Müminlerin manevi anneleri

9 Şubat 2006

Soru: Arkadaşlarla yaptığımız bir tartışmada, Ahzab Suresi gündeme geldi, özellikle cariyeler ve bazı şeylerin sadece Hz. Muhammed'e helal kılınması hususunu anlamakta ve açıklamakta güçlük çektik. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?Cevap: Ahzab Suresi'nde Hz. Muhammed'e tanınan iki önemli ayrıcalık vardır. Biri eşlerinin, müminlerin anneleri olduğudur. Onun vefatından sonra eşleriyle evlenmek haramdır. Vefatından sonra Peygamber'in eşiyle evlenmek, ona saygısızlık olur. Kimse buna cesaret edemez, zaten böyle bir şey olsaydı, müminler birbirine düşerdi. Bunun için Peygamber eşleri müminlerin manevi anneleri durumuna yükseltilerek Peygamber'in hane halkına saygınlığın korunması amaçlanmıştır.İkinci ayrıcalık da Peygamber'in o zamana dek evlenmiş olduğu kadınların kendisine helal olduğu ama bundan böyle başka hanımla evlenmemesidir. Oysa diğer müminlerin alabileceği eş sayısı 4 ile sınırlanmıştır. Bu yüzden Nisa Suresi'nin 2'nci ayetinden sonra çok eşli olanlar, 4'ten fazlasını boşamışlardır. Peygamber'e böyle bir zorunluluk getirilmemiştir. Bunun sebebi de açıktır. Çünkü o da 4'ten fazlasını bırakmış olsaydı, bu kadınlar himayesiz kalacaktı. Ayrıca bu kadınlar, müminlerin anneleri sayıldığı için başka biriyle evlenme şanslan da yoktu. Oysa bunların da korunmaya, eşe ihtiyaçları vardı. Bu bakımdan Peygamber'e, mevcut eşlerini yanında tutma ayrıcalığı tanınmış ama bundan böyle yeni eşler alması yasaklanmıştır.Başkasına istihare yaptırılır mı Soru: Her hangi birinin istihareyi başkasına yaptırması doğru olur mu? Bu şekilde, Allah'la kendisi arasına başkasını sokmuş olmuyor mu? (ismail Köse)Cevap: Sünnet olan, istihareyi kişinin kendisinin yapmasıdır. Ama başkası da yapabilir. Başkası adına istihare yapmak, Allah ile kul arasına aracı olmak anlamına gelmez. İstihare ile Allah'a gidilmiyor ki. Sadece bir olay hakkında bilgi isteniyor. Bu bilgi, kalp gözü açık olanlara daha net gelebilir. Peygamber'e gelen mesajlar, salih insanlara gelen ilhamlardan herkes istifade eder. Çünkü herkes bu vahiy veya ilhamları alamaz. Nasıl peygamberler ve veliler, kendilerine gelen vahiy ve ilham mesajlarıyla Allah ile kul arasında aracı değillerse başkası adına istihare yapmak da kul ile Allah arasına aracı olmak anlamına gelmez.

Devamını Oku

Bu cinayet İslâm'a saldırıdır

9 Şubat 2006

Trabzon'da Santa Maria Kilisesi'nin papazı öldürüldü. Bu, ilk etapta Danimarka'da 5 ay önce yayınlanmış olan Hz. Peygamber'i küçümseyici karikatür kriziyle ilgili görünüyor. Yahut bu olay bahanesiyle Bati ile İslâm âleminin, özellikle AB ile müzakere sürecine girmiş olan Türkiye'nin ilişkilerini bozmak, medeniyetlerarası çatışmayı körüklemek isteyenlerin sinsi planı da olabilir. İslâm'a göre insan öldürmek en büyük günahlardandır. İslâm'da savaşın gerekçesi, baskının ortadan kaldırılmasıdır."Eğer onlar (işkenceden, baskıdan ve saldırıdan) vazgeçerlerse artık haksızlardan başkasına düşmanlık yoktur" (Bakara: 183). İnsanlara saldırmayan, cana namusa kıymayan, kendi halinde insanlarla -dini ne olursa olsun- barış içinde yaşamak, dinimizin buyruğudur. Hz. Ebubekir, savaşa gönderdiği ordunun komutanına, "Siz, manastırlarda kendilerini ibadete vermiş insanlara rastlayacaksınız. Onları, ibadetleriyle (inançlarıyla) baş başa bırakınız, onlara dokunmayınız" demiştir. Başka bir birliğin komutanına da şöyle demiştir: "Kadın, çocuk, ihtiyar öldürme, meyveli ağaç kesme, kenti yakıp yıkma."Hz. Ömer de fethettiği Kudüs'e girmiş, İlya ve Lüd kentlerinin Hristiyan halkına şu güvenceyi vermiştir: "Canları, malları, kiliseleri, haçları, hastaları, sağlamları ve tüm bireyleri güvence içindedir. Hiç kimseye zarar verilmeyecektir. Kiliseleri konut yapılmayacak, yıkılmayacak, bunların mal ve müştemilatına dokunulmayacak. Haçlarına dokunulmayacağı gibi mallarına da el konulmayacaktır. Dinlerine baskı yapılmayacaktır." Hz. Ömer'in valilerinden Utbe ibn Ferkad, Azerbaycan'ın Hristiyan halkına şunlan söylemiştir: "Canları, mallan, dinleri ve şeriatları (hukukları), güçleri ölçüsünde verecekleri vergi karşılığında güvencededir. Çocuk, kadın, yoksul hasta, kendini ibadete vermiş yoksul zahid ve bunların aile bireyleri vergiden muaftır."Hac Suresi'nin 40. ayetinde her üç ilahi din mabetlerinin, Allah'ın koruması altında bulunduğu vurgulanmaktadır. Din böyle söylerken, bir papazın öldürülmesi, hangi vicdana sığar? Bu, her şeyden önce İslâm'a ve özellikle de Türk milletine zarar veren büyük kötülüktür. Batıda Müslümanlara karşı düşmanlığı körükler. Bundan tek kârlı çıkacak olanlar da herhalde çatışmalardan rant sağlayan silah üreticileri ve satıcılarıdır. Artık bu gösterilere de bir son vermek gerekir. Yoksa telafisi imkânsız sonuçlar doğabilir.

Devamını Oku

"Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz"

8 Şubat 2006

* Dünden devam1963 yılından beri Kıbrıs'ta Türklere saldıranlar, katliama girişenler kimler? Adayı Yunan'a bağlamak için Londra ve Zürih antlaşmalarıyla kurulan meşru devleti yıkanlar kimler? Güney Kıbrıs'ı antlaşmalara aykırı olarak AB'ye kabul edip Türkleri Rumların azınlığı haline getirmeye çalışanlar kimler? Amerikalılar Irak'a niçin saldırdılar? Yıllardan beri Irak'ta etmedikleri zulüm kalmadı. Asırlar önce Endonezya'ya saldırıp koskoca ülkeyi ve halkı sömürenler Müslümanlar mı? Afrika'yı asırlarca sömürenler kimler? Müslümanlar mı? İsrail her gün tankıyla, uçağıyla modern silahlarıyla masum insanlara bomba yağdırıp kadınları, çocukları öldürüyor. Ses çıkaran yok. Ama işgal altındaki toprağını kurtarmak için -şahsen tasvip etmediğim- intihar eylemlerine girişen bir grup insan terörist oluyor. Elbette terör tasvip edilemez ama terörün dini yoktur. Iraklıların yaptığı intihar eylemi terör de yüzbinlerce Iraklı'yı haksız olarak öldüren Batılı ülkeler terörist değil mi? Yoksa bunlar dünyayı sadece kendi malları mı sanıyor? Allah bu toprakları, nimetleri sadece Avrupalılar için mi yarattı?Bu kin bu öfke neden?Bunlar yetmemiş gibi şimdi de İslâm Peygamberine, Rahmet ve Barış Barış Peygamberine dil uzatıyorlar. Aslında bu saldırının kökü tarihe dayanmaktadır. Dante, İlahi Komedya adlı eserinde (aslında bu eser, Müslüman şair Ebul-Alâ el-Muarri'nin "Risa-letu'l-gufran" adlı eserinden esinlenmiştir) Hz. Peygamber'i, hâşâ cehennemin en alt çukurunda baş aşağı asılmak suretiyle azap edilmekte olduğunu tasvir etmiştir. Niçin, neden en büyük, hayatı en şeffaf Peygamber'e bu kin ve öfke!İnsanları taşa toprağa, kendileri gibi aciz, fani insanlara tapmaktan kurtarıp Allah'a kullukta birleştirerek kardeş yapmak isteyen bir peygambere bu kin ve öfke neden? Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş olan o Barış ve Rahmet Peygamberi, insanları kardeş olmaya çağırmış, "Buğz etmeyiniz, kin tutmayınız, haset etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz, ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz" buyurmuştur. Ne mutlu onun gösterdiği dostluk ve barış yolunda gidenlere. Ama eninde sonunda hak galip gelecektir. Çünkü bu, Allah'ın vaadidir: "Allah'a ve Elçisi'ne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir" (Mücadele Suresi: 5).

Devamını Oku

Barış peygamberini terörist gibi gösteren küstahlar!

7 Şubat 2006

Din özgürlüğünden, laiklikten yana görünürler ama 1.5 milyar Müslüman'ın en kutsal değerine, Rahmet ve Barış Peygamberi'ne dil uzatmaktan çekinmezler. Müslüman, hiçbir Peygamber'e saygısız bir harekette bulunmaz. Kitabımız, Peygamberimiz bize bunu emretmiştir.Geçenlerde bir yazımda Tevrat'a kastı değil, fakat zaman içerisinde bazı kasıtsız değişimlerin girdiğini, asıl tahrifin onun yorumunda yapıldığını yazmıştım da bazı ukala kişilerden saygısız sataşmalar almıştım. Diyorlardı ki "siz onların Kitabının tahrif edildiğini söylüyorsunuz. Ya onlar da Kur'ân için aynı şeyi söyleseler ne olur?"Aslında bağnazdırlarBakın gerekçeye! Zaten adamlar söylüyorlar, hem de nasıl! Tahriften öte Barış Peygamberi'ni terörist kılığında gösterme cesaretinde bulunuyorlar da bir resmî yetkilileri kalkıp da Müslümanlar'dan özür dilemiyor.Bunlar, bilim adamı gibi görünürler ama din konularında pekala bağnazdırlar. Hâlâ Hz. Peygamber'i bilmezler, tarihi gerçekleri çarpıtırlar, Müslümanları müşrik gösterirler.Hiç unutmam, 1979 yılında Almanya'da Ruhr Üniversitesi'ne yakın olan Querenburg kentinde kiracı olduğum evin sahibesi yaşlı kadın bana: "Siz Allah'a inanıyor musunuz?" diye sormuştu. Demek ki papazlar halka, Müslümanların Allah'a inanmayan Unglaubigen (kâfir) insanlar olduklarını anlatmış ve bu, halkın kafasında sabit bir inanç haline gelmiş.Kur'an'ın emriŞimdi de kalktılar, İslâm Peygamberi'yle alay etmeğe başladılar, islâm Peygamber'i insanlara kavgayı değil, barışı getirmiştir. Zaten İslâm'ın bir adı da barış, barışa girmek demektir.Kur'ân, insanlara hep birlikte barış içine girmeyi, kavga etmemeyi, düşmanlıktan uzak durmayı emreder. "Eğer düşmanlarınız barışa yanaşırsa sen de barış içine gir" buyurur. Kendi halinde iyi niyetli Kitap ehline iyilik etmeyi, haksız yere kimseye saldırmamayı emreder, Allah'ın, saldırganları sevmediğini vurgular.

Devamını Oku

Velileri sevmek her Müslüman'ın görevidir

6 Şubat 2006

Veli, Allah tarafından sevilen kişidir. Allah'ın velisini sevmek her Müslümanın görevidir. Başta peygamberler Allah'ın velileri, yani sevdiği kullarıdır. Hz. Musa'ya veya Hz. İsa'ya inanmayan kimse Müslüman sayılır mı? Demek ki Maide Suresi 51'inci ayetin amacı, Allah'ın velileri değil, bir din mensuplarını, dini bir ırk haline getirip, yeni gelen tevhit dini mensuplarını yani Müslümanları dışlayanlardır. Bu ayette Müslümanlara ihtiyatlı olmaları, samimi olmayan kimselerin himayesi altina sığınmamaları, savaş gibi kritik dönemlerde yabancılara karşı ihtiyatlı davranmaları emredilmektedir.Burada ihtiyatlı olunması istenenler, Müslümanlara kin besleyen, Müslümanların inançlanyla alay eden Yahudi ve Hristiyanlar-dır. Nitekim aynı sayfanın sonundaki ayet, bu ayetin amacını açıklamaktadır: "Ey inananlar, sizden önce kitap verilmiş olanlardan ve kafirlerden dininizi eğlence ve oyun yerine koyanları veliler (koruyucu dostlar) tutmayın" (Mâ-ide: 57). Demek ki sıkı fıkı dost tutulmaması istenenler kendi halinde, yansız gayrimüslimler değil, Müslümanlara düşman olanlardır. Yoksa Kur'ân, kendi halinde bulunan samimi insanlara iyilik edilmesini vurgular.Kin ve nefret tohumları"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah sizi ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkanl-manıza yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır" (Mümtehine: 111/8-9) ayetleri, Kur'ân'ın savaşılmasını emrettiği insanların, başka din ve inanç mensubu, kendi halinde, banşçı insanlar değil, Müslümanlara saldırmış, onlara işkence etmiş, onlan yurtlarından sürmüş, mallarına mülklerine konmuş Mekke müşrikleri ve onların müttefikleridir.Yoksa Hz. Peygamber, Medine'ye geldiği zaman kitap ehli olan Yahudilerle savunma ittifakı kurduğu gibi Tebuk Seferi'nde de birçok Hıristiyan ve müşrik kabilelerle saldırmazlık ittifakı yapmıştır. Hiçbir ilahi dinin amacı, insanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmek olamaz. Kin ve nefret tohumları, dinden değil, maalesef din uzmanları tarafından dinin yanlış ve ırkçı, tekelci çizgide yo-rumlanmasıyla ekilmiştir ve ekilmektedir.

Devamını Oku

Tasavvufun doğrusu yanlışı-2

4 Şubat 2006

Maalesef çok sayıda uydurma rivayetler varDeğerli okurum Süleyman Ablak gönderdiği e-mailde öyle bir söz etmiş ki, farkında olmadan dinin tevhit temeline dinamit koyuyor. O da şu: "Mesnevi'de dahi Hz. Resul-i Ekrem efendimiz, Hz. Ali'ye 'Ya Ali, benden sonra Allah'ın aslanıyım deyip de kendine güvenme sakın, bir mürşidin gölgesine sığın' demiyor mu (!)" Haşa Hz. Peygamber böyle bir söz söylemekten ve Hz. Ali de böyle bir söze muhatap olmaktan münezzehtir. Hz. Ali, Peygamber'den sonra hangi mürşidin gölgesine sığınacakmış? Onun mürşidi Kur'ân ve Peygamber'in sünnetidir. Ayrıca o, dördüncü halifedir, Müslümanların imamı, mürşididir. Halife olması dolayısıyla Allah'ın adaletini uygulamakla görevli, yani bir anlamda Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir.Çünkü İslâm âleminde "Sultan, zıllulla-hi fî'1-âlem: Hükümdar, âlemde Allah'ın gölgesi" kabul edilir. Hz. Ali'yi, Peygamber'den başka bir mürşidin gölgesine sığındırmak, kim tarafından söylenirse söylensin, kabul edilemez. Bu söz uydurmadır, maalesef tasavvuf kitaplarında -ki buna Mesnevi de dahildir- bu tür pek çok uydurma rivayetler vardır.Dine aykırı anlatımlarBunları ancak din uzmanları bilir. Onun için Seri Sakati Hazretleri, henüz çocuk olan yeğeni Cüneyd'e, "Allah seni bir sufi muhaddis değil, bir muhaddis sufi yapsın" diye dua etmiştir. Bunun anlamı şudur: Sen önce tasavvufa girer de sonra din ilimlerini öğrenirsen, dini hep tasavvuf gözlüğüyle görür yanlış yorumlarsın. Ama önce dini ilimleri öğrenir, sonra tasavvufa girersen tasavvufta dinin özüne aykırı anlatımları ayıklar, dinin özüne uygun tasavvufu yaşarsın.Okurum, mektubunda "Kur'ân-ı Kerîm ve Yüce Meali" adlı eserimde, Maide Suresi 51'inci ayete şöyle mana verdiğimi belirtiyor: "Siz Yahudi ve Hıristiyanların velilerini (evliyalarını) kendinize veli edinmeyin. Onlar kendilerinin velisidirler (evliyasıdırlar)." Mealime baktım, ifade şöyle: "Ey inananlar, Yahudileri ve Hristiyanları veliler edinmeyin. Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez." Biz ayete böyle bir mana vermemişiz.Yarın: Velileri sevmek her Müslüman'ın görevidir.

Devamını Oku

Tasavvufun doğrusu yanlışı-1

4 Şubat 2006

Mürşidin görevi insanları Allah'a yönlendirmektirSüleyman Ablak adlı okurum yazdığı uzun e-mailde, tarikat üzerine soruları bir soruya verdiğim cevapta, tarikatın Kur'ân yolu olduğuna takılarak özetle diyor ki: "Gerçek olan, hak olan tarikatların zaten yaşamları şeriat değil mi? Onlar şeriatı garrayı anlatmıyorlar mı? Dinin yaşadıkları zamandaki anlayış ve kavrayış yeteneğine göre yorumlanması gereken meselelerini anlatmıyorlar mı?"Güzel ama biz Kur'ân yolunda yürüyen, dini çarpıtmayan, kendilerini tanrılaştırmayan ünlü tasavvuf önderlerine saygısız bir ifadede bulunmadık ki. Elbette tasavvuf var, tarikat da var ama tasavvufun, Kur'ân çizgisinde olması gerekir. Bunun için tasavvufta bir usul vardır, dinin uzmanı olmayanlara tarikat mürşitliği verilmez. Dinin özü tevhit değil midir? Tevhit ne demek? Allah'ı bir bilmek ve hiçbir şeyi ne meleği, ne peygamberi, ne de herhangi bir kulu Allah'a ortak yapmamak, her şeyi yaratanın ve yapanın Allah olduğuna, Allah'ın her kula kendi hayat damarından daha yakın olduğuna, Allah ile kul arasında aracı bulunmadığına inanmak.Gazali... Mevlana... Yunus..Kendilerini Allah ile kul arasında aracı yapanlar, şeyhsiz Allah'a gidilmeyeceğini söyleyip müritlerinin cebinde resimlerini taşıtıp ona rabıta ettirenler acaba Kur'ân'ın getirdiği tevhit inancını mı anlatıyorlar? Mürşidin görevi Allah ile kul arasına girmek değil, insanları Allah'a yönlendirmek, doğruyu öğretmek, manevi yolda onlara rehber olmaktır. Peygamber'in de görevi budur zaten. Bu yolda olan tasavvuf önderleri yok mu? Var elbet. İşte Haris el-Muhasibi, işte Hakim-i Tirmizi, işte Cüneyd-i Bağdadi, işte İbrahim ibn Edhem, işte Gazali, işte Mevlana, Yunus...Bunlar tasavvufu bilen, Kur'ân'ın ruhunu yaşayan aydın insanlar. Ama bugün tasavvufu vasıta yapıp saltanat kuranlar acaba ne derece, o bir lokma bir hırkayla yaşayan tasavvuf önderlerinin yolundadırlar? Asasındaki mücevher nerdeyse bir ülkeyi satın alacak değeri bulan Hristiyan kral papaları, ne derece dağlarda, ovalarda ot ve meyve yiyerek geçinen Hz. İsa'yı temsil ediyorlar? Okurum, "Tabii ki burada kastım gerçek mürşitlerdir" diyor. Öyleyse mesele yok. Bizim de o gerçek mürşitlere saygımız sonsuzdur.Yarın: Çok sayıda uydurma rivayetler var.

Devamını Oku

Müslüman bayan bir gayrimüslimle evlenebilir mi?

2 Şubat 2006

Soru: Müslüman bir bayanın, gayrimüslim bir erkekle evlenmesi caiz midir? Sanırım bu konuda erkekler ve kadınlara farklı muamele yapılmış dinimizde. Müslüman kadına bu iznin verilmeyip erkeğe kitap ehli bir bayanla evlenme izni verilmesi herhalde ataerkil aile yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü ailede erkek daha dominant olacak ve karısıyla doğacak çocukları etkileyecektir. Fakat günümüzde bu durum tamamiyle modern ve kadın erkek eşitliğine dayanan bir evlilikte caiz sayılamaz mı? (B. B.)Cevap: Bu soruya vaktiyle verdiğim cevabı yineliyorum: "Maide Suresi'nin 5. ayeti, Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmeyi helal kılmaktadır. Ayette "kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir' dendikten sonra, "kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde (evlenmek üzere) mehillerini verdiğiniz takdirde- size helaldir' buyurulmaktadır. Bu ayette Müslüman erkeğin, kitap ehli kadınla evlenebileceği belirtilmekte fakat Müslüman kadının kitap ehli erkekle evlenip evlenemeyeceği hususunda bir açıklık getirilmemektedir.Kitap ehli müşrik değildirAyette bu konuda açık bir ifade bulunmadığından Müslüman bilginlerin çoğunluğuna göre Müslüman kadının, Müslüman olmayan erkekle evlenmesi caiz görülmez. Ancak bu tür evlenmenin caiz olduğu kanısında bulunanlar da vardır. Aslında Kur'ân' da yasaklanan, müşriklerle evlenmektir. Bu konuda kadınla erkek arasında fark yoktur. Ne Müslüman erkek müşrik bir kadınla evlenebilir, ne de Müslüman kadın müşrik bir erkekle evlenebilir. Fakat kitap ehli, müşrik değildir. Onları müşrikler kategorisine sokmak Kur'ân'ın açık hükmüne aykırıdır.Bizim kanımıza göre uluslararası ilişkiler, bugün çok yoğun bir hale gelmiştir. Avrupa'da yaşayan kızlanmız, kadınlarımız okullarda, iş yerlerinde arkadaşlık kurdukları Hristiyan veya Yahudi erkeklerle evliliğe kadar gitmektedirler. Bunların çocukları da olmaktadır. Bu evlilikleri yok sayamayız. Kur'ân-ı Kerîm'de Müslüman kadınlar, kitap ehli erkeklerle evlenebilir denmiyor ama evlenemez de denmiyor. Siz, bu insanın tevhit ehli bir kişi olduğuna inanıyorsanız onunla evlenmenizde bir sakınca yoktur. Ancak çocuklarınızı İslâm ahlakına göre yetiştirmeye özen gösteriniz."

Devamını Oku