Kuran'da erkek kadın ayrımı yoktur

22 Mart 2006

Soru: Kuran mealinizde Nahl Suresi'nin 58'inci ve devamı ayetleri, cahiliyye dönemi Arapların kızlara olan yaklaşımını ve konunun Allah katında vehamemetini açıklıyor. Nahl Suresi 72'nci ayette "... eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı" buyurulmaktadır. Ayetteki benîne kelimesini siz "oğullar" olarak, bazıları ise "çocuklar" olarak çevirmiş. Bunlardan hangisi doğru?Cevap: Sadece bir ayeti alıp ona göre tüm Kuran hakkında hüküm vermek yanlış olur. Evvela Nahl Suresi'nin 58'inci ve devamı ayetlerinde Arapların, kızlar hakkındaki aşağılayıcı tutumları kınanmakta ve yargılarının yanlış olduğu, "ne kötü hüküm veriyorlar" üslubuyla vurgulanmaktadır. Ayrıca Şura Suresi'nde, "Allah, dilediğine kız çocuklar lütfeder, dilediğine erkek çocuklar verir. Dilediğini de kısır yapar" buyurulmaktadır. Burada kız çocuğunun, erkek çocuktan önce Allah'ın hibesi yani hediyesi olduğu belirtilmek suretiyle kız çocuğuna bir öncelik de verilmektedir. Ayrıca Kuran'da kadınların adını taşıyan bir sure vardır. Erkekler suresi yoktur.Yüce Allah'ın lütfuNahl Suresi'nin 72'nci ayetinde, "size eşlerinizden benîn (oğullar) vermiş olması" da Allah'ın bir lütfü olarak anılır. Kanaatime göre burada bir incelik var. Kadınların, erkek çocuk doğurması Allah'ın dilemesi sayesinde olur. Allah dilemese kadın, kendisi gibi kız çocuk doğurur. Kendi cinsinden çocuk doğurması normal de karşı cinsten yani erkek çocuk doğurması insana normalin üstünde bir durum gelebilir. İşte bu, Allah'ın yasası, lütfü sayesinde olmaktadır. Burada erkek çocuğun övülmesi söz konusu değil. Söz konusu olan, zevcelerden erkek çocukların yaratılmasıdır. Yoksa Kuran'da erkek kadın ayırımı yapılmaz. Bir de ayetlerin iniş nedenleri ve şartları önemlidir. Bunları iyi bilmeden yalın ayetten hemen kendince bir hüküm çıkarmak hatalı sonuca götürebilir.Kelimelerin anlamıBaşka meallerde benîn kelimesinin çocuklar şeklinde tercüme edilmiş olması ise bence yanlıştır. Çünkü Arapça ibn erkek, (çoğulu ebnâ ve benîn) bint ise kız demektir (çoğulu benât). Ama erkek ağırlıklı bir toplum dili olan Arapça'da benîn daha genel olarak kız çocukları da içine alabilir. Nitekim Kuran'da birçok emirlerde erkil kip kullanılır ama toplumun bütün bireylerini kapsar.Biz mealimizde kelimelerin yan anlamlarından çok temel anlamı esas aldığımızdan benîn kelimesini oğullar şeklinde çevirdik. Bunu evlatlar olarak çevirenler temel anlamı değil, genel anlamı almış olurlar. O da doğru olabilir ama bizim çevirimiz daha dakiktir. Fakat dediğim gibi bundan maksat erkeklerin üstünlüğünü belirtmek değildir.Dikkatli okumalısınızAyeti dikkatle okursanız, "Allah size, kendi nefislerinizden zevceler (eşler), yarattı" buyurulduktan sonra "zevcelerinizden (eşlerinizden) de oğullar yarattı" buyurulmaktadır. Peki erkeklerden kadınların yaratılmış olduğu ifadesi, kadınların, insanlara Allah'ın lütfü olduğunu göstermez mi? Nasıl Allah erkeklerden, lütuf olarak kadınlar yaratmışsa, kadınlardan da erkekler yaratmıştır. Her ikisi de insanlara lütuftur. Bilmiyorum bundan nasıl oluyor da sadece erkek çocuklara daha çok değer verildiği anlamı çıkarılıyor? İşin doğrusu, Kuran'da erkeklerden kadınlar, kadınlardan da erkekler yaratılması, Allah'ın lütfü ve yasası sayesinde olmaktadır.İşte üreme kanunlarıErkeklerden nasıl kadınlar yaratılıyor? Biraz üreme kanunlarını bilen inceliği anlar. Erkek spermleri iki türdür. Erkil sperm (y), kadınsıl sperm (x)'tir. Eğer erkekten giden erkil sperm (y), yumurtayı aşılarsa çocuk erkek olur. Yine erkekten giden kadınsıl sperm (x), yumurtayı aşılarsa çocuk kız olur. Demek ki erkek de, kadın da aslında erkekten yaratılmaktadır. Erkekte erkil sperm normal görünür ama kadın spermin varlığı düşünülmezdi. Oysa Kuran, kadının da erkekten yaratıldığını söylemekle bilimsel bir mucize göstermiştir. Bu mucizeye hayran kalmak yerine kuşkulara düşmenin ne anlamı var?

Devamını Oku

Tesbih başka namaz kılmak başkadır

21 Mart 2006

Soru: Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından 1975 basımı meali, 1980 yılından beri okumaktayım. Bu mealdeki Rum Suresi 17/18. ayetler sonunda, "Allah'ı teşbih edin, namaz kılın" şeklindeki yüce rabbimizin emri yer almaktadır. Ancak 19 Mart 2001 tarihli ve 10 sayılı kararla 2002 yılında çıkan Diyanet işleri Başkanlığı mealinin ikinci baskısında Rum Suresi 17/18. ayetlerde "... teşbih edin" emri var fakat "... namaz kılın" ifadesi yok. Dinimizin temel ibadetlerinden biri olan namaz kılmayı düzenleyen bu ayetteki ifade hangi sebeple çıkarıldı. Ya da 1980'den beri itibar ettiğim 1975 baskısı mı yanlıştı? Hud Suresi 114. ayetini okuyunca namaz vakitlerinin 4 zamanı olduğunu görüyorum. Bir başka ayette, sadece Hz. Muhammed'e mahsus olmak üzere gece yansında veya gece yarısından az sonra kalkarak namaz kılması emrediliyor. Bu emir tüm Müslümanlara mı yöneliktir? (Mustafa Bilgehan)Üç vakit belirlenmişCevap: Kuran'da namaz kılınması emredilen vakit sayısı üçtür. Namaz vakitlerini belirleyen ayetler İsra 78/79, Hûd 114. ayettir. Diğer ayetlerde Allah'ın teşbih edilmesi emredilir ama namaz (salat) geçmez. Mahsus yorumcular salat kelimesini katmışlardır ki, kendi inandıkları gibi namaz vakti sayısını Kuran ile beşe çıkarsınlar. Bunlar Kuran'ı tahriftir. Doğrusu, benim yazdığım mealdir. Nitekim Diyanet de zaman zaman mealinde nispeten düzeltmeler yapmış, katma kelimeleri ayıklamıştır ama yine de hatalarla doludur.Tesbih, Allah'ı zikirdir. Allah'ın çok teşbih edilmesi emredilir. Her zaman zikir ve teşbih yapılmalıdır. Ama salat (namaz) birtakım hareketleri olan özel zikirdir. Onun için üç vakit belirlenmiştir: Güneş doğmadan önce, güneşin batmasından alacakaranlığa kadar olan zaman ve gecenin ortası (seher vakti).Mantık kabul etmezGece yarısından sonra kılınması emredilen namaz ise sadece Peygamber'e özgü değil, inanan herkese yönelik emirdir. Diğer ayetlerde de "namaz kıl" şeklindeki emir, görünürde Peygamberedir ama ona olan emir, dolayısıyla ümmetine de emirdir. Öyle olmasa Kuran'ın hemen bütün emirleri sadece Peygamber'e yönelik olur, ümmet bununla yükümlü olmazdı. Böyle bir şeyi mantık kabul eder mi?İsrâ 79. ayetteki "nâfileten lek" ifadesi, yanlış tercüme edilmiştir. Bu ayetteki nafile kelimesi, farz olmayan, yükümlülüğü olmayan demek değil, ayrıca, üstelik manasına gelir. Bu konuda ayrıntı için "Kuran-ı Kerim Tefsiri" adlı eserimizden İsrâ 79. ayetin tefsirini okuyabilirsiniz. İşte Kuran'da namaz için belirlenmiş olan vakitler bunlardır. Öteki ayetlerde Allah'ın tesbih edilmesi emredilir ama "namaz kılın" emri yoktur. Öğle ile ikindi namazı, Peygamberimizin kendi içtihadıyla kıldırdığı namazlardır. Kuran'da geçmez. Kuran'da öğle vakti Allah'ın teşbih edilmesi emredilir. Teşbih başka, namaz başkadır.Helal edilen haktan geri dönmek olmazSorular: Kişi öldükten sonra hesaba hemen mi, yoksa kıyametten sonra mı çekilir?Helal veya haram ettiğimiz hakkımızla ilgili kararımızı değiştirme imkânı var mı?Hergün gusletmek şartıyla cünüp olmanın dinimizce bir mahsuru var mı? Cevaplar: Ruh bedenden çıkınca hemen Allah'ın huzuruna götürülür ve yaptıklarının sonucunu görür. Neticede ya cennet gibi bir hayat içinde olur veya eylemlerinin cehennemine gider. Bu konuda ayrıntı için "İnsan ve İnsanüstü Varlıklar" ve "Kuran Ansiklopedisi" adlı eserlerimi okuyunuz.Dünyada bir kimseye hakkımızı gönülden helal ettiysek artık ondan geri dönmek olmaz. Nasıl ki birisine hediye olarak verdiğin şey onun malı olur. Artık onu geri alma hakkınız yoktur.Cünüp gezmek günahtır. Eğer ibadetlerinizi aksatmayacak biçimde yıkanıyorsanız cünüp olmakta bir sakınca yoktur.

Devamını Oku

Adam kayırmak torpil ve rüşvet toplumu çürütür

20 Mart 2006

Soru: Herhangi bir işte torpil yapmak haram mı? Mesela çok dindar olduğu bilinen bir milletvekili devamlı kendi ailesi, akrabaları dost ve yakınları için torpil yapıyor. Onları kamu kurumuna yerleştiriyor, ihale almalarında aracılık ediyor, yüksek makamlara gelmesi için çaba harcıyor. O makamları, o işleri, o ihaleleri hak eden insanların alması gerekmiyor mu? Konuştuğum bazı kişiler bunun günah değil aksine sevap olduğunu söylüyor ve "akrabaya yardım ve iyilik görevimizdir" diyor. Gerçekten onların dediği gibi bu bir iyilik midir? Peki akrabaya iyilik olabilir ama ya akraba olmayanlara? Bir kamu kurumunda çalışmak için sınava giren arkadaşım var. Çok iyi İngilizce biliyor. İşinde mükemmel. Ama işe o giremedi. Arkadaşımın yerine, mesleki olarak yetersiz ve İngilizce sınavında barajı geçemeyen bir bayan girdi. Bu olur mu? (A.İ.)Haram ve günahtırCevap: Adaleti saptıracak, başkasının hakkına engel olacak biçimde torpil yapmak, adam kayırmak haramdır ve en büyük günahlardan biridir. Zaten toplumun bu hale düşmesinin temel sebebi, bizdeki torpil ve adam kayırmadır. Size bir örnek vereyim: Mahzum kabilesinin ileri gelen ailesine mensup bir kadın, hırsızlık yapmış ve yakalanmıştı. Yasaya göre suçu sabit olan bu kadının elinin kesilmesi gerekirdi. Peygamberimiz, bu kadının elinin kesilmesine karar verdi.Toplumun eşraf takımı, böyle bir cezanın, şerefli bir ailenin kızına uygulanmasını kabul edemiyordu. Cezanın kaldırılması için aracılar göndermek istediler. Peygamber'in çok sevdiği genç Üsame'yi aracı yaptılar. Üsame, durumu anlatıp Allah Elçisi'nden bu cezanın, bu eşraf kadınına uygulanmamasını istedi. Peygamberimizin cevabı gayet sert ve netti: "Sen Allah'ın bir hükmünü uygulamamam konusunda bana şefaat mi ediyorsun? Allah'a andolsun ki Muhammed'in kızı Fatıma da çalsa, onun elini de keserim."Adaletten ayrılmayınKuran, akrabanızın, ana babanızın, hatta kendi canınızın aleyhine de olsa doğruluktan, adaletten ayrılmayınız buyurmaktadır. Daha ehil (yetkili) biri varken yeteneksiz birini, hak etmediği bir mevkiye getirmeye çalışmak haramın ta kendisidir. Bu haramı işlemenin kötülüğü bireysel değil, kamusaldır. Yapılan bu kötülük bütün toplumu bozar, hakkının yenildiğini gören insanlar kırılır, yapanlara beddua eder, içten içe söverler.Huzursuzluk yayılır. Allah da birbirini sevmeyen insanları başarıya ulaştırmaz. Adam kayırmak, torpil ve rüşvet toplumu çürütür. Bundan dolayı Peygamberimiz, "Emanet zayi olduğu zaman kıyameti gözetleyiniz" buyurmuştur. İşlerin ehil olmayanların eline geçmesi, emanetin zayi olması demektir. Peygamberimiz böyle buyurmuştur.Milleti incitiyorsunuzNe demek torpil, rüşvet? Allah'ın huzurunda bile adam kayırma yani şefaat yoktur. Çünkü şefaat (aracılık) adaleti saptırır, yetersiz kimselerin önemli mevkilere gelmesine neden olur. Haklar yenilir. Bir kişinin veya birkaç kişinin hatırı kırılmaz ama bütün toplumun gönlü kırılır. Siyasetçinin görevi adam kayırmak değil, kanun yapmak ve yasaların adil biçimde uygulanmasını kontrol etmektir.Oy sevdasıyla yakınlarını, seçmenlerini korumak, seçmenlerine aracılık etmek değildir. Yapmayın bunu sayın milletvekilleri, yapmayın. Üç kişinin hatırını kırmayabilirsiniz ama milleti kırıyorsunuz, incitiyorsunuz. Millet size bunun için oy vermedi. Şunu bilin ki bu dünyanın ötesi de var.Dursun kef-i hükmündeterâzûy-i adalet,Havfın var ise Mahkeme-iRûz-i Cezâ'dan.Ziya Paşa burada diyor ki: Eğer kıyamet gününün mahkemesinden korkun varsa, daima adalet terazisi, yargılama avucunda bulunsun.

Devamını Oku

Hz. Peygamber neden vasiyetini yazdırmadı?

20 Mart 2006

Soru: Bir yazınızda, Kuran-ı Kerim'in bizim için yeterli olduğunu, Peygamberimizin hastalandığı ve son günlerini geçirdiği zaman bir şeyler yazmak istediğinde Hz. Ömer'in, "Gerek yok, bize Kuran yeter" dediğini yazmıştınız. Bu örneği ne anlamda verdiniz?Peygamberimizin, "Bana yazacak bir şeyler verin yazayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz" demesi üzerine çevresindekiler bir şeyler vermek istemiş ama Hz. Ömer bu ifadeden Peygamberin, Hz. Ali 'yi halife olarak atamasından korkarak, "Durun, Peygamber hasta, şu anda sayıklıyor" demiş. Bu konuda açıklama yapar mısınız? (Hüseyin Unsal)Cevap: Hz. Ömer, Kuran'dan başka yazılı bir şeylerin bulunmasını istemiyordu. Bu yüzdendir ki, kendi döneminde hadis yazılmasına müsaade etmemiştir. Sebebi, Peygamber'in söyleyip söylemediği veya belli şartlar içinde söylediği ama şartların değişmesiyle geçerliliğini yitirecek sözlerin Kuranlaştırılmasını önlemektir. Peygamber'in hasta yatağında vasiyet yazdırmasına da bunun için gerek görmemiştir. Aslında ateşler içinde yatan Peygamber'in, o durumda vasiyet yazdırmasını, sağlıklı olmayacağı gerekçesiyle istemeyen, yalnız Hz. Ömer değil, başka kimseler de vardır. Onlar, "Peygamber Aleyhisselâm, ağır hastadır. Bu durumda sayıklayabilir. Elimizde Kuran varken vasiyete ihtiyaç yok" düşüncesiyle bu vasiyet yazımına karşı çıkmışlardır.Eğer vasiyet gerekli olsaydı, Peygamberimiz itirazlara önem vermez, vasiyetini yazdırırdı. Peygamber neyi vasiyet edecekti? Vasiyetine ne yazdıracaktı? Bu konuda bir bilgi yok. "Hz. Ali'yi yerine bırakacaktı, onu vasiyet edecekti. Bunu önlemek için Ömer karşı çıktı" sözleri hep yorumdur. Peygamberimiz böyle bir şey söylememiştir. Ayrıca isteseydi bunu sağlığında da yapardı. Bu vasiyet yazımı isteği de sonuçta bir rivayettir, doğruluğu kuşkuludur.1400 yıl öncede kalmış şeyleri günümüze taşımanın yararı nedir? Kuran'in temel hükümleri yeterlidir. İnsanlar bu hükümleri yerine getirmekle yükümlüdür. Kuran'in yönetmeliği durumunda bulunan hadisler de Kuran'ın uygulanmasına açıklık getirir. Ama hadisler, Kuran ın temel yasaklarına yeni yasaklar katmaz. Kuranın helal dediklerini haram yapmaz. Zaten Peygamberimiz de helal ve haramın, Kuran'da bulunduğunu vurgulamıştır.Ölen canlı bir daha asla diriltilemezSelim Can isimli okurum, internetten kopyaladığı şu haberi bana yollamış: "ABD'nin Pittsburgh kentinde bulunan Safar Araştırma Merkezi'ndeki bilim adamları, köpekleri klinik olarak öldürdükten 3 saat sonra canlandırabildiklerini açıkladı. Suspend Animation (uzatılmış canlandırma) denilen bu teknikte, uzmanlar köpeğin damarlarında dolaşan bütün kanı boşalttı. Sonra damarlar soğuk ve tuzlu suyla dolduruldu. Nefes almayan, kalbi atmayan ve tüm beyin fonksiyonlarını yitiren köpek, klinik olarak ölmüş oldu. Vücut ısısı da 7 derece kadar düştü. 3 saat sonra tuzlu su boşaltılarak köpeğin kendi kanı damarlara enjekte edildi. Elektroşokla kalbi çalıştırılan köpek, kısa süren ölümün ardından tekrar hayata döndü. Bu araştırma merkezindeki bilim adamları insanlar üzerindeki çalışmalara da başlamış." Ve okurum soruyor: "Bu ne demek oluyor hocam? Böyle bir şey mümkün mü?"Cevap: Burada ölmüş olan bir canlının diriltilmesi söz konusu değil. Köpeğin kanı boşaltılıyor ama yine hayvan canlı. Bir süre sonra hayvanın boşaltılan kanı zaten canlı bulunan vücuduna veriliyor ve kalbi şokla çalıştırılıyor. Aynı yönteme benzer işler açık kalp ameliyatlarında da yapılıyor. Kalp rölantiye alınıyor, kalbin görevi yapay kalbe veriliyor. Hasta kısımları düzeltilen kalp, tekrar yerine takılıyor ve görevini üstlenmesi sağlanıyor. Bunların hepsi Allah'ın insana verdiği bilgi sayesinde oluyor. Allah her şeyi sebeplere bağlamış, belli sebeplerden belli sonuçlar doğmasını sağlamıştır. Olanlar hep O'nun izniyledir. Bu anlatılan şey gerçek ölüm değildir. Gerçekten ölmüş olan bir canlının dirilmesi asla söz konusu olamaz.

Devamını Oku

Kuran insana akıl yolunu göstermiştir

18 Mart 2006

Soru: İstihare namazı hakkında bilgi verir misiniz? Kuran'da açıkça bellirtilmiş midir? İnsanlar birçok konu için istihare namazını uygulamaktadır. Örneğin rüyaya dayanılarak evlenilecek bir kişinin hayırlı veya hayırsız olduğuna bakılıyor. Bu yolla sağlıklı bir sonuca varılıp hareket edilir mi? Görülen rüya muhakkak doğruyu mu işaret eder?Cevap: İstihare, karar verilmesi güç olan bir işin sonucunun hayırlı olup olmayacağı hakkında kalbe bir düşüncenin doğmasını istemek amacıyla yapılan bir ibadet yöntemidir. Ayete dayanmaz, hadise dayanır. Ama bu konudaki hadis sağlamdır. Ancak hadiste rüyaya yatma şeklinde bir istihare yoktur. Hadise göre bir işin sonucu hakkında karar vermekte zorlanan kişi, iki rekât namaz kılar, ardından istihare duasını okur ve kalbine doğan ağırlıklı düşünceye bakar. Kalbine hangi ağırlıklı düşünce doğarsa, gönlü hangi fikirle sevinç duyarsa onu yapar. Ama bu zorunlu değildir. Sadece çok tereddütlü zamanlarda başvurulan bir rahatlama yöntemidir. Dikkat edilirse, kalbine doğan ağırlıklı düşünceye bakılması emredilmiştir. Eğer kişinin gönlüne bir şey gelmezse, namazı ve duayı yedi kez yinelemesi emredilmiştir ki, bu yöntem de yine bir düşünce yöntemidir.İstihare duasının ardından rüyaya yatmak, beyaz veya yeşil tonlu şeyler görünce işin hayırlı, kırmızı, siyah tonlu şeyler görünce işin hayırsız olduğuna karar verme yöntemi, sağlam hadiste yer almaz. Bu, salih kişilerin uygulamasıdır. Ama her şeyden önce akıl ve mantık esastır. Aklı bir kenara bırakıp hemen her şeyde istihareye yatmak Peygamber'in yolu değildir. Çünkü Peygamberimiz istihareye yatmamış, sadece sonucun kalbe ilham edilmesini istemek üzere dilekte bulunma yöntemini öğretmiştir.Akılla sonucu kestirilen şeylerde ilham beklemek, istihare yapıp sonunda insanları suçlamaya varmak yanlıştır. Çünkü rüya ile amel olmaz. Kuran insanlara akıl ve düşünce yolunu göstermiştir. Rüyalar kanıt olmaz. Çünkü rüyalara şeytan düşünceleri veya bilinçaltı düşünceleri karışır. Ayrıca önerilen istihare yönteminde başkası değil, işi yapacak olan kimsenin yapması gerekir. Bir kişinin başkası adına istihare yapması Hz. Peygamber'in öğrettiği bir yöntem değildir.Dünyaya gelmek bizim elimizde mi?Soru: İnsanoğuluna, var oluşunda tercih hakkı verildi mi? Dünyada azap içinde yaşayacak bir insanın ahireti de cehennem olursa, o kişi yaratılmayı ister mi? Dünyaya gelmek veya gelmemek gibi bir tercih hakkımız oldu mu? (Şadiye Bulut)Cevap: Dünyaya gelmek Allah'ın takdiridir, insanın elinde değildir. Allah diler, herhangi bir canlıyı yaratıp dünyaya getirir. İnsan doğacağı ortamı, anne babasını, ulusunu seçme özgürlüğüne sahip değildir. İnsan ana babasıyla, ırkıyla yahut yaşadığı yerle değil, kendi eylemleriyle, ahlak ve davranışlarıyla değerlendirilir. Kişi, iradeli eylemlerinden sorumludur, iradesiz eylemlerinden sorumlu olmaz. Mesela organlarının çalışmasından sorumlu değildir. Çünkü bu organların çalışması iradesine bağlı değildir. Bunun da binlerce hikmeti vardır. Mutluluk Allah'ın kaderine inanıp O'na teslim olmaktadır.İslâm uleması ortak kararlar almalı mı?Soru: Dini konularda ulema heyetinin toplanıp karar alması gerekmez mi? Çünkü dini bir konuda herkes başka şey söylüyor. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz. (Uygar Koç)Cevap: Biz kimsenin emriyle veya keyfiyle hareket etmeyiz. Biz Kuran'ın emrinde-yiz. Bize gelen sorulara Kuran'dan deliller göstererek cevap veriyoruz. İslâm alimleri toplanacak da oybirliğiyle karar vereceklermiş, onu iki bin sene de bekleseniz olmaz. Şimdiye kadar oldu mu ki şimdi olsun? Akıl için yol birdir. İslâm, Kuran'ın söyledikleridir. Helal ve haram Kuran'ın hükümleridir. Herkes özgürdür, dileyen sindirerek okuyup aydınlanır, dileyen reddeder. Yazılarımızdan aydınlanan ve bizimle aynı çağda yaşadığı için kendini şanslı kabul eden insanlar da çok.

Devamını Oku

Avrupa'da kilise çanları bangır bangır çalıyor

17 Mart 2006

Soru: Ezan, Müslümanların ortak değeridir ama Müslüman olmayanların da var olduğu bir toplumda günde 5 kez hoparlörlerle Arapça ezan okunması ne derece doğrudur, bilemiyorum? Nasıl Avrupa'da her kilisede çan çalınmıyorsa, Türkiye'de de ezan okunmasına bir disiplin getirilmesi gerekir. Ses kirliliğine dur denilmelidir. (Mustafa Kemaloğlu)Cevap: Siz Avrupa'yı gördünüz mü bilmem. Laikliğin ve demokrasinin beşiği olan Avrupa'nın her kentinde kilise çanları bangır bangır çalıyor. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan Hristiyanlar bundan rahatsız olmuyor da Müslüman ülkesinde ezan mı insanlan rahatsız ediyor? önemli olan halk çoğunluğunun kanaatidir. Zaten demokrasi de budur.Yoksa çok az bir grubun, bir ulusun en önemli değerinden rahatsız olması bir mana ifade etmez. Ancak birbirine yakın camilerden hoparlörlerle okunan ezanların birbirine kanşması, hoş bir durum değil. Böyle yakın camilerden okunan ezanların, hoparlörsüz okunması daha uygundur. Çünkü hoparlörün geçmişi çok eski değildir. 50-60 yıllık bir mazisi var. Minare, sesi uzaklara duyurmak için yapılır. Yakın camilerde ezanlar hoparlörsüz okunmalıdır.Tapılacak ilah yalnızca Allah'tırSoru: Kitabını okuduğum bir zat, "Lâilâhe illallah" sözünün, "Tanrı yoktur, Allah vardır" olarak tercüme edilmesi gerektiğini, Allah'ı bir ilah (tanrı) olarak düşünmenin şirk olduğunu belirtmiş. Bununla ilgili olarak bir açıklama yapar mısınız? (Leyla Özkara)Cevap: Bu tür sözler, hep kendini gösterme heveslisi kişilerin uçuk düşünceleridir. İlah kelimesi, tanrı demektir. Araplar bu sözü hem Allah hakkında hem de diğer tanrılar hakkında kullanırlardı. "Lâilâhe illallah, Allah'tan başka tanrı yoktur" demektir. Tapılacak ilah yani Türkçe olarak tanrı, yalnız Allah'tır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Bunun neresi yanlış? Siz böyle anlamsız sözlerle kafanızı yormayın.Cariye, sahibinin mülkü sayılıyorduSoru: Hz. Peygamberin oğlu İbrahim'in annesinin, Efendimizin nikâhsız hizmetçisi olduğunu çevremdeki büyüklerimden duydum. Bunun doğruluk derecesi nedir? (Muzaffer Erdoğan)Cevap: O dönemde dünyada cariyelik sistemi vardı. Mısır kralı da Hz. Peygamber'e Mariye (Mana) isimli bir cariye hediye etmişti. Cariye, sahibinin mülkü sayılırdı. Sahibine hizmet eder, onunla aynen evlilik ilişkisini sürdürürdü. Ama nikâh söz konusu değildi. Çünkü cariye, mülkiyetine girdiği kişinin her hizmetini görmek durumundaydı. Şayet cariye sahibine çocuk doğurursa o ümmü'l-veled (çocuk annesi) olarak sahibinin karısı durumuna geçerdi. İşte Mısır Kralı'nın hediye ettiği Mariye de Peygamberimize İbrahim isimli bir erkek çocuğu doğurdu. İbrahim, 10 aylık yahut 1.5 yaşındayken öldü. Müslüman olan Mariye de Peygamber'in ev halkı bireylerinden olarak ömrünü tamamlayıp ahirete intikal etti.Yalan söylemek büyük günahtırSoru: Bir arkadaşıma çok zengin olduğumu, bir çok kız arkadaşım bulunduğunu söylemek zorunda kaldım. Tabii bu tamamen yalandı. Şimdi o arkadaşımla konuşmuyorum. Kendisine hiçbin zaman gerçekleri söylemedim. Ne yapabilirim?Cevap: Övünmek kibir, gurur eseridir. Yalan söylemek ise büyük günahlardandır. Kuran, kibirden gururdan, yapmadığı ve yapamayacağı şeyleri söyleyip caka satmaktan uzak durmayı emretmektedir. Söylediğiniz söz, arkadaşınıza bir şekilde zarar vermişse doğruyu söyleyip ondan helallik almanız veya en azından ona verdiğiniz zararı telafi etmeniz gerekir. Ama söylediğiniz kimseye zarar vermemiş, sadece bir övünmeden ibaret kalmışsa Allah'a tevbe edip af dilemeniz gerekir. Allah, kendisine yönelen kulunu bağışlar. O'nun rahmeti boldur, kullarına acır.

Devamını Oku

Ancak Allah aşkıyla huzur bulabilirsiniz

16 Mart 2006

Doğasında eşcinsellik bulunduğunu, kızlardan nefret ettiğini, sırdaşı olan kendisi gibi eşcinsel bir erkekle duygusal aşk içinde bulunduğunu, bir imamın, "sizi imam nikahıyla evlendirelim" dediğini anlatan bir okurum, dine bağlı ve saygılı olduğunu belirtiyor. Bu kişinin ateist arkadaşı da bir takım tutarsız sorular soruyor.İşte onlara cevabım: Hangi imam size nikâh kıymayı önermiş, bilemem. Ama eşcinsel ilişki haramdır, kadın kadınla erkek erkekle evlenemez. Evlilik ancak karşıt cinsler arasında olur. Amaç da çocuk olmasıdır. İki erkek birlikte olması yaratılışa aykırıdır. Hiçbir din buna geçit vermez. Kendinizi Allah'ı düşünmeye yöneltin. Bir gün yaptığınızdan hesap vereceğinizi, bu sapık ilişkiden dolayı Lut kavminin helak edildiğini düşünün. Kendinizi yaratılış amacına uygun davranışlara yöneltebilirsiniz. Nice insan var ki hiç evlenmemiş, Allah aşkıyla huzur bulmuştur.Ateist arkadaşınızın tutarsız sorusu ise saçmalığın ta kendisidir. Ateist Allah'a inanmıyorsa o kendi sorunudur. Mantıksız bahaneler aramasına hiç gerek yoktur. Aslında iman da bir yerde Allah'ın nasibidir. Onun nasibi yoksa biz ne yapabiliriz ki? Meşhur fıkrada geçen söz ne güzeldir: "Vermemiş Mabut, neylesin Sultan Mahmud."Ziya Paşa da şöyle demiş: ''Bî baht olanın bağına bir katresi düşmezBaran yerine dürr-ü güher yağsa semâdan."(Açıklaması: Gökten yağmur yerine inci, mücevherat yağsa, nasipsiz insanın bağına bir damlası dahi düşmez.)Herkes kendinden sorumludurSoru: Kayınvalidem fal bakıyor ve bundan kazandığı paralarla kızına yardım ediyor. Ayrıca çocuklarımıza da hediyeler getiriyor. Acaba bunlar helal mi?Cevap: Kayınvalidenizin falcılık yapması doğru değil ama kazandığı para kendisine aittir. Bu parayı kimseden zorla almadı, çalmadı. Mal kendi malı, sizin çocuklarınıza hediye alması doğal. Sonunda hediyeleri torunlarına almış. Kimseyi kırmak doğru değildir. Herkes kendi yaptığından sorumludur. Bırakın kayınvalideniz, kızı ve torunları için istediği gibi hediyeler alsın, harcama yapsın.Siz onunla karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı ilişkinizi sürdürün. Ancak falcılığın İslâm'a uymadığını nazik bir dille, kırmadan söyleyin. Dinlemezse sorumluluk ona aittir. Ama onun kızına hediye olarak verdiklerini geri ödemek zorunda değilsiniz. Zaten ödeseniz şık olmaz. Şayet kayınvalidenizin verdiği parayı veya hediyeleri almamak üzere yemin etmişseniz kefaretini vererek yeminin sorumluluğundan kurtulursunuz. Bunun için üç gün oruç tutmanız veya bir fakirin 10 günlük yiyeceğini temin etmeniz gerekir.Seferilik, zorluk çekenler içindirSoru: Devamlı ikamet ettiğim şehirden 105 kilometre uzakta bir yazlığım var. Geçici olarak 15 günden kısa sürelerde kaldığım bu ev kendime ait olduğu halde buraya geldiğimde misafir sayılabilir ve sünnetleri terk edebilir miyim? (Selçuk Akay)Cevap: Gittiğiniz yazlık ev rahat ettiğiniz bir yerse niçin seferi sayılasınız ki? Seferilik, yolculukta zorluk çekenlere bir kolaylık sağlamak içindir. Siz yolda giderken seferisiniz ama yazlık evinizde rahatsınız, sıkıntınız yok. Bir insan sürekli evinin bulunduğu yerde seferi olmaz. Aslında asıl seferilik, savaşta olur. Yolculukta da güçlük olduğu için namazlar kısa kılınabilir ama bu da sonuçta bir ruhsattır. Gittiğiniz kendi eviniz yazlık da namazınızı tam kılmalısınız. Benim kanaatim budur.Yine faiz konusuSoru: Paramı bankaya vadeli yatırıp her ay onun faizini alırsam, bu haram mıdır?Cevap: Bunu birçok kez açıklamıştım. Bilgi için "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okuyunuz. Gazetede çıkan yazılarım, orada var. Fırsat bulursam yine bu konuya değinirim.

Devamını Oku

Necati Şaşmaz bu diziyle dedesini memnun ediyor mu?

15 Mart 2006

Gün geçmiyor ki televizyonlardan tüyler ürperten kapkaç, soygun, cinayet haberleri duymayalım. Müthiş bir kaos ortamı. Ama iki gün önceki olay, insanın kanını donduruyor. Gencecik, namusuyla hayatını kazanan, yetişmiş bir insanı, bir uçak mühendisimizi sadece 7000 YTL için öldürüyorlar. Sıradan öldürme değil bu! Zavallı masum insanı spreyle uyuşturup ellerini bağlıyor, dağın başına götürüyor, açtıkları çukura diri diri gömüyor, adamın feryadına, "Arkadaşlar nefes alamıyorum" demesine karşın vicdanları titremeden örttükleri toprağın üstünde de tepiniyorlar.Bunlar insan olamaz ama bunlara canavar demek de canavara hakaret olur! Bu toplum böyle değildi, niye bu hale geldi? Neden gencecik çocuklar adam öldürüyor, kapkaç şebekeleri mantar gibi çoğalıyor? Eskiden New York'ta gece saat 10'dan sonra sokağa çıkmanın tehlikeli olduğunu duyar, ürperir, ürkerdik. Şimdi İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerimiz de öyle olma yolunda. Neden bu kötü gidişin sebeplerini hiç düşünmüyoruz? "Körpe dimağlara dinini öğretin, Allah korkusunu aşılayın. İnsan, Allah korkusundan yoksun kalırsa egoist olur, saldırgan olur, fırsat bulunca çalar, öldürür" diyenlere geri kafalı damgası vurulur. Binlerce yılda kazanılmış değerler gönüllerden sökülünce işte sonuç bu! Hiç yakınmayalım, ektiğimizi biçiyoruz.Polat'ın babası öğrencimdiTV kanallarında insanları cinayetlere yönlendiren diziler izliyoruz. Nedir şu "Kurtlar Vadisi"ndeki Testere Necmiler'in, Laz Ziyalar'ın yaptırdıkları işkenceler? Laz Ziya'nın kızını diri diri gömme sahnesi bakın nasıl toplumda etki yapmış ki, çok geçmeden o hayal sahnesi bu caniler tarafından gerçek hayata geçirildi. Vatan Gazetesi'nden öğreniyoruz ki, bu korkunç cinayeti işleyen canilerin üçü de Kurtlar Vadisi dizisinin fanatik izleyicileriymiş. Polat Alemdar rolündeki Necati Şaşmaz, Elazığ'da saygın bir şeyhin torunudur.Babası Abdülkadir Şaşmaz ve amcası Tahir Şaşmaz, 1965 yılında Elazığ'da kısa bir süre öğrencim olmuşlardı. Acaba bu dizilerle Necati Şaşmaz merhum dedesini memnun mu ediyor, bilemem? Gerçi güzel mesajlar da verilmiyor değil ama ya gençleri fena halde heveslendiren sözde kahramanlık sahneleri, şiddet ve işkence olayları!Genç dimağlar, bu şiddet sahnelerinin etkisinde kalıyor, kendileri de kahraman olma hevesine kapılıyorlar. Baksanıza o gömücü çetenin lideri, büyük bir kahramanmış gibi gazetecilere poz verirken hiç sıkılmadan, sırıtarak "Röportaj yapalım mı?" diyor. Şimdi yasalarımızdan idam da kaldırıldı. Müebbet hapis de zaten en fazla 20 yıl sürüyor. Sonunda nasıl olsa, sözüm ona merhamet duygumuz ağır basıyor ve affediveriyoruz canileri, hırsızları! Çıkanlar üç beş gün sonra öncekilerden daha ağır suçlar işleyerek tekrar geri dönüyorlar.Sorumluluk duygusuAffedenlere sormak lazım: "Kardeşim acaba o cani, senin yakınını veya evladını öldürseydi affeder miydin? Namusa tecavüz etmekle kalmamış, üstelik alçakça hislerini tatminden sonra kurbanını da öldürmüş insanı nasıl affedersin? Böyle gözü dönmüş caniler, hak ettikleri cezayı çekmezlerse cinayetler nasıl önlenecek?" Yüce Allah, barışa yardım edecekse affı öğütler ama haksız saldırganların da caydırıcı biçimde cezalandırılmasını emreder. Şunu bilmeliyiz ki, insanın merhameti Allah'ın merhametini geçerse aslında o, topluma zulüm olur.Lütfen çekin şu şiddet sahnelerini ekranlardan. Televizyonlarınızın reytingi için gençleri kötülüğe yönlendirmeyin! Bu hayal dizilerini kaldırın sergiden. Çünkü bunlar genç dimağlarda çok kötü yönlendirmeler yapıyor. O kadar Avrupa ülkesinde dolaştım, bizim televizyonlarımız kadar şiddet dizilerinin, cinayet, soygun, kapkaç olaylarının yayınlandığını görmedim. Ya orada bizimki kadar olmuyor bu olaylar veya televizyonlar sorumluluk duygusuyla bu tür haberleri böyle aşın dozda ekranlara taşımıyorlar. Yayınlanacak haberin, gösterilecek dizinin körpe dimağlarda bırakacağı etkiyi iyi düşünün!

Devamını Oku