Tatlı bir söz sadakatan da üstündür

6 Mart 2006

Elinde olmayarak zaman zaman emri altındakilere sert davranan duyarlı bir yöneticiye öğüdüm: İnsanların karakterleri farklıdır. Yöneticilik bir sanattır. Kırmadan, dökmeden yönetmek en güzelidir. Şunu iyi bilmek gerek ki, her insanın kalbinde Allah var. İnsana attığınız taş, Allah'a değer. "Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok." Siz elinizden geldiğince halim (yumuşak) davranmaya çalışın. Bakın Kuran ne diyor: "Tatlı bir söz ve insanları affetmek, ardından başa kakılan sadakadan iyidir." Bu ayeti aklınızdan çıkarmayın.İnsanlar Allah'ın huzurunda, bulundukları mevkilere, zenginlik veya fakirliklerine yahut soylarına göre değil, gönül temizliklerine göre değerlendirilirler. İnsanların kökende kardeş olduklarını vurgulayan Hz. Peygamber, takva yani Tanrı iradesi dışına çıkmaktan sakınma dışında bir üstünlük tanımamış, köleyle efendi, Arap'la yabancı, zenginle fakir arasında insanlık açısından bir fark görmemiştir.Peygamberimiz, "Kisra (İran Kralı) ölürse ondan sonra Kisra olmayacaktır, Kayser (Bizans Kralı) ölürse ondan sonra Kayser yoktur" (Buhari, Hums) buyurmak suretiyle insanlığın bu despot krallıklardan kurtulmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: "Kötü zandan sakınınız. Birisinin ayıbını, kusurunu, özel hayatını araştırmayın, birbirinize haset etmeyin, sırt çevirmeyin, öfkeli davranmayın, ey Allah'ın kulları kardeş olun."Peygamberimizin gözde sahabilerinden Ebu Zerr-i Gifari, mevki itibariyle kendisinden küçük olan bir adamın yabancı olan annesine hakaret etmiş, adam da Allah'ın Elçisi'ne şikâyette bulunmuştu. Allah'ın Elcisi, Ebu Zerre "Sen falanın annesine hakaret mi ettin?" diye sorar. Ebu Zerr, "Evet" diye cevaplar. Allah'ın Elçisi, "Sen içinde cahiliyye huyu taşıyan bir kişisin" der. Ebu Zerr, "Bu yaşımda hâlâ bende cahiliyet mi var?" deyince Allah'ın Elçisi şöyle buyurur:"Evet, onlar, Allah'ın sizin hizmetinize verdiği kardeşlerinizdir. Allah, kimin hizmetine bir kardeşini vermiş olursa o kimse, yediğinden hizmetinde bulunan kardeşine de yedirsin, giydiğinden o kardeşine de giydirsin. Onu, yapamayacağı ağır bir işe koşmasın. Şayet ona ağır bir iş yüklerse kendisi de ona yardım etsin" (Buhari, Edeb). Yöneticilere, şu ayeti kulaklarına küpe etmelerini öğütlerim: "Güzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allah, zengindir, halimdir" (Bakara: 263).

Devamını Oku

Peygamberimizin şefaatini dilemek güzel bir duadır

4 Mart 2006

Soru: Kuran-ı kerim'de namazın 17 rekât olduğu belirtiliyor. Siz de köşenizdeki bir yazınızda, "Peygamberimiz namazın sünnetini bazen kılar bazen kılmazdı" demiştiniz. Sünneti kılmasam olur mu? Dua ederken, "Peygamberimizin şefaatine nail eyle Allahım" diyorum. Bu söylem doğru mu?Cevap: Kuran'da namazın 17 rekât olduğu şeklinde bir ifade yoktur. Peygamberimizin cemaatle kıldırdığı namazların rekât sayısı 17'dir ama Kuran'da böyle bir belirleme söz konusu değildir. Yalnız Nisa Suresi 102'nci ayette Hz. Peygamber'in cephede askerlere kıldırdığı namazların, ikişer rekât olduğu anlaşılmaktadır. Sünnet denilen şey, Peygamberimizin kendiliğinden kıldığı, daha açık bir ifadeyle yalnız başına kıldığı namazlardır. Bunları kılan sevap alır. Kılmayan günahkâr olmaz çünkü zorunlu değildir.Diğer sorunuza gelince, ahirerte Yüce Divan'da insanı hesaptan kurtarma anlamında şefaat düşüncesi Kuran'a aykırıdır. Ancak şefaat arkadaşlık anlamına gelir. Peygamberler, cennetliklere arkadaş olurlar. Daha doğrusu cennete gitmiş olanlar, peygamberlere, sıddıklara, şehitlere (Hakkı bilen, gerçeğin tanığı olan bilginlere) ve salihlere arkadaş olurlar. İşte Peygamberimizle cennette beraber olmak, ona arkadaş olmak anlamında Peygamberimizin şefaatini, yani arkadaşlığını dilemek çok güzel bir duadır.Bir hayvanın doğasını değiştirmek günahtırSoru: Çok sevdiğimiz, doğduğundan beri evimizde büyüttüğümüz bir kedimiz var. Kısırlaştırmak istiyorum. Bunun dinen bir sakıncası var mı? (Gün Külahcıoğlu)Cevap: Hayvanın doğasını değiştirmek günahtır. Zorunlu bir hal olmadıkça kediyi ameliyat ettirmek doğru olmaz. Çünkü Kuran, hayvanların yaratılışlarını değiştirmeyi şeytan işi bir eylem olarak nitelendirmektedir. Şeytan, "Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim: Allah'ın yaratışını değiştirecekler" (Nisa: 119) demiştir. Hayvanların ve insanların kısırlaştırılması, Allah'ın yaratışına aykırıdır. Neslin devamı için Allah'ın açtığı üreme yollarını kapatmaktır. Ancak ameliyatı gerektirecek zorunlu bir durum olursa o zaman yasak kalkar.

Devamını Oku

Önemli olan Kuran'ı anlamaktır

3 Mart 2006

Soru: Zebur hakkında bilgi verir misiniz? Allah'ın gizli velileri kimlerdir, ayetini anlayamadım. Kuran'ı Türkçe meal olarak okuyorum. Kaynak kitaplarla bilgimi derinleştiriyorum. Mesnevi, İmam Gazali, Muhammed İkbal'in eserlerini ve sizin de yazılarınızı takip ediyorum. Sizin tefsirinizi nasıl temin edebilirim? Arapça Kuran okumak şart mı? Ben Kuran'ı Türkçe meal olarak okuyorum ve bunu dostlarıma da tavsiye ediyorum. Bu günah mı ya da yanlış mı? (Fatma Koçak)Cevap: Kuran'a göre Zebur, Hz. Davud'a verilen ilahi kitaptır. Kitab-ı Mukaddes'te, Davud'un Mizmarlan adıyla bir bölüm vardır ki, Davud'a olan ilhamları, onun ilahilerini içerir. Büyük ihtimalle Zebur, bu ilahilerdir. Allah'ın gizli velileri söylemi Kuran'ın neresinde geçiyor ki bunu anlayamadınız? Ayetlerde böyle bir söylem yoktur. Ancak "Evliyâî tahte kıbâbî la ya'rifuhum gayrî: Benim velilerim, benim kubbelerim altındadır, onları benden başka kimse bilmez" şeklinde bir kutsal hadis rivayet edilmektedir. Burada kastedilen de Allah'ın, bazı velileri, halkın hor gördüğü bir takım kılık veya huylar altında gizleyip sakladığıdır. Onların bilinmesini istemediği için Allah onları gizlemiştir. Tefsirimi, Nuh Kuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul adresinden temin edebilirsiniz. Tel: (0216) 492 66 12. Kuran okumak gerekli ama Arapça okumak şart değildir. Önemli olan Kuran'ı anlayıp emirlerini uygulamaktır. Doğru bir meal de Kuran yerine geçer.Kul hakkı yiyen tevbe etsinSoru: Kul hakkının tevbesi nasıl olur? Eğer hakkı yenen kişiye veya yakınlarına, nerede olduklarını bilmediğimizden veya aradan uzun bir zaman geçtiğinden dolayı ulaşamıyorsak acaba bu konuda ne yapmamız gerekir? Açıklar mısınız? (Friday Bozkurt)Cevap: Kul hakkı yemiş olan kimse, hak sahibine ulaşamıyorsa tevbe edip Allah'tan af dilemelidir, eğer Yüce Allah kulunu affederse, hakkı yenen kişiyi memnun edip hakkını bağışlatır. İnsanları memnun etmeden önce Allah'ı memnun etmek gerekir.Yatarak ilahi dinlenir mi?Soru: Yatarak ilahi dinlemek dinimiz açısından günah mı? (Erkan Bahçeci)Cevap: Yatarak ilahi de dinlenebilir, Kuran'da... İnsan yatarak Kuran okuyamaz mı? Okur. Yatarken çoğu insan Fatiha okur, İhlas okur. Bunlar Kuran değil mi?

Devamını Oku

Namazınızı kılın ve biraz sabırlı olun

3 Mart 2006

Soru: VATAN gazetesinin internet sitesinde eşcinsellerle ilgili bir yazınızı okudum. Ne yazık ki ben de bir eşcinselim. Eşcinselliğin İslâm dinine göre ne kadar büyük bir günah olduğunu biliyorum. Aslında inançlı bir insanım. Normal bir evlilik yapamadıktan, neslimi devam ettiremedikten sonra yaşamamın ne anlamı var ki? Bunun için bir kaç defa intihar düşüncesine bile kapıldım ama yapamadım. Çünkü intihar da en affedilmez günahlar içinde yer alıyor. Belki Allah bana, "Sana bunu verdim ve seni bu şekilde sınamak istiyorum, bakalım kazanabilecek misin yoksa bana asi mi geleceksin?" diyerek beni sınava soktu. Nasıl kurtulabilirim bu lanet olası durumdan? (İsmi bende saklı bir genç)Cevap:Bu dünya hayati hep sınavdır. Allah, dünyaya gelen her ruhu, olgunlaşabilmesi için uygun olan bir yöntemle sınavdan geçirir. Olgunlaşmak için sıkıntılardan geçmek, denenmek gerek. Hamur yoğrulmadan ekmek yapılır mı? Allah kimini bollukla, kimini darlıkla, kimini çocuklarla, eşlerle, kimini çocuksuzlukla dener. En büyük sıkıntıları peygamberler çekmişler, onlar dahi denenmişlerdir. Kuran'ın birçok yerinde şu hayatin bir sınav olduğu ve insanların çeşitli olaylarla, bolluklarla sıkıntılarla denendiği belirtilmektedir. Herkes haline uygun biçimde denenir.Her an, her saniye insan gözetim ve denetim altındadır. Kıyamet Suresi'nde, "İnsan başı boş bırakılacağını mı sanır" buyu-rulmaktadır. Sen o haline sabret, namazlarını kıl, Kuran mealini, Hz. Mevlana'nın Mensevisi'ni, bizim yazdığımız İslâm Tasavvufu adlı eseri oku. Bunlar sana huzur verecektir. Peygamberimiz, şehvet duygularını bastırmak için gençlere oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. Oruç da insanı maneviyata yönlendirir. Sakın ha sakın, intihan aklından geçirme. Çünkü intihar çözüm değildir.Evet ölümle her şey bitse, ruh da beden gibi yok olup gitse belki intihar çözüm olabilir ama ölüm ruh için son değil. Çünkü ruh ölümsüzdür. İntihar eden kişi, Allah'ın takdirine, yani sınavına başkaldırmış olur. Ve ona intihar ediş şekliyle azap edilir. Bakın intihar eden insan, kurtulayım derken daha büyük sıkıntılara, her zaman intihar durumunu yaşamaya mahkûm olur. İnançlı bir insan bunu yapar mı? Siz biraz daha sabredin, namazınızı kılın, tasavvuf musikisi dinleyin. O zaman bakacaksınız ki kendinizde değişiklik olacak, sizi yanlışa yönelten dürtüleriniz iyiye, doğruya, güzele yönelecektir.

Devamını Oku

İsrailoğulları hangi soydan geliyor?

1 Mart 2006

Soru: Yahudilik ne zaman, kimin zamanında ortaya çıktı? (Mustafa Poyrazoğlu)Cevap: Yahudilik, Hz. İbrahim'in ileriki nesillerinde ortaya çıkmıştır. Hz. İbrahim'in iki oğul vardı, İsmail ve İshak. Babası İbrahim tarafından Hicaz bölgesine yerleştirilmiş olan İsmail Peygamber, yerli Arap kabilesi Cürhümlülerden bir kızla evlendi. İşte bu ikisinden Kureyş boyu Arapları türedi. Filistin'de yetişen İshak'ın ise on iki oğlu oldu. Hz. İshak'in oğullarından olan Yakup, İsrail (Allah'ın kulu) unvanını taşır. Yakup soyundan gelenlere İsrailoğulları denilir. Hz. İbrahim, hem Kureyş boyu Araplarının hem de İsrailoğullarının atasıdır. Araplarla İsrailoğulları (Yahudiler) köken itibariyle kardeştirler. İki dilin son derece yakınlığı da bunu gösterir.Gerek İsrailoğulları içinde yetişmiş olan peygamberler gerek Kureyş Arapları içinde yetişmiş olan Hz. Muhammed, İbrahim soyundan gelir. Onun için İbrahim'den itibaren Ortadoğu'da yetişen peygamberler İbrahim neslinden geldiği için hem Yahudiliğin hem Hristiyanlığın hem de Müslümanlığın temeli Hz. İbrahim'e dayanır. Bundan dolayı bu üç dine İbrahimi dinler denilir.Al-i İmran Suresi'nin 67. ayetinde İbrahim'in Yahudi, Hristiyan ve müşrik olmayıp dosdoğru Müslüman olduğu vurgulanır. Yahudiler ve Hristiyanlar, İbrahim'i kendi atalan biliyor ve kendilerinin onun izinde gittiklerini iddia ediyorlardı. Müşrik olan Hicaz Bölgesi Arapları da İbrahim'in soyundan geldiklerini söylüyor ve İbrahim dininden olduklarını sanıyorlardı. İşte Kuran bu savlan reddedip İbrahim'in hanif bir Müslüman olduğunu vurguluyor. Çünkü Yahudilik Tevrat'ın, Hıristiyanlık da İncil'in inişinden sonra ortaya çıkmış dinlerdi. Öyle ise bunlardan çok önce gelen İbrahim, Yahudi ve Hristiyan olamazdı: "Kitap ehli, neden İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da İncil de ondan sonra indirilmiştir. Düşünmüyor musunuz?"İbrahim'in dini, tek Allah'a teslim olma, O'ndan başka tapılan bir varlık tanımama esasına dayalı tevhit dini olan İslâm idi. Bu bakımdan kâinatın tanrısını millileştiren Yahudiler de Allah'a oğul yakıştıran Hristiyanlar da İbrahim'den, düşünce inanç bakımından uzak kalmışlardı. Ona yakın olanlar, kendisinin izinde gidenler, onun getirdiği tevhit dinini tazeleyen bu peygambere ve tevhide inanan insanlardır. Ayetlerde gerçek hidayetin, tevhidi getirmiş olan İbrahim'in izinden gitmek olduğu vurgulanıyor.

Devamını Oku

"Biz onları yeniden yarattık"

1 Mart 2006

Soru: Bir yazınızda, cennette erkekler için çok güzel şeyler olduğunu, onları hurilerin beklediğini yazımıştınız. Peki kadınlar için acaba neler var? (Yağız Abadan)Cevap: Erkekler için huriler varsa kadınlar için de gılmanlar var. Huri, güzel gözlü kızlar demektir. Gılman da terü taze delikanlılardır. Bu ifade, bir erkeğe birkaç kız, bir kadına da birkaç erkek verilecek anlamına gelmez. Erkekler çoğul olarak anılınca, o erkeklerin eşleri anlamında huriler denmiştir. Ahiretteki huriler dünya kadınları, gılmanlar da dünya erkekleridir. İnsanlar orada yeniden inşa edilince aynen ilk yaratılışta olduğu gibi yeniden yapılır. Kuran'ın ifadesine göre oradaki yaratılış inşadır yani yeniden yapmadır."Biz (oradaki) kadınlan da yeniden bir güzel inşa etmişiz, onları bakireler yapmışızdır. Hep yaşıt sevgililer" (Vakıa: 35-37), "Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?" (Vakıa: 62) ayetleri ahiretteki yaratmanın, yeniden yapma, inşa olduğunu gösterir. Ayetlerin ifadesinden müminlere verilecek eşlerin, kendilerine yaşıt, taze dilberler olacağı anlaşılmaktadır. Daha doğrusu müminler, ahirette birer genç delikanlı, eşleri de birer huri olur. Allah'ın Elçisi bu ayeti okuyup, "Onlar dünyada umşa, rumsa (gözünün feri gitmiş, gözü çapaklı) ihtiyar kadınlarken biz onlan yeniden yarattık" şeklinde açıklamıştır.Niyet, insanın ne yaptığını bilmesidirNamazda niyet cümlesi kurarken kuşkular içine düşüp "bu olmadı" diyerek yeniden başlayan, böylece 10 dakikalık namaz için 1-2 saat niyet etmekle uğraşan kayınvalidesinin durumunu soran Kerem Saygılı adlı okuruma cevabımdır: Niyet meselesini öyle tabu haline getirmeye gerek yok. Niyet, ne yaptığınızı içinden geçirmenizdir. Yemek masasına oturuyorsunuz. Maksadınız yemek yemektir. İçinizde bu düşünce var. İşte niyet budur. Ama masaya otururken "niyet ettim yemek yemeye" diyor musunuz? Hayır, içinizde yapacağınız işi biliyorsunuz. Namazda niyet de bundan ibarettir. "Niyet ettim Allah rızası için öğle namazını kılmaya" demeye gerek yoktur. Bu şekilde niyet zaten bid'attır. Peygamber Efendimiz böyle yapmamıştır. Kayınvalidenizin öyle cümleler kurarak niyet etmesine lüzum yok. Hangi namazı kılacağını içinden geçirsin ve namaza başlasın, yeter. Çünkü niyet, insanın ne yaptığını bilmesidir. İşin aslı budur.

Devamını Oku

İslâm'da lider kavramı var mı?

28 Şubat 2006

Soru: İslâmiyet, Hristiyanlardaki papa gibi bir dini lideri kabul eder mi? Böyle bir kavram var mı? (Devrim Atik)Cevap: İslâm'da lider kavramı elbette vardır. Siyasetin başı, iktidar sahibi olan kimseye imam denilir. İmam, lider demektir. Fakat otoriter din uzmanına da lider denilir. İslâm'da din uzmanları vardır. Din ancak Kuran'ı ve sünneti bilenlerden öğrenilir. "Duydukları olayı Elçi'ye ve aralarında buyruk sahiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi" (Nisa: 83) ayeti, dini ve siyasi konuların çözümünün uzmanlarına götürülmesini öğütlemektedir.Ayrıca, "Her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?" (Tevbe: 122) ayeti de ilimle uğraşacak bir zümrenin, din bilimlerinde uzmanlaşıp uyarı görevini üstlenmesini öngörmektedir.Ama bu, sadece din uzmanlığıdır. Ancak din uzmanı, Allah ile kul arasında aracı değildir. Allah'a ibadet veya tevbe etmek için din adamına gitmeye gerek yoktur. Her kul, doğrudan Allah'a yönelir, O'ndan af diler. Kulunu bağışlayacak olan Allah'tır. Allah adına kimse günah bağışlama, affetme, cennet toprağı dağıtma hakkına sahip değildir. Peygamber bile Allah ile kul arasında vekil değildir. Çünkü yüce Allah, "Biz seni onların üzerine vekil göndermedik" buyurmuştur.Aynı kabre bir kadın bir erkek konabilir mi?Soru: Mezar yeri sorunu yaşadığımız için iki kişilik aile mezarını derinleştirerek dört kişilik yaptık. Definde erkek ve kadın olarak dinimiz açısından herhangi bir sakınca var mı? Erkekler ayrı, kadınlar ayn mı olmalı? (Mehmet Alp Tiryakioğlu)Cevap: Aynı kabrin alt ve üst bölümlerinden birine erkek, diğerine kadın cenazenin konmasında bir sakınca olmadığı gibi bir cenazenin gömüldüğü kabre, üç yıl sonra başka bir cenazenin gömülmesinde de bir sakınca yoktur. İlk ölünün kemikleri bir kenara toplanıp diğeri gömülebilir. Cenazeler için kadın erkek fark etmez. Ölen kişiden sorumluluk kalkar. Cesedin hiçbir duygusu yoktur. Bunlar bilinç eseridir. Bilinç ise ruha aittir. Ruhun ayrılıp gittiği beden yani ölü ceset bir taştan, topraktan, tahtadan farksızdır. Artık onda erkeklik dişilik aranmaz.

Devamını Oku

İsraftan uzak durana ne mutlu

27 Şubat 2006

Son zamanlarda yeme içme nerdeyse bir tutku halini aldı. Gereğinden fazla yiyoruz. Sonuç, aşın şişmanlık. Dünyayı bir obezite derdi sardı. Öyle insanlar var ki kapılardan sığmıyor. Bu kadar kilo derttir. Kiloyu atabilmek için ağzını tutma yerine çeşitli diyetlere, yağ aldırma operasyonlarına başvuruyorlar. Oysa gereğinden fazla ye-nilmese bu şişmanlık belası olmayacak, insan kırkından sonra yediği lokmayı hesap etmelidir. Hz. Peygamber, "İnsanoğlu, karnından (midesinden) daha kötü bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Bunu yapamıyorsa midesini üç bölüme ayırsın. Bir bölümünü yemeye, bir bölümünü içmeye, bir bölümünü de rahat nefes almaya bıraksın" buyurmuştur.Çok kimse gereğinden fazlasını pişiriyor, yarısını çöpe döküyor. Nimeti çöpe dökmek yazıktır, günahtır. Oysa Peygamberimiz, "Biz acıkmadıkça yemeyiz, tam doymadan da yemeği bırakırız" buyurmuştur. İşte sağlığın reçetesi! Her şeyde israf, yemede, içmede, kullandığımız eşyada. Konutlarımız, gereksiz mobilyalarla dolup taşıyor ve herkes daha lüks mobilya için birbiriyle yarışıyor.İsrafı kabirlere kadar taşıyoruz. Dünyada milyonlarca insan açlıkla, yoksullukla pençeleşirken biz milyarlar harcayıp saray gibi mermer kabirler yaptırıyoruz. O kabirlerin, altında yatan ölüye yaran ne? Kabrin belli olması için bir taş yeter. Bu ne israftır kabirlerde yapılan? Hiç İslâmi değil. Hatta sade ve kibar da değil. Kabirlerde bir düzen yok, kimi yüksek, kimi alçak, kimi mermerli, kimi daha yaldızlı. Oysa Avrupa'da kabirler daha sade. Her birinin başına bir taş dikilmiş veya sadece üstüne bir taş konmuş, etrafı çiçekle çevrelenmiş. Bir düzen var, sadelik var.Tabii lüks yaşayabilmek kolay değil. Herkes bu kadar parayı nereden bulacak? Bulamayanlar da toplumsal dürtünün etkisiyle rüşvete, çalıp çırpmaya, ticarette hileye yöneliyor. Böylece olan geniş halk kitlesine oluyor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeniliyor. Topluma huzursuzluk yayılıyor. Hırsızlık, kapkaç, intihar, kavga aldı başını gidiyor. İsraf şimdiden çok, gelecek kuşakların aleyhine çalışıyor. Kendimizi disipline etmenin zamanı geldi de geçiyor. "Komşusu açken karnını doyurup yatan bizden değildir" hadisini prensip edinirsek toplumsal huzura ve mutluluğa kavuşuruz. Ne mutlu israftan, aşırılıktan uzak duranlara, ne mutlu insanların dertlerini ve mutluluklarını paylaşanlara!

Devamını Oku