Soru: Dâbbet-ül-arz adında bir filme gittim. İlmihalden bildiğim kadarıyla filmde ismi geçen varlık, kıyametin alametlerinden biri. Ancak filimdeki görüntüler beni dehşete düşürdü. Bu tür yapımlardan İslâmiyet'e bakış açılarının etkilenip etkilenmeyeceğini merak ediyorum. Çünkü insanlarımızın safsatalara çok çabuk inandıklarını biliyorum. Bir açıklama yapar mısınız? (Melike)Cevap: "O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe (canlı) çıkarırız, o onlara, insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler" (Neml: 48/82) ayetinde Allah'ın, suçlu insanların aleyhindeki kararı gerçekleştiği zaman, yerden onlara konuşacak bir canlı çıkaracağı belirtilmektedir ki bunun şekli, büyüklüğü, nereden çıkarılacağı hakkında çeşitli rivayetler vardır. Ancak rivayetlerde anlatılanların hiçbiri ayette yoktur. Onun için Fahreddin-i Razi, "Bu tür şeylerden herhangi birinin, Hz. Peygamber tarafından söylendiği saptanırsa kabul edilir yoksa bunlara önem verilmez" diyor. Bunlar, sahabi ve tabiîler zamanında çevrede dolaşan rivayetleri yansıtmaktadır.Niteliğini asla bilemeyizAyrıca bunlar, Hz. Peygamber zamanında halk arasında, kıyametten önce böyle bir hayvanın çıkacağı inancının yaygın olduğunu da gösterir. Vehb ibn Münebbih'e dayandırılan bir rivayet, bu yerden çıkacak hayvan inancının, Yahudi kaynaklı olduğunu gösterir. Demek ki Yahudiler de kıyametten önce veya kıyamet esnasında yerden bir hayvan çıkacağına inanıyordu. Kuran, insanların inandığı o hayvanın çıkacağı kıyamet zamanını anımsatarak toplumu uyarmaktadır. Kıyametten önce böyle bir hayvanın çıkacağına inanırız. Ama bu hayvanın niteliğini, bunun ne anlama geldiğini bilemeyiz. Modernist müfessirler de bu hayvanı, tren, otomobil gibi araçlara işaret saymaktadırlar ki bu da zoraki yorumdan başka bir şey değildir.Ayetlerde açıklama yokKuran'ın anlattığı dâbbe, bir alet değil, canlı varlıktır, yani hayvandır. Bu hayvan bizzat konuşabilir yahut durumuyla olağanüstü bir şeyi anlatabilir ki buna hal dili denilir. Kuran'da hal dili anlatımlarının örnekleri vardır: Yerin, göğün konuşması gibi (Fussilet: 11). Kuran'da işaret edilen dâbbet-ül-arz'ın mahiyetini, şeklini, biçimini hiç kimse bilemez. Çünkü böyle bir açıklama ne ayetlerde vardır, ne de Peygamber'in bizzat kendi sözlerinde. Filmindeki görüntülerin, İsrailoğlu efsanelerinden yararlanılıp hayal gücüyle yapılmış olduğu kanısındayım. Temel amaç, duygu sömürüsüyle insanları etkileyip paralarını çekmektir. Bunlar batıl şeylerdir. Kuran'ın söylediğine inanır, gerçeğini Allah'a havale ederiz ama hayallere inanmak vebaldir.İbadetle takıntıları birbirine bağlamayınSoru: 29 yaşında bir bayanım, elimden geldiğince Yüce Rabbime dua etmeye çalışıyorum. Ancak uzun süredir vesveseyle boğuşmaktayım. Vesveselerim temizlik, dua ve sure okurken benim için kutsal olan her değere, küfürler şeklinde oluyor. Üzerinde durmamaya çalışıyorum fakat yenilmek üzereyim. Bu yüzden sabahlara kadar ağladığım günler oluyor. Ne yapmalıyım? (Anıl Eker)Cevap: Bu, psikolojik bir olaydır. Buna takıntı denilir. Siz ibadetle o takıntıları birbirine bağlamışsınız. Bu takıntıya, yaşadığınız bir olay sebep olabilir. Bu sebebi bulmak için olayın kökenine inmek gerekir. Yaşadığınız durum şuna benziyor: Bir Hristiyan kadın ibadet ederken, kocası gelip küfrediyor. Her defasında bu durumu küçük kızıları izliyor. Sonunda çocuğun zihninde ibadetle küfür, kondisyone oluyor, birbirine bağlanıyor.Çocuk, annesi tarafından ibadete yöneltiliyor ama bilincinde küfürle ibadet ilintilendiği için her ibadet ettikçe aklına küfür geliyor. İbadet, çocuğun zihninde küfrü çağrıştırıyor. Bu psikolojik bir olaydır. Belki sizin de bilinçaltınız, çevrenizde cereyan eden küfürlü bir olaydan etkilenmiş olabilir. Psikolog, zihninizden bu tür vesveseleri (takıntıları) silebilir. Benim size tavsiyem, Allah'ı çok anmanız ve düşüne düşüne Kuran meali okumanızdır.
Soru: Muhiddin Arabi'nin şahsıyla vahdet-i vücut felsefesi hakkındaki görüşleriniz nedir? (Mehmet Çobanoğlu)Cevap: Muhiddin Arabi, kanaatime göre büyük bir İslâm mutasavvıfı ve filozofudur. Onun felsefesi, kendisinden sonra hemen herkesi etkilemiş ve tasavvuf akımında çığır açmıştır. Ancak onun sadece sözlerini alıp her şeye tanrı demek yanlıştır. Onun kastı da bu değildir zaten. Düşünelim, bu evreni yaratan Allah. Peki nereden yarattı? Kendisinden başka varlık var mıydı? Öyle olsa iki kadim (öncesiz) olması gerekir. İki kadim, iki tann demektir. Bu olamaz. Öyle ise Allah, bu evreni kendisinden ayrı bir varlıktan değil, kendisinden yaratmıştır. O halde bütün varlıkların temel kaynağı Tann'nın kendisidir. Yani temelde varlık çeşitli değil, tektir.Ancak burada varlığın iki sıfatı karşımıza çıkar. Biri varlığın aslı ki bu, Allah'tır. Buna vacibül vücut (gerekli varlık) denilir. Bir de bu varlığın şekle soktuğu varlıklar vardır ki bunlar çeşitli yaratıklardır. Varlığın zatına Allah, sıfatlarına, görüntüsüne mahlukat (yaratıklar) denilir. İşte İbn Arabi felsefesinin temeli özetle budur. Bu görüşü kabul etmeyen de aslında alternatif bir düşünce getiremez. O takdirde Tanrı'dan ayrı kadim bir varlığın daha olması gerekir ki bu, İslâm inancına aykırıdır. Hadid Suresi'nin baş tarafında, "O, evveldir, sondur, zahirdir (görünendir) bâtındır (gizlidir)" buyurulmaktadır.Diyanet İşleri'nin dikkatine!Aşağıdaki e-mail, bana gelen pek çok benzeri mektuptan bir örnektir. Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş,"Bir kaza sonucunda ayaklanmdan sakatlandım. Cuma namazlarını camide cemaatle kılmak hevesindeyim. Ancak oturarak dahi kılsam doğrulmam esnasında eziyet çekiyorum. Her ne kadar bazı yerlerde sandalye bulunuyorsa da çevremdeki kişiler arasında halimden üzüntü duyuyorum. Acaba benim gibi olanlar için camilerimizde geri planda ayrıca bir sıra ayrılarak buraya bir dizi sandalye sabit olarak konsa, bu durumun dinimizce bir sakıncası olabilir mi? Ali Aydın" Okurum haklıdır. Camilerimizin uygun bir yerine belinden, bacaklarından özürlü kimselerin oturup rahatlıkla cemaat namazını kılacaklan iki üç oturma yeri veya sandalye konsa güzel olur. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı ve taşra teşkilatları da bu insanlan memnun etmenin sevabını alır.Hacca gitmeden helallik alınır mı?Soru: Hac farizasını yerine getirecek olanların Hicaz'a gitmeden önce eş, dost, ahbap ve devamlı akçalı (paralı) iş yaptığı kişilerle helalleşerek bu yolculuğa çıkması gerekir diye biliyorum. Ama günümüzde insanlar Hacca gidip geliyorlar. Epey bir zaman sonra duyuyoruz ki, filanca kişi de Hicaz'a gitmiş. Bu konudaki yorumunuz nedir? (Y. F. Ö.)Cevap: Hacca gidenin, kendisi üzerinde hakkı bulunan kimselerden helallik alması uygundur ama bu, haccın şartı değildir. Giden gider. Yapılan haccın kabul olup olmayacağını sadece Allah bilir. Her helallik alanın haccı kabul edilir diye bir şey de yok. Bu iş içtenliğe ve niyete bağlıdır."Bir kez Allah dese aşk ile lisan Dökülür cümle günah misl-i hazan"Ailenin korunması için sabır gerekirSoru: Eşim, başka bir kadını seviyor. Yuvamı kurtarmak için ne yapmalıyım?Cevap: Size sabretmenizi tavsiye ederim. Bir gün kocanız hatasını anlar, yuvasına döner. Siz ona sevecen yaklaşın, öyle davranın ki başkalarında gözü olmasın. Ama olayı büyütürseniz yuvanın yıkılmasına kadar gidebilir. Hele çocuklar da varsa sonunda ebedi pişmanlık doğar. Sabredin, Allah'tan durumun düzeltilmesini dileyin. Sabreden derviş muradına ermiş. Karı kocanın ayrılmasını asla doğru bulmam. Sizin durumunuzda çok kadın var. Sabredenler sonunda kazançlı çıkmışlardır. Allah kerim, kullarına rahimdir.
Soru: Bir dinden başka dine geçenlerin durumu nedir? Ayrıca, "Siz bir şeyi şer görürsünüz oysa o sizin için hayırdır, siz bir şeyi hoş bulursunuz ama o sizin için serdir" ayetini açıklar mısınız? (Şengül Volkan)Cevap: İslâm'dan başka dine dönen kimseye mürted, başka bir dinden İslâm'a dönen kimseye de hidayete gelmiş, doğru yolu bulmuş anlamında mühtedi denilir. Okurum, sanıyorum İslâm'dan dönmenin hükmünü soruyor. İslâm'dan dönmeye irtidâd denilir. İrtidâd, Allah'a verilen sözden dönme, Allah'a verilen ahdi bozmadır ki, bunu gönül isteğiyle yapmak çok büyük bir günahtır. Ancak zor karşısında sadece dille inkâr etmek günah olmadığı gibi şahsıyla ilgili herhangi bir günahı yapmaya zorlanan da o işi yapmaktan ötürü sorumlu olmaz.İrtidâd, büyük bir günah olmakla beraber Kuran-ı Kerîm'de buna dini bir ceza (önleyici bir yaptıran) konmamıştır. Çünkü iman gönül işidir. Zorlamayla olmaz. Dinden dönen, içinden inkâr ediyorsa, dille inandığını söylese bile gerçekte mümin değildir. Öyleyse dinden dönen kimse, zorla dine sokulamaz. Dinde ikrah yoktur. İrtidâd Allah'a karşı işlenen bir suç olduğundan buna bir ceza belirlenmemiş, diğer tür dini hükümler gibi cezası ahirette Allah'ın hükmüne bırakılmıştır. İnsanlara tam bir inanç özgürlüğü tanıyan Kuran, inancın bir vicdan ve gönül işi olduğunu vurgular: "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğût'u (şeytan) inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır" (Bakara: 256).Allah, insanın yararına olan şeyleri emrederDiğer sorunuza gelince, Bakara: 92/216. ayette insanların hoşlarına gitmeyen şeylerin, yararlarına, hoşlarına giden bazı şeylerin de zararlarına olabileceği, işlerin iç yüzünü ancak Allah'ın bildiği belirtilmektedir. Olayların iyi veya kötü olduğunu, bunlardan doğacak yarar veya zararları deneyle bilir. Çoğu kez bir olayı denemeye imkân olmaz. Denemeye kalkıldığı zaman da iş işten geçmiş olur. İnsan, olayların dış yüzünü bilir, halbuki Allah, her şeyin dışını da içini de bilir.Nice üzüldüğümüz şeyler vardır ki, sonunda bizim için çok hayırlı olmuş ve nice sevip istediğimiz şeyler vardır ki, kötü sonuç doğurmuştur. O halde elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar yararlı işler yapmaya, kötü sonuç doğuracak işlerden kaçmaya, tehlikelerden sakınmaya çalışmalıyız. Fakat Allah'tan başımıza bir olay geldiği, hoşumuza gitmeyen, bizi üzen bir olayla karşılaştığımız zaman da kendimizi üzüntü girdabına atmak yerine sabretmeli, işin sonunu beklemeliyiz. Allah'ın takdiri ne şekilde tecelli ederse etsin, mutlaka hakkımızda hayırlıdır. Atalarımız, "İnsanın gücüne giden şey hakkında hayırlıdır" demişlerdir.Doktorun yazdığı ilaç acı olsa da şifa verirBir babanın, çocuğunu bazı şeylerden men etmesi, çocuğun zoruna gitse de onun yararınadır. Doktorun verdiği ilaç acı da olsa hastaya şifa verir. Şayet Yüce Allah da sana istediğin bir şeyi vermiyorsa, seni yoksul yaşatıyorsa, seni çocuksuz yapmışsa veya çok sevdiğin bir şeyi elinden almışsa üzülme, sabret. Bu hoşuna gitmeyen işlerin içinde senin için kim bilir nice faydalar vardır.Biz Rabbimizin her an, her nefeste bin türlü nimetiyle besleniyoruz. Derler ki, padişahın biri kendisine sunulan bir elmanın zehir gibi acı olduğunu görünce şaka için onu vezirine uzatmış ve "Hele şunu ye" demiş. Vezir elmayı kıür kıtır yemiş. Padişah, "Yahu o zehir gibi acıydı. Nasıl yedin onu?" deyince Vezir, "Padişahım, ben o elden o kadar tatlı nimetler yedim ki, şimdi onun verdiği bu acıyı yememek mertliğe yakışmaz" diye cevap vermiş.Hz. Ali, "Sabır, tökezlemeyen bir binektir" demiş. Ebu Muhammed el-Ceriri ise "Sabır, nimet ve mihnet halini fark etmemek, her ikisini de huzurla karşılamaktır. Tasabbur (zoraki sabır) ise içinde belanın ağırlığını, acısını duymakla beraber belaya dayanmaktır" demiş. Ceriri'nin bu sözünü Yunus Emre daha güzel bir ifadeye dökmüştür:"Lütfün da hoş kahrın da hoş."
Soru: Namazda sünnetlerin yerine kazaların farzlarını kılabilirmiyiz? (Ayten A.)Cevap: Farzlar kılınması zorunlu, sünnetler ise zorunlu olmayan ancak kılınmasında sevap bulunan namazlardır. Önemli olan namaz kılmaktır. Kaza, sünnet diye niyet etmeye gerek yok. Bir özür dolayısıyla kazaya kalmış olan namazlar, fırsat olduğunda ilk defa onlar ardından da vakit namazı kılınır. Ama bile bile yıllarca namaz kılmamış olan kimsenin kaza kılması gerekmez. Özürsüz olarak kılınmamış namazların kefareti, yürekten tevbe etmek, bundan böyle de özürsüz olarak namazı bırakmamaktır.Namaza başlayan kimsenin, yeniden İslâm'a girmiş gibi geçmiş borçlan, hatalan silinir. İbadet bir ruh temizliğidir. Kasten ruhunu arındırmamış olan kimse manevi arınmaya başladığı zaman içinde bulunduğu anını ve geleceğini düşünecek arük geriye bakmayacaktır. Peygamberimiz dönemindeki uygulama böyledir. O zamanda kasten namaz kılmayıp sonradan başlayan kimse bulunmadığından kaza uygulamalan olmamıştır. Ancak İslâm'a yeni giren kimseler, hiç bırakmamak üzere ibadetlerine başlayıp sürdürürlerdi.Babadan helallik alma diye bir gereklilik yokSoru: Geçen yıl babamı kaybettim. Babamdan helallik alamadım. Aramız her zaman iyiydi. Babama saygılıydım. Hakkını helal ettiğini duymak isterdim. Babamın bazı kişilere borcu vardı ama o şahısların kim olduğunu bilmiyorum. Onun ruhunu biraz olsun rahat ettirmek için ne yapabilirim? (Dilan)Cevap: Bile bile babanızı incitmemiş olmanız güzel bir şey. Sizin ondan helallik alma fırsatı bulamamanız, size bir sorumluluk getirmez. Zaten helallik alma diye bir gereklilik de yoktur. Önemli olan kimseye haksızlık etmemektir. İnsanlar sizden memnun ise haklarını helal etmişlerdir. Hangi baba, evladının azap çekmesini ister ki. Babanızın borcu varsa onu ödemelisiniz. Kimlere borcu olduğunu bilmiyorsanız, babanızın borcu yerine babanız için sadaka veriniz. Bu da makbuldür.Kanada'dan bir iltifatBilgi ve mantık dolu yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Ülkemizin aydınlık yürüyüşüne katkınız büyük. Teşekkür eder, saygılanmı sunarım. (Etem Mahir Aydın-Kanada)Teşekkür eder, selam ve sevgiler yollarım Ethem Mahir Bey.
Soru: Bir yerde okumuştum, aslen Hintli olan ve İzlanda civarlarında yaşayan Sai Baba diye bir kişi varmış. Bu adam tayy-ı mekân yaparak (uzak mesafeleri aşarak) anında dünyanın her yerinde olabiliyormuş. Hastaları iyileştiriyormuş. Bazı ölüleri diriltiyormuş. Hiç tanımadığı kişilerin yedi sülalesini sayabiliyormuş. İstediği her şeyi altına dönüştürebiliyormuş. Bunun gibi sayısız olağanüstü akıl almayacak şeyler yapıyormuş. Konuyu inceleyen birçok bilim adamı, Sai Baba'nın yaptıklarında hiçbir hile ve sahtekârlık bulamamışlar. Bu tür şeyler nasıl gerçekleşiyor? Peygamberimizin hadislerinde söylediği gibi deccal gelecek mi? (Rasim Bulut)Cevap: Allah, kendisine bağlı bazı kullarına özel yetenekler, olağanüstü şeyler yapma yetkisi verir. Peygamberlerin yaptığı olağanüstü şeylere mucize, peygamberlerin izinde giden, Allah tarafından sevilen velilerin yaptıkları olağanüstü şeylere keramet denilir. Sizin anlattıklarınız eğer gerçekse bunda İslâm'a aykırı bir şey yoktur. Kuran'da Hz. Meryem'e Allah tarafından rızıklar geldiği, Hz. Süleyman'ın yanında bilgin bir kulun, Belkis'in tahtını bir anda uzak mesafeden getirdiği anlatılır.Allah'a bağlı olanlarBu söylediğiniz kişinin yaptıkları da böyle bir şeydir. Bunu lütfeden Allah'tır. İnsanda gizli bir potansiyel vardır. Eğer insan, riyazetle bir takım manevi egzersizlerle o potansiyelini açığa çıkarabilirse böyle olağanüstü şeyler yapabilme düzeyine ulaşabilir. Bunlar Allah'a bağlı kişilerde olursa keramettir. Ama dinle ilgisi olmayan bazı kişilerde görünen olağanüstü şeylere istidrac denilir. Bunlara aldanmamak gerekir.Önemli olan böyle şeyler yapmak değil, dürüst, iyi ahlaklı insan olmaktır. Yoksa bunlar anlık sorunlardır. Ayrıca Allah'a bağlı insanlar böyle yeteneklerini saklarlar, şova dönüştürmezler. Büyük İslâm mutasavvıfları, velinin, kerametini saklamasının gerekli olduğu karaşındadırlar. Onlara göre peygamberlere mucize göstermek nasıl gerekli ise velilerin de kerametlerini gizlemeleri öyle gereklidir.Bayezid, "Bir insanın havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü görseniz, onun eylemlerinin, kitap ve sünnete uyup uymadığına bakmadıkça kabul etmeyiniz" dediği meşhurdur. Sözünü ettiğiniz zatın yaptıklarının keramet mi yoksa istidrac mı olduğu ancak davranışlarının, dinin özüne uyup uymamasıyla anlaşılır.
Soru: Sarık takmanın 70 kat sevabı var mış? Sarıksız kılınan namaz mekruh mu? Yüce dinimizde içtihat kapıları kapandı mı? İslâm'da yorum var mı? Varsa kimler yorum yapabilir? Açıklar mısınız? (Özcan)Cevap: Namazın sarıkla bir ilgisi yoktur. Sarıkla kılınan namazın 70 kat daha sevap olduğu söylentisi uydurmadır. Makbul namaz sarıkla, cüppeyle değil, içtenlikle kılınan namazdır. Sarıksız namaz kılmak niçin mekruh olsun? Hac esnasında başı örtmek veya sarık takmak yasaktır. Dinimizde içtihat kapısı kapanmamıştır. İçtihat kapısını açan Kuran ve Peygamber'dir. Bu kapıyı ancak açanlar kapatabilir. Peygamber'den sonra kimse din hükmü getiremeyeceğine göre "İçtihat kapısının kapandığı" hakkındaki söylentiler doğru değildir. Dinin insanlara açıklanmasında zorunlu olarak yoruma başvurulur. İçtihat bir yorumdur. Ancak yorumu yetkili, Kuran bilimlerinde uzman kişiler yapabilirler. Yorum için Kuran'in içeriğine iyi vakıf olma yanında temel Kuran bilimleri ile tarih, coğrafya, sosyoloji, psikoloji ve astronomi gibi yardımcı bilimleri bilmek gerekir. Ancak yorumlar bir ölçüde sübjektif olduğundan bağlayıcı değildir.Daima Allah'a yönelinSoru: Önemli günlerde ibadetimi ihmal etmem. Ancak başım sıkışınca namaz kılmak istiyorum. Bu günah mı? (Mustafa Akın)Cevap: Namaz kılmak Müslüman'ın vazgeçilmez görevidir. Namazınızı kılmaya çalışınız. Ama önemli dediğiniz zamanlarda ve sıkışık anlarda namaz kılıp Allah'a yönelmeniz de hiç yoktan iyidir. Elinizden ne kadar gelirse o kadar yapınız. Sıkışık zamanlarınızda Allah'a yönelmeniz niçin günah olsun? Tam tersine bu, sizin dine bağlılığınızı gösterir. Ama siz her zaman Allah'a yönelin, işleriniz düzelir.Kola içmek haram mı?Soru: İçinde kafein bulunduğu için kola içmek haram mı? (Mehmet Altıntaş)Cevap: Boş ayrıntılarla uğraşıp durmayın. Kola haram değildir. Kuran'da sarhoşluk veren alkollü içkiler, özellikle de üzümden yapılan hamr (yani şarap) haramdır. Falan şeyde kafein varmış, o da harammış. Bu sizin yorumunuz. O zaman portakalda da, limonda da bir miktar alkol vardır. Onlar da mı haram? Bildiğim kadarıyla kahvede de kafein var. İslâm âleminde her yerde kahve içilir. Bu tür düşünceler dini yaşanmaz hale getirmekten başka işe yaramaz. Bırakın bunları. Ben kola içip de sarhoş olan kimseyi duymadım. Suudi Arabistan'da alimi de halkı da kola içer.
Soru: İslâm'ın evrim teorisine bakış açısı nedir? Bu teoriyi kabul eden kişi dinden çıkar mı? (Sema Yılmaz)Cevap: Batıdan önce İslâm dünyasında evrimle ilgili açıklamalar yapılmıştır. Bildiğimize göre evrim hakkında ilk kitabı yazan, yaklaşık 1000 tarihlerinde ölen İbn Miskeveyh'tir. Erzurumlu İbrahim Hakkı da Marifetname'sinde buna değinmiştir. İbn Türke Isfahani'nin Fusus şerhinde de bu konu işlenmiştir. Bunun hakkında bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizdeki "Evrim" ve "İnsanın yaratılışı" maddelerini okuyabilirsiniz. Yaratan'ın Allah olduğunu kabul ettikten sonra evrimi kabul etmek insanı dinden çıkarmaz. Öyle olsaydı bu büyük insanlar, evrim hakkında bu çalışmaları yapmazlardı.Cennete kimler gidebilir?Soru: Toplumda, "Lailahe illallah Muhammeden Resulullah" demeyen cennete giremeyecek diye bir genel kanı var. Ben böyle bir kıstası Kuran-ı Kerim'de göremedim. Allah'ın yarattığı diğer ümmetler cennete giremeyecek mi?Cevap: Sözünü ettiğiniz konuyu birçok kez açıkladım. Ama yine özetle cevaplayayım. Cennet hiçbir dinin veya milletin tekelinde değildir. Kuran'a göre Allah'a ve ahirete inanıp güzel işler yapan yani iyi ahlaklı, sadece Allah'a tapan ve O'na kullukta kusur etmeyen her insan cennete gidecektir. Bu konuda gazetede çıkan yazılarımın derlendiği ve yeni yayınlanmış olan "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim.Kalp Allah'ın nazargahıdırSoru: Üzerinde Arapça "Allah" yazan kolye takıyorum. Acaba bu kolye boynumdayken tuvalete girmemde dinen bir sakınca var mı? (Cüneyt Akbay)Cevap: İnsanın kalbi Allah'ın eseridir. Kalpde de Yüce Allah'ı simgeleyen işaret vardır. Kalp, Allah'ın nazargahıdır. İnsan tuvalette de her yerde de Allah'ı anar. Aslında tuvalet kötü bir yer değil ki. Biz onu öyle algılıyoruz. Yoksa yaratılış yasasına göre yemek masası nasıl hayatın devamı için gerekli ise tuvalet de hayatın ve sağlığın devamı için gereklidir. Hasılı "Allah" yazılı kolyeyle tuvalete gitmekte bir sakınca veya günah yoktur.
Soru: Bir TV kanalında Sosyolog Seyyid Hasan Şahin, "Kuran'da namaz diye bir şey yoktur. Farsça bir kelimedir. Dua anlamına gelir" dedi. Bu konuyu Diyanet İşleri'ne sordum. Onlar da "Kuran'da namaz yoktur" dediler. Siz Kuran çevirilerinizde ve köşenizdeki yazılarınızda namazdan söz ediyorsunuz. Bunun gerçeği dua mıdır, tanrıyı anma mıdır? Yoksa beş vakit namaz kılmak mıdır? (Mazhar Sefa)Cevap: O dediğiniz zat düpedüz olayı çarpıtmış. Diyanet İşleri Başkanlığı asla, "Kuran'da namaz yoktur" diye bir cevap vermez. Kuran'da en çok geçen kelime salât'tır. Tabii Kuran Farsça değil, Arapça indirilmiştir. Kuran'da namazın adı "Salât'tır. Salât'ın Farsçası namazdır. Türkçe'ye de Farsça'dan namaz olarak geçmiştir. Çünkü Karamanoğlu Mehmet Bey dönemine kadar Türk devletlerinde resmi dil Farsça idi.Arapça salât kelimesinin asıl anlamı dua demekse de Kuran'da "salât" sözcüğü, sıradan dua değil, belli hareketleri, öğeleri olan bir dua, yani ibadettir. Bu ibadette okuma var, rükû (eğilme) var, secde (tevazu için alnı yere koyma) var. Bu ibadeti yapmak için belli bir temizlik yöntemi var. Kuran, Maide Suresi'nin 6'ncı ayetinde salât'ı yani namazı kılmak için şöyle temizlik yapılmasını emreder: "Ey inananlar, salata (namaza) dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi, meshedin: başlarınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı..."Ayrıca Kuran, "Sizin veliniz, ancak Allah, Elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rükûya varan müminlerdir" (Bakara: 55), "Tevbe edenler, ibadet edenler, hamt edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten men edenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar... İşte o müminleri müjdele (ne mutlu onlara)" (Tevbe: 112), ayetlerinde ve benzerlerinde namaz ibadetinin temel öğeleri olan rükû ve secde vurgulanmakta, Nisa Suresi'nin 102'nci ayetinde de savaş durumunda salât'in nasıl kılınacağı açıklanmaktadır:"Sen de içlerinde bulunup onlara salât'ı (namazı) başlattığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler, bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma (tedbir)lerini ve silahlarını da alsınlar..." Görüldüğü üzere namaz, belli hareketleri olan bir duadır. Öyle boş, anlamsız çarpıtmaların, saptırmaların hiçbir değeri yoktur.