Soru: Bilinçli ibadet etmekten kasıt nedir? Namaz kılarken namaz surelerinin ve duaların bazılarının anlamını bilmeden okuyorum. Ayrıca namazda aklıma kötü düşünceler gelebiliyor. Ne yapmalıyım? (Erhan)Cevap: Elbette kişinin ibadette ne dediğini bilmesi, okuduğu ayetlerin ve duaların manasını anlaması önemlidir. Ama insan bunların manasını bilse de zamanla alışkanlık haline gelince Türkçe de okusa bilinçsiz bir tekrar haline gelebilir. Onun için ibadetin bilinçli yapılması, duaların anlamını düşünmekten çok ruhunu düşünmek, yani ibadet esnasında kalbi sadece Allah'ı düşünmeye tahsis etmek demektir. Bunun adı ihlâstır. Namazda başka şeylerin hatıra gelmesi ise doğaldır. Mümkün olduğu kadar düşünceyi Allah'ın zikrine yoğunlaştırmak gerekir. Eğer böyle bilinçli ibadet yapılırsa tez zamanda kişi olgunlaşır, gönül gözü açılır, rüyaları değişir, düşünceleri saflaşır, ruhuna sevgi olukları akmaya başlar.Üç aylarda oruç tutmak için belli bir gün yokturSoru: Üç aylarda hangi günler oruç tutmalıyız? Bu mübarek günlerde Allah'ın rızasını kazanabilmek için neler yapmalıyız?Cevap: Üç aylar içinde oruç tutulması gereken belli bir gün yoktur. Hz. Peygamber, müminleri Allah'a yaklaşmak için Ramazan ayı dışında Recep, Şaban ve Muharrem aylarında yahut bu ayların bazı günlerinde, özellikle aşure gününde, Şaban'ın ortasında, Ramazan'dan sonra giren Şevval ayının altı gününde, Zîl-hiccenin ilk dokuz gününde, her ayın üç gününde, bir rivayete göre her ayın 13, 14 ve 15'inci günlerinde nafile orucu tutmaya teşvik etmiştir. Ancak yıl boyunca oruç tutmaktan men eden Peygamberimiz, "Oruç da tut, iftar da et. Çünkü bedenin, senin üzerinde hakkı vardır, ailenin senin üzerinde hakkı vardır, gözlerinin senin üzerinde hakkı vardır" buyurmuştur (et-Tâc: 2/100-115). Bazı salih kişiler üç ay boyunca oruç tutarlar ki, bu Peygamberimizin sünneti değildir.Şimdi kendimi çok daha huzurlu hissediyorum"Sayın hocam, ben 27 yaşındayım. Sekiz sene önce Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini okumaya, 100'üncü sayfaya geldiğimde ise namaz kılmaya başladım. Allah'ın benden bunu istediğini ve her eylemimi sadece Allah için yapmanın doğruluğunu keşfettim. O gün bu gündür namazımı da kılıyorum, Kuran-ı Kerim'i de okuyorum. Şimdi kendimi çok huzurlu hissediyorum. Kuran, başucu kitabım oldu. Defalarca bitirip, sonra tekrar okuyorum. Verdiğiniz bilgilerle beraber şimdi daha da dikkatli okuyacağım. Çalışmalarınızda başarılar diler, saygılar sunarım. Evrim Akın."Bankadaki fon hesabının getirdiği kâr haram mı?Soru: Bankanın fon hesabında bir miktar param var. Bunun getirdiği kâr, dinimizce haram olur mu? (T. Güroglu)Cevap: İslâm'ın yasakladığı riba, tefeciliktir. Fonlar ise satın alınan hisse senetleri gelirleridir. Hisse senedi, bir mala ortak olmak ve sonra bu ortaklığını başkalarına satmaktır. Bu bir alışveriştir. Vatandaşın parasını yastık altında tutması yerine, hisse senetlerine yatırması ülke ekonomisi bakımından daha yararlıdır. Bu sistem, dünyada oturmuş bir sistemdir. Ayrıca fonu alan bir miktar kâr ettiği gibi satan da yatırım yaparak kâr eder. Alanın da lehine, satanın da lehine olan bir işlem neden haram olsun? Ama fakir fukaraya verilen ödünç paradan, enflasyon değerinin üstünde fazlalık almak haramdır. O başka bir şey. Çünkü tefecilikte geniş halk kitlesi ezilir.Okurlarıma duyuruMealimi ve diğer eserlerimi nereden temin edebileceklerini soran okurlarım bunları şu adresten bulabilirler: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı Üsküdar/İstanbul Telefon: 0216 492 66 12 Faks: 0216 492 66 13
Soru: Harem sisteminin İslâm'daki yeri nedir? (Elvan Yurduşen)Cevap: İslâm geldiği zaman Ortadoğu'da hakim olan dinlerde bir erkeğin alacağı kadın sayısında sınır yoktu. Erkek, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. İslâm bunu 4'e indirmiş ve ağır şartlara bağlamış, bir taneyle yetinmenin en uygun olduğunu vurgulamıştır. Yine o dönemde hemen hemen bütün dünyada kölelik ve cariyelik sistemi egemendi. İslâm bu sistemin kaldırılmasını hedef göstermiş ama şartlar elverişli olmadığından tümden kaldırmamıştır (Bu konuda Kuran Ansiklopedisi'ndeki, Kölelik ve Esaret maddelerini okuyabilirsiniz).Beled Suresi ne diyor?İslâm, köleliği tümden kaldırmamakla birlikte o zamana dek bir eşya gibi kabul edilen ve öyle muamele gören köleleri ve cariyeleri, Allah katında efendileriyle eşit saymış, onlara iyi davranılmasını, ağır işleri yapmaya zorlanmamalarını emretmiştir. Cariye, köle kadın demektir. Köle kadın, bir çeşit hizmetçidir. Cariyenin sahibi dilerse cariyesine izin verip evlendirir, dilerse onunla ilişki kurar. Elbette cariyeliğin tamamen kaldırılması hedeftir. Beled Suresi, köle ve cariyelerin özgürlüğe kavuşturulmasını, aşılması gereken bir hedef olarak göstermektedir. Kuran, köle ve cariyeliği teşvik etmemiş, tersine onları özgürlüğe kavuşturmanın ibadet olduğunu söylemiştir.Aslında iyi bir sistemdiHz. Peygamber'in, sadece iki cariyesi vardı ki bunlardan birisi kendisine bir çocuk vermekle ümmü veled (çocuk anası) sıfatıyla Peygamber'in hanımı olmak şerefine ermiştir. Osmanlı devletinde 300-400 cariyeden söz edilir ama sanıyorum bunlar abartıdır. Bu kadınlar, padişah sarayında özel eğitimden geçirilir, en iyi şekilde yetiştirilirdi. Bunlar içerisinden 10-12 kadın seçilirdi. İşte padişah bunlarla ilişki kurardı.Şayet bunlardan biri çocuk doğurursa padişahın baş kadını olurdu. Niçin böyle yapılmıştır? İstenmiştir ki, padişahın kayınpederi, kayınbiraderi olmasın ve kadının akrabalarının etkisiyle yakınlar korunmasın, padişah tüm milletin babası olsun, herkese eşit açıdan baksın. Sistem aslında iyi idi, sonra bozulmuşsa bu da doğaldır. Önemli olan kuruluştaki amaçtır.Sünnet, Müslümanlığın ayırıcı bir vasfı olmuşturSoru: 5 yaşında ikiz erkek torunumuz var. Önümüzdeki yıl onları sünnet ettirmeyi düşünüyoruz. Ancak gelinim ve oğlum, bir gazetede sünnetin Kuran'da yeri olmadığını iddia eden bir yazı okumuşlar. Bu nedenle çocukları sünnet ettirmekten vazgeçtiklerini söylüyorlar. Eğer bizi bilgilendirirseniz bütün aile rahat bir nefes alacak. (G. A.)Cevap: Sünnet Kuran'da yoktur. Dinin iki kaynağı vardır. Kuran ve Peygamberimizin sözleri ve uygulamaları. Sünnet, Hz. İbrahim dininden kalma köklü bir uygulamaydı. Peygamberimizin kendisi sünnetli olduğu gibi bütün toplum da sünnetliydi. Yahudilikte de sünnet köklü bir dini gelenektir. Sünnet, 15 asırdan beri İslâm'ın ayırıcı bir vasfı olmuştur. Sünnetsiz olana gayrimüslim gözüyle bakılır. Din sadece Kuran'da yazılanlardan ibaret değildir. Lütfen gelin hanım çocuklarını sünnet ettirsin.Ruhunuzdan görünmez âleme pencere açılıyorSoru: Çok sık rüya görüyorum. Daha sonra bunlar gerçek oluyor. Rüyaların özel ve gizli bir anlamı var mı? Rüyaların İslâmi açıdan taşıdığı önem nedir? (Evrim Akın)Cevap: Rüyalarınız yakın veya uzak vadede gerçek oluyorsa bu, sizin ruhunuzun saflığını, ruh gözünüz üzerindeki maddi perdenin şeffaflaştığını, ruhunuzdan görünmez âleme pencere açıldığını gösterir. Eylemlerinize dikkat ediniz. Bu bir sınav da olabilir. Tavır ve hareketlerinizin Kuran çizgisinde olmasına özen gösterirseniz, ruhunuz daha da yücelecektir.
Soru: Yüce Allah, intihar eden bir kişinin yerinin cehennem olduğunu Kuran'da belirtiyor. Ancak kaderimiz, daha ana rahmine düştüğümüzde çiziliyormuş. Burada bir çelişki var mı? (Onur)Cevap: Kader, insanın iradesi dışındaki olaylarla ilgilidir. Bunları takdir eden Allah'tır. Bir kimsenin anne babasını, milletini, doğacağı ülkeyi, bedeninin vasıflarını seçmek kendi elinde değildir. Bunlar Allah'ın dilediği olaylardır ve kişi bunlardan sorumlu değildir. Ayrıca Allah, kullarının yapacağı eylemleri kendi özgür iradesiyle yapmasını dilemiş, öyle takdir etmiştir. İşte burada kader, insanın seçimli olması, yapacağı eylemi seçmesidir.İnsan seçer, Allah yaratır. Yaratan Allah'tır ama Allah, eylemi, kişinin seçimine göre yaratmıştır. Kaderin ana rahminde çizildiği hakkında bir ayet yoktur, bu sadece bir iki kişi haberinden ibaret bir hadistir ki, böyle rivayetlerle inanç sabit olmaz. Allah eğer birini belli bir sonuca mahkûm etmişse o kişi, bunun tersini zaten yapamaz. O takdirde sorumluluk kalmaz ve peygamberler gönderip, kitaplar indirip insanları yanlışlara karşı uyarmanın da bir anlamı kalmaz.İntihar eden kişi, eğer cinnet getirerek bu işi yapmışsa yaptığından sorumlu olmaz. Çünkü aklı olmayana sorumluluk yoktur. Ancak akıllı insan din hükümleriyle yükümlüdür. Ama intihar eden bunu bilinçli olarak yapmışsa cinayet işlemiş demektir. Başkasını öldürmek nasıl bir suç ve cinayet ise kendi canına kıymak da öyle suç ve cinayettir. Ancak ne olursa olsun, her günahın bir cezası vardır. Kişi günahının cezasını çekip ruhsal arınmaya erdikten sonra cezadan kurtulup cennete gider. Allah'ın, dilediği takdirde bağışlamayacağı bir günah yoktur. Katil de cezasını çektikten sonra cennete gider. Zaten sonsuzca cehennem de yoktur. Cehennem hakkında kullanılan hulûd, sonsuzluk anlamında değil, çok uzun süre anlamındadır. Allah hiçbir kulunu sonsuzca azapta bırakmaz. Çünkü rahmeti gazabına baskın olan yüce Allah buna razı olmaz.Size bu sütunda ancak bu kadarlıkla cevap verebilirim. İsterseniz "Kuran Ansiklopedisi" adlı eserimde "Kader, irade ve intihar" maddelerine bakabilirsiniz. İkinci Halife Hz. Ömer'in kader anlayışı herkese ışık tutacak niteliktedir: Hz. Ömer, Şam'a gidiyordu. Surg denilen yerde kendisini karşılayan ordu komutanı Ebu Ubeyde ve beraberindekiler, Şam'da veba bulunduğunu söylediler. Bunun üzerine Şam'a girip girmeme konusunda görüş ayrılığı belirdi. Arkadaşlarıyla istişare eden Hz. Ömer, Kureyş'in tecrübeli, yaşlı adamlarına durumu danıştı. Onlar, veba çıkan yere girmemeyi önerdiler. Şam komutanı Ebu Ubeyde, "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" dedi.Ömer şöyle cevapladı: "Bunu senden başkası söylese ne ise ey Ebu Ubeyde. Evet, Allah'ın bir kaderinden, öteki kaderine kaçıyoruz. Senin develerin olsa, onları bir kıyısı otlak ötekisi kurak bir vadiye indirmiş olsan, onları otlak kıyıda otiatsan da Allah'ın kaderi, çorak kıyıda otlatsan da Allah'ın kaderi değil mi?" Abdurrahman ibn Avf ise şöyle dedi: "Ben Allah'ın Elçisi'nin, 'Bir yerde veba çıktığını işitirseniz oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçmak üzere oradan çıkmayınız' dediğini işittim." Ömer de Allah'a hamdederek oradan geri döndü.Samimi olması şartSoru: Müslüman bir bayanın, Hristiyan bir erkekle evlenmesi caiz midir?Cevap: Bu konuyu birkaç kez yanıtlamıştım. Eğer karşınızdaki erkek samimi Hristiyan ve Müslümanlığa saygılı, çocukların da gerçekten Müslüman olarak yetişmesine razı ise onunla evlenmek caizdir. Gerçi çoğu İslâm bilgini böyle bir evliliğe geçit vermezse de Kuran'da bu konuda bir yasak getirilmemiştir. Kuran, Yahudi yahut Hristiyan bir bayanla evlenilebileceğini söyler ama bir Müslüman bayanın Yahudi yahut Hristiyan bir erkekle evlenip evlenemeyeceği hakkında bir hüküm belirtmez. Böyle bir yasak belirtilmediğine göre bir Müslüman bayanın, kitap ehli bir erkekle evlenmesi caizdir. Nikahlan geçerlidir. Ancak o kişi İslâm'a saygılı değilse, çocukların İslâmi değerlere göre yetişmesine razı olmuyorsa onunla evlenmek yasaktır.
Soru: Dört kız kardeş küçük bir ilçede büyüdük, okuduk, meslek edindik, öğretmen olduk ve aile bütçesine katkıda bulunduk. Çocuklarımıza meslek edindirdik. Açılıp saçılmadık, ahlakımızı başı açık olarak koruduk. Şimdi baktığımızda gençler sarınıp sarmalanıp başlarını kaldırmadan erkeklerden kaçıyorlar, çalışmıyorlar. Ben sokakta bir mesai arkadaşlarımı görünce kardeşimi görmüş gibi sevinip elini sıkıyorum. Bu durum ileride hayat tarzımızı değiştirir mi? (Ayşe Bakır)Cevap: Ahlakı korumak için ille başörtüsü şart değildir. Başörtülüler ahlaklı, başını örtmeyenler ahlaksız diye bir kural da yoktur. Ancak başı ve gerdanı örtmek Kuran'ın emridir. Bunu yapmak elbette daha iyidir ama yapamayan da dinden çıkmaz. Önemli olan şekilden çok ahlaktır, dürüstlüktür. Çalışmak, ülkeye iyi katkılarda bulunmaktır. Kendisi gibi olmayan herkese kafir, dinsiz damgasını vurmak, maalesef gelişmekte olan sakıncalı bir akımdır. Çünkü din, aşırılıktan, gösterişten uzak durmayı emreder. Birçok kadın tanırım ki, namaz kılmaz, işi gücü dedikodudur ama başını örter. Başı örtmek Allah'ın emri ama o emirden çok daha öncelikli emirler vardır ki, o da dürüstlük ve namazdır. Bunlar her şeyin başında gelir.Namazı seccade ile kılmak şart mı?Soru: Evde, mutlaka seccade üzerinde mi namaz kılmamız gerekiyor?Cevap: Namaz kılınacak yerde aranan tek şart, temiz olmasıdır. Peygamberimiz nadiren seccade kullanmıştır. Mescidinin çıplak zemini olan temiz toprak üzerinde namaz kılardı. Yağmur yağdığında mescidin bacasından giren sular nedeniyle toprak ıslanır, Peygamberimizin yüzüne çamur bulaşırdı. Bunlar gösteriyor ki, namazda seccade kullanmak şart değildir. Ama yerin temiz olması önemlidir. Bazı bilginlere göre ya bizzat toprak üzerine veya toprak cinsinden bir şey üzerine secde edilir.Ne İsa gelir ne DeccalSoru: Mesih'in geldiği ve şu anda kendinden habersiz dünyada yaşamakta olduğu söyleniyor. Sizin bu konuda düşünceniz nedir? (Melih Şişman)Cevap: Boş işlerle kendinizi meşgul ediyor, dipsiz kuyuya daldıkça dalıyorsunuz. Maalesef ömrünüzü de böyle söylentilerle geçirirsiniz. Ne size ne başkasına yararı olmayan şeyler bir vebaldir. Size ne Mesih'ten, Deccal'den. Siz namazınızı kılın, görevinizi yapın. Ne İsa gelir, ne Deccal. Bunlar hayalcilerin ürettiği rivayetlerdir.Geleneğimize aykırıSoru: Dövme, gusüle engel midir?Cevap: Dövme, gusül abdestine engel değildir. Dövme yaptırdıktan sonra da gusül abdestiniz olur. Ancak dövme yaptırmak İslâm geleneğine aykırıdır. Peygamberimizin dövme yaptırmaktan hoşlanmadığı, bunun, Allah'ın yaratma biçimine aykırı olduğunu söylediği, hatta dövme yaptıranlara lanet ettiği hakkında rivayetler vardır. Ancak bunlar sadece rivayetten ibarettir. Ben Peygamberimizin insanlara lanet okuduğuna inanmıyorum. Seçim tamamen size aittir.Takıntılardan kurtulunSoru: Aklıma takılan veya sevmediğim bir kişinin başına kötü bir şey gelmesini istesem bu gerçekleşir mi? (Mehmet Ali)Cevap: Herhangi bir kişinin başına kötü bir olay gelmesini düşünmeniz, onun gerçekleşmesi anlamına gelmez. Yazdıklarınız, sizin takıntılarınızdır. Ancak bu takıntılar başkasına değil, sadece size zarar verir. Siz, takıntılarınız daha ileri boyutlara varmadan derhal bir psikologa veya psikiyatriste başvurmalısınız. Tedaviye ihtiyacınız olabilir.Adağı yerine getirinSoru: Adağın yerine getirilememesi durumunda ne yapılır? (Cem)Cevap: Adağını yerine getiremeyen, fırsat bulunca bunu yapmalıdır. Aksi halde Allah'tan af ve mağfiret dileyecektir. Günahları bağışlayacak olan sadece O'dur
Soru: l- Kefir içmek günah mı? 2- Farz namazlarının üçüncü ve dördüncü rekâtlarında zammı sure okunmaz diyorlar ve ben de okumamaya başladım. Bu doğru mu? 3- Secdeden sonra oturduğumda Rabbena Suresi'ni nasıl okuyacağımı bilmiyorum. 4- Kuran okurken tecvit kurallarında hata yapıyorum. Bunu nasıl giderebilirim? (Murat Gürsel)Cevap: 1- Kefir haram değildir. Allah'ın haram kılmadığını kimse haram kılamaz. Bazı din alimi geçinenlerin haram demesiyle bir şey haram olmaz.2- Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekâtlarında sadece Fatiha okunur, bir sure veya ayet eklenmez yani Fatiha'dan ayrı olarak bir ayet veya sure okunmaz.3- Namazda son oturuşta Tahiyyat okumak vaciptir. Bunun dışındaki dualar okunursa güzeldir ama gerekli değildir. "Rabbena Suresi" diye bir sure yoktur. "Rabbenağfir lî", dua formunda bir ayettir. Ayet şöyledir: "Rabbenağfir lî ve livâlideyye ve lilmü'minîne yevme yekumu'l-hisâb: Rabbimiz, hesap gününde beni, ana babamı ve bütün müminleri bağışla." Biliyorsanız orijinalini okursunuz, bilmiyorsanız Türkçesini de okusanız olur.4- Kuran okurken tecvit kurallarında hata yapmanız size sorumluluk getirmez. Tecvit kurallarıyla Kuran okumak uzmanların işidir. Allah, kulundan, yapamayacağı işi istemez. Kuran okurken önemli olan tecvit kuralları değil, içtenliktir. Allah sizin kelimeleri söyleyiş tarzınıza bakmaz, içtenliğinize, niyetinize bakar. Niyetinize dikkat etmeniz yeterlidir. Kalbinize sahip olun. Kaldı ki benim tecvit kurallarını bu sütuna yazmam abes olur. Biz burada Kuran okumayı değil, Kuran düşüncesini açıklamaya çalışıyoruz. Siz o kuralları herhangi bir Kuran alfabesinden öğrenebilirsiniz.Ev kredisi helal mi?Soru: Banka kredisiyle ev sabihi olmak dinimizce haram mıdır? (Y. Keser)Cevap: İhtiyacınızı karşılamak üzere ev sahibi olmak için kredi almanızda hiçbir sakınca yoktur. Siz kendi imkânınızla ev alamayacağınızı belirtiyorsunuz. Bu zamanda kimse de size 20 yıl, 30 yıl vadeli karşılıksız borç vermez. Yasanın tanıdığı kredi sistemiyle ev sahibi olmak hem alanın, hem verenin yararına. Bunun ne sakıncası olabilir? Buna haram diyenlerin pek çoğu krediyle ev sahibi olmuştur bile.Neyin peşindesiniz?Yozgat'tan hiçbir geçerliliği olmayan 25 soruyu acele cevaplamamı isteyen S. A.'ya cevabımdır: Sizin amacınız nedir? Neyin peşindesiniz, neyi ispatlamak istiyorsunuz? Bu sorular size ne kazandıracak? 1500 yıl önceki olaylarla uğraşmak din midir? Ehl-i beyt kimler olursa olsun size ne? Siz ehl-i beytten sorumlu değilsiniz. Onların şahıslarını bilseniz ne olacak bilmeseniz ne olacak? Bunlar ilkel düşüncelerdir. Bu konuları öğrenmek istiyorsanız "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okuyunuz.İbadeti bilerek yapınSoru: Kaza namazlarını, farz namazlardan hemen sonra mı kılmalıyız? Nasıl niyet etmeliyiz? (Fikret Gönültaş)Cevap: Kaza namazı farzdan önce de sonra da her zaman kılınabilir. Namazın niyeti, kılınacak namazı içinden geçirmektir. Niyet anlatılan hep uydurmadır. Peygamberimizin bir niyet formu yoktur. Niyet, bir işi yapmaya içinden karar vermektir. Evden çıkıp çarşıya gitmek isteyen biri, "niyet ettim evden çıkmaya, çarşıya gitmeye" mi diyor? Ne gereği var böyle söylemenin? Namaz niyeti de hangi namazı kılacağını içinden geçirmek, yani ibadeti bilerek yapmaktır.Okurlarıma...Mealimi ve diğer eserlerimi nereden temin edebileceklerini soran okurlarım bunları şu adresten bulabilirler: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi, No: 365, Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul Tel: 0216 492 66 12 Faks: 0216 492 66 13
Soru: Bir televizyon programında bir hocamız, Müslümanların 13-15 yaşlarından itibaren 5 vakit namaz kılmakla mükellef olduğunu, daha sonra namaza başlayanların borçlarından dolayı sadece farz namazlarını kılıp sünnet namazları, gece namazlan gibi nafile namazlarını kılmaksızın onun yerine borçları olan farz namazlarının kazalarını kılmaları gerektiğini belirtti. Hatta kaza namazları yerine sünnetleri ve diğer nafile namazlarını kılmalarının haram bile sayılabileceğini söyledi. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? (Hayri Uz)Cevap: Her insan 15 veya 18 yaşında mükellef olur. Bu yaştan itibaren dini görevlerini yapması, namazlarını kılıp orucunu tutması gerekir. Özürsüz olarak namaz kılamayan kimse, özründen kurtulunca kılmadıklarını kaza eder ki bunlar da en çok bir iki günlük namazlardır. Ama bile bile yıllarca namaz kılmamış olan kimse, ismen Müslüman olsa da gerçek Müslüman sayılmaz. Çünkü Müslüman, inancına göre yaşayan insandır. Namaza başlayan biri, yeni Müslüman olmuş kişi gibi kasten kılmadığı namazları kaza etmekle yükümlü değildir. Çünkü nasıl İslâm'a yeni dönen kimse, önceki hayatında kılmadıklarını kaza etmezse, kasti olarak namaz kılmayan da önceki kılmadıklarını kaza etmez. Zira bu iki kişi arasında hiçbir fark yoktur, islâm, sözden ibaret değildir.Namaza başlayan kimse, farzları kılmakla yükümlüdür. Sünnetleri kılarsa daha çok sevap alır. Kılmazsa günah işlemez. Gece namazı, Kuran'da en çok vurgulanan namazdır. Kuran'in vurguladığı bu namazı kılmayı günah saymak tam anlamıyla cehalettir. Kasten yıllarca namaz kılmamış olan kimse, Allah'tan af ve mağfiret diler, bir daha namazlarını ihmal etmez, özellikle gece namazlarına dikkat etmelidir. Çünkü Allah katında en makbul namaz, seher vakti kılınan namazdır. Kişi, gününe namazla başlamalı (sabah namazı), gününü namazla bitirmelidir (akşam-yatsı namazı). Peygamberimiz döneminde, bile bile terk edilmiş namazların kazası diye bir uygulama olmamıştır. Biz, dini Peygamberimizden öğrenmeliyiz.Hacet namazı ne zaman kılınır?Okurum Mustafa Boz, hacet namazının ne olduğunu ve ne zaman kılındığını soruyor. Hacet kelimesi ihtiyaç, dilek anlamlarına gelir. Kişinin bir dileğinin kabulü için kılınacak namaza da hacet namazı denir. Herhangi bir muradı, dileği olan kimse, yatsı namazından sonra abdest alır, iki veya dört rekât (bir rivayete göre on iki rekât) namaz kılar. Allah'a hamd-ü sena, Resulüne salat ve selamdan sonra hacet duasını okuyup muradının olmasını Allah'tan ister. Hacet namazının birinci rekâtında Fatiha'dan sonra üç ayete'l-kürsî, diğer üç rekâtında Fatiha'dan sonra birer defa İhlâs ve Kul-eûzu birabbi'l-felakı, Kul-eûzu bi-rabbi'n-nâsi okunması hakkında bir hadisi şerif vardır.Tirmizi ve Ibn Mace'nin ifadesine göre Peygamberimiz, hacet namazını şöyle tarif etmişlerdir: "Bir kimsenin Allah'tan bir isteği olursa abdest alsın, iki rekât namaz kılsın. Allah'a hamdetsin. Peygamber'e salat getirsin, sonra şöyle desin: Lâ-ilâhe illâllahu'l-halîmu'l-kerîm. Subhânella-hi rabbi'l-arşi'l azîm. Elhamdu lillâhi rab-bi'1-âlemin. Es'eluke mûcibâti rahmetike ve azâime mağfiratike ve'l-ğanîmete min-kulli birrin ve's-selâmete min-kulli ismin. Lâte-da'lenâ zenben illâ ğaferteh velâ hemmen illâ ferracteh velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ yâ erhamer-râhimîn."Manası: "Halim, kerim Allah'tan başka tanrı yoktur. Büyük arş sahibi Allah'ı tespih ederim. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur. Ya Rabbi, senden rahmetinin gereklerini, bağış kararlarını, her iyiliğe ermeyi, her günahtan kurtulmayı isterim. Rabbimiz, bizim için bağışlamadığın bir günah, sevince çevirmediğin bir tasa bırakma, senin rızana uygun olan her ihtiyacımızı, her muradımızı ver, ey merhametlilerin en merhametlisi."Kişi, bu duayı okuduktan sonra dileği ne ise onu ister.
Soru: Namaz kılanın birinin önünden geçmek günah mıdır? (Erkan Karip)Cevap: Namaz kılanın önünden geçilmez. Geçildiği takdirde namaz kılanın namazına bir ziyan gelmez. Kasten geçen günah kazanır. Namazda olan, önünden geçene mani olma teşebbüsünde bulunmaz. Yalnız geçene mani olmak için erkeğin, okurken sesini yükseltmesi, kadının da sağ elini sol eli üzerine vurması caiz görülmüştür. Namaz kılacak kimse, önünden geçilmesi ihtimali olan yerde bir ağacın, bir direğin arkasına geçer veya önüne değnek diker, sandalye koyar. Şayet yer sertse değneği uzunlamasına bırakır. Namaz kılanın, önüne koyacağı veya dikeceği engele sütre denir. Dikecek bir şey bulunmazsa önüne bir çizgi çizer. Maksat, namaz kılanın, sütrenin ötesinde olan şeylere bakıp gönlünü onlarla meşgul etmemektir. Cemaatle namaz kılınırken yalnız imamın önüne sütre dikmek kafidir.Mescitler namaz kılmaya özgü yerler olduğu için orada böyle sütreye gerek yoktur. Cemaatle kılarken sorun yok. Ama cemaatten sonra yalnız başına namaz kılanların, herkese engel olacak yerlerde, çıkış kapıları yanında namaza durmaları doğru değildir. Çünkü farzı kıldıktan sonra isteyen çıkıp gidebilir. Nafile kılacak olanlar da insanların gelip geçtiği yerlerde durmamalı, bir kenarda kılmalıdırlar. Mamafih namaz kılanın secde edeceği yerin ötesinden geçmekte bir sakınca yoktur.Cennet, huzur ve mutluluk yurdudurSoru: Dünya hayatındaki eşimizi ahirette de seçebilecek miyiz?Cevap: Dünyada birbirini seven, eşler cennette beraber olur. Ancak inanç ve ahlaklarının benzer olması gerekir. Aksi takdirde cehennemlik bir eş, cennete giremeyeceği için cennette eşiyle beraber olmaz. Allah cennetlik insana, seveceği bir eş verir. Dünyada birbirinden nefret eden eşlerin, cennette birleşmesi, kendilerine huzur vermez. Cennet huzur ve mutluluk yurdudur. Orada can sıkan bir şey olmaz. Cennet hayatının ayrıntılarını Allah'tan başka kimse bilemez. Gerçi kimsenin bilemeyeceği ahiret hayatının şimdilerde ayrıntılı ve kuşkusuz hayali CD'leri de yapılmıştır. Tıpkı mızraklı ilmihallerdeki terazili, minberli, kürsülü sırat köprülü ahiret haritaları gibi (!) İnsanlar böyle hayallere ve hurafelere rağbet ediyor.
Bugün bir şefkat, zarafet ve güzel ahlak örneği doğdu. "(Ey Muhammed) Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik" (Enbiyâ: 73/107) ayetinde belirtildiği üzere onun doğumu âlemlere rahmet olmuş, bunalan gönüller onunla huzur bulmuştur. Milli şairimiz Mehmet Akif, onun doğumunu şöyle anlatır:On dört asır evvel yine bir böyle geceydi Kumdan ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi.Nerden görecekler göremezlerdi tabii Bir kerre zuhur ettiği çöl en sapa yerdi Bir kerre de ma'mure-i dünya o zamanlar Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi.Sırtlanları geçmişti beser yırtıcılıkta Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi Fevza (kaos) bütün âfâkını sarmıştı zeminin Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi.Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum Bir hamlede Kayserleri Kisrâları serdi.Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi Alemlere rahmetti evet şer'-ı mübîni Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile hasret.Merhum Akif'in dediği gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in doğumu, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Çünkü hemen bütün dünyada putçuluk egemendi. Yüksek manevi değerler, ayaklar altında çiğneniyor, insanlar köle diye satılıyor, insanlık birbirini yiyordu. Dünyanın üstüne bir karanlık çökmüştü. Bu karanlığı kovacak biri bekleniyordu. İşte beklenen kurtarıcı, bu gece şafağa doğru, dünyaya geldi.İlahi vahiy geldiHz. Muhammed'in babası, Mekke Reisi Abdulmuttalib oğlu Abdullah, annesi de Vehb kızı Amine'dir. Doğumundan birkaç ay önce babasını, altı yaşındayken de annesini kaybeden Hz. Muhammed, 8 yaşına kadar dedesinin, daha sonra da amcası Ebutalib'in himayesinde büyüdü. 25 yaşında Hatice ile evlendi. 40 yaşlarında, Hira Mağarası'nda Rabbinin huzurundayken kendisine ilahi vahiy geldi. İnsanüstü eziyetlere göğüs gerdi, yılmadı. Hak uğrunda hiçbir çıkar pahasına davasından vazgeçmedi.Bir zarafet, kibarlık ve hoşgörü örneğiydi. O, fizik varlığıyla ortaçağ adamı olsa da düşüncesiyle, modern çağın, aslında her çağın örnek insanıdır. Onun düşüncesinde gerilik yoktur. Her zaman çalışmayı, ilerlemeyi, her gün bir önceki güne bir şeyler katmayı öğütlemiş, iki günü birbirine eşit olan kimseyi aldanmış kabul etmiştir. Bizzat Yaratan onu beğenmiş de, "Muhakkak ki sen, büyük bir ahlak üzerindesin" (Kalem: 4) buyurmuştur.Şükran borçluyuz"Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" diyen o büyük insan, kendisine kötülük edenlere dahi dua edecek bir hoşgörüye, fedakârlığa sahipti. Uhud Savaşı'nda düşmanlar, kendilerine Hak ışığını sunan Allah Elçisi'ne ok aüp başını yaraladılar, dişini kırdılar. Bir sahabi onun yüzünden akan kanları silerken kendisi bu kötülüğü yapanlar için, "Allahım, kavmimi doğru yola ilet. Onlar bilmedikleri için böyle yapıyorlar" dedi. Çünkü Allah onu bedduacı değil, rahmet olarak göndermişti. Düşmanlara beddua etmesini isteyenlere, "Ben lanetçi olarak değil, Hakk'a davetçi ve âlemlere rahmet olarak gönderildim" demişti.O örnek insan, insanı insana ve yaratıklara tapmaktan kurtarıp Allah'a kul yapmıştır. İnsanlık ona sonsuz şükran borçludur. Gerçekten "Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi." Salat ve selam üzerine olsun!