İslâm dininde kahinlik yasaktır

1 Şubat 2006

Soru: Falla ilgili bir yazınızda Peygamberimizin, "ben falın iyisini severim" dediğini belirtmiştiniz. Bu ifadenin açıklamasını yapar mısınız? (Dilan Karakoyun)Cevap: O yazımda kastettiğim fal, gelecek hakkında falcılardan bilgi almak, kahinlik falan değildir. Herhangi bir olaydan, yapılan işin hayırlı olacağı hakkında bir sonuç çıkarmak, bir olayı hayra yormak demektir. Şimdi o yazımı sizin gibi merak edenler için yeniden yayınlıyorum: İslâm'da geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği vurgulanır. Bu yüzden falcılık, kâhinlik yasaktır. Hz. Peygamber kâhinlerin sözlerine inanılmamasını, cinler tarafından onlara söylenen sözlerin ancak yüzde birinin doğru, gerisinin yalan olduğunu buyurmuştur. Kur'ân'da fal hakkında bir hüküm yoktur. "Falcılara inananın, Muhammed'e geleni inkâr etmiş olacağı" şeklinde bazı zayıf rivayetler varsa da bunlar, Hz. Peygamber'den güzel fal hakkında gelen sözlere aykırıdır.İnsanları vehimlere düşürecek falcılık, kâhinlik gibi işlerden uzak tutmak için terhib (korkutma) amacıyla üretilip Peygamber'e yakıştırılmış sözlerdir. Bundan dolayı bu tür rivayetlerle haram hükmü gerçekleşmez. Ancak gizliyi, geleceği öğrenmek için fala bakmak kesin haram olmasa da günaha yakın mekruhtur. Mevcut durum hakkında bir karar vermek için duyulacak bir sözden sonucun hayırlı olacağı anlamını çıkarmak sünnettir. Buna fal-i hayr denilir. Hz. Peygamber'in, iyi falı sevdiği hakkında rivayetler vardır.Müslim'in kaydına göre Peygamberimiz, "Sum tutma yoktur. Ama ben falı severim" buyurmuştur. Kendisine, "Fal nedir?" diye sormuşlar, "Birinizin duyacağı güzel bir sözdür" buyurmuştur (Buharı, Tıb: 44: Müslim, Selâm: 113-114). Hz. Peygamber'in, zaman zaman karşısına çıkan iyi bir şeyi veya ismi hayra yorup bundan, çıkacağı seferin hayırlı olacağı anlamını çıkardığı saptanmıştır. Ancak sum tutmak haramdır. Çünkü Hz. Peygamber, "Sum tutma yoktur" buyurmuştur. Ebu Hüreyre de Hz. Peygamber'in, güzel falı sevdiğini fakat sum tutmaktan (bazı şeyleri uğursuz kabul etmekten) hoşlanmadığını söylemiştir.Tabii bunlar günah anlamında haram değil, insanın içini huzursuzluğa, sıkıntıya sokacağı anlamında kötü şeylerdir. Asıl haram zina, hırsızlık, hakka saldın, cana kıyma, yalan söyleme, yetim hakkı yeme, hak yeme gibi eylemlerdir. Ama geleceği öğrenmek için fal bakmak İslâm'da harama yakın mekruhtur. Çünkü geleceği Allah'tan başka kimse bilmez.

Devamını Oku

Kimse gücünün üstünde bir şeyle yükümlü değildir

1 Şubat 2006

Soru: Çalışan, evli, çocuklu bir bayanım. İki yıldır, Allah kabul ederse, namaz kılıyorum. Ancak namazda hep dünya işleri aklımdan geçiyor ve ne yaparsam yapayım kıldığım namaza tam konsantre olamıyorum. Allah'ı düşünemiyorum. Huşu içinde kılınmayan namazların kabul görmeyeceğine dair ayetleri ve hadisleri okuyunca ümitsizliğe kapılıyor ve çok üzülüyorum. Namaz kılarken Allah'ın huzurunda olduğumu unutmamak için ne yapmalıyım? (Sezin Onur)Cevap: Elinizden geldiğince namazda Allah'ı düşünmeye kendinizi odaklayın. Namazda insanın hatırına çeşitli düşüncelerin gelmesi normaldir. Namaz büyük cihattır. Cihat uğraşma, savaşım verme demektir. Namazda kötü düşüncelerle savaşılır, onların kovulması, sürülmesi için çaba harcanır. Bundan dolayı Hz. Peygamber, namazın büyük cihat olduğunu belirtmişlerdir.Elinizden geldiğince vesveseleri atmaya çalışın. Böyle yapa yapa bir gün yetenek oluşur, daha huzurlu namaz kılarsınız inşallah. Yalnız şunu bilmek gerekir ki, hiç kimse gücünün üstünde bir şeyle yükümlü değildir. Elinizden olmadan namazda kalbinize gelen düşüncelerden ötürü sorumlu değilsiniz. Öyle de olsa yine namazı kılınız, hiç değilse görevinizi yapmış olursunuz. Bir gün gelir namazın hakikatine erer, gerçek namazı kılarsınız.İnsanı azaba sokan yaptığı kötülüklerdirSoru: Fal baktırmak günah mı? Çevreden aldığım duyumlar ve bazı hadis kitaplarında, üzerimize idrar sıçrarsa öldüğümüz zaman kabir azabı çekeceğimiz söyleniyor. Bu doğru mu? (Dilan Karakoyun)Cevap: Falcılık günahtır, falcıya inanmak Kur'ân'ın söylediklerini inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü Kur'ân'a göre, gizliyi Allah'tan başka kimse bilmez. Ancak Allah'ın peygamberlerine bazı gizli bilgiler verilebilir. Falcılar peygamber değildir. Böyle şeylerden vazgeçmelisiniz. Diğer sorunuza gelince, bu tür hadisler, insanları temizliğe yönlendirmek için ortaya atılmış sözlerdir. Kasıt temizliktir. Kasıtsız olarak idrarın kıyafete sıçraması azaba sebep olmaz. O hadisler gerçekte Peygamber sözü olmaktan uzaktır. İnsanı azaba sokan, kasıtlı olarak yaptığı kötülüklerdir. Başkasının hakkını çalmak, yoksulları ezmek, Allah'ın yaratıklarını kırmak, zina etmek, içki içmek, ebeveyne isyan gibi...

Devamını Oku

İnsanın olduğu her yerde melek vardır

31 Ocak 2006

Soru: Ben Amerika'da yaşayan bir okurunuzum. "Köpekli eve melek girmez" diye duydum. Doğru mu? Evinde köpeği olan bir arkadaşım mübarek bir gecede melek gördüğünü söylüyor. Melekleri görmek mümkün mü?. Aynı konuda bir başka okurum diyor ki: "On yıl önce sokakta bulduğum bir köpeğim var. Evin içinde besledik. Şimdi bahçeli bir evimiz olmasına rağmen hayvancağız dışarıda kalamıyor, ağlıyor. Geçenlerde evimize gelen hanım akrabalarımızdan büyük bir kısmı vakit namazını kılmasına rağmen iki tanesi kılmadı. Seccade serdiğim odalara köpeğin asla girmediğini söylediysem de konuyu geçiştirdiler. Daha sonra, köpek olduğu için evimizde namaz kılınamayacağını söylediklerini öğrendim. Melekler de evimize gelmezmiş. Doğru mu?"Cevap: "Köpek olan yerde namaz kılınmaz" yargısının yanlış olduğunu, Hz. Peygamber'in mescidinde zaman zaman köpekler dolaştığı halde Peygamber ve sahabilerinin, yıkamadan orada namaz kıldıklarını daha önceki yazılarımda açıklamıştım. Eve gelen hanımların, köpek olduğu için namaz kılmamalan, dini bilmemelerinden kaynaklanıyor. Bizim geleneğimizde imkân varken evin içinde köpek beslemek yoktur. Köpeğin bahçede bir yeri olur, orada beslenir.Fakat bir evde köpek var diye oraya melekler girmez yargısı çok yanlıştır. Köpek de Allah'ın yaratığıdır. Onun da hayatını sürdürmesi için melek koruyucuları vardır. Köpeğin olduğu yere niçin melek girmesin? Asıl melek nereye girmez, bilir misiniz, insanın egosunun köpekleştiği nefse girmez. Çünkü o nefis şeytanın emrine girince melek de ondan uzaklaşır. Nerede insan varsa orada melek de şeytan da var. İnsanın koruyucu ve yazıcı melekleri hiçbir suretle kendisinden ayrılmaz.Fiziksel gözle meleği, asıl orijinal şekliyle görmek mümkün değildir. Ancak melekler çeşitli biçimlere bürünüp görünebilirler. Soyut âlemle somut âlem arasında maddesel bir görüşme olmaz. Ancak soyut somuta veya somut soyuta dönüşünce, yani iki varlıktan biri diğerinin düzeyine girince o zaman ikisi arasında görüşme olur. Latifin (soyutun) kesife (somuta) dönüşmesi, meleğin insan kılığına girmesi, kesifin latife dönüşmesi de insanın beşerlik duyularını unutup meleklik haline yükselmesiyle olur. Her insanın beşerliği yıkılırken yani ölüm halindeyken, ona melekler görünmeye başlar. Çünkü o zaman ruh gözüne engel olan cisim perdeleri yıkılmaktadır.

Devamını Oku

Mezhep din değil yorumdur

29 Ocak 2006

Soru: Herhangi bir mezhebe bağlı olmayan bir Müslüman, gusül farzını almak için neler yapmalıdır? (Volkan Şenel)Cevap: Cidden hayret edilecek bir soru. Demek ki mezhepler din haline getirilmiş. Din böylesine tanınmaz hale gelmiş. Bir mezhebe tabi olmayan, Kur'ân'a ve sünnete uyacaktır. Kur'ân, "cünüp iseniz yıkanıp temizleniniz" buyurmaktadır. Sünnette de cünüplükten nasıl temizlenileceği anlatılır. Önce edep yerleri yıkanır, abdest alınır ve bedenin tamamı baştan aşağı yıkanır. Duşun altına girmek de yeterlidir. Mesele bu kadar basit.Barkın Çelik adlı okurum da aynı konuyu soruyor: "Bir Şafii, Hanefi mezhebine nasıl geçer? Şafiilik babadan oğula mı devam eder?" Kafanızı bu mezhep konusuna takmayın. Mezhep din değil, bir yorumdur. Ne din, ne de mezhep babadan oğula geçen bir şeydir, kişilerin özgür düşünceleriyle benimseyeceği bir inanç ve düşünce sistemidir. Şafii mezhebinden olan kişi, eğer Hanefi yorumunu daha güzel ve akılcı bulursa onu benimser. Hanefi mezhebinin yorumlarına uyar ve onları uygular. Mezhep değiştirmenin töreni yoktur. Mezhep, kişinin düşünce ve kanaatine bağlı, özel bir davranış biçimidir.Mutluluğun anahtarıSoru: 10 yıldır neye elimi atsam yarım kalıyor. Hiçbir şeyi sonuçlandıramıyorum. Bu olumsuzluğu önlemenin bir yolu var mı? Bir dileğe, bir isteğe erişmek için hangi duaya etmeli? Bunun için özel bir zamanı mı beklemeli? Duanın en makbul olduğu an hangisidir?Cevap: isteğinize kavuşmak için elinizden gelen çabayı gösterip gerisini Allah'a bırakırsınız. Sebeplerini yerine getirmenize rağmen olmayan bir işten ötürü de üzülmemeniz gerekir. Her şeyin hayırlısını isteyin. Allah'ın kaderine razı olun. Çok istemenize rağmen bir şey olmuyorsa demek ki takdirde yoktur. Hakkınızda hayırlı olan odur. Kadere razı olmak yani Allah'ın yaptıklarından memnun olmak, mutluluğun anahtarıdır.Çok dua edin, Allah'tan hayırlısını isteyin. Peygamberimizden nakledilen bazı dilek duaları vardır. Bunları, VATAN gazetesinin 2005 yılı Ramazan ayında okurlarına armağan ettiği Dua Kitabı'nda bulabilirsiniz. Her zaman dua edilir. Ancak Kur'ân'a ve hadislere göre en makbul dua, seher vaktinde, sabah namazında, secde aralarında, gönül huzuruyla yapılan duadır.

Devamını Oku

Gusül İslâm'dan önce var mıydı?

28 Ocak 2006

Soru: Gusül, Müslümanların ortaya koyduğu bir şey mi yoksa daha önce de var mıydı? Sabiiler, gusül abdesti alırlarmış. Acaba onlardan mı geliyor?Cevap: Tarih kaynakları, Arapların uyguladıkları hac, sünnet, boşama, cünüplükten yıkanma, soy ve hısımlık dolayısıyla evlenme yasakları gibi konuların, İbrahim dininin kalıntıları olduğunu tespit etmiştir. İslâm dini, İbrahim dininden kalma hükümleri, Arapların, tevhide aykırı olmayan, toplum yararına olan uygulamalarını almış, dinin ruhuna aykırı olanları yasaklamıştır. Cünüplükten yıkanma da en azından Kureyş Arapları'nın köklü geleneklerindendi. Reşid Rıza'nın aktardığı şu cünüplükten yıkanmanın da Arap geleneklerinden olduğu anlaşılmaktadır: "Müşrikler, Bedir'de bozguna uğrayıp geri kalanlar, perişan durumda Mekke'ye döndükleri zaman Ebusüfyan, Muhammed'le savaşıncaya dek cünüplükten ötürü başına su dökmeyeceğini (yani karısıyla ilişki kurmayacağını, dolayısıyla cünüplükten ötürü yıkanmayacağını) adamıştır."Bu rivayetler, cünüplükten yıkanmanın (guslün), İslâm'dan önce var olduğunu, Peygamber tarafından da emredildiğini gösterir. Zaten toplumda bilinen ve uygulanan bu temizlik geleneği, Kur'ân ayetleriyle de farz haline getirilmiştir. Bildiğim kadarıyla Yahudilikte olduğu gibi Sabiilerde de cünüplükten yıkanma vardır. Hollanda Avrupa İslâm Üniversitesi'nde Sabiiler üzerinde yapılan, jüri üyesi olduğum bir doktora tezinde de bu husus kanıtlarıyla açıklanmıştı.Evrim hakkında bilgi veren eserlerSoru: Geçenlerde bir yazınızda evrim konusuna temas etmiştiniz. Bana, evrimle ilgili geniş bilgi veren bir kaynak tavsiye eder misiniz? (Cumhur Kestel)Cevap: Büyük İslâm bilgin ve filozoflarının evrime bakışı konusunda şu eserlerden yararlanabilirsiniz: Kur'ân-ı Kerîm'e Göre Evrim Teorisi (Süleyman Ateş), A. Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Kur'ân Ansiklopedisi, Evrim ve İnsanın Yaratılış Maddeleri, İbn Miskeveyh (al-Fav-zu'l-Asğar -Arapça), Marifetnâme (İbrahim Hakkı - Osmanlıca baskı).

Devamını Oku

Mescid-i Aksa nerede?

27 Ocak 2006

Soru: Bir yazınızda İsra ve Miraç hakkında bilgiler verdikten sonra Mescid-i Aksâ'nın yeri konusunda bir dip notunuz vardı. Mescid-i Aksâ'nın, Cirane'de bulunan küçük bir mescit olduğunu belirtmiştiniz. Ben, bu yer kargaşasından kendimi kurtaramadım. İsra Suresi'nin ilk ayetinde bahsedilen Mescid-i Aksa, Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa mı yoksa sizin bahsettiğiniz Arafat'ta Cirane'de bulunan küçük mescit mi? Beni bu konuda aydınlatır mısınız? (Hikmet Coşkun)Cevap: İsra Suresi'nin başında işaret edilen Mescid-i Aksâ'nın, Cirane'de bulunan bir mescit olduğu kanaatindeyim. Çünkü Kur'ân indiği zaman Kudüs'te Mescid-i Aksa adıyla bir mabet yoktu. Harabe halinde bulunan Süleyman Mabedi, onarılmış olsa da adı Mescid-i Aksa değildi. Hem Yahudiler kendi mabedlerine niçin mescit adını versinler ki? Kur'ân'ın indiği sırada Kudüs'te bu adla bilinen bir mabet bulunmadığına göre İsra Suresi'nin baş tarafında Hz. Peygamber'in yürütüldüğü mescidin, Araplarca bilinen bir mescit olması gerekir. Bu da Kudüs'te değil, Mekke yöresinde bulunan bir mescit olmalıdır. Mescid-i Aksâ'nın Cirane'de, Hz. Peygamber'in ihrama girdiği mescit olduğu rivayetini Vakıdi ve Ezraki kaydetmişlerdir."Sabah namazında Lev enzelnâ okunmaz mı?"Soru: Sabah namazından sonra "Lev enzelnâ" okumanın mekruh olduğunu, bir yazınızda belirtmiştiniz. Hocam bunun nedenini açıklar mısınız? (Nilüfer Göztaş)Cevap: Ben o yazımda bid'at olan şeyleri anlatmıştım. Bunlardan biri de sabah namazının ardından "Lev enzelnâ"yı okumaktır. Kişi istediği yerden Kur'ân okur. "Lev enzelnâ"yı da okur. Ama her sabah namazın ardından "Lev enzelnâ" okumak Peygamber'in uygulaması değildir. Peygamber'in yapmayıp sonradan gelenekleştirilen şeylere bid'at denilir.Sürekli cuma namazı kılmayanın hükmü nedir?Soru: Cuma namazına düzenli olarak gitmeyen bir Müslüman'ın günahı nedir?Cevap: Cuma namazıyla diğer namazlar arasında fark yoktur. Ancak diğer namazlar yalnız başına da kılınırken cuma namazı, haftada bir kılınan cemaat namazıdır. Herhangi bir namazı kılmamak iki sebepten kaynaklanır. Ya inanmamaktan, ya da ihmalden. İnanmamaktan ötürü namaz kılmamak insanı dinden çıkarır. İhmalden ötürü kılmamak ise günahtır.

Devamını Oku

"Niçin farzlar az sünnetler daha çok?''

26 Ocak 2006

Soru: Diyanet Vakfı'na ait bir kitap, abdestin farzını 4, sünnetini ondokuz olarak yazıyordu. Niçin farzlar, az sünnetler daha çok? Bu diğer ibadetlerde de görülüyor. Acaba günümüze gelene kadar abdeste ilave mi oldu?Cevap: Abdestin farzları, Kur'ân'da yıkanması ve meshedilmesi emredilen organları yıkamak meshetmektir ki bunlar iki yıkama, iki mesih olmak üzere dörttür. Bunları birer kere yapanın abdesti tamdır. Ancak Peygamberimizin abdest alma tarzı vardır ki, bunlar, bu dört farza daha bir sevap katkısı yapar. Her uzvu üçer kere yıkamak gibi...Ama bu sünnetlere uyulmayıp sadece Kur'ân'da emredilenleri yapmak da yeterlidir. Peygamber'den sonra kimse dine ilave yapamaz. Bazı salih kişilerin uygulamaları vardır ki bunlar sünnet değildir ama fıkıh kitaplarında bu uygulamalar hoş görülmüş, bunlara müstehab denmiştir. Abdest alırken her organda birtakım dualar okumak gibi... Bunlar farz değil, sünnet değil, salih kişilerin uygulamalarıdır.Hileyle hacca gidilmezSoru: Kuaför ve berber olmadıkları halde, sırf hacı görünmek için hile yoluyla, sanki bu mesleklerin mensuplarıymış gibi hacca gidenlerin bu ibadetleri kabul olur mu? (H. K.)Cevap: Hacca giden kimse kötü huylarını bırakıp, hayatında beyaz bir sayfa açmak niyetiyle gitmelidir. Yalanla, hileyle hacca gidilmez. Bir mesleğin uzmanı olmadığı halde bedava hacca gidebilmek için yalan söylemek haramdır, günahtır. Ama o kimsenin yaptığı haccın kabul edilip edilmeyeceğini kimse bilemez, sadece Allah bilir.Kolay geleni okuyunuzSoru: Kur'an okumak farz mı yoksa sünnet mi? Bununla ilgili bir sure var mı?Cevap: Namaz kılmak farzdır. Namaz kılarken Kur'ân okumak da farzdır. "Kur'ân'dan kolay geleni okuyunuz" (Müzzemmil: 20) buyurulmuştur. Yani Kur'ân okumak farzdır."İslâm tarihi eserleri"Soru: İslâm tarihini en doğru şekilde hangi eserde okuyabilirim? (Taner)Cevap: "Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. Muhammed" adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim. Temin edebileceğiniz adres: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuh Kuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı/ Üsküdar-İstanbul Tel: (0216) 492 66 12

Devamını Oku

Şeytan taşlama diye Kur'an'da bir emir yoktur

26 Ocak 2006

Soru: Acaba Kur'an-ı Kerim'de şeytan taşlama diye bir ifade var mı? Şeytan da bir melek değil midir? (Ali Türkmen)Cevap: Şeytan melek değildir. Kur'ân, İbis'in cinlerden olduğunu, Allah'ın buyruğuna karşı gelmekle huzurdan kovulduğunu anlaür. Recim, kovulmuş, tardedilmiş demektir. İblis, kibri, gururu ve kıskançlığı yüzünden Rabbin buyruğuna karşı gelip huzurdan kovulduğu için her işe başlarken "E'ûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım)" deriz. Önemli olan, insanın içinde bulunan potansiyel şeytanı, insanı kibre, gurura, kıskançlığa yönelten nefis şeytanını kovmaktır. Yoksa Mina'da bulunan yapay taş sütunlara taş atmak sembolik bir anlam taşır. O taşlar şeytan değildir, orada da şeytan yoktur.Biz o sütunlara taş atarken aslında içimizdeki nefis şeytanını taşlamaktayız. Ama insanlar bu hikmeti düşünmeyip o taş sütunlarını şeytan sanıyor ve heyecanlanıp var güçleriyle onlara taş atıp duruyorlar. Bu taş atmalar sırasında pek çok masum insanın kafasına, bedenine isabet ettiriyor, hatta insanların ayaklarını, bacaklarını çiğniyor, bazen de birbirlerini eziyorlar. Sevap yapayım derken günaha giriyorlar. Kaş yapacakken göz çıkarıyorlar.Kur'ân'da Mina günlerinde taş atmaktan değil, Allah'ın anılmasından söz edilir. Taş atılması hakkında bir emir yoktur. Ama çok eski zamanlardan kalma bir gelenekle Mina günlerinde Allah'ı anma buyruğunu, şeytana taş atarak Allah'ı anma, tekbir getirme şeklinde yorumlamışlar, bu yüzden şeytan taşlamayı haccın vaciplerinden saymışlardır. Şeytan taşlamak için büyük kalabalıklar arasına dalmak, asla ibadet zevki vermez. Bunun yerine birine vekalet verip taş artırmalı veya kanaatime göre çadırda oturup Allah'ı zikirle vaktini değerlendirmelidir. Çünkü Kur'ân'da emredilen taş atmak değil, Allah'ı zikretmektir.Kalıcı dövme mekruhturSoru: Dövme dinen sakıncalı mı?Cevap: Bunu bir kaç kez cevaplamıştım. Yine kısaca değineyim. Dövme, özelikle kalıcı dövme mekruhtur. İslâm geleneğine uymaz. Ama dövme yaptırmış olan da dini görevlerini yapmalıdır. Yani dövme yapanın abdesti, guslü geçerlidir.

Devamını Oku