Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin

2 Mayıs 2006

Soru: Bir kızla evlenmeyi planlıyorduk. Fakat ben dürüstçe ondan önce başka biriyle birlikte olduğumu söyledim. Daha sonra tevbe ettim. Ancak sevdiğim kız günah işlediğimi ve benim ona haram olduğumu söyledi. O da beni seviyor ama Allah'a karşı, benimle evlenerek "bir günah işler miyim, harama el sürmüş olur muyum?" diye kendini perişan ediyor. Gerçekten ben bu durumda sevdiğime haram mıyım? (Gökdeniz)Cevap: İslâm ve Kuran dininde böyle bir şey yok. Siz bir kez zina edip tevbe etmişsiniz. "Günahından tevbe eden, günah işlememiş gibidir." Çünkü "Allah, bütün günahları bağışlar." Bunlardan biri hadis diğeri de ayettir. Siz tevbe ettiğinize ve dürüstçe davranıp hatanızı da sevdiğiniz kıza söylediğinize göre onun bunu hoş görmesi gerekirdi. Allah'ın bağışladığını kul niçin bağışlamasın? Kızımız herhalde Nur Suresi'nin, "Zina eden erkek ancak zina eden veya şirk koşan kadınla evlenir. Zina eden kadın da ancak zina eden erkekle evlenir" ayetine dayanarak konuşmaktadır. O ayetin amacı, zinayı meslek haline getirmişler içindir. Bunlar aynı karakterde olduklarından birbiriyle evlenebilirler. Ama inanan bir erkek bir fahişeyle veya inanan bir kadın bir jigaloyla evlenmez. O ayetin amacı budur. Ayet, inanmış insanların temiz karakterini anlatmaktadır.Ama yaptığı günahtan tevbe eden kimse artık zina eden biri değildir. Bakın ayet "zani" yani zina eylemine devam eden, onu meslek haline getiren tabirini kullanıyor. "Zena" yani zina etmiş olan demiyor. Zina etmiş olan dese, o takdirde ömründe bir kez zina eden de bu hükme girer. Oysa öyle bir şey yok. Çünkü sabun nasıl kiri temizlerse tevbe de günahı öyle siler. Eğer kızın mantığıyla gidilirse toplumdaki evliliklerin birçoğu geçersiz, haram olur. Hiç kimsenin insanların işini bu kadar güçleştirmeye hakkı yoktur. Bunlar aşın düşüncelerdir.Hz. İsa'nın huzuruna bir günah kadını getirilir. Tevrat'a göre kadının taşlanarak öldürülmesi gerekir. İsa'dan buna Tevrat'ın hükmünü uygulamasını isterler. Çevresine bakınan Hz. İsa, "Kim hiç günah işlememiş ise ona taş atsın" der. Kimse taş atmaya cesaret edemez. Çünkü herkesin bir günahı vardır ama ötekiler gizlemiş bu kadın ise gizleyememiş. Kuran şöyle buyurur: "Ey nefislerine yazık etmiş kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Kuşkusuz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayan, çok esirgeyendir." Eğer sevdiğin kız da seni seviyorsa eskiyi unutup evlenirsiniz. Bir daha da Kuran'in yasakladığı şeyleri yapmazsınız.Süt kardeşlerin evlenmesi caiz değilSoru: Akrabam olan kızla evlenmeye karar verdik. Ancak kızın annesi, annemin olmadığı bir ortamda ninemin tavsiyesiyle bana süt vermeye çalıştığını fakat içip icemediğimi bilmediğini söylüyor. Bu durumda kızla evlenmemizde bir sakınca var mı? (Ö. Y.)Cevap: İfadenize göre siz, evlenmek istediğiniz kızın annesinin sütünü emmişsiniz. Gerçi emip emmediğiniz hakkında bir kuşkunuz var ama ben sanki emdiğinizi anladım. Eğer evlenmek istediğiniz kızın annesinin sütünü emmiş iseniz o kadın, sizin süt anneniz durumunda bulunduğu için onun çocukları da sizin süt kardeşleriniz durumundadır. Bir kural vardır: Emenin emzirene nefsi haram, emzirenin emene nesli haramdır. Yani sizi emziren kadının çocuklarıyla evlenmeniz haramdır. Kısaca evlenmek istediğiniz kız, sizin süt bacınız sayılır. Onunla evlenmeniz dinen caiz değildir. Ama ağzınıza hiç süt gitmemiş ise o zaman kızıyla evlenmenizde sakınca yoktur. Bazı hadislere göre de ancak beş kez süt emmeyle süt kardeşliği geçerli olur. Artık karar size aittir.GüldesteEskişehir'den okurum Mevlüt Sözden, Peygamberimizin doğumu münasebetiyle bir dörtlük yazmış. Söylenene yüzbinlerce selam, söyleyene de sağlık dileğimle bu dörtlüğü okurlarımla paylaşmak istedim:Bir isim ki anlamı sırYüzyıllar önceden gelen güldesteKoklandı bu, asır asırSazda, sözde ve de nefeste.

Devamını Oku

Resmi nikâhta dini nikâhın tüm unsurları vardır

1 Mayıs 2006

Soru: Yasin Süresi 49/50'nci ayetlerinde, "Onlar birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar. İşte o anda, onlar ne bir vasiyette bulunabilirler ne de ailelerine dönebilirler" deniyor. Bu ayetlere göre ahiret hayatında ailelerimizle buluşma olacak mı olmayacak mı? Resmi nikâhla evlenen bir çiftin imam nikâhı da kıydırması gerekiyor mu? (Okan Sarı).İmam nikahıyla ilgili bir başka soru: 18 yaşında üniversite öğrencisiyim. Bir süre önce sevdiğim kişiyle aile arasında sözlendik. Hem benim hem de kız tarafı imam nikâhı yapmak istiyor. Ancak bu nikâhı kıyanların 6 ay içinde evlenmeleri gerekiyormuş. Yoksa hükmü ve geçerliliği kalmıyormuş. Daha bizim evlenmemize 2-3 yıl var. Bu durumda ne yapmam gerekiyor. (Ş. D.)Okan Sarı'ya cevap: Yasin Suresi'nin 49/50'nci ayetlerinde, insanın hatır ve hayalinden geçmediği, herkesin işi ve gücüyle meşgul olduğu bir sırada kıyametin ansızın geleceği, o zaman kimsenin istediğini yapma fırsatı bulamayacağı anlatılır. Burada vurgulanan, kıyametin ansızın geleceğidir. Bu soyut anlam, canlardırma üslubuyla böyle anlatılmıştır. Kıyamet olayı başka şey, müminlerin cennette aileleriyle beraber olmaları başka bir şeydir. Müminler, cennette yalnız kalmayacaklar, inanç ve eylemleri kendilerine uygun çocuklarıyla, atalarıyla ve eşleriyle beraber olacaklardır. Bu konuda "Kuran Ansiklopedisi" adlı eserimizin "kıyamet" ve "ahiret" maddelerini okumalısınız.Tanıklık şarttırDiğer sorunuza gelince, resmi nikâh dinen de geçerli nikâhtır. Dinde nikâh erkeğin önerisinin, kız tarafınca kabul edilmesi ve bunun iki şahitle tespitinden ibarettir. Resmi nikâhta, dini nikâhın bütün unsurlan vardır. Resmi nikâhla evlenmiş olanlar, imam nikâhı yaptırmak zorunda değiller ancak gönülden huzur duymak için bu da yaptırılır.Ş. D.'ye cevap: İmam nikâhı, iki şahitle kıyılan dini bir nikâhtır. Bu nikâh, erkeğin önerisinin, kız tarafından kabulünden ve kıyılan nikâha iki şahidin tanıklığından ibarettir. Bu kıyıldıktan sonra karı koca olurlar. Aralarında haram, yasak kalmaz. Erkek boşamadıkça arada birleşme olmasa da nikâh düşmez. Onu kim söylemişse yanlış söylemiş. İmam nikâhı geçici değildir. Ancak resmi nikâh da yapmalısınız.

Devamını Oku

Allah'a karşı görevlerinizi ihmal etmeyin

29 Nisan 2006

Soru: Geçenlerde gördüğüm bir rüyada benim ölmem gerekiyor. "Zamanın doldu artık öleceksin" diyorlar. O kadar üzülüyorum ki, çocuklarımı düşünüyorum, "onlar bensiz ne yapacak" diyorum. Ölüme gitmek için yola koyuluyorum. O sırada ablamı görüyorum. Kendisi hac görevini yerine getirmiş biridir. Bana, "kardeşim keşke namazını kılsaydın" diyor. Bu rüyadan bir kaç ay sonra ablamın 35 yaşındaki oğlunu bir kalp kriz sonucu kaybettik. Bu acı olaydan sonra namaza başladım. Yeğenim de dini görevlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan bir insandı. Acaba bu rüya bana bir uyarı mı? Bunca yıl kılmadığım namazlarımın hesabını nasıl ödeyeceğim? (Necla Songür)Cevap: Rüyanız size bir uyarı, yeğeninizin ölümüne de işaret olabilir. Artık namazınızı muntazam kılınız. Size deniliyor ki: "İşte hayat bu. Bak yeğeniniz sizden küçüktü ama aniden ömrü tükeniverdi. Siz de Allah'a karşı görevlerinizi yapınız. Ömrün ne zaman biteceği belli olmaz." Şairin dediği gibi:Saat-i vahidedir ömr-i cihan,Saati tâate sarf eyle heman.(MANASI: Dünya ömrü bir saatten ibarettir. Şu bir saatlik ömrü ibadetle geçirmeye çalış). Bundan önce kılmadığınız namazları hesaplamanıza gerek yok. Kasten kılınmamış namazların kazası ve hesabı olmaz. Bundan sonra namazlarınızı aksatmayınız. Şayet bir özür dolayısıyla bir namazı kaçırırsanız önce o namazı, ardından da vaktin namazını kılarsınız. Bu konuda "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okursanız, sorunuzun geniş yanıtını bulursunuz.Kaza namazlarında kamet gerekir mi?Soru: Farz namazlarının kazasını kılarken her vakit için ayrı ayrı kamet getirmemiz gerekir mi? (Gürsoy Uysal). Aynı konuda bir başka okurum şunu soruyor: Farz namazlardan önce, erkekler tarafından kamet getiriliyor. Bu zorunlu mu? Öğle namazını işimden dolayı ikindiden yarım saat önce kılabiliyorum. Bunun sakıncası var mı? (Arslan Sem)Gürsoy Uysal'a cevap: Geçmiş namazların kazası için de ezan ve kamet lazımdır. Birkaç namaz kaza edilecekse bunlardan her biri için ayrı ayrı ezan ve kamet efdaldir (daha iyidir, sevaptır). Meclis aynı olduğu yani aynı yerde kılındığı takdirde ilkinde ezan ve kamet okuyup, sonrakiler için yalnız kamet getirmek yeterlidir. Sonrakilerde ezanı okumamak mekruh değil ama kameti terk etmek mekruhtur. Yer değişince kılınan her namaz için ayrı ezan ve kamet sünnettir. Ezan okunmadan, kamet getirilmeden kılınan namaz da geçerlidir ama sünnet terk edilmiş olduğundan hoş görülmemiştir.Arslan Sem'e cevap: Farz namazlardan önce kamet okumak zorunlu değil, sünnettir. Esas olan her namazı vakti içinde kılmaktır. Öğle namazının vakti, güneşin tam ufkun ortasına gelmesiyle başlar, ikindi vaktine kadar sürer. Herhangi bir nedenle öğle namazını vaktinin sonuna ertelemenizde bir sakınca yoktur.Saadet zinciri palavrasına kanmayınSoru: Geçen gün evimizin kapısının önünde, el yazısıyla yazılmış bir mektup bulduk. "Ben bir saadet zincirine katıldım" diye başlıyor. Detaylar çok uzun. Bu kişi, bir türbeye gitmiş, oradan kendisine, "dileklerinin yerine getirilebilmesi için 13 kişiye bu yazıyı dağıt" demişler. 13 gün içerisinde dağıtırsak Rabbimiz her şeyi istediğimiz gibi yapacakmış. Dağıtım yapılmazsa kötülükler bizi bulacakmış. Sizce bu nedir? (Şengül Gökçül)Cevap: Sahtekârlıklar, kalpazanlıklar ortalıkta kol geziyor. Saf insanlar bu kişilerin ağına düşüyor. Ne saadet zinciriymiş, bu şeytanlar sapık fikirlerini yaymak için insanlan psikolojik baskı altına alıyorlar. Yırtıp atın o tür paçavraları, Kuran'a sarılın. Doğru yol, saadet yolu Kuran yoludur. Başka hiçbir şeyde saadet aramayın.

Devamını Oku

Boş işlerle uğraşıp dinin sadeliğini bozmayın

28 Nisan 2006

Soru: Son zamanlarda cenaze namazlarında imamlar, vefat eden kimse için cemaatten, "Allah'a, Peygamber'e ve Kuran-ı Kerim'e inandığına dair" şahadet istemektedir. Yanlış hatırlamıyorsam yakın zamana kadar böyle bir şahadet istenmezdi. Şahadet yani tanıklık, gözleme bağlıdır. Birinin iyi bir insan olup olmadığı bilinebilir ancak imanına ilişkin yönü hiçbir şekilde bilinemez. Hatta kişi, kendisi hakkında bile bir değerlendirmede bulunamaz. Onu ancak Yüce Allah değerlendirir. Müteveffaya yardımcı olmak isterken cemaati günaha sokmaya imamın ne hakkı var? Allah cemaatin beyanına göre mi değerlendirmede bulunacak? Cemaatten helallik almanın dışında belki bir tek iyi insan olup olmadığı sorulabilir. Çünkü iyilik ve kötülük bir bakıma izafidir. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? (H. Metin Ertem)Cevap: Bazı imamlar her gün yeni bid'atlar çıkarıyorlar. Eskiden cenaze namazını kıldırırlar ve ölü için cemaatten merhum için rahmet talebinde bulunurlardı. Yahut sadece "Ruhuna Fatiha" derlerdi. Yavaş yavaş cenazenin başında nutuk atma moda oldu. Bazen 10-15 dakika hatta yarım saat konuşup, övgüler yağdırıyorlar. Şimdilerde cemaatten, cenazenin "Allah'a, Peygamber'e ve Kuran'a inandığına dair" şehadet istiyorlar. Bid'at üstüne bid'at! Nedir bu bid'atiar, bunların dinde yeri yok. Kişi bunlara inansa da inanmasa da cemaatin önüne konmuş. Herhalde cemaat, "bu inanmıyordu" diye bir kabalık yapacak durumda olamaz. Öyle ise ne anlamı var bu tür taleplerin?Nutuklardan vazgeçinMuhterem imam efendiler, yapmayın bu bid'atları. Uzak durun bu hurafelerden. Sayın Diyanet İşleri Başkanı, bu tür bid'atiarı sevmediğinizi, aydınlık bir insan olduğunuzu biliyorum. Lütfen emir verin, din görevlilerinin bu tür bid'atiarı işlemelerine engel olun. Böyle giderse her yıl yeni bir bid'atlarla karşılaşacağız, Peygamberimiz de getirdiği dini tanımaz hale gelecek. Biliyor musunuz bu tür davranışlar, birçok insanı da dinden soğutuyor. Bırakın bu gösteri nutuklarını.Artık Allah'ın rahmetine göçmüş bir insan, hayatı nasıl geçirmiş olursa olsun, biz onun hakkında iyi zan besleriz. Çünkü Peygamberimiz, "Ölülerinizi hayırla yâd ediniz" buyurmuştur. Onun hesabı bizden sorulmaz. Yüce Allah, Hz. Peygamber'e hitaben, "Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok" (En'âm: 52) buyurmakta, herkesin hesabını sadece Allah'ın soracağını, her insanın ancak Allah'a karşı sorumlu olduğunu vurgulamaktadır.Ne hakla yapıyorsunuz?Hiç kimsenin, başkasının imanını sorgulama hakkı yoktur. Herkes yaptıklarıyla Allah'ın huzurunda değerlendirilecektir. Cemaat, birine şöyle veya böyle tanıklık etmekle günahkâr insan Yüce Divan yargısından kurtulamaz. Boş işlerle uğraşıp durmayın, dinin sadeliğini bozmayın. Peygamberimiz nasıl uygulamışsa öyle uygulayın. Hz. Peygamber'in, cenaze başında cemaatten böyle bir tanıklık istediğine dair bana bir tek sağlam delil gösterebilir misiniz? O yapmadıysa siz ne hakla yapıyorsunuz? Siz neye dayanarak böyle Allah ile kul arasına girme cesaretini gösteriyorsunuz?Dinde en sevilmeyen, en kötü görülen şey gösteriş, yani riyadır. Riya, insanın eylemlerini boşa çıkanr. Yapılan her eylem, kendini göstermek için değil, sadece Hakk rızasını kazanmak için yapılmalıdır. Cenaze namazı, aslında ölmüş insana bir duadan ibarettir. Kim olursa olsun musalla taşına konmuş biri için biz Allah'tan af ve mağfiret dileriz, gerisi Allah'a kalmıştır. Yüce Allah'ın buyurduğu üzere, "Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size acır, dilerse size azap eder. Biz seni, onların üzerine vekil göndermedik" (tsrâ: 54). Hz. Peygamber bile kimsenin vekili değilken başkalarının âdeta vekilliğe soyunması asla dinin ruhuna uymaz.

Devamını Oku

İslâm hukukuna göre ailenin geçimini sağlamak erkeğin görevidir

28 Nisan 2006

Soru:Kız çocukları ve kadınlar, neden erkeklere oranla mirastan daha az pay alıyorlar? (Saniye Özsan)Cevap: Kız çocuğu evlenince, geçimi kocası tarafından temin edilecek. Ancak erkek çocuk evlenince, hem kendi nafakasını hem de eşinin geçimini sağlayacaktır. Yani kadın evlenince kocasının geçimini temin etmek zorunda bulunmayacak. İslâm hukukuna göre ailenin geçimi erkeğin görevidir. Taşıdığı sorumluluk dolayısıyla ona mirastan, kız kardeşinden bir miktar fazla pay verilmesi adalete uygundur. Şayet kız kardeşi muhtaç duruma düşerse ona yine erkek kardeşi bakar. Teamül böyledir. Kuran gelinceye dek kadına hiç miras payı verilmiyordu.Ancak Kuran ile kadının mirasa ortak yapılması, kadın lehine büyük bir iyileştirmedir. Biz, yeniden hukuk yazmıyoruz. İslâm hukukundaki durumun fotoğrafını çekiyoruz. İnanan beğenir, kabullenir. İnanmayan da dilediğini yapar. Miras meselesi, ahiretle ilgili bir mesele değildir. Mirasçılar toplanıp malı kanuna göre bölüştürmeye karar verirler ve buna razı olurlar. Hatta isterse mirasçılardan biri, diğerleri lehine hakkından vazgeçer veya payını bir kardeşine bağışlar. Böyle yapmakla günah işlemiş olmaz. Önemli olan insanların haksızlığa uğramaması, mutlu yaşamasıdır.Kadının hayatını kısıtlamak yanlıştırSoru: Bir kadının, kocasından izin almadan gezmeye gitmesinin, alışveriş yapmasının, onun istemediği bir elbiseyi giymesinin Kuran'da veya hadislerde hükmü nedir? (Hüseyin Unsal)Cevap: Kocası karısına, izin almadıkça dışarı çıkmayacağını şart koşmuşsa o zaman kadın izin almalıdır. Böyle bir şart yoksa ülkedeki genel teamüle göre hareket edilir. Elbette kadının, kocasının istemediği yerlere gitmesi doğru değildir ama normal olarak çarşıya veya arkadaşlarının toplantılarına gitmesi için her defasında izin alması gerektiği kanısında değilim. Bu belki bin yıl önce olabilirdi. Şimdi şartlar çok değişti. Kadınların hayatını bu kadar kısıtlamak İslâm toplumuna hayır getirmez. Kuran'da böyle ayrıntılar hakkında bir hüküm de yoktur.Bilerek sakat bebek doğurmak günah mı?Soru: Doğuştan sakat bir kızım var. Dört aylık hamileyken test yaptırdım. Doktorum, çocuğun mongol doğma riski olduğunu söyledi. Bebek mongol doğmadı ama sakat doğdu. Bebeğimi aldırsaydım dinimize göre günah işlemiş olur muydum? Bile bile sakat bebek dünyaya getirdiğim için bazen onu aldırmamakla kendimi suçluyorum. Ancak bebeğimin karnımda hareketlerini hissettiğim andan itibaren onun hayatına son vermeye yüreğim elvermedi. Evladım için çok üzülüyorum. Her gün ağlıyorum. Bu acıya dayanamıyorum. İnsan içine çıkamıyorum. İçim yanıyor, yüreğim sızlıyor. Dinimizde dünyaya sakat olarak gelmekle ilgili bilgiler var mı? (Ayşe Çakıcı)Cevap: Bebeğinizi aldırmamanız günah değil, tam tersine çok doğru ve sevap bir şey olmuş. Zaten dört aylık bir bebeği aldırmak cinayet olurdu. Allah sizi de o çocuğu da denemektedir. Dünyada çektiği sıkıntı çocuğun manevi yükselmesine, cennette yüksek makama ermesine vesile olacağı gibi sizin de manevi derecenizi yükseltecektir. Siz bebeğinizin sakat olmasından üzülmeyin, sıkılmayın, utanmayın. Gönlünüz rahat olsun.Kendinizle onur duyun, böyle bir çocuğu dünyaya getirme zahmet ve külfetine, sıkıntısına katlandığınız için Allah sizi ödüllendirecektir. Buna emin olun ve Allah tarafından denenmekte olduğunuzu unutmayın. Sabredin, insanların değil, Allah'ın değerlendirmesine önem verin. Böyle yaparsanız ne mutlu size!

Devamını Oku

Tam 22 yıl sonra sigarayı bırakan bir okurumdan tiryakilere mesaj

27 Nisan 2006

Soru: Sigaraya lisede başladım. Üniversite yıllarımda iyice ilerlettim. 22 sene çok azılı bir bağımlı olarak tiryakiliğim devam etti. Son zamanlarda bırakmayı çok istiyordum çünkü sağlığıma zarar vermeye başladığının farkındaydım. Sigarayı bırakmak için ne yöntemler bulmadım ki... Örneğin yanıma sigara almıyordum. Ancak bu yöntemim pek işe yaramadı. Zira dayanamayıp gece yarısı dışarı çıkıp açık büfe arıyordum. Kaç kere "lanet olsun" diye parçalayıp attığım sigaraları bir müddet sonra toplayıp içiyordum. Buna benzer o kadar yöntem uyguladım ama hiç başarılı olamadım. Kısacası nikotinin tam esiri ve oyuncağı olmuştum. İradem bu konuda son derecede zayıftı.Bir gün sabah ezanıyla uyandım. Yatağımdan doğrularak oturdum. Ezanı okuyan müezzinin sesi o kadar güzel, ahenkli, hoş ve etkileyiciydi ki, avuçlarımı açıp, "Allahım ne olursun bana sigarayı bırakmak için güç ve kudret ver" diye dua etmeye başladım. Ezan süresi boyunca aynı duayı defalarca tekrarladım. Bu duayı yaparken bir yandan da gözümden yaş geliyordu. Ezandan sonra tekrar yattım. İki saat sonra işe gitmek için uyandım. Canım hiç sigara istemiyordu. Şaşırıp kaldım. Bu durumu, sigarayı bırakmak isteyen kişilere belki yararlı olabilir düşüncesiyle yazdım. Altı aydır, beş vakit namazımı kılmaya başladım. Bazı günler, güneş doğana kadar 6 ciltlik Kuran-ı Kerim Tefsiri kitabınızı okudum. Şimdi yeniden başladım. Sayın hocam size sorum şu: Kuran-ı Kerim'deki sureler, niçin iniş sırasına göre hazırlanmamış? (Erhan Merdioğlu)Cevap: Okurum Erhan Merdioğlu, sigara tiryakilerine güzel mesajlar gönderiyor. Kendisine teşekkür ediyorum. Gelelim sorusuna. Surelerin sıralanışı kısmen Hz. Peygamber'in tertibine dayanırsa da büyük ölçüde Hz. Osman zamanında Kuran'ın yeniden derlenmesine bağlıdır. Bu derlemede surelerin büyüklük sırası ve konu bakımından birbiriyle ilişkileri nazara alınarak sıralama yapılmıştır. Bu da güzel olmuştur.Bazı sureleri okuduğunuz zaman sanki birbirinin devamı gibi gelmektedir. Mesela İsra Suresi, "Çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, acze düşüp de yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a hamdolsun de ve O'nu gereği gibi tekbir et (saygı ve tekbirle an)" ayetiyle biterken ondan sonra gelen Kehf Suresi, "Allah'a hamdolsun ki, kuluna kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı" şeklinde başlamaktadır. Yani Allah'a hamd ile biten surenin ardından gelen sure yine Allah'a hamd ile başlamaktadır. Bundaki tenasüp açıktır.Namaza davet sevaptırSoru: Diyelim ki herhangi bir toplantıda bir grup sohbet ediyor. O sırada ezan okunuyor. Aralarından biri, "arkadaşlar ezan okunuyor, namaza gelen var mı?" diye sorarsa günaha girer mi? (B. F.)Cevap: Birisinin diğerlerine, "arkadaşlar ezan okunuyor, namaza gelen var mı?" demesinde günah değil, tersine sevap vardır. Ezan namaza davettir. O kişinin nezaketle diğerlerini namaza davet etmesi, bir vecibeyi hatırlatmadır. Çünkü ezan okunduğu halde namaza gitmeyen veya kılmayan kimseler yanlış bir iş yapmaktadır. Onlara doğruyu, usulü dairesinde hatırlatmak, İslâm'ın iyiyi emir, kötülükten men prensibine girer. Ama bunu kırmadan, incitmeden yapmak gerekir.Kuşkuyla abdest bozulmazSoru: 21 yaşındayım, iki ay önce namaza başladım. İlk iki hafta düzenli kılıyordum. Fakat daha sonra her namaza durduğumda sanki abdestimin gittiğini zannediyorum. Bazen on kere abdest aldığım oluyor. Durum böyle olunca namazı bırakmak istedim. Ama anneannem, "Bu bir vesvese, abdestin gitse bile sen namazını kıl" dedi. Kılmaya devam edeyim mi? (Kağan Yılmaz)Cevap: Siz abdestinizi alıp namaza başlayın. Namaz esnasında, "abdestim bozuldu" diye içinize doğan düşüncelere kulak asmayın. Kuşkuyla abdest bozulmaz. Siz namazınızı kılın ve Allah ile iletişiminizi sürdürün.

Devamını Oku

Çevresine sevgi ışık ve rahmet saçana ne mutlu

25 Nisan 2006

Soru: Vatan gazetesindeki yazılarınızı her gün zevkle okuyorum. İki yıl önce Kuran Ansiklopedisi adlı eserinizi aldım. 1. ciltten başlayarak 16. cildin sonuna kadar her konuyu düşünerek, içime sindirerek iştiyakla okudum. Ben, 70 yaşına yaklaşmış biriyim. İşimin yanında ibadetimle, ubudiyetimle Allah'a iyi bir kul, iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Geride bıraktığım yıllar içerisinde okuduğum kitaplar, kabul-i âmmeye mahzar olmuş ehl-i ilmin eserleridir. Ancak okumakta olduğum eseriniz kadar hiçbirisi beni bu kadar etkilemedi. Okuduğum her konuyu eski bildiklerimle mukayese ediyor, eğer noksan anlayışım olmuşsa Allah'tan af ve mağfiret diliyorum. Sizin yazdıklarınızla örtüşüyorsa Allah'a hamdediyorum. Allah izin verir, ömrüm yeterse diğer ciltleri de okumaya çalışacağım. İnanınız, dinimi yeniden öğreniyorum. Bu vesileyle bundan birkaç yıl önce gördüğüm bir rüyayla karışık durumu size arz etmek istiyorum.Her zaman olduğu gibi o gece de mutat ibadetimi yaparak istirahate çekildim. Yattığım yerden kalben kelime-i tevhidle Allah ism-i şerifini zikretmeye başladım ve uykuya daldım. Bir müddet sonra hararetlenip uyandım. Mutfağa su içmeye gidiyordum. Kalbimin zikre devam ettiğini duydum. Yeniden yattım ve bir kez daha uyandım. Durum aynen devam ediyordu. Tekrar yatağa uzandığımda kendimi yalnız bir odada Allah'ı zikrederken görmeye başladım. Rüyamda zikre devam ederken gaipten bir ses geldi: "Allah burada!" Heyecan ve korku içinde zikre devam ediyordum. Odada benden başka kimse yoktu. Sonrasını hatırlayamıyorum. Kendimden geçmiştim. Sabahleyin yorgun bir şekilde kalktım. Kahvaltı yaparken eşim benim gece çok korktuğumu ve uyurken "Allah" diye zikrettiğimi söyledi. Bu konuda sizin yorumunuz nedir?(M. S.)Cevap: Anlattığınız rüyayla karışık müşahede (vizyon), ihlasla ibadet sonucunda hasıl olmuştur. O hale, dilin susup kalbin zikretmesi (kalb-i zikir) denilir. Bazen bu zikre bütün vücut hücreleri de katılır ki buna da zikr-i sultani adı verilir. Size gösterilen bu hal, Allah aşkının baskını sonucu insanın ruhunun dünya tutkularından ve tasalarından uzaklaşıp git gide safiyet kazanmasıyla oluşan bir haldir. Bunun devamı insanı, kendisini unutup Hak'ta yok olmasına götürür ki, bu kemal halinde gönül gözü açılır, maddi perdeler kalkar. Fena Fillah adını alan bu hal, sürekli olmaz. Zaten sürse o kişi görevlerini yapamaz. Bir süre sonra yine beşerliğine döner ama bu kez, her yaptığını artık Allah ile yapar. Olgunluğun doruğuna ulaşan bu insan, çevresine sevgi, ışık ve rahmet saçar. Bu hali yaşayanlara ne mutlu, nefsinin zebunu, bencilliğinin tutsağı olanlara da ne yazık!Salih kişilerle sohbet etmek insana huzur verirSoru: Mübarek insanları tanımanın veya onları tanımak için çaba sarf etmenin yaran var mı? (Mahmut Küçük)Cevap: Kendini Allah'a vermiş salih (iyi) insanları tanımak, onlarla sohbet etmek güzel şeydir. İyi insanların yanında bulunanlar onların güzel ahlakından, feyzinden ve içlerindeki Hak sevgisinden etkilenir. Bu, psikolojik bir durumdur. Gönlü Allah aşkıyla dolu birinin yanında bulunanlar, o sevgiyi içlerinde hissetmeye başlarlar ve huzur bulurlar. Bir mevlit töreninde bulunan cemaat, güzel duygularla dolar. Şeyh Sadi, bu etkilenmeyi güzel bir örnekle anlatır: Kili hoşböy der hammâm rûzîResîd ez dest-l mahbûbî bedestem Bedö goftem ki miskî yâ abîri Ki ez bûy-i dilâvîz-i to mestem. Bi goftâ men kilî nâçîz bûdem Ve lîlan moddetî bâ gol nişestem Kemâl-i hem-nisîn ber men eser kerd Ve gerne men hemân hâkem ki hestem. MANASI: Bir gün banyoda bir arkadaşımdan elime bir kil (temizlik çamuru) geçti (çok güzel kokan çamura) dedim ki: / Sen misk misin, amber misin ki senin gönül alıcı kokundan sarhoş oldum. / Dedi: Ben değersiz bir çamurdum. Ancak bir süre gülün yanında oturdum. / İşte arkadaşımın olgunluğudur beni etkileyen / Yoksa ben sadece basit bir toprağım.

Devamını Oku

Tanrı fikri çok güçlü bir inançtır

25 Nisan 2006

Sorular:1- Hz. Muhammed'in, bulunduğu ortamı daha ahlaklı daha yaşanabilir hale getirmek için bir yaratıcı olduğunu söyleyip ahlak yoluna sokmak istemesi mümkün mü?2- Kuran, neden peygamberin ölümünden sonra kitap haline getirildi?3- Hep peygamberlerin mucizelerinden bahsedilir. O devirde bir olayın abartılarak mucize haline gelmesi mantıklı değil mi?4- Şeytan, Allah'ın emrini reddedip kovuldu. Çok zeki olduğu söylenen bir yaratık, nasıl olur da Allah'ın gazabından korkmayıp insanları kendi tarafına çekmeye uğraşır? İleride de cezasını çekecek olan şeytan, bu gazabı kabul edip özür dileyemeyecek kadar aptal mı? (Kerem Melaka)Cevaplar:1- Tanrı fikri Hz. Muhammed'le birlikte gündeme gelmiş bir düşünce değil, insanlığın başlangıcından beri var olan çok güçlü bir inançtır. Allah'ın, insanları tek yaratıcıya tapmak, yaratıklara kulluktan kurtarmak üzere görevlendirdiği peygamberler hep Allah'ın varlığını söylemişlerdir. Hz. Muhammed'den önceki bütün peygamberler Allah'a kulluğun gereğini anlatmış ve insanları Allah'a tapmaya, yüksek ahlaka çağırmışlardır. Eğer biraz tarih ve dinler tarihi okusaydınız tanrı fikrinin, çok tanrılı ve tek tanrılı bütün dinlerde var olduğunu görürdünüz. Öyle ise Allah düşüncesini Hz. Muhammed'in uydurduğunu söylemek cehaletin ta kendisidir.2- Hz. Muhammed, kendisine gelen vahiyleri yani Kuran ayetlerini yazdırıyor ve yazılanların bir kopyasını da kendi evinde muhafaza ediyordu. Peygamber'in vefatından sonra yazıcıların ellerinde bulunan ayetler, Hz. Muhammed'in evinde bulunan nüsha ile de karşılaştırılarak bir cilt haline getirildi.III. Halife Osman zamanında da bu ilk nüsha esas alınarak Kuran yeniden derlenmiş ve çoğaltılarak büyük vilayetlere birer nüsha gönderilmiştir. Hiçbir vahiy kitabı, Kuran kadar sağlam korunamamıştır.3- Bırakın mucize rivayetlerini sadece Kuran'ı düşünün. 1450 yıl önce tahsil görmemiş bir insanın, Kuran stilinde, asırlarca insanları yöneten, onlara huzur ve güven veren bir kitap getirmesi mümkün müdür? Hangi insan Kuran'a denk bir söz söyleyebilmiştir? Siz ne kadar kuşku içinde olsanız da sonunda huzuru Kuran'da bulacaksınız. Şüpheleriniz size ziyandan başka bir katkı sağlamaz.4- İnsanlar, iki yönlendirici altındadırlar. Meleklerin ilhamı ve şeytanların vesvesesi. Allah, insan ruhunu olgunlaştırmak için bu iki etken altında bırakmıştır. İlhamlarıyla insanları iyiliklere yönlendiren melekler nasıl Allah'ın memurları ise vesvesesiyle kötülük duyguları aşılayan şeytanlar da sonuçta Allah'ın görevlileridir. Şeytan da gereklidir. Çünkü şeytan olmasa içinde hiçbir tutku, şehvet hissetmeyen kişi evlenmez, çalışmaz, dünyayı ihmal eder, rekabet, kalkınma olmaz.Bir hadis-i şerifte, kulun kalbinin Rahman'in iki parmağı arasında bulunduğu, Allah'ın o iki parmağıyla kulun kalbini istediği biçimde çevirdiği belirtilmiştir. İşte Allah'ın iki parmağı, melekle şeytanın etkisidir. Bunlar mecazi olarak Allah'ın iki parmağı şeklinde ifade edilmiştir. Evrenin iman için meleksel duygular yanında biraz da şeytandan gelen tutku, arzu, şehvet de gerekir. Bunlar dengeli, biraz da meleksel duygu ağırlıklı olursa insan güzel ahlak sahibi, mutlu ve huzurlu olur.Bir açıklama23 Nisan 2006 Pazar günü, miras taksimiyle ilgili yazımda, "Kızlar ikiden fazla ise malın üçte ikisini alırlar. Kalan, erkek çocuklar arasında paylaşılır" şeklinde bir cümle yer almıştır. Yanlış anlaşılabilecek bu cümlenin açığa kavuşturulması gerekir. Nisa Suresi'nin 11'inci ayetine göre kız-erkek karışık ise sayıları ne olursa olsun miras erkeğe iki, kıza bir şeklinde bölüştürülür. Mesela bir kişinin üç kızı, iki oğlu varsa erkek çocuklara ikişer, kızlara birer hisse verilir. Buna göre tereke 7 paya bölünür. İkişer pay erkek çocuklara, birer pay da kızlara düşer. Şayet erkek çocuk yok da tek kız varsa o kız malın yansını, iki veya üzeri kız varsa malın üçte ikisini alırlar. Kalan miras, ölenin erkek akrabasına düşer. Kuran'daki miras taksimi böyledir (Nisa Suresi: 11-12'nci ayetlere bakınız).

Devamını Oku