Soru: Ben, Müslümanlığı yeni yeni anlayıp ona göre yaşamaya çalışan üniversite eğitimimi tamamlamış 24 yaşında bir gencim. Bir gece rüyamda "artık namaz kıl" diye bir sesle uyandım. Çok geçmeden alt komşumuzun ricasıyla hayatımda ilk defa cuma namazına gittim ve bir daha bırakmadım. Daha sonraki bir gün sabah ezanı okunurken yine "kalk namazını kıl. Alt tarafı 2 sünnet, 2 rekât farz. Allah için bu çok mu?" diyen aynı sesle uyandım. Bir başka rüyamda ölüyorum. Bir araba kazası sonrası ruhumun bedenimden ayrıldığını hissettim. Sonra gece oldu. Ben gökyüzüne doğru yükseldim, çok korktum. Orada biriyle konuştum. Bana eksik olan bir şeyler olduğunu söyledi. Bir gece radyo dinlerken kendiliğinden frekans değişti ve ölen bir ruhun annesine dileklerini dinlemeye başladım. Sanırım ya aşın duygusallaştım veya Allah benden ibadetlerimi eksiksiz yerine getirmemi istiyor ve bana aracı ile bunları iletiyor. İçimde büyük bir sevgi oluştu. Lütfen bunlan bana yorumlayabilir misiniz? (E.Ö.)Cevap: Bu genç okuruma derim ki, sizin manevi nasibiniz var. Yüce ruhlar sizi asıl yaratılış amacınıza yöneltmek istiyorlar. Öyle bir durum ki herkes talipken siz matlup durumda bulunuyorsunuz. Yani siz isteyen değil, istenen konumunda oluyorsunuz. İnsan şu dünyaya ruhunu yüceltmek için gelmiştir. Ruhu yüceltmenin reçetesini, yöntemini peygamberler getirmişlerdir: Allah'a kulluk. Allah'a kul olan, çıkar düşüncelerinden ve adi isteklerden özgür olur. Dünya çıkarı için kula kul olmaktan kurtulur. Sözün özü: Size gösterilen yolda yürüyünüz. İbadetlerinizi muntazam yapınız. Allah'ı seviniz, O'nun yaratıklarını seviniz. "Yaratılanı sevdim, Yaratandan ötürü" söylemini yaşamaya çalışınız.Önemli olan içtenliktirSoru: Duaları Türkçe olarak okusam kabul olur mu? (Cem Akyıldız)Cevap: Duanın kabulü dile bağlı değil, gönüldeki ihlasa bağlıdır. İçtenlikle yapılmayan dua, hangi dilde yapılırsa yapılsın makbul değildir. İhlasla yapılan dua da hangi dilde olsa Allah tarafından kabul edilir. Çünkü Allah bütün dilleri bilir. Hatta Allah, insanın içinde geçen düşünceleri, kulun kendisinden daha iyi bilir. Duada önemli olan, içtenliktir. Kişinin anlayacağı dille dua etmesi gereklidir. Çünkü böyle olunca kul ne dediğini bilir. Kur'ân, ibadette kişinin bilinçli olmasını emretmektedir.
Soru: Eşim 2.5 aylık hamile. Kendisinin kronik bir rahatsızlığı var ve sürekli ilaç kullanıyor. Bebek aldırmanın günah olduğunu biliyorum. Ancak tıbbi tahlil ve tespitlerle sakat doğacağı kesinlik kazanan bir çocuğu aldırmak günah mı? Zihinsel veya bedensel özürlü bir çocuk dünyaya getirmek yerine ondan vazgeçmek İslâm'a ters düşer mi? Ayrıca Allah'a inancım güçlü fakat namaz konusunda kendimi bir türlü disipline edemiyorum. Namaz kılmadığım için büyük suçluluk duyuyorum. Namazını huzur içinde kılan bir Müslüman olabilmek için sizden bir yol göstermenizi rica ediyorum. (Yusuf Turgut)Cevap: Sakat, zihinsel özürlü olacağı saptanan bir bebeği, henüz dört ayını doldurmadan aldırmak caizdir. Bundan sonrası ebeveynin vicdanına kalmıştır. Tahlillerin zamanında yaptırılıp geciktirilmeden karar verilmesi gerekir. Diğer sorunuza gelince, namazınızı huzurlu kılmak, kendi elinizdedir. Namaza durduğunuz zaman kendinizi konsantre etmeye çalışacaksınız. Başlangıçta zorlansanız bile zamanla bu sizde normal hale gelecek ve namazınızı daha huzurlu kılacaksınız.Peygamber Efendimiz için düzenlenen bir salavatSoru: Çanakkale Savaşı'nda bir Türk askeri ölmeden önce arkadaşlarına salât-i münciye'yi okumalarını tavsiye etmiş. Salaten tuncina bir ayet midir yoksa bir dua mı? Hikmeti nelerdir? Bilgi verir misiniz?Cevap: Salât-i münciye adıyla ünlü olan salaten tuncina, Peygamber Efendimiz için düzenlenmiş bir salavat-ı şerifedir. Özellikle felaket, sıkıntı zamanlarında bu salavatın okunması gelenek halini almıştır. Bu salavatın metni ve manası şöyledir:Allahumme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammed. Salaten tuncîna min cemîi'1-âfât ve takdî lenâ cemîa'l-hâcât ve tutahhirunâ bihâ min cemîi's-seyyiât ve tarfeunâ bihâ a'lâ'd-derecât ve tubel-liğunâ bihâ aksâ'l-ğâyat min cemîi'1-hay-râti fi'1-hayâti ve ba'de'l-memât. (Allahım, Muhammed'e ve Muhammed ailesine, soyuna rahmet eyle. O rahmet sayesinde bizi bütün afetlerden, belalardan, sıkıntılardan kurtar, o rahmet (acıma) ile bizim tüm dileklerimizi yerine getir, onunla bizi tüm kötülüklerden temizle, onunla bizi en yüce derecelere ulaştır, onunla bizi en son amaçlara, hayatta ve ölümden sonra bütün iyiliklere ulaştır.)
Soru: Yaşım 37. Kendimi bildim bileli yüce rabbime şüphesiz bir inanç içinde olmama rağmen uzun zaman hayatımı boş ve yasak olan şeylerle geçirdim. Dini görevlerimi yerine getirmedim. Sonra çok özel ve güzel bir şey oldu, bir aydır Allah kabul ederse namaza başladım. Namazdaki oturuşlarda sağ ayağın kıbleye doğru dik tutulması, ayağıma ve belime şiddetli bir ağrı veriyor. Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde kesin bir şey bulamadım. İslâm kolaylık dini değil mi? Ben yüce rabbime yöneldiğim an, bu dünyadan kopmayı planlayan bir hedef seçerek namaz kılıyorum. Yani her namaz kılışımda rabbime daha fazla yaklaşmayı ümit ediyorum ama bu rahatsızlık verici oturuş benim konsantrasyonumu bozuyor. Ne yapmalıyım? Kıble için evimden tahmini bir yön buldum. Doğru mudur? Namazın başında kamet getirilmesi şart mıdır? Aslında bunun gibi binlerce soru var. Birinin yaptığına başkalan yanlış diyor. Birileri topyekûn bir yanlış ama yapıyor ama kimler? Sonunda size danışmanın en iyisi olacağını düşündüm. Bana yardımcı olur musunuz? (Hakan Erdem)Cevap: Namazda farz olan son oturuştur. Oturuşun biçimi şart değil, adaba girer. Kitaplarda anlatıldığı biçimde sağ ayağın kıbleye doğru dik tutulması adaptır. Şart değil, farz değildir. Öyle oturmak size acı veriyor, huzurunuzu bozuyorsa zaten öyle oturmanız doğru olmaz. Siz rahat edebileceğiniz biçimde oturunuz. Kıble yönü belli olduğu zaman o yöne dönülür. Şayet herhangi bir sebeple kıble tam belirlenemiyorsa her yön kıble olur. Çünkü Kur'ân'da, "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır" buyurulmaktadır. Farz namazlardan önce ezan okumak ve kamet getirmek şart değil, sünnettir. Ezan, namaza çağrı olduğundan daha çok cemaat namazlarında uygulanır. Ama tek başına kılan da ezan sesinin duyulmadığı yerlerde kendi kendine ezan okur. Bu da sünnettir. Ayrıca farza başlarken kamet getirilir. Ama kamet getirmeden de kılsanız olur yalnız namazın bir sünneti terk edilmiştir.Rüya tabiri kitapları varSoru: Rüya yorumları için tavsiye edeceğiniz bir kitap var mı? (Nihat Beyazkaya)Cevap: Maalesef istediğiniz konuda size fazla yardımcı olamayacağım. Piyasada rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar var. Beyazsaray kitapçılarında bunları bulabilirsiniz.
Soru: 1- Süs amacıyla odaya resim asmakta sakınca var mı? 2- Yabancı bir ülkede doğan bir çocuk, Hıristiyanlık aşılanarak büyütülüyor. Bu durum Hristiyan çocukla, Müslüman çocuk arasında adaletsizlik doğurmuyor mu? 3- Gusül abdestinden sonra normal abdest almadan namaz kılınabilir mi? 4- Domuz eti yemek neden günah? (M. Atuk)Cevap: 1- Tapma amacı taşımadıktan sonra duvara resim asmakta bir sakınca yoktur. Zaten şimdi her evde televizyon var. Televizyonda günde milyonlarca resim ekranda boy gösteriyor. Yalnız namaz kılınan yerde kıbleye resim asmak doğru değildir.2- Çevre şartları insanın şu veya bu dini seçmesinde başlıca etkendir. Bir kimse hangi dinde olursa olsun, Allah'ın birliğine ve ahirete inanıp dininin kurallarına göre Allah'a kulluk eder, güzel anlaklı olursa Kur'ân'ın açık beyanına göre cennete gider. Ayrıca sorumluluk, İslâm'ın tebliğinden ve açık anlatımından sonra başlar. Dünyanın herhangi yerindeki bir gayrimüslim, kendisine İslâm götürülüp tam anlayacağı bir dille anlatılmadıkça o kimse İslâm'a girmemesinden ötürü sorumlu olmaz. Çünkü Kur'ân, sorumluluk için elçinin mesajının açık, ikna edici biçimde tebliğini gerekli görmüştür. "Ta ki helak olan, kanıtla helak olsun, yaşayan da kanıtla yaşasın" (Enfal: 42).Birçok sebebi olabilir3- Gusül abdesti içinde zaten abdest de vardır. Çünkü abdest belli organların yıkanmasından ibaretken gusül abdesti bütün organların yıkanmasıdır. Bütün organlar yıkanınca zaten abdest organları da yıkanmış olur. Bundan dolayı gusül abdesti alan, normal abdest almasa bile namaz kılabilir.4- Domuz eti hem Yahudilik'te hem Müslümanlık'ta haram kılınmıştır. Kur'ân birçok ayette domuz etinin haram kılındığını vurgulamaktadır. Neden haram kılınmıştır? Birçok sebebi olabilir. Domuz pis bir hayvandır. Çevreyi kirletir. Özellikle sıcak ülkelerde daha çok çevre kirliliğine, kötü kokulara neden olur. Etinin sindirimi güçtür. Ayrıca domuz eti trişin hastalığına aracılık yapabilir. Haram kılınmasında bu illetler sayılabilir ama sadece bunlardan ötürü mü haram kılınmıştır? Bilemeyiz. Belki başka illetler de vardır. Ama madem ki Allah haram kılmıştır artık bizim onun illetini araştırmamıza gerek yoktur. Ayrıca bilmek lazımdır ki ilahi dinler birbirinin devamıdır. Domuz eti, Tevrat'ta yasaklanmış, onun tasdikleyicisi olan Kur'ân'da da yasaklanmıştır.
Soru: Bugünlerde hemen hemen herkes, Mısır'da yaşayan 6 yaşında 4 dil bilen, 4 aylıkken tekbir getirmiş olan bir çocuktan bahsediyor. İnternette bununla ilgili bir şey bulamadım. Gerçekten böyle bir mucize var mı? (Can Tanıtım ve Matbaa)Cevap: 3 Ocak 2006 Çarşamba günü, bir televizyonun 19.00 haber bülteninde yayınlanan şu haberi izledim: Mısır'da 4 yaşında bir çocuk, cami minberinde halka vaaz veriyor. Hem de gayet düzgün bir hitabetle. Ayetleri ve hadisleri okuyor. Örnekler vererek halkı doğru yola çağırıyor. Halk ona "Küçük İmam" lakabını takıyor. Nurlu bir ihtiyar, bu çocuğu doğumundan 5 yıl önce rüyasında gördüğünü söylüyor ve şöyle diyordu: "Rüyamda gördüm, 12 yaşında bir çocuk vaaz ediyor, halkı dine çağırıyordu. İşte o çocuk bu 'Küçük İmam Müslim'di. Bu, büyük bir din alimi olacaktır."Biz, başına din bilginlerinin giydiği puşu takılmış, sırtına hoca kıyafeti giydirilmiş olan 4 yaşındaki bu sevimli çocuğun, minberden konuşmasını televizyonda izledik, güzel hitabetine hayret ettik. 4 Ocak 2006 günü yine 19.00 haberlerinde bu kez Tanzanya'daki bir mucize çocuktan söz edildi. 1999'da Tanzanya'da 6 yaşında hafız olan bir çocuk, kalabalık cemaatlere takıntısız bir Arapça ile İslâm'ı anlatıyordu. Başı sarıklı çocuğu dinleyenler, "Allahu ekbar" diye hayretlerini ve hayranlıklarını haykırıyorlardı. Spikerin anlatımına göre bu mucize çocuk, anadili Tanzanya dilinden ayrı olarak Arapça, İngilizce, Fransızca biliyordu. Böyle olaylara tanık olduktan sonra Hz. İsa'nın beşikte konuşması mucizesine inanmamanın, bunu çeşitli tevillerle çarpıtmanın basiretsizlik olduğunu daha iyi anladım.Eşarilik ve MatüridilikSoru: Matüridilik ile Eşarilik arasındaki farkı nedir, açıklar mısınız? (İlter İskutluk)Cevap: Eşarilik ile Matüridilik arasında önemsiz derecede bazı izah farkları vardır, temel bir ayrılık yoktur. Bu iki inanç ekolü arasındaki farklar, bu sütunda anlatılacak konular değildir. Bu konuda bilgi sahibi olmak istiyorsanız "İslâm Kelâmı"nı okuyacaksınız. Ayrıca "İslâm Ansiklopedisi "nde ve Diylanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nde "Eşari" ve "Mütaridi" maddelerini, Montgomery Watt'ın "Islamic Survcys" adlı ingilizce eserini, Ruhi Fığlalı'nın "Mezhepler Tarihi" adlı eserini okuyabilirsiniz.
Almanya'da yaşayan Ahmet Amanos adlı kardeşimiz, bir Almanla evli olduğunu, eşinin de İslâm'a girmesini arzu ettiğini, önceleri İslâmiyet'e ilgi duyan eşinin, İslâm aleyhindeki propagandaların ve Avrupa'daki bazı Müslümanların sergiledikleri olumsuz davranışlarından etkilenip İslâm'dan soğuduğunu belirtiyor ve "Ancak ben naçizane olarak eşime dinimi anlatmak ve kendi rızasıyla İslâm'ı seçmesi için elimden geleni yapmak istiyorum. Nasıl bir yol izlememi önerirsiniz? İslâm'ın hangi yönlerinden başlayarak dinimizi eşime anlatmalıyım?" diyor. İslâm başka, Müslüman başkadır. İslâm, melek gibi bir insan modeli ister ama Müslümanlar maalesef Kur'ân'ın gösterdiği güzel ahlak ilkelerinin ötesine düşmüşlerdir. İslâm'da din özgürlüğü vardır. Hiç kimse bir inanca zorlanamaz. Ancak İslâm'ın güzelliklerini tebliğ etmek de her Müslüman'ın görevidir.Siz, eşinize İslâm'ı yaşayarak öğreteceksiniz. Yani eşiniz sizi görünce İslâm'a imrenecek. "İşte inanç böyle olur, dindar insan böyle olur" diyecek. Bunun için siz İslâm ahlakını, İslâm'daki sevgi ve saygıyı, insan sevgisini öğretiniz. Eşinize İslâm inanç ve ahlakını anlatacak özet kitaplar veriniz. Abdullah Takım tarafından, "Die Geistige Einheit Der Offenbarungsreligionen" adıyla Almanca'ya çevrilmiş bulunan "İlahi Dinlerin Ruhbirliği" adlı eseri okumanızı ve eşinize de okutmanızı tavsiye ederim. Bu kitabın Almancasını temin etmek isterseniz, Herne'de 232 338 86 26'da Selim Takım'la irtibat kurabilirsiniz.Allah çalışanı severSoru: Dinimizin kurallarının katı ve dar çerçevede değerlendirilmesine üzülüyordum. Kandil Gecesi veya cuma akşamları çalışmak günah mı? (Serpil Karabıyık)Cevap: Çalışmak Yaratan'ın ezeli yasasıdır. Allah çalışanı sever. "el-kâsibu habîl-luh: Çalışıp kazanan Allah'ın sevgilisidir" hadisi, levha olarak evlere, dükkanlara asılır. İnsan, Allah'a karşı ibadet görevini yaptıktan sonra her zaman, gece gündüz, her günün her saatinde çalışabilir. Yalnız cuma günü, cuma namazı vaktinde, camiye gitmek gerekir. Ama bir özür dolayısıyla camiye gidemeyenler, evlerinde öğle namazını kılarlar. Cuma günü bile tatil vakti değildir. Yalnız cuma namazı vaktinde namaz kılmakla yükümlü olanların camiye gitmeleri Kur'ân'ı Kerim'in emridir.
Müslüman yazarlar önceki kutsal kitabın tahrifi konusunda üç gruba ayrılmıştır. Kimi kitapta hem metin hem mana tahrifi yapıldığını, kimi metin değil sadece mana tahirfi olduğunu söylerken kimi de kitabın kendisinde asla tahrif olmadığı tezini benimsemiştir. Mana ve yorum tahrifi yapıldığını söyleyenlerin başında ünlü hadisçi Darimi gelir. Gazali de mana tahrifinin, bilgisizlikten, gerçeği anlamamaktan kaynaklandığı görüşündedir. Bu görüşün bariz mümessillerinden biri de Razi'dir.Kitapta hiç tahrif olmadığını söyleyenlerin başında da ünlü filozof İbn Sina gelir. İbn Sina, ilahi kitaplarda kasti tahrifin mümkün olmadığı kanısındadır. Kitaplarda kasti tahrifi kabul etmeyenlerden biri de ünlü tarihçi İbn Haldun'dur, o da mukaddimesinde şöyle diyor: "Yahudi alimlerin, kendi amaçları doğrultusunda Tevrat'ı değiştirdikleri iddiasına gelince, Buhari'nin nakline göre Abdullah ibn Abbas, bunun uzak bir ihtimal olduğunu söylemiş ve mealen demiştir ki: Haşa, herhangi bir millet, Allah'ın kendi peygamberlerine indirmiş bulunduğu kitabı kasten değiştirmez. Onlar, yorumlarıyla kitabı tahrif etmişlerdir.""Allah'ın hükmünü içeren Tevrat yanlarındadır" ayeti de Tevrat'ın aslının korunduğunu gösterir. Zira onlar Tevrat'ı değiştirmiş olsalardı, Allah'ın hükmünü içeren Tevrat yanlarında bulunmazdı. Sonuç itibariyle deriz ki: Kur'ân'da Yahudilere nispet edilen tahrif ve tebdil ile kasıt, tevildir (yorum çarpıtması). Bile bile kitabın aslını değiştirmeleri söz konusu değildir. Ancak olsa olsa, farkında olmadan bazı kelimelerin yazımında hata yapılmak suretiyle kitaba kasıtsız tahrif girmiş olabilir.Hiçbir şey, meleğin eve girmesine engel olamazSoru: Nazardan korunmak için bir çok kurşun döküyor veya döktürüyor. Bu doğru bir hareket midir? (Reşat Mürekkepçi)Cevap: Hadis rivayetlerinde nazardan korunmak için sadece dua ve nazar değdirmiş olanın abdest suyuyla kendisine nazar değmiş olanın yıkanması şeklinde bir yöntemden söz edilir. Kurşun dökmenin dini hiçbir dayanağı yoktur. Bu, halkın geleneğinde vardır. Kurşun dökmenin, nazardan koruyacağına inanmam. Çünkü koruyucu sadece Allah'tır. Ama insanlar öyle inanıyorlar ve Allah da onların inancına göre tecelli ediyor olabilir. Hastalığın iyileşmesinde inancın çok büyük etkisi vardır.
Bakara 92/79'uncu ayette Yahudilerin elleriyle yazıp "Allah katından" dedikleri şey, Tevrat değil, ona yazıları şerhler, yorumlar ve güya ona dayanarak yazdıkları fıkıh kitaplandır. Bununla Allah'ın sözü diye yazdıkları muskalar da kastedilmiş olabilir. İşte asıl tahrif, Tevrat'ın tefsirlerinde yapılmış, Yahudi din adamları Tevrat ayetlerini istedikleri biçimde yorumlamış, o yorumlarla istedikleri hükümleri vermişler, sonra da bu hükümlerin Allah katından olduğunu söylemişlerdir.Esasen Kur'ân'ın bu kınaması sadece Yahudilere yönelik de değildir. Dini kitapları bu şekilde yorumlarla yozlaştırmak hemen her din mensuplarınca yapılmıştır. Pekâlâ İslâm mezhepleri de ayetleri kendi anlayışlarına göre yorumlamış, kendi kafalarında olan hükümleri bir takım akıl yürütmelerle ayete mal etmiş ve çıkardıkları, daha doğrusu Kur'ân'a ekledikleri, kendi akıllarının ürünü olan bu hükümleri Allah'ın hükmü diye göstermişlerdir. Nitekim Razi de bu noktaya parmak basmıştır.Müslüman yazarlarKlasik tefsirlerde diğer din mensuplarıyla hukuk kurallarıyla ve Allah'ın sıfatlarıyla ilgili ayetlerin nasıl çarpıtıldığı, Kur'ân'ın asla kastetmediği anlamların ayetlere nasıl monte edildiği ve bunlarla insan doğasına, yaratılış gerçeğine, sosyolojik yasalara uygun, an duru Kur'ân dininin nasıl kaydırılıp değiştirildiği, sağduyu sahibi düşünürlerin gözünden kaçmaz. Ama maalesef Kur'ân'ın yalın gerçeğini değil, uzman denilen kişilerin, müfessirlerin, muhaddislerin, fakihlerin, kelamcıların çarpıttıkları nass yorumları din olarak halka intikal etmiş ve böylece toplumun büyük kesimine bağnazlık egemen olmuştur.Şimdi hurafe anlatanlar "âlim" (!), Kur'ân'ın anlamını çarpıtmalardan arındırmaya çalışıp yalın Kur'ân gerçeğini anlatanlar "sapık" olarak nitelendirilmektedir. Ama "er yarın Hak divanında belli olur." İlk cağlarda kitabın tahrifi sorunu, öncelikli bir sorun değildi. Ancak 5'inci hicri, 11'inci miladi asırdan sonra Kitab-ı Mukaddes'in tahrif edildiği savı, Müslüman yazarların genel kabulü haline gelmiştir. Bu kabulde Mes'ûdî (Mürûcu'z-Zeheb: 1/118), Bîrûnî (el-Âsâru'1-Bâkıyeh 'ani'l-Kurûni'l-Hâliyeh, s. 20-21) ve Ibn Haz (el-Fasl R'l-Müel va'1-Ahvâi va'n-Nihal: 1/117, 198, 2/7-10)'ın büyük payı vardır.* Devam edecek