Şeyh Rahmetullah, lzhâru'1-hakk adlı eserinde, Kitab-ı Mukaddes'teki kelime ve anlam tahriflerine, katma ve çıkarmalara yüz misal vermiştir. Tevrat'a tahrif girdiğinde kuşku yoktur. Zaten Hz. Musa'dan asırlar sonra derlenebilmiş bir kitabın, aynen korunmuş olması mümkün değildir. Tevrat, çeşitli asırlardaki Yahudi peygamberlerinin, din adamlarının söz ve yazılarının derlenmesinden oluşmuş ve ancak Babil esaretinden sonra derlenmiştir. Bundan dolayı Tevrat'ta Babil sözlerine çok rastlanmaktadır. Fakat bu, tarihi koşullar içinde kendiliğinden olan kasıtsız değişimlerdir. Yoksa hiçbir millet, kendi kutsal kitabının cümlelerini, ayetlerini kasıtlı olarak değiştirmez.Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber döneminde Yahudilerin ellerinde bulunan kitabı (temeli ilahi olduğu için), ilahi kitap kabul etmektedir. Çünkü çeşitli dönemlerdeki peygamberler tarafından derlenmiş olsa da yine esas itibariyle ilhama dayalı ilahi bir kitaptır. Bundan dolayı Kur'ân, Yahudilere ehlu'1-Kitâb (ilahi kitap sahibi) demekte ve kendisinin de o kitabı doğrulayıcı olarak geldiğini, çeşitli ayetlerinde vurgulamaktadır.Layıkıyla uygulamalıdırlarKur'ân'ın, "Kelimeleri yerlerinden tahrif ettikleri" ifadesiyle kastı, Yahudilerin, kendi kitaplarını tahrif ettiklerini söylemek değildir. Çünkü ayetin devamında, "Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu(Kur'â)n'a inanın..." denmesi, Kur'ân'ın, Yahudilerin ellerinde bulunan kitabın doğruluğunu kabul ettiğini kanıtlar. Eğer onların yanlarında bulunan kitap bozulmuş, tahrif edilmiş ise Kur'ân nasıl o kitabı doğrulayıcı olur? Bu çelişkidir? Kur'ân'da çelişki yoktur. Kur'ân'a göre Hz. Peygamber dönemindeki Yahudilerin ellerinde bulunan kitap, Allah'ın hükümlerini içeren ilahi kitaptır. Onu layıkıyla uygulamayan, işlerine geleni uygulayıp çıkarlarına uymayanı uygulamayan Yahudiler, Allah'a karşı nankörlük etmiş, doğru yoldan çıkmışlardır.Bakara 92/79. ayette Yahudilerin, para için kitabı elleriyle yazıp sonra, "Bu, Allah katindandır" demeleri kınanmaktadır ama orada Yahudilerin yazdıklan kitap Tevrat değil, onun ayetlerine yazdıklan şerhler, yorumlardır. Çünkü olay, "yazıyorlar" şeklinde geniş zaman kipiyle, Peygamber dönemindeki Yahudilerin eylemini anlatmaktadır. Eğer kasıt Tevrat olsaydı, o Yahudilerden bin yıldan fazla bir zaman önce yazılmış olan Tevrat için "yazıyorlar" şeklinde geniş zaman kipi kullanılmazdı.
Bakara: 92/79/80'inci, Âl-i İmrân: 94/78'inci ve Nisa: 98/46'ncı ayetlerden Yahudilerin, bazı sözleri geveleyip çarpıttıkları anlaşılmaktadır. Yahudilerin, kitaptan olmayan sözleri kitaptan göstermeleri, kutsal kitabın kendisinde değil, ona yaptıkları şerhlerde, kitabın ayetlerini kendi düşünce ve arzularına göre yorumlamaları veya kendi düşüncelerini, kitabın ayetiymiş gibi halka sunmalarıdır. Bakara: 92/79'uncu ayette belirtildiği gibi kimi Yahudi bilginleri, kendi elleriyle yazdıkları kitapları, yorumlan Allah'ın sözü olarak takdim ederler. Onların elleriyle yazdıkları kitaplardan maksat Kitab-ı Mukaddes'in kendisi değil, ona yaptıkları tefsirler, şerhler, fıkıh kitaplarıdır.Din adamları, yazdıkları şerhleri, kitabın aslında olmayan ayrıntılara ilişkin içtihat hükümlerini, kendi basit ve batıl düşüncelerini, çelişkili ayrıntı hükümlerini Allah'ın sözü gibi göstermeye çalışıyor, böylece dini ayrıntılara ve ihtilaflara boğup çarpıtıyor, zorlaştırıyorlar, taassuplarından dolayı dinin ruhundan ve anlamından uzaklaşıyor fakat dine hizmet ettiklerini sanıyorlardı. Benzeri çarpıtmaları Müslümanlar da fazlasıyla yapmışlardır.Sözleri tahrif etmişler"Yahudiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: 'Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının' derler" (Mâide: 110/41) ayetinden anlaşılıyor ki bazı münafıklar, Peygamber'in ağzından Yahudilere, onun söylemediği sözleri söylemişler, Yahudilerden bir grup da Peygamber'den duydukları sözü tahrif etmişler, böylece duyulan sözü değiştirip anlamını çarpıtmada münafıklar ve Yahudiler ortak olmuşlardır. Onların bu tutumu, Allah'ın Elcisi'ni üzmüştür. Bu olay henüz Yahudiler Medine'deyken vuku bulduğuna göre bu ayetlerin, Hudeybiye Barışı'ndan önce inmiş olması gerekir.İşte Yahudilerin, kelimeleri yerlerinden tahrif etmeleri de Peygamberle ve Müslümanlarla konuşurken bazı sözleri, böyle kalpazanlıklarla hakaret anlamında kullanmalarıdır. Ayetlerde kastedilen tahrif budur. Bu tahrifin, kendi kitaplarıyla bir ilgisi yoktur. Ancak M.Ö. 6'ncı yüzyıla kadar süren uzun zaman içinde çeşitli yazımlarla tamamlanmış olan Tevrat'a, zaman içinde pek çok katma ve çıkarmanın yani tahrifin girdiğinde kuşku yoktur. • Devam edecek
Soru: Biz Müslümanlar, Kitab-ı Mukaddes'in değiştirildiğine mi yoksa değiştirilmediğine mi inanmalıyız? Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif ayetlerinde özellikle Tevrat'ın değiştirildiğini ima eden anlatımlar gördüm ve bunun üzerine Tevrat'ı okudum. Hatta Tevrat'ta öyle çelişkiler ve ırkçı beyanlar gördüm ki kendi kendime, "Bunları, Kur'ân-ı Kerîm'i gönderen Rabbim söylemiş olamaz" dediğim oldu. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız? (Sanver Deren)Cevap: Kur'ân, Tevrat ve İncil'in, Allah'ın hükmünü taşıdığını ve hükümlerinin uygulanmasını emreder. Herhalde Kur'ân, değiştirilmiş, bozulmuş bir kitabın uygulanmasını emretmez. Tevrat'ın da İncil'in de nur olduğunu, Kur'ân'ın da onlara uygun olarak (musaddik) indirildiğini vurgular. Ayrıca Tevrat için "Allah'ın hükmünü içeren kitap" der. İşte ayet: "İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Onlar inanıcı değillerdir" (Mâide: 43). Kur'ân, İncil hakkında da şöyle der: "İncil sahipleri, Allah'ın indirdiğiyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır" (Maide: 47).Kuşku yaratıyorlarUydurulmuş bir kitabın uygulanmasını Kur'ân nasıl böyle vurguyla emreder? Kur'ân'ın hiçbir yerinde Tevrat'ın ve İncil'in tahrif edildiğinden söz edilmez. Tahrif, kitabın kendisinde değil, yorumlarında, onlara dayanılarak yazılan din ve fıkıh kitaplarında yapılmıştır. Konuyu biraz açmak gerekiyor.Bakara: 92/75'inci ayette Yahudilerden bir grubun, Allah'ın sözünü işitip manasını anladıktan sonra onu tahrif ettikleri, çarpıttıkları belirtilmektedir. Bu ifadeyle, onların kendi kitaplarını tahrif ettikleri anlaşılabileceği gibi Hz. Peygamber'den duydukları sözleri, Kur'ân ayetlerini başka anlamlara gelebilecek biçimde çevrelerine aktardıkları da kastedilmiş olabilir. Fakat bizim kesin kanaatimize göre ikinci ihtimal doğrudur.Çünkü kendi kitaplarına yaptıkları yanlış yorumlar ve anlam çarpıtmaları, Bakara: 92/79'uncu ayette anlatılmaktadır. 75'inci ayette işaret edilen, duydukları Tanrı kelamını tahrifleri, Hz. Peygamber'in okuduğu ayetlerin anlamını bile bile çarpıtarak aktarmaları ve böylece inananların gönüllerine kuşku sokmaya çalışmalarıdır.* Devam edecek
Ülkemizin üstüne bir kâbus çöktü, kuş gribi! Nasıl oldu, nereden geldi pek bilinmez. Bir çok ilimizde kuş gribi denilen hastalık, kanatlı hayvanlarımızı pençesine aldı. Bu hastalık, hayvanlarla temas eden, onların dışkısına dokunan, yumurtasını yiyen insanlara da geçebilir. Bunun için hastalık kapmış olan kanatlıları itlaf etmek zorunludur. Ama itlafın da medenisi var, vahşisi var. Çoğu yerde ikinci yöntemin uygulandığını görüyoruzMaalesef televizyon kanallarında izlediğimiz kadarıyla hayvanlar canlı canlı ateşe atılıp yakılmakta yahut çukurlara atılıp üstlerine kireç dökülerek gömülmektedir. Hayvanın yanarken çırpınmalarına insafı olanın yüreği dayanmaz. Bir Müslüman nasıl yapar bu acımasızlığı? Onları imha edecekseniz önce medeni bir yöntemle öldürün. Acaba aynı şey insanlara yapılsa dünyada kıyamet kopmaz mı? Nerede hayvanseverler? Kurban için kıyamet koparanlar bu manzara karşısında niçin ses çıkarmıyorlar?Ayrıca bir hayvanda hastalık görüldü diye bütün hayvanları itlaf etmek de mantıklı değil. O hayvanın bulunduğu yerde karantina uygulanır, tel örgüyle o bölgenin dışarıyla teması kesilir. Hasta olanlar ölür, sağlamlar kalır. Bütün hayvanları böyle acımasızca itlaf etmek, günahtır. Ayrıca ülke ekonomisine büyük zarar verir.Bu yöntemden vazgeçinSık sık bu tür hastalıklar olur ama sınırlı kalır. Böyle hoyratça hayvan katliamı hiç görülmedi. Acaba bu hayvanları öldürme yerine tedavi etme imkânı yok mu? Hastalık bulaşan insanlar tedavi edildiğine göre hayvanlar neden tedavi edilmesin? Tedavi imkânı yoksa o zaman itlaf yoluna gidilir ama işkence etmeden, incitmeden. İslâm geleneğinde hiçbir canlı yakılarak imha edilmez. Peygamberimiz, Allah'tan başka kimsenin yakmayla azap etme hakkı bulunmadığını vurgulamıştır. Bu yöntemden derhal dönülmeli, itlaf edilmesi gereken hayvanlar, medenice öldürülüp sonra yakılmalıdır.Canlı canlı yakmak, intikam alırcasına hayvanın boynunu kırıp torbaya doldurmak, çukura atıp kireçlemek, asla kabul edilir bir şey değildir. Allah bunu yapanlardan hesap sorar. Bizim o hayvanları bu şekilde işkenceyle öldürmeye gücümüz yetiyor ama o zavallıların intikamını alacak bir kudret sahibinin de bulunduğunu unutmamız gerekir!Maide 96. ayet, "Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun" şeklinde bitirilmektedir. Burada verilen mesaj şudur: "Nasıl sizin yanınıza hayvanlar toplanıyorsa, siz de bir gün Allah'ın huzurunda toplanacaksınız. Eğer siz, yanınızda toplanan, yakınlarınıza sokulan hayvanlara bir zarar vermez, onları incitmezseniz, huzurunda toplanacağınız Allah da sizi incitmez, size iyi işlem yapar." Allah hiçbir canlının hakkını diğerinde bırakmaz. Bizden söylemesi.
Kendi kaprislerinizi değil, her şeyden önce çocuklarınızın psikolojik sağlıklarını düşünün. Sakın çocukları anne rahmetinden, baba şefkatinden mahrum etmeyin. Mahkemeler ayrılma davalarıyla dolu. İslâm'da boşanma hoş görülmez ama birlikte yaşamak çekilmez hale gelince ayrılıktan başka çare de kalmaz. O zaman tarafların birbirlerini kırmadan, yıkmadan ayrılmaları hem dinin hem medeniliğin gereğidir.Eğer çocuklar varsa, ayrılma onlar için telafisi imkânsız bir kayıptır. Anne babanın, çocukların bu ayrılmadan mümkün olduğu kadar az zarar görmelerine çalışmaları gerekir. Ama çoğu kez böyle yapılmıyor maalesef.Az çok birlikte bir hayatı paylaşmış ve çocuk sahibi olmuş eşler, birbirlerine ellerinden geldiğince acı çektirme çabası içine giriyorlar. Bazı babaların, çocuklarını annesinden kaçırdığını, ona göstermediğini, bazı annelerin de mahkeme kararını arkasına alarak çocuğu babasına göstermemekle eski kocasından öc almaya çalıştığını görmekteyiz. Bu nasıl iştir? Bu insanlar kendi kaprislerini doyurma yerine çocuklarının ruhsal durumunu düşünseler daha iyi olur. Çocuğun anne babasına ihtiyacı vardır. Tamam siz ayrıldınız ama çocuk ne annesini atabilir, ne babasını. Çünkü o, her ikisinden de birer parça taşımaktadır.Çocuğa yapılan kötülükAnne yüreğini yakmak, kimseye hayır getirmez. Böyle yapanlar kendi annelerini, babalarını da düşünmelidirler. Bunu yapanlar, gözlerinden esirgedikleri çocuklarına en büyük kötülüğü yaptıklarını bilmelidirler. Çocuğun ebeveyne, özellikle de anneye, anne kucağına ihtiyacı vardır. Anne yüreğini yakanın yüzü gülmez. Peygamberimiz, "Mazlumun duasından sakın, çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur" buyurmuşlardır. Atalarımız da, "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" demişlerdir.Ayrılan eşlerin, birbirleri aleyhinde atıp tutmaları Türk-İslâm geleneğine aykırıdır. Kur'ân, ayrılan eşlerin birbirlerini incitmemelerini, kırmamalarını öğütlemektedir: "Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, onlardan birine (önceki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?" (Nisa: 20). Birlikte paylaşılan hayatın hatırı varken kocanın, ayrıldığı karısına verdiklerini geri almaya elbette doğru olamaz.
Geçen yıl içinde çok olumlu gelişmeler yanında, gerek ülkemizde, gerek dünyada bazı olumsuz gelişmeler de yaşandı. Ülkemizde Malatya Çocuk Yurdu'ndaki acımasızlık olayı millet olarak hepimizi üzdüğü gibi Pakistan'daki deprem de yine hepimizin yüreğini kanattı. Allah, dünyamızı, tüm insanlığı acılardan, felaketlerden korusun. İnsanlar temelde kardeştir. Birbirimizi sevip saymamız, sevinç ve üzüntülerimizi paylaşmamız gerekir. Dinimizin ve insanlığımızın gereği budur. Peygamberimiz, "Kızmayınız, öfkenize egemen olunuz, birbirinize haset etmeyiniz, kıskançlık etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz" buyurmuş ve "Yanı başında komşusu açken karnını doyurup yatan kimsenin mümin olmadığını" belirtmiştir.Müslümanların birbirine küs durması, dargın yaşaması asla uygun bir davranış değildir. Dargın olanlar derhal barışmalı, birbirlerine kardeşçe sarılmalıdırlar. Bir gün hayat biter. Dargınlık, kızgınlık insana hiçbir şey kazandırmaz, vicdanen rahatsız eder, ahirette ise derecesini aşağı düşürür, hatta belki ceza çekmeye neden olur. Dünya geçicidir. Hiç kimseye mal mülk kalmaz. Baki kalan bu kubbede bir hoş sedadır. Tüm dünya varlığı bir damla göz yaşına değmez. Gönül kırmak Allah'ı gücendirir. Çünkü gönül Allah yapısı, O'nun nazargahıdır. Özellikle mazlumu inciten Hakk'ı incitmiş olur. Bunu unutmamalıyız.Yetimleri, yoksulları korumalıyız. Cömertlikte rüzgar gibi esmeliyiz, dostlukta güneş gibi ısıtmalıyız, toprak gibi alçakgönüllü ve tahammüllü olmalıyız. Özellikle yetimleri şefkatle bağrımıza basmalı, onları korumalıyız. Peygamberimiz, "Yetime iyilik et, başını okşa, yediğinden ona da yedir. Kalbin yumuşar, muradına erersin" (Kenz: 3/168-171) buyurmuştur. Bütün günleriniz bayram olsun, gönlünüz huzur ve mutlulukla dolsun.Kaza namazı üzerineSoru: Akşam vakti geçmek üzere ise akşam namazını öne alıp, sonra kazaya kalan öğlen ve ikindiyi kılabilir miyim? (Gül Uçar)Cevap: Bir namazın vakti çıkmış, diğer vakit girmiş olsa da önce kılamadığınız namazı sonra da vakit namazını kılacaksınız. Buna cem denilir. Eve geldiğinizde akşam namazının vakti girmiş ise yine önce kılamadığınız öğleyi, sonra ikindiyi, sonra akşamı, sonra yatsıyı kılarsınız. Peygamberimizin uygulaması böyledir.
Kurbanın vakti: Kurban bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilir. Bilinci günü kesmek daha iyidir. Gece kurban kesmek mekruhtur.Kurbanın eti: Kurbanın etini üçe ayırmak, bir bölümünü evine bırakıp bir kısmını fakirlere, bir kısmını da eşe dosta dağıtmak daha uygundur. Kurbanın etini, derisini tamamen sadaka vermek de caizdir. Ancak kurbanın etinden bir parça yemek sünnettir.Kurban kesilecek hayvanlar: Deve, sığır, koyun ve keçidir. Bunların erkeği de dişisi de kurban edilebilir. Devenin beş yıllığı, sığırın iki yıllığı, koyun-keçinin bir yıllığı yahut gösterişli olan altı aylığı kurban edilebilir. Koyun-keçi sadece 1 kişiye kurban olabilir. Sığırı 7 kişi, deveyi on kişi ortaklaşa kurban kesebilir.Kurban nasıl kesilir: Kurbanı keserken hayvana eziyet etmemeli, kesme yerine incitmeden götürmeli, öteki hayvanların gözü önünde değil, ayrı bir yerde kesmeli, keskin bıçak kullanmalıdır. Hayvanı yatırıp hazırladıktan sonra, henüz elini hayvanın boğazına dokundurmadan şu dua edilmelidir:Allah kabul buyursun"Yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah'a, O'nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben (Allah'a) teslim olanların ilkiyim. Allah'ım, dostun İbrahim'den, sevgilin Muhammed'den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur." Bu duadan sonra, "Bismillah! Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâllahu vallahu ekber Allahu ekber ve lil-lâhi'l-hamd. Bismillah! Allahu ekber" deyip kesmelidir. Allah kabul buyursun.Değerli kardeşlerim, geçen Kurban Bayramı'na, AB'ye üyelik müzakere tarihi almış olarak girmiştik. Bu bayrama da müzakerelere başlamış olarak girmiş bulunuyoruz. Allah'ın lütfunun ışıkları belirmiş bulunmaktadır. İnşallah ülkemiz maddeten ve manen kalkınacak ve belki Avrupa ülkelerinin de imreneceği muasır medeniyet düzeyine ulaşmış, kalkınmış, müreffeh, mesut, yıldız ülkelerden biri olacaktır. Bu düzeye ulaşmak hiç de zor değil. Yeter ki biz, kendimizde bulunan potansiyel gücü ortaya çıkarmaya gayret edelim.Yarın: Yetimleri ve yoksulları korumalıyız.
Değerli okurlarım, ömrümüzün bir yılını daha geride bıraktık ve yeni yılın şu taze günlerinde yeni bir Kurban Bayramı m kutlamaktayız. Bayram, başta ülkemiz olmak üzere tüm İslâm âlemine kutlu olsun. Bu münasebetle sizlere, çok sorulan kurban ve kesimi hakkında özet bilgiler sunmak istiyorum. Hali vakti yerinde olan Müslüman için bu bayramda kurban kesmek sünnettir. Buna vacip diyenler varsa da gerçekte sünnettir. Çünkü Hz. Peygamber (selam ona) kurbanın, Hz. İbrahim'in sünneti olduğunu buyurmuştur. Yoksullara, özellikle şiddetli ihtiyaç, açlık ve sefalet içinde kıvrananlara yardım etmek, farz derecesinde bir görevdir. Kurban kesmenin asıl amacı, et bulamayan yoksullara yardım etmektir. Zira Kur'ân, kesilen hayvanların etlerinin ve kanlarının Allah'a ulaşmayacağını, Allah'a ulaşanın, kişinin gönülden Hakk'a bağlılığı olduğunu vurgular (Hac: 37. ayet).Sadaka olarak verilirAyrıca Kur'ân, kurban etlerinden sahibinin yemesini ve fakirlere yedirmesini emreder. Demek ki asıl amaç, kan akıtmak değil, et bulamayan yoksullara yardımdır. Kanaatime göre etin çok bol olduğu bu zamanda, sünnet olan kurban yerine, kurbanın parasını olduğu gibi gerçekten yoksul kimselere, okumakta sıkıntı çeken muhtaç öğrencilere, felakete uğramış, aç, açıkta bulunan insanlara yardım olarak vermek Allah katında daha makbuldür. Fıkıh kuralına göre bayram günlerinde kurbanını kesemeyen, bayramdan sonra kurbanın parasını sadaka olarak verir.Yaratan'ı menun ederPakistan Keşmir'de depremin vurduğu insanlar, ağır kış şartlarında derme çatma çadırlarda tir tir titremektedir. Soğuktan ölümler de başlamıştır. Bu insanlara para yardımı ulaştırmak hiç kuşkusuz Yaratarîı memnun eder. Bazı aileler birden fazla kurban keserler. Gerçekte bir aileye bir kurban yeter. Birden fazla kurban kesmek isteyen, bir tane kessin, diğer kurbanların parasını felaketzedelere göndersin. Bir hayat kurtaran, bütün insanları kurtarmış gibi sevap kazanır (Maide: 32). Allah ülkemizi ve bütün insanlığı felaketlerden korusun. Her şey gönlünüzce olsun.Yarın:Gece vakti kurban kesmek mekruhtur.