor. Çoğu zaman eve geldiğimde ikindi vakti de geçiyor. Bu nedenle cumanın farzını kıldıktan sonra ikindinin farzına niyet ederek 4 rekât daha namaz kılıyorum. Kılmış olduğum bu namazlar dini vecibeye uygun mu? (Mehmet Akay)Cevap: Eğer cuma için camiye gidemiyor veya birkaç kişiyle birlikte cemaatle cuma namazı kılamıyorsanız, tek başına cuma namazı kılınmaz. Cuma namazını kılamayanlar, onun yerine öğle namazını kılarlar. Sizin uygulamanız doğrudur. Acil durumlarda öğleyle ikindiyi, akşamla yatsıyı birleştirerek kılabilirsiniz. Cuma günü de cemaatle kılınan cuma namazının ardından bir kametle 4 rekât ikindi namazını kılarsanız borcunuzu ödemiş olursunuz. Peygamberimiz bazen normal zamanlarında da birleştirme olayını uygulamıştır.Alacağınız tazminat elbette ki helaldirSoru: Hem okuyor hem çalışıyorum. Buna mecburum ancak derslerimin yoğunluğu nedeniyle işten ayrılmak zorundayım. Acaba çalışmakta olduğum işyerinden ayrılırken kıdem tazminat talep etsem bu para helal olur mu?Cevap: Siz kıdem tazminat için başvurur, talebinizi iletirsiniz. Firma yöneticileri, kendi isteğiyle işten ayrılanlara tazminat verirse bu helaldir. Çünkü çalışanın hizmeti ve güzel ahlakı takdir edilerek tazminat veriliyor. Bunda yasal olmayan bir şey yok. Ama mecbur değiller, o başka. Siz istersiniz, verilirse alırsınız, vermezlerse kaderinize razı olursunuz.Karar tamamen size ait olmalıdırSoru: Bireysel emeklilik sistemine kayıt yaptırıp yaptırmamakta kararsız kaldım. Dinimizce caiz midir? Bu konuda beni aydınlatmanızı rica ediyorum. (Ekrem İnce)Cevap: Benim kanaatime göre arabanızı sigorta yaptırmak nasıl caizse bireysel emeklilik de caizdir. Sanki normal emeklilik, bireysel emeklilikten farklı bir şey mi? Biri caiz ise öteki de caizdir. Bunda hiç tereddüdünüz olmasın. Emeklilik meselesi yeni bir şey değil ki, ta Osmanlı döneminden bu yana uygulanıyor. Tabii sonuçta karar tamamen size ait olmalıdır.

Devamını Oku

Yakup, rüya gördüğü yere mabet yaptırdı

24 Mart 2006

2 Mart 2006 tarihli "İsrail oğulları hangi soydan geliyor?" başlıklı yazımda zühulen Yakup yerine, İshak'ın 12 oğlu olduğu belirtilmiş. Bu yanılgıyı anımsatan Sibel Biçacı'ya teşekkür edip diğer okurlarımdan da özür dilerken konuyu bir kez daha açıklamayı gerekli görüyorum. Bunu gerek "Kuran Aksiklopedisi"nde, gerekse iki yıl önce VATAN Gazetesi tarafından armağan olarak verilen "Peygamberler Tarihi" adlı eserimde anlatmıştım. İşte, "Peygamberler Tarihi" nde yazdıklarım:İSHAK (Aleyhisselâm): Tevrat'ın Tekvin Sifri'nin 25-28. bablarında anlatıldığına göre Sara, İshak'ı doğurduğu zaman yüz yaşında olan İbrahim, oğlu büyüyünce onu kendi akrabasından bir kızla evlendirmek için vekil harcı olan kölesini Harran'a gönderdi. Kölenin Harran'dan getirdiği Rebeka ile evlenen İshak'ın, bir doğumda ikiz olmak üzere Esav ve Yakup adlı iki oğlu oldu. Büyüdüklerinde Esav kır adamıyken Yakup şehir adamıydı. İshak, büyük oğlu Esav'ı, Rebeka ise doğumda ondan sonra gelen oğlu Yakup'u daha çok severdi. Kıtlık yüzünden Filistin Kralı Abimelek'in yurduna giden İshak, orada zengin, sürüler sahibi oldu. İshak'ın güçlendiğini gören Abimelek, onu ülkesinden gönderdi. Bunun üzerine İshak, Beer-Şeba'ya geldi. İsmail ve İshak, M. Ö. 18'inci yüzyılda yaşamışlardır.Kim olduğunu sorduYAKUP (selam ona): Artık kocamış olup gözleri görmeyen İshak, büyük oğlu Esav'a, kıra gidip kendisi için hayvan avlamasını ve yemek yapıp kendisine yedirmesini, daha sonra da dua edip onu mübarek kılacağını söyledi. Bunu duyan annesi, Esav kıra gittikten sonra, küçük oğlu Yakup'a, iki oğlak kesip pişirerek babasına yedirmesini, böylece kardeşinin yerine kendisinin mübarek kılınmasını öğütledi. Yakup, annesinin dediği gibi yapıp pişirilen yemeği babasının önüne koyunca babası, getirenin kim olduğunu sordu. O da Esav olduğunu söyledi. İshak, Yakup'un ellerini tuttu: "Ses Yakup'un sesi ama eller Esav'ın elleri" dedi. Çünkü Esav'in elleri kıllı Yakup'un ise elleri hariç, bedeninin diğer kısmı kılsızdı. Ellerini tutunca Yakup'u Esav sanan İshak, sesin Yakup'un sesi olduğunu fark etti. Fakat yine de onu Esav sanarak mübarek kıldı (yani kendi yerine geçirdi)."Hakkımı elimden aldı"Esav avdan dönüp durumu öğrenince çok kızdı, "Bu, iki keredir beni aldattı, daha önce de beni kandırıp büyük oğulluk hakkımı elimden almıştı" dedi ve babasının ölümünden sonra onu öldüreceğini söyledi. Bu yüzden Yakup, annesinin önerisiyle Harran'a, dayısı Leban'ın yanına gitti. Harran'a giderken geceyi geçirdiği yerde bir taş alıp başının altına koydu ve uyudu. Rüyasında göğe merdiven kurulduğunu (miraç), meleklerin inip çıktıklarını gördü.Allah, kendisine zürriyetinin, yerin tozu gibi çok olacağını, tekrar ülkesine döneceğini söyledi. Yakup, bu rüyayı gördüğü yere bir taş dikip taşın üstüne de zeytin yağı dökerek o yeri belli etti. Tekrar ülkesine dönmesi nasip olduğu takdirde orada bir mabet yaptıracağını adadı. Daha sonra döndüğünde Tann adına yaptırdığı mabede Beyt-el (Beytul-lah: Allah'ın evi) adını verdi.İsrailoğulları'nın atasıHarran'da dayısı Leban'a yirmi yıl hizmet edip onun iki kızı Lea ve Rahel ile birer hafta arayla evlendi. Bu iki kadından birincisi Yakup'a altı oğlan bir kız doğurdu ki adlan şöyledir: Ruben, Şimeon, Levi, Yahuda, İssakar, Zebulun ve Dina (kız). İkincisi olan Rahel ise iki oğul, Yusuf ve Benyamin'i doğurdu. Bu kadınlardan her biri, kendi cariyelerini de kocalarına verip onunla evlendirmişlerdir ki Lea'nın cariyesi Zilpa, Yakup'a Gad ve Aşer'i; Rahel'in cariyesi Bilha da ona Dan ve Neftali'yi doğurmuştur. Böylece Yakup'un oniki oğlu, bir kızı olmuştur (Tekvin: 35).Allah tarafından kendisine İsrael (yani Allah'ın kulu) adı verilen Yakup, İsrailoğullan'nın atası olurken kardeşi Esav da Edomluların atası olmuştur. Yakup, gelişen olaylar üzerine ailesiyle birlikte Mısır'a gitmiş, orada ölmüş ve vasiyeti üzerine cenazesi Filistin'e getirilip atalarının yanına gömülmüştür.

Devamını Oku