Soru: Özürlülere hizmet veren bir kurumda çalışıyorum. Özürlü annelerini gördükçe içim kan ağlıyor. Sadece çocukları için çırpınıyorlar. Çok fedakârlıklar yapıyorlar. Allah, özürlülerin annelerini veya ailelerini farklı bir sınava tabii tutuyor mu? Onların sabırları bizlere göre daha mı değerli? Kuran'da bununla ilgili hükümler var mı? Müslüman olmayan bir özürlü annesi de Müslüman olan anne kadar kutsal mı? Bütün özürlü annelerine sabır diliyorum. Çünkü onlar gerçekten insanüstü bir çaba sarf ediyorlar. (Cüneyt Mutlu)Cevap: Allah dünyaya gelen her ruhu, olgunlaşabilmesi için bir yöntemle sınavdan geçirir. Kuran'da, "Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve onunla birlikte inananlar, Allah'ın yardımı ne zaman?' diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır" (Bakara: 214) buyurulmaktadır.Olgunlaştırma yöntemiEn büyük sıkıntıları peygamberler çekmişler, onlar dahi denenmişlerdir. Kuran'ın birçok yerinde şu hayatın bir sınav olduğu ve insanların çeşitli olaylarla, bolluklarla sıkıntılarla denendiği belirtilmektedir. Herkes haline uygun biçimde denenir. Kimi bollukla, kimi darlıkla, kimi sağlıkla, kimi hastalıkla, kimi çocuklarıyla, kimi eşiyle, kocasıyla veya karısıyla imtihan edilir. Özürlü çocuklar da anne baba için bir sınav, bir olgunlaştırma yöntemidir. Sabredenler ödüllerini alırlar. Kimden? Yaratan'dan."Başka din mensubu olan özürlü anneleri de çocuklarına baktıkları için ödüllendirilecekler mi?" şeklindeki sorunuza gelince, bakınız Allah'ın rahmeti, hiçbir dinin veya ulusun, ırkın tekelinde değildir. Şu dünyada 6 milyar insan var. Hepsinin içinde de Allah var. Allah'ın imdadı olmasa tek canlı varlığını sürdüremez. Hangi din mensubu olursa olsun, yavrusuna özellikle özürlü yavrusuna sabırla baktığı için ödüllendirilir.Çünkü Kur'ân'ın buyurduğu üzere: "Allah, iylilik edenlerin ödülünü zayi etmez." Şunu iyi bilin ki Allah'ın varlığına ve birliğine inanan her kul, güzel eyleminin karşılığını Allah'tan alır. Allah, her kulunu korur, çektiği sıkıntıya göre ödülünü verir. Ahiret âlemi bizim değerlendirmemize göre değildir. Biz Allah'ın lütuflarını sadece Müslümanlara özgüleştiririz ama Kuran'ın belirttiği gibi o, sadece bizim hayalimizdir.
* Dünden devamBaş örtüsü takmak Kuran'ın emridir. Öyle kendi kendine fetva çıkaranların sözüne bakmayın. Onların uçuk yorumları Kuran ın hükmünü ve 1.5 milyar Müslüman'ın inancını değiştirmez. Hiç kimse Kuran ın açık hükmünü değiştiremez. Onu uygulayıp uygulamamak kişinin vicdanına kalmıştır ama uygulayana müdahale de hiç kimsenin hakkı değildir. Atatürk'ü, Fevzi Çakmak'ı, İsmet İnönü'yü, cumhuriyeti kuran paşaları, devlet büyüklerini yetiştiren analar, başı örtülü Türk hanımlarıydılar. İstiklal Savaşı'nda cepheye kağnılarla ve kucağında mermi taşıyanlar, başı örtülü Türk analarıydı. Gidin İzmir'de bir caminin avlusunda yatan Zübeyde Hanım'ın başına bakın. Kim onun örtüsünü başından çıkarabilir?Sevgi ve hoşgörüOlmuyor böyle. Boşu boşuna toplum geriliyor. Baş örtüsü takmayan takana, takan da takmayana sevgiyle, hoşgörüyle bakmalı. Gözler baştaki kumaşa değil, kafadaki düşünceye, bedendeki ruha bakmalı. Dostluğu sağlayan biçim değil, ruhtur, düşüncedir, bilgidir. İnsanın baş örtüsüyle, kılık kıyafetiyle uğraşma yerine kafasının içini bilgiyle aydınlatmak gerekir. Yoksa bu germeler ve gerilmeler bölünmelere yol açar. Zaten huzursuz, patlamaya hazır, neredeyse gülmeyi unutacak hale gelmiş olan toplumu iyice huzursuzluğun girdabına atar.Toplum bozuluyorToplum günden güne bozulma içinde. Kadınlarımız çantalarıyla sokağa çıkamaz oldu. Emekli maaşını alıp evine gitmekte olan zavallı ihtiyarın elinden parasını alıp kaçanlar cirit atıyor ortalıkta. Kapkaç terörü, bombalamalar, öldürmeler, hırsızlıklar, çocukların birer suç aleti haline getirilmesi, mafyacılık, bölücülük aldı yürüdü. Bunu önlemenin yolu baş örtüsüyle uğraşmak değildir. Bu durumları iyice bir düşünün, ona göre kararınızı verin. Bilin ki bu dünyanın ötesinde İlahi Mahkeme de var! Öyleyse lütfen Ziya Paşa'nın şu sözünü anımsayın: Dursun kef-i hükmünde terâzöy-i adalet Havfm var ise Mahkeme-i ruz-i cezâ'dan.(Eğer kıyamet günündeki Ağır Ceza Mahkemesi'nden korkun varsa, sakın adalet terazisini elden bırakma, daima adil ol.)
Sevgili Peygamberimize karşı yapılan karikatür hakareti, İslâm âleminde gerekli tepkiyi gördü ama gösteriler gitgide aşırıya kaçmaya, haddi aşmaya başladı. Kuran'da, yapılan haksızlığa karşılık verilmesi ancak haddin aşılmaması, işlenen suça hak ettiğinden fazla ceza verilmemesi emredilir, affetmenin ise daha hayırlı olduğu vurgulanır. Yapılan gösteriler yakıp yıkmalara, hatta öldürmelere varıyor. Bunlar doğru şeyler değildir. Aşın hareketler karşı tepki doğurur. Ayrıca keskin sirkenin sonunda kendi küpünü patlattığı da bilinmektedir. Aşın hareketler medeniyetler çatışmasına yol açar. Oysa dinlerin temel amacı kavga değil, barıştır.Müslümanların sağduyulu davranması, artık gösterileri burada noktalaması gerekir. Yoksa doğacak gerginlikler dünya barışına zarar verir. Çünkü çatışmalardan her iki medeniyet mensupları da büyük yara alır, sıkıntı çeker. Kuran bize kitap ehliyle en güzel biçimde diyalog ve barışı emrederken biz niçin çatışmayı tercih edelim ki? Düşmanlıktan hayır gelmez. Hayır barıştadır. Kuran'ın deyişiyle, barış daha hayırlıdır.İnanç sorgulanmazBu restleşmenin toplum kalkınmasına, ülke bütünleşmesine hiçbir yararı yoktur. Laiklik dinin devlete, devletin de dine inanç ve vicdan özgürlüğüne müdahale etmediği modern devlet yönetimidir. Devletin temel yasalarına uymak herkesin görevidir. Ama devletin de halkın inancına, kılık kıyafetine müdahale ermemesi gerekir. Sokakta başını örten öğretmen hanıma müdahale, devletin din ve vicdan özgürlüğüne müdahalesidir. Bu, dünyanın neresinde var? İşte Avrupa ülkeleri. Hollanda'da yaşadık, Almanya'da yaşadık, Avrupa'yı gördük. Üniversitelere başının örtüsüyle gelen Müslüman kızlar var. Hiç kimse onlara müdahale etmez.Çünkü Avrupalı insan, kafanın dışıyla, kılık kıyafetle uğraşmaz, insanın inancını sorgulamaz. Kafasının içindekine bakar. Hiç kimse bir başkasını kendisi gibi inanmaya veya yaşamaya zorlayamaz. Bu ancak totaliter rejimlerde olur. Devletin temel yasalarına saygılı olmak, adap ve ahlak kurallarına aykırı olmamak kaydıyla herkes istediği gibi giyinme ve yaşama hakkına sahiptir. Bırakın insanlar nasıl rahat ediyorlarsa öyle giysinler.Yarın: Kuranın açık hükmünü kimse değiştiremez.
Soru: Hristiyanları haç, Yahudileri İsrail yıldızı, Müslümanları hilal simgeliyor. Neden?Cevap: Hz. Peygamber döneminde hilale dini bir hüviyet verilmemiştir. Çünkü İslâm'da inanç tamamen soyuttur, sembollere, maddi şekillere dökülmemiştir. Bakara 92/189. ayette hilallerin, insanların vakitleri ve hac zamanlarını bilmelerini sağladığı belirtilmektedir. İbn Hacer'in saptadığı bir rivayete göre Hz. Peygamber, kabilesinin elçisi sıfatıyla Medine'ye gelen Şad ibn Malik'e, kavmine götürmesi için üzerinde hilal bulunan siyah bir bayrak vermiştir (el-İsâbe: 2/32).Hilal motifinin bir sembol olarak VII. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında kullanıldığı görülmektedir. XI. yüzyılda Papa Gregorius'un, 1082'de Roma Germen İmparatoru IV Heinrich'e karşı gönderdiği askerler arasında, göğüslerinde altın hilaller taşıyan Sicilyalı Müslümanlar da vardı. Alpaslan 1064'te Ani'yi fethedince camiye çevrilen katedralin kubbesindeki büyük haç indirilip yerine Ahlat'tan getirtilen büyük bir hilal konulmuştur.Salahaddin-i Eyyubi, Kudüs'ü haçlıların elinden geri aldığı zaman (583/1187), Kubbe-tu's-sahra üzerine yerleştirilmiş bulunan haçı indirip yerine hilal şeklinde bir alem koydurtmuştur (Bkz. Diy. Vakfı İA. 18/13-15). Eski kültürlerde yer almış bulunan hilal, Türkler nezdinde İslâmi bir simge olarak kabul edilmiş, minarelerin alemine takılmıştır. Türk bayraklarında hilal vardır ama Arap bayraklarında yoktur. Hilal, daha çok Türklerin etkisinde olan ülkelerin bayrağında mevcuttur.Yine mesh etme konusuSoru: Bir yazınızda, baş ve ayaklar mesh edilerek abdest alınabileceğini belirtmiştiniz. Ancak Kuran-ı Kerim'in mealinde, Maide Suresi'nde ayakların topuklara kadar yıkanması gerektiği vurgulanmaktadır. Buradaki çelişkiyi açıklar mısınız? (Erdoğan)Cevap: Maide Suresi'nin 6. ayetinde ayakların topuklara kadar yıkanması değil, aşıklara kadar meshedilmesi buyurulmaktadır. Ayette geçen "ka'b" topuk değil, aşık demektir. Aşık, ayağın iki yanındaki çıkıntıdır. Türkçe'deki topuk kelimesinin Arapça karşılığı "ka'b" değil, "akıb"dır. Bu, "ka'b" kelimesini topuk diye çevirenler yanılmışlardır. Bu tür meallerin hepsi yanlıştır. Şimdi ayetin mealini vereyim: "Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi, meshedin: başlarınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı" (Maide: 6).
Soru: İki Müslüman ülkenin savaşında ölen askerler şehit sayılır mı? Terör örgütlerine katılan Müslümanları, terörü yok etmek amacıyla öldürmek caiz mi? Terör örgütlerine katılmış Müslümanlar tarafından öldürülen askerler şehit kabul edilir mi? (İbrahim Halil)Cevap: İki Müslüman ülke arasında çıkan savaşlarda sorumlu olanlar askerler değil, yöneticilerdir. Bir sorumluluğu olmayan askerler, eğer inançlı insanlarsa şehit olurlar. Çünkü zaten kendi evi dışında ölen, saldırı sonucunda öldürülen şehit sayılır. Bunun örneği Cemel Olayı'nda görülmüştür. Bir tarafta yasal devletin başı Hz. Ali ve onun ordusu, diğer tarafta ona karşı savaşan Talha-Zübeyr ve adamlan vardır.Takriben 13 bin kişinin öldüğü bu savaşta Hz. Ali, kaçanların kovalanmamasını, yaralılara dokunulmamasını, esirlerin serbest bırakılmasını emretmiş, bunları kendisine baş kaldıran Müslümanlar olarak nitelendirmiştir. Teröristleri cezalandırmak devletin görevidir. Aksi halde anarşi olur. Ama zorla teröre bulaştırılan kişilerin ahiretteki yerini Allah bilir. Hiç kimse hakkında kesin yargı belirtemeyiz. Teröristler tarafından öldürülen askerler ve güvenlik güçleri, hiç kuşkusuz şehittirler. Onlar vatanın birliğini, insanların namusunu, canını ve malını korumak için kendi canlarını feda eden kahramanlardır.Helal süt emmiş kişiSoru: Cünüpken bebek emzirilir mi? Gece yansı uyanıp bebek ağladığında gusül abdesti almak için bebek bekletilmeli mi? Halk arasında helal süt emmiş dedikleri durum bu mudur? (Elif Toprak)Cevap: Cünüpken namaz kılınmaz ama yemek yenilebilir, çocuğa süt emzirilir. Cünüplük sütü kirletmez. O, bir dış temizliği gerektiren şeydir. Helal süt emmiş tabiri, inançlı, iyi huylu, haramı helali gözetleyen, haram yemeyen bir annenin sütüyle beslenmiş demektir. Annesinin sütü, helal lokmadan oluşmuş ise o çocuk helal süt emmiş olur.Bu çocuk, iyi huylu, hak gözeten salih bir insan olur. Ama kadının sütü haram rızıklardan oluşmuşsa çocuğu haramla beslenmiş olur. Ancak bu, o kadının çocuğunun da mutlaka kötü huylu olması anlamına gelmez. Allah ölüden diri de çıkarabilir. Ana babası kötü huylu nice insan vardır ki güzel ahlaklıdır, çevresine yararlıdır. Bunun için Allah, insanı kendi eylemlerinden sorumlu tutar, ana babasının yaptıklarından sorumlu tutmaz.
Soru: Çalışan bir bayan olmam nedeniyle sabah namazı hariç diğerlerini vaktinde kılamıyorum. Kaza edeceğim namazlar için niyet ederken, kazaya bıraktığımız ilk namazın mı yoksa son namazın mı kazasını kılmaya niyet edeceğim? Kaza namazlanmı yatsı namazının ardından mı kılmalıyım, yoksa her vakitte kılabilir miyim? (Nuray)Cevap: Boş işlerle uğraşmayın. Kılamadığınız namazı kılın. İlk namaz, son namaz şeklinde uydurma niyetlere gerek yok. Allah sizin ne namazı kıldığınızı biliyor. Hz. Peygamber böyle niyetler yapmamıştır. İşin özü şudur: Bir gün hangi namazı kılamadıysanız, fırsat bulduğunuzda önce onu kılın, ardından içinde bulunduğunuz vaktin namazını kılarsınız. Birkaç namazı kılamadıysanız sırasıyla mesela önce sabah, sonra öğle, sonra ikindi, sonra akşam, sonra yatsı namazlarını kılacaksınız. Hangi namazı kıldığınızı içinizden geçirmeniz yeterlidir. Öyle tumturaklı niyetler hep bid'attır, onlara gerek yoktur.Kuran müşriklerle evlenmeyi yasaklarSoru: İstanbul'da yaşıyorum. 19 yaşındayım. Yurt dışında yabancı bir kız arkadaşım var. Benimle evlenmek istiyor. Yakında onu görmeye gideceğim. Hıristiyan veya Musevi değil. Başka bir din. Fakat İslâmiyet'e saygı duyuyor. Onunla evlenmemde dinimiz açısından bir sakınca var mı? Müslüman değil diye annem istemiyor. Ne yapmam gerekiyor?Cevap: Eğer o kız Allah'a, ahirete inanıyor, Peygamberimize ve Müslümanlığa saygı duyuyorsa onunla evlenebilirsin. Ama eğer puta tapıyorsa yani heykele veya herhangi bir insana tapıyorsa müşrik sayılır. Kur'ân, müşriklerle evlenmeyi yasaklamıştır.Kendinizi değiştirinSoru: Haram olduğunu bildiğim halde içki içiyorum. Ne yapmalıyım? (Eren)Cevap: İçki, İslâm'da haramdır. Benim bunu, sizin hatırınız için helal yapmam mümkün değil. Size bunun daha kolay yolunu göstereyim: Kendi kendinizi değiştiriniz. İçkinin sonu felakettir. İçki kimseye hayır getirmemiştir. Siz, bundan sonrasına bakınız. Hemen tevbe edip bir daha içki kadehine dokunmayın. Kendinizi Allah sevgisiyle doyurmaya çalışın. İlahi feyizle sarhoş olmak, içkiyle sarhoş olmaktan çok daha zevklidir. Haydi maneviyata, temelli değişime, içkiye tevbeye, Allah'ın emrine uymaya!
Soru: 1995 tarihli tefsirinizde Kuran'da namaz için iki vakit dışında kesin vakit belirtilmediğini ancak köşenizdeki bir yazınızda Kuran'da üç vakitte namaz kılmanın emredildiğini belirttiniz. Bu konuyu açar mısınız?Cevap: "Kuran'a göre namaz vakitleri" adlı yazımla tefsirimdeki yazımı okuyup karşılaştırınız, göreceksiniz ki farklı bir şey söylemiyorum: "Bizim kanaatimize göre gündüzün iki ucu, güneşin doğma ve batma zamanlarıdır. Güneşin doğmasından biraz önce ve batmasından hemen sonraki zamanlar, gündüzün uçları, geceye de yakın olan zamanlarıdır. Öyle ise ayette emredilen namazlar, İbn Abbas ve Hasan Basri'nin dedikleri gibi sabah ve akşam namazlarıdır. Ancak İsra ve Müzemmil surelerinde teheccüd kılmak da Peygamber'e emredilmiştir.İsra Suresi'nin 78-79. ayetlerinde Peygamber'e, güneşin dülûkünden (ufkun altına düşmesinden), alacakaranlığa değin ve tan yeri ağarırken namaz kılması ayrıca gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyanması emrediliyor. Bu suretle kendisinin, yüce bir makama ulaştırılacağı belirtiliyor. Bu, güne ve geceye namazla başlayıp namazla bitirme amacını taşır. Sabah ve akşam namazı dışındaki namazlar için kesin vakitler belirtilmemiştir. Öteki namaz vakitleri, Hz. Peygamber'in uygulamasıyla sabit olmuştur."Sehiv secdesi gerekmezSoru: 1- Şükür namazını nasıl kılabilirim? 2- Namazı kılarken Fatiha'dan sonraki ayeti okurken vazgeçip diğer ayete geçiyorum. Bunun nedeni de o ayeti birinci rekâtta okuyup okumadığımdan emin olmadığımdandır. Sehiv secdesine gerek var mı? 3- Abdest alıp başı açık dışarı çıkılırsa tekrar abdest almaya gerek var mı? 4- Üç ay oruç tutmayı adadım. Ancak birinci sene Recep'ten ve Şaban'dan 15 gün ve tüm Ramazanı tuttum. İkinci sene aynı şekilde hareket ettim. Bunlar 3 ay olarak kabul olunur mu? (İman Tunca)Cevap: 1- Şükür namazı, aynen diğer namazlar gibi kılınır. 2- Fatiha'dan sonra başladığınız bir ayeti bırakıp başka ayete geçmenizden ötürü sehiv secdesi gerekmez. 3- Başı açık sokağa çıkmakla abdestiniz bozulmaz. 4- Sizin uygulamanızın kabul olunup olunmayacağını bilemem. Ancak Ramazan orucu adanmaz. Zaten onu tutmakla yükümlüsünüz. Recep'ten ve Şaban'dan tuttuğunuz oruçlar, adağınız yerine geçer. Bunları iki yıl tuttuğunuza göre 2 ay oruç tutmuşsunuz. Bir yıl daha bu uygulamayı yaparsanız adağınız yerine gelmiş olur.
Soru: Maide Suresi'nin 5/51'inci ayetinde, "Yahudiler ve Hristiyanlarla dost olmayın. Kim onlarla dost olursa onlardandır. Onlar birbirlerinin dostudur" yazıyor. Burada anlatılmak istenilen nedir? Müslüman bir erkek yabancı bir bayanla evlenebiliyor. Dinimiz buna müsaade ediyor, bir taraftan da dost olmayın diyor. (Derya Tuncer)Cevap: Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi Yahudi ve Hristiyanları dost edinmemeyi emreden ayet genel değil, Müslümanlara düşman olan, İslâm ile savaşmakta olan Yahudi ve Hristiyanlar hakkındadır. O ayetin bulunduğu bağlam iyi düşünülürse bu gayet güzel anlaşılır. Nitekim söz konusu ayetten sonra gelen 57'nci ayette, "Dininizle alay eden kitap ehli ve müşrikleri dost tutmayın" buyurulmaktadır. Demek ki dost tutulmaması emredilen kitap ehli, iyi niyetli insanlar değil, Müslümanlara saldıran, İslâm ile alay eden düşman kimselerdir.Yoksa en son surelerden olan Mümtehine'de "Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan menetmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. 9- Allah sizi ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan meneder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır" (Mümtehine: 111/8-9). Ankebut Suresi'nin 46'ncı ayetinde de "Haksızlık edenleri dışında, kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlarla en güzel tarzda diyalog kurulması" buyurulmaktadır. Nitekim Peygamberimiz, Medine'ye geldiği zaman kitap ehli olan Yahudilerle savunma ittifakı kurduğu gibi hayatlarının sonlarına doğru çıktığı Tebuk Seferi'nde de birçok Hristiyan ve müşrik kabilelerle saldırmazlık ittifakı yapmıştır.Hastalar ve yolcular teyemmüm edebilirSoru: Maide Suresi'nin 6'ncı ayetindeki, hasta ve yolcuların abdestine ilişkin hükmü açıklar mısınız? (Hüseyin Çağlayan)Cevap: Suyu kullanamayacak derecede hasta olan yahut su değdirmekle yarası azacak olan kimse teyemmüm eder. Yolcuya gelince, şayet yolda su bulamazsa teyemmümle namaz kılar.