Peygamberimizin kıldırdığı namaz sayısı beştir

9 Mayıs 2006

Soru: Yazılarınızda belirttiğiniz üzere Kuran'da bize emredilen, kılmakla yükümlü olduğumuz namaz vakitleri 3 ise öğle ve ikindi namazlarını nasıl anlamalıyız? Nafile olarak mı, yoksa başka bir şey mi? Bize getirdiği yükümlülüğü nedir? Eğer kılmasak Allah katındaki sorumluluğumuz nedir? Kuran'in bize bildirdiği rekât sayısı 2, dolayısıyla öğle ve ikindi namazlarındaki rekâtların tümünde, akşamın 3'üncü rekâtında ve yatsının son iki rekâtında sureleri sessiz okumamızdaki amaç, bu 2 rekâttan fazlalarının Resulullah'ın içtihadı olduğunu belirtmek için olabilir mi? Yani sesli okuduklarımız Allah'ın bize yükümlülükleri, sessiz okuduklarımız ise Resulullah'ın içtihadı mıdır? (Fatih Erden)Cevap: Öğle ve ikindi namazları Resulullah'ın uygulamasına dayanır ama o, Allah'ın Elçisi'dir. O, bu namazları yalnız başına kılmış olsaydı nafile derdik ve kılmakla yükümlü bulunmazdık. Ama madem ki bunları sürekli cemaatle kıldırmıştır, demek ki gönlüne gelen ilham ile ilahi düşünce gereği olarak böyle yapmıştır. Ona gelen vahiylerden ayrı olarak ilhamlar da vardır. Onun dini nitelikteki emir ve uygulamaları da bizim için gereklidir, yükümlülüktür. Ancak bunların sağlam yolla bize gelmiş olması gerekir ki, öğle ve ikindi namazları hakkındaki uygulaması, bunlan cemaatle kıldırmış olması bize tevatürle gelmiştir. Artık bunların kılınması farzdır. Ancak Resulullah bazen birleştirerek kıldırmış olduğundan bunlan takdim veya tehir cemiyle kılmak yani ikisini birlikte kılmak caizdir. Nitekim Peygamber ailesi yani Ehl-i Beyt imamları böyle yapmışlardır. Ben namaz üçtür demedim, Kuran'da anılan namaz vakitleri üçtür dedim. Yoksa Peygamberimizin kıldırdığı namaz sayısı beştir. Kendi içtihadına dayanan namazlarda birleştirmek mümkündür ama Kuran'ın emri olan namazlar birleştirilmez. Yani sabahla akşam veya akşamla sabah namazı birleştirilmez.Açıktan okuma meselesi de tam sizin anladığınız gibidir. Peygamber Aleyhisselam, kendi içtihadıyla veya gönlüne gelen ilhamla kıldırdığı namazlarda gizli okumuştur. Ama Kuran'ın emri olan namazlarda ve rekâtlarda açık okumuştur. İnsanlar bir kere ön yargılardan kurtulup kendilerine sunduğumuz arı duru Kuran dinini ve düşüncesini anlasalar çok güzel olacak, din katmalardan arınıp sadeliğine kavuşacak.Kuran'da anlaşılmayan hiçbir ayet yokturSoru: Al-i İmran Suresi 7'nci ayetine göre, Kuran'da muhkem ve müteşabih olmak üzere iki türlü ayet var ancak Kuran bu ayetlerin hangisinin muhkem, hangisinin müteşabih olduğunu belirtmiyor. Biz bunlan nasıl tefrik edebiliriz? (Orhan Erenler)Cevap: Muhkem, sağlam, anlamı açık demektir. Bu bakımdan Kuran'ın tamamı muhkemdir. Çünkü Kuran'da anlaşılmayacak bir ayet yoktur. Öyle görünenler varsa onları aslında insanlar yorumlarıyla zorlaştırmaktadırlar. Yoksa ayetlerin dil itibariyle anlamları gayet net ve açıktır. Bazı sure başlarında bulunan harfler müteşabih gibi görünür ise de aslında bunlar ayet değil, harftir. Konuya dikkati çekmek için uyarı harfleridir. Hiçbir dilde harflerin manası olmaz. Zümer Suresi'nin 23'üncü ayetinde geçen müteşabih kelimesi ise "sözlerin en güzeli olan" Kuran ayetlerinin güzellikte, açıklıkta birbirine benzer olduğunu ifade etmektedir. İki söz bazı bakımlardan birbirine o kadar benzer ki, âdeta fark edilemez olur.Al-i İmran Suresi'nin 7'nci ayetindeki müteşabih sözüyle, kitabın, temsil yoluyla anlatımında kapalılık bulunan bazı ayetlerinin kasti olarak peşine düşen, onlan istedikleri biçimde yorumlayarak çarpıtmaya çalışan din uzmanları kınanmaktadır. Şunu iyi bilmeliyiz ki söz konumuz olan o ayette kastedilen kitap, Kuran değil, Tevrat'tır. Oradaki müteşabih (anlamında kapalılık bulunan) ayetler de asla Kuran ayetleri değil, Kuran öncesi kitabın ayetleridir. Hz. Peygamber döneminde hiç kimse Kuran ayetlerini istediği gibi yorumlamaya kalkmamıştır. Onun için bu ayetin muhatabı, saadet asrının Müslümanları değil, yorumlanyla kitabın özünü bozan kitap ehli din bilginleridir.

Devamını Oku

Bahailik dininin esası nedir?

9 Mayıs 2006

Soru: Bahailik nedir? Bu din hakkında bilgi verir misiniz? (Ceyhun)Cevap: Babailiğin asıl kurucusu Mirza Ali Muhammed Seyyid (1819-1850), iran'da bir tüccann oğlu olarak doğdu. Din tahsili gördü. 1844'te Kerbela'ya giderek Şeyhilik tarikatına bağlandı. Tarikat liderinin ölümü üzerine 1843'te tarikatın lideri kabul edildi. Tahran'a dönünce reformculuğunu ilan etti. Ezana ekleme yaptı. Davranışları karışıklıklara yol açınca 1850'de kurşuna dizilerek idam edildi. Mirza Ali Muhammed tarafından, reformcu bir tarikat olarak başlatılan Bahailik, Bahaullah unvanını taşıyan Mirza Hüseyin Ali Nuri (Tahran 1817-Akka 1892) tarafından yeni bir din olarak yayılmaya başladı. Şah'a karşı düzenlenen bir suikast üzerine Hüseyin Ali tutuklandı, Bağdad'a sürüldü. Bâb (Ali Muhammed)'in, "Allah'ın açıklayacağı kimse" diye nitelendirdiği kişinin kendisi olduğunu ileri sürüp Babailiğin esaslarını kurdu.Osmanlılar tarafından Bağdat'tan önce İstanbul'a getirilen Hüseyin Ali, sonra Edirne'de (1864) daha sonra da Akka'da (1868) zorunlu oturuma tabi tuludu. Yetkisini oğlu Abbas'a bıraktıktan sonra 1892'de öldü. Bahailik, Bahaullah'ın oğlu Abbas, torunu Şevki Rabbani ve diğer müritler tarafından yayıldı. Bahailere göre dinlerdeki ayrılık görünürdedir, gerçekte bütün dinler aynı hakikati öğretirler. Bahailer her yılın son 19 günü oruç tutarlar. Günde üç kez kılınan özel bir namazları vardır. Her ayın ilk günü 19. günün ziyafeti adıyla bir toplantı düzenleyip kendi din kitaplarından parçalar ve dualar okurlar. Genel merkezleri bugünkü İsrail'in Hayfa kentindedir.Bahailik, kendinden önceki dinleri kabul eder ama kendisinin son olduğunu aşılar. Hemen her din de öyledir. Hristiyanlık Musa'yı ve Tevrat'ı kabul eder ama İsa'nın son olduğuna inanır, ondan sonra peygamber geleceğini kabul etmez. Çünkü kabul ederse kendisinin bir gün biteceği anlaşılır ki, insanlar bağlandıkları dinlerinin ve inançlarının geçici olmasını istemezler. Neden daha önceki dini kabul ederler? Çünkü onun, kendi sürekliliğine zararı yoktur.Tam tersine o mesajda kendi dinleri için destek bulmuşlardır. Aynı şey İslâm için de söz konusudur. İslâm da kendinden önceki ilahi dinleri kabul eder ama Hz. Muhammed'le birlikte peygamberlik döneminin kapandığı belirtilir. Gerçekten de artık insanlar olgunluk çağına ermişlerdir. Gelişen insanlık, kendi hukuk yasalarını yapabilecek olgunluğa ulaşmıştır. Bu bakımdan hukuk düzeni getirecek peygambere ihtiyaç yoktur. Hz. Muhammed'in getirdiği inanç ve temel ahlak prensipleri de artik tüm insanlığa yeterlidir. Yeni bir peygambere veya dine ihtiyaç yoktur.Mahkeme kararıyla dini nikâh düşer mi?Soru: Bir yazınızda "dini nikâh, eşler resmi olarak hakim karşısında boşanmış olursa düşer" demiştiniz. Ancak daha sonra "erkek boşamadıkça mesafe de olsa dini nikâh düşmez" diye yazmıştınız. Televizyonda bir din profesörü de "eğer dini nikâh kıyılırken her iki taraf da boşanma konusunda anlaşma yapmazsa, eşler resmi olarak ayrılsa bile erkek boşamadıkça dini nikâh düşmez" demişti. Burada bir çelişki var mı?Cevap: Bana gelen sorunun şartına ve biçimine göre cevap veriyorum. Her sorunun nüansı farklı olunca cevaplarının da farklı olması doğaldır. İşin aslı şu: Dava mahkemeye götürülmüş, tarafların ikisi de mahkemede boşanmayı kabul etmiş ise artik o nikâhın geçerliliği kalmaz. Ama kadın mahkemeye verir, erkek mahkemede kabul etmemesine rağmen mahkeme boşama karan verirse, erkek bunu gönlünden kabul etmediği için dinen nikâh sürer. Erkeğin mahkemede kabul etmesi önemlidir. Kabul ederse iş biter. Etmezse, Kuran'a göre boşama hakkı erkeğin elindedir.Ancak karısına karşı erkeğin, boşanmayı gerektirecek bir kusuru varsa, mesela karısının geçimini sağlamıyorsa, iktidarsızsa veya tiksindirici bir illeti, kusuru varsa o zaman mahkemenin verdiği boşama kararı kesindir. Bu takdirde dini nikâh da kalmaz. Televizyonda konuşan profesörün sözünde eksiklik var veya tam anlaşılamamış olabilir.

Devamını Oku

'Müşrikler ahirete tam anlamıyla inanmazlar'

7 Mayıs 2006

Soru: Kuran'da, müşriklerin hem ahirete (yeniden dirilmeye) inanmadıkları hem de kendilerini Allah'a yaklaştırsın diye putlara taptıkları belirtiliyor. Burada bir çelişki var mı? (C. Erdem)Cevap: Müşrikler ölümden sonra ruhun devam edeceğine inanıyorlardı. Onlarda bir çeşit öte âlem düşüncesi vardı ama toprak haline gelen cesedin dirileceğine, insanların yaptıklarından hesap vereceklerine inanmıyorlardı. Onlardaki ahiret düşüncesi kesin değil, kuşkulu bir inançtı. Caydırıcı olmayan böyle bir inancı, Kuran inanç kabul etmediği için müşriklerin tam anlamıyla ahirete inanmadıklarını vurgulamaktadır. Casiye Suresi'nin 32. ayetinde onlardaki kuşkulu ahiret düşüncesine işaret edilmektedir.Ahirette müşriklere, "Allah'ın va'di gerçektir, (Duruşma) sâ'at(inin geleceğin)de şüphe yoktur" dendiği zaman, "Sâ'at nedir, bilmiyoruz, (onu) sadece (bir kuruntu) sanıyoruz, biz ona inanmıyoruz demiştiniz ha!" Böyle kuşkulu ahiret inancı caydırıcı olmaz ve böyle bir inancın yararı bulunmaz. Maalesef bugün birçok Müslümanın inancı da bu seviyededir. Çünkü gerçek ahiret düşüncesi olsa insan kötülük yapamaz. Kötülük yapan kimse ahiret sorumluluğuna kesin biçimde inanmıyor, kuşku içinde demektir.Çıkar çatışmaları bölünmeye yol açarSoru: Vitir namazında Kunut duası yerine başka bir dua okunabilir mi? Sol elle su içmek veya yemek yemek günah mı? Dinimizin neden bu kadar çok cemaatlere ayrıldı? (Ahmet Çubukçu)Cevap: Vitir namazında, bilen Kunut duasını, bilmeyen bildiği duayı okur. Hiç bilmeyen içinden geldiği biçimde hatta Türkçe olarak da dua edebilir. Peygamberimizin, "Elinizden geldiği ölçüde sağdan başlayınız" buyurduğu rivayet edilir. Sağ elle yemek yemek ve temiz işlerde sağ eli kullanmak sünnettir. Sol el de daha çok temizlenme gibi işlerde kullanılır. Ama bunlar sadece bir görgü kuralıdır. Sevapla, günahla ilgili şeyler değildir. Sol el suçlu değildir. Özürlü olan, doğuştan solak olan veya öyle alışanın sol elle yemesinde sakınca yoktur.Dinde bölünmelere, gruplaşmalara gelince, bunun birçok sosyolojik sebebi vardır. Maalesef insanlar çıkarları için dini konuları istedikleri biçimde yorumlayabiliyorlar. Her cemaat kendisini dini en iyi anlayan ve yaşayan topluluk olarak lanse eder. Zamanla hatasız, masum görülmeye başlar. Çıkar çatışması bölünmelere yol açar. Bundan kurtulmanın yolu, Kuran'in açık mesajı çevresinde birleşmek, çıkar düşüncesini bir kenara itip Hakk'a ve hakikate teslim olmaktır.Sorununuzu tatlılıkla çözmelisinizSoru: Düğünümde annem, eşim için "Allah'ım bugünden sonra bana onun evine gitmeyi, bir bardak çayını içmeyi nasip etme" demişti. Evleneli bir yıl oldu. Ailem evime hiç gelmedi. Eşimle ailemin arası hâlâ bozuk. Eşim hep kendi ailesini düşünüyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Ben kendi aileme gidemiyorum, onlar da bana gelemiyor. Her namazdan sonra dua ediyorum. Eşimin yaptığı İslâm'a sığar mı? (Saadettin)Cevap: Annenizin yaptığı, yemin şeklinde bir duadır. Kefaret vererek bu yemininden dönebilir. Bunun için 10 fakire bir günlük yemek vermek yahut 10 fakiri giydirmek veya 3 gün oruç tutmaktır. Ama eşinizin, anne babanıza gitmenize engel olması yanlış bir davranıştır. Eşiniz nasıl sizin ebeveyninizi ziyaret etmenize engel oluyor? Bu önemli sorununuzu tatlılıkla çözmeye çalışın, olmuyorsa siz ebeveyninizi ziyaret edin. Anne babasını memnun etmeyen Allah'ı memnun edemez. Anne babanın yeri ayrı eşin yeri ayrıdır. Eşinizle bu konuyu konuşun.

Devamını Oku

Namaz, Allah'a yönelimin dışa vurmuş şeklidir

6 Mayıs 2006

Soru: 15 yaşındayım. Daha önce namazımı, orucumu tutuyordum. İçim iyimserlikle doluydu, hep güzel şeyler arayan biriydim. Zamanla, okuduğum kitaplardan olsa gerek, abdestimin bozulduğunu hissetmeye başladım. Bu kuşkum her geçen gün artıyordu. Bundan dolayı namazı yarıda bırakıyordum. Namaz kılmaya bir süre ara verdim. Sonra yeniden başladım ama içimdeki namaz sevgisi yavaş yavaş yok oldu. Sonunda günah olduğunu bildiğim halde namazı bıraktım. Kötü şeyler düşünmeye başladım. Ben bunun nedenini bir kitapta, "Üç cumaya bilerek gitmeyen münafık olur" cümlesini okumama rağmen cumayı terk etmem olduğunu düşünüyorum. Ne yapmalıyım? (Emrah Yağmurlu)Cevap: Bu kuşkuları bırakıp Allah'a yönelin. Namazınızı kılın çünkü namaz Allah'a yönelmektir. Bunun temeli içseldir, gönüldendir. Namaz, Allah'a yönelimin dışa vurmuş şeklidir. Asıl önemli olan şekilden çok içsel olandır. Kul, Allah'a bir kulaç yaklaşırsa Allah ona iki kulaç yaklaşır. Kul, Allah'a yürüyerek giderse Allah ona koşarak gelir. "Üç cumayı terk eden münafık olur" şeklindeki sözler Peygamberimizin değil, daha sonraki kişilerin, insanları dine yöneltmek için ürettikleri rivayetlerdir. Allah'a inanan samimi, dürüst insan asla münafık olmaz. Çünkü münafık, samimiyetsiz, içi başka dışı başka insandır. Kuran okuyun, uzun soluklu aydınlık kitapları okuyun.Cinler hakkında bazı rivayetler varSoru: Bir gazetede cinler ve meleklerle ilgili bir yazı dizisi vardı. Burada dünyevi işler için cin ve meleklerle irtibata geçilip onları kullanabildiğimiz belirtiliyordu. Ben meleklerin Allah'ın emrinde olduğunu biliyordum. Bu doğru mu? (Yunus Duman)Cevap: İnsanlar en çok cin, melek, büyü, nazar konusuna merak sardıklarından gazeteler de doğru veya yanlış bu konularda yazıyor. Ancak Hz. Süleyman'ın, cinleri emrinde çalıştırdığı Kuran'da anlatıldığı gibi bazı kimselerin, bir takım yöntemlerle cinlerden huddam (hizmetçi) tuttuklarına dair rivayetler vardır. Cinlerin, bazı ermiş kişilere hizmet ettikleri hakkında çeşitli söylentiler bulunmaktadır. Esasen büyü de cinleri etkileyip onlar aracılığıyla olumsuz şeyler yaptırma eylemidir. Kanıtlardan anlaşılıyor ki, cinleri etkileyip onlara iş gördürmek mümkündür ama bunun bir kısmı büyü gibi haramdır. Bunları yapanlar şerli, fasık kişilerdir. Bir kısmı da mubahtır, hayırlıdır. Bunu da ancak peygamberler ve salih insanlar yapabilir.Yüce Allah rüyada görülebilir mi?Soru: Allah'ı rüyada görmek mümkün mü? (Serkan Uzunyayla)Cevap: Rüyada Allah'ı görmek mümkündür. Tabii Allah kendi zatıyla değil sıfatıyla ve bir kılıkta görünür. Peygamberimiz de rüyada Rabbini genç bir insan, bir delikanlı şeklinde gördüğünü söylemiştir. Allah cennette müminlere ayın ondördü gibi görünecektir ama bunun mahiyetini anlamamız mümkün değildir. Sizin Allah'ı görüp görmeyeceğinizi bilemem. Ama cennete giderseniz görürsünüz. Onun için cennete gitmenin yollarını arayınız.Yanlış bir yorum!Soru: Bir yazınızda "Amca kızı, hala, dayı kızları gibi akrabayla evlenmekte dinen bir sakınca yoktur" demiştiniz. Sanırım burada bir imla hatası yaptınız. Çünkü dinimizde hala ile evlilik haramdır. Sizin kastetmek istediğiniz mutlaka hala kızlarıdır. (Ömer Bıçakçıoğlu)Cevap: "Amca kızı, hala, dayı kızları gibi akrabayla evlenmekte dinen bir sakınca yoktur" cümlesinde virgülle ayrılmış olan kelimeler aynı manayı taşır. "Hala, dayı kızları" demek, "hala kızı, dayı kızı" demektir. Hala ile dayı ile evlenmenin haram olduğunu herkes bilir. Nitekim yazımdan sizden başka hiç kimse öyle yanlış veya kuşkulu bir anlam çıkarmamıştır. Yazdıklarımda bir hata yok. 60 yıldır kullandığım Türkçe'yi bildiğimi sanıyorum.

Devamını Oku

Kuran'da sadece 25 peygamberin adı anılmaktadır

5 Mayıs 2006

Soru: Hz. Süleyman kaç sene yaşamıştır? Adem'den Hz. Muhammed'e kadar kaç peygamber gelmiştir? (Ali Suna)Cevap: Hz. Süleyman, M. Ö. 970-935 yıllarında babası Davud'dan sonra kral olmuş bir İsrail peygamberidir. Yüksek dirayetiyle İsrail'i güçlendirmiş, devlet örgütlerini kurmuş, ekonomiyi canlandırmıştır. Onun zamanında yöredeki ülkelerin kral ve prensleri, İsrail devletine vergi vermişlerdir. Hz. Süleyman'ın ne kadar yaşadığı hakkında Kuran'da bilgi verilmez. Peygamberler tarihiyle ilgili eserlerde belirtildiğine göre Hz. Süleyman, 12 yaşındayken babasının yerine geçmiştir. 35 yahut 40 yıl hükümdarlık yaptığına göre 47 veya 52 yıl yaşamış olması gerekir. Babasının vasiyeti üzerine yapımını başlattığı Kudüs Mabedi'ni yedi yılda tamamladı.Firavun'un kızıyla evlendi, Sur Kralı Hiram I ile birleşip devletinin sınırlarını genişletti. Kısa süre içinde birçok hükümdar ona boyun eğmek zorunda kaldı. Seba Melikesi Belkıs'ın da ona vergi vermek ve onunla görüşmek üzere Yemen'den Filistin'e geldiği, Neml Suresi'nde anlatılmaktadır. Kendisinin, yediyüzü kral kızı, üçyüzü de cariye olmak üzere bin karısı olduğu Kitab-ı Mukaddes'te anlatılır (I. Krallar: 11/3).Bilgisi, hikmetli sözleri her tarafa yayılmış, o kadar ki Süleyman adı, hikmetle eş anlamda kullanılmıştır. Öyküsü Kitab-ı Mukaddes'in I. Krallar Sifri'nin 2-11'inci baplarında anlatılmaktadır (Sayfa 337-352). Ayrıca Kitab-ı Mukaddes'te Süleyman'ın hikmetlerini ve şiirlerini içeren bir bölüm vardır (Sayfa 629-658).Diğer sorunuza gelince, Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar kaç peygamberin gelip geçtiğini hiç kimse bilemez. Kuran'da sadece 25 peygamberin adı anılmıştır. Nisa Suresi'nin 164. ve Mümin Suresi'nin 78. ayetinde, Hz. Muhammed'e bütün peygamberlerin değil, sadece bazılarının anlatıldığı belirtilmektedir. Yüce Allah, peygamber göndermedikçe hiçbir kavme azap etmeyeceğini, her ümmet içerisinde mutlaka bir uyancı çıktığını bildirmiş (Fâtır Suresi: 24) olduğuna göre demek ki her ulus içinde mutlaka bir uyarıcı, bir peygamber çıkıp onları Hakk'a çağırmıştır. Gerçekten peygamberlerin sayısı hakkında rivayet edilen hadislerin hepsi zayıf veya uydurmadır.

Devamını Oku

Doğal güzelliğinizi bozmayın

5 Mayıs 2006

Soru: Kadınların güzelleşmek için yaptıkları şeyler dinen bir sakıncalı mı?Cevap: Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in, yüzündeki kılları çekenlere lanet ettiği yolunda söylemler vardır ama bunlar gerçeklere terstir. Hz. Peygamber, sakalını sanya boyardı. Bir yere gitmiş olan kimsenin, evine geceleyin aniden çıkıp gelmesini hoş görmez, kadınlara taranma, süslenme fırsatı tanınmasını emrederdi. Aynca Kuran, güzel giyinmeyi, süslenmeyi teşvik etmektedir. Kötü görülen şey süslenmek, güzelleşmek değil, Allah'ın yaratışını değiştirecek biçimde doğal durumu bozmak, tabii güzelliği çirkinleştirmektir.Bazı hanımlar güzelleşeceğim derken yüzlerine kilolarca boya, allık, sürer, çeşitli kerih kokularla insanı tiksindirecek biçime sokarlar kendilerini. Bu, güzelleşmek değil, kişinin şahsiyetini bozması, doğasından kaçmasıdır. Her insanın bir güzel tarafı, kendine özgü bir kişiliği vardır. Onu değiştirecek şekilde değil güzelleştirecek şekilde süslenmek mubahtır hatta teşvik edilmiştir.Namazın temeli Allah'ı anmadırSoru: Bayanların hayız ve nifas hallerinde de ibadetlerini yapabileceklerine ilişkin köşenizde bir yazınız çıkmış. Ancak bir türlü o yazıyı bulup okuyamadım. Bu konuda bilgi verir misiniz? (Nil Özge)Cevap: Kadınlar hayız ve nifas hallerinde sadece cinsel ilişkide bulunmazlar. Bu husus, kocalara emirdir. O durumda bulunan kadınla ilişkide bulunan koca günahkâr olur. Namazın temeli Allah'ı anmadır. Her halde Allah'ı anmak, Kuran'in emridir. Ayrıca hayız hali 3-10 gün kabul edilmiştir. Bundan az veya çok akan kan, hastalık kanı sayılmış, o halde kadının namaz kılacağı belirtilmiştir. Bunlar insanların kendi yorumlandır. Az da gelse, çok da gelse kan aynı kanıdır, hayız kanıdır. Günün azlığı veya çokluğu âdetin düzeniyle ilgilidir. Hayız hali bir özür halidir. Hayızlı kadın her namaz için abdestini alıp ibadetini yapar. Cünüp insan bile, yıkanamadığı takdirde teyemmüm edip namaz kılmakla yükümlüyken isteğe bağlı olmayan âdet hali neden ibadete mani olsun? Bu konuda ayrıntı için "Kuran Ansiklopedisi" adlı kitabımın "Hayız" maddesine bakın.Kuran helal ile haramı belirlemiştirSoru: Gereğinden fazla aldığımız eşyaların hesabını ahirette verecek miyiz? Adamın biri ahirette bir hamam taşıyla bir tarağın hesabını verememiş. Bu doğru mu?Cevap: Kişinin helal parasıyla satın aldığı eşya, kendi helal malıdır. İnsan bir elbiseye muhtaçtır ama 10- 20 elbisesi de olabilir. Birden fazla elbise almak haram değil ki, bunun hesabı olsun. Ama insan başkasına yahut devlete ait bir malı, haksız yere zimmetine geçirirse zerre miktarı da olsa onun hebasını verecektir. Hırsızlığın küçüğü büyüğü olmaz. Hırsızlık hırsızlıktır ama miktan fazla ise cezası da fazladır. Tabii her şey Allah'ın takdirine bağlıdır. Hiç kimse hakkında kesin hüküm veremeyiz. Allah dilerse suçluyu affedip cennetine de sokar. O bir hamam taşıyla tarağın hesabını veremeyen adam meselesi ise insanlan korkutmak için üretilmiş bir rivayetir. Kuran, helal ile haramı belirlemiştir. Kuran'in yasaklamadığı şeyler helaldir, mubahtır.Şarap fabrikasında çalışmak günah mı?Soru: Ablam Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. Bir şarap fabrikasından çok cazip teklif aldı. Ablam burada çalışmaya başlarsa günah işlemiş olur mu? (Y. I.)Cevap: Alkollü içki üretmek ve satmak haramdır ama bu fabrikada çalışan işçilerin aldıkları paranın haram olduğu kanısında değilim. İş bulamayan insan, rızkını temin için söz konusu iş yerinde çalışması mubah olur. Çünkü zorunluluklar sakıncaları ortadan kaldırır. Şarabı üreten ablanız değil, kuruculardır. Ablanız memurdur, işini yapar, ücretini alır. Kendisi üretilen şarabı satmaz. Emeğinin karşılığını alır.

Devamını Oku

Kuşkulu söz kesin hükmü geçersiz kılmaz

3 Mayıs 2006

Soru: Bir internet sitesinde, "Kuran ayetlerini nesheden hadis..." diye bir cümle okudum. Böyle bir şey olabilir mi? (Ali K.)Cevap: Hiçbir hadis için "yüzde yüz Peygamber'in sözüdür" şeklinde garanti verilemez. Böyle rivayetlerle, Peygamber'den günümüze kadar yazılı olarak geldiğinden kuşku bulunmayan ayetler nasıl neshedilir? Yani kuşkulu söz, kesin hükmü nasıl geçersiz kılar? Hadiste tevatür yoktur, Kuran tevatürle gelmiştir. Ayrıca Kuran vahiydir, hadis ise Peygamber'in kendi sözüdür. Kuran'da Peygamber'e, kendisine vahyedilene uyması emredilmektedir. Peygamber, uymakla görevli olduğu Tann sözlerini nasıl neshedebilir? Kuran'ın kendi ayetleri de birbirini neshetmez.Nesih iddiası tamamen ters anlaşılmış ve abartıldıkça abartılmıştır. Kuran'da sözü edilen nesih, daha önce gelmiş olan kitapların bazı hükümlerinin, yeni dinde (son İslâm'da) tadil edilmesi, Yahudilere haram kılınmış olan bazı et çeşitlerinin İslâm'da kaldırılmasıdır. Bir de Peygamber'in unuttuğu şeylerin yerine yeni vahiyler gelmek suretiyle boşluğun doldurulmasıdır. Bunun dışında Kuran'da bulunan ayetlerin hepsi geçerlidir. Ne Kuran Kuran'ı neshetmiştir, ne de hadis Kuran'ı neshetme gücüne sahiptir. İmam-ı Şafiî de hadisin Kuran'ı neshedemeyeceğini risalesinde vurgulamaktadır.Peygamberin sünnetine göre yaşamaya çalışınSoru: 26 yaşındayım. Gördüğüm iki rüyayı sizinle paylaşmak istiyorum. Aşağıda kısaca anlatmaya çalıştığım bu iki rüyanın sizce bir açıklaması var mı? (T. A.)1- Peygamber efendimizi ve Hz. Ali'yi gördüm. Mağara gibi bir yerdeyiz. Her taraf karanlık ve tehlikelerle dolu. En önde Peygamber efendimiz, arkasında Hz. Ali ve onun arkasında da ben vanm. Tuzaklar arasında ilerlemeye çalışırken Peygamber efendimiz veya Hz. Ali, ikisinden biri bana, "bu tuzaklardan sadece Peygamber olanlar geçebilir" diyor. Hz. Ali'nin elinde o meşhur kılıcını gördüm ve ona elimi sürdüm. O mağaradan çıktığımızı tam olarak hatırlamıyorum. Ama tuzaklardan bir bir kurtuluyorduk.2- Bizim köyden annemin köyüne gidiyorum. Orada üç Arap var (Gerçekte köyde hiç Arap yok). Bu kişiler beni dövüyorlar, döverlerken de "niye bu köye geldin" diyorlar. Ben de tekrar bizim köye dönüyorum. Köyün çevresinde dolaşırken taşların arasından bir yılan çıkıyor. Hiç korkmuyorum. Yılan, ağzından Arapça yazılı bir mühür çıkanp bana veriyor. Arapça bilmediğim için beni döven Arapların yanına gidiyorum. Mührü bir kâğıda basıyorlar. Ancak kâğıttaki damga aniden kayboluyor. Araplar bana, "bu, peygamberlere verilen mühürdür" diyorlar. Tekrar köye dönüyorum. Yılanın bana mührü verdiği yerde birşeyler arıyorum ama bulamıyorum. Rüya böyle devam ediyordu.Cevap: Rüyalarınız, ruhunuzun saflığını, temizliğini, manen büyük ruhlara yakınlığınızı gösterir. Peygamber'in sünnetine göre yaşamaya çalışın. Ama rüyaların ayrıntısı hakkında yorum yapma yeteneğine sahip değilim. Rüya tabirini bilmem. "Allah mübarek eylesin" demekten başka yapacak bir şeyim yok.Kadın yalnız başına hacca gidebilir mi?Soru: Teyzemle hacca gitmeye niyetlendik. İkimizin de yalnız yaşıyoruz. Bazı televizyon programlarında hocalar, ne kadar zengin olurlarsa olsunlar kadınların yalnız başlarına hacca gitmelerinin farz olmayacağını söylüyor. Evimiz ve emekli maaşlarımız var. Hacca gitmemizin farz olup olamayacağıyla ilgili bilgi verir misiniz? (Melda Duygulu)Cevap: Kadının, mahremi olmadan yalnız başına hacca gidemeyeceği hakkındaki fetvalar, can güvenliğinin ve hac örgütlerinin olmadığı zamanlar için geçerliydi. Bugün o tür fetvaların bir değeri kalmamıştır. Siz teyzenizle birlikte hacca gidersiniz. Zaten uçakta yüzlerce kişi var. Gittiğiniz ve konakladığınız yerlerde kadınların güvenle kalabileceği oteller, konaklama yerleri, çadırlar var. Böyle güvenli ortamlarda kadınların, yanlarında erkek mahremleri olmadan da hacca gitmelerinde bir sakınca yoktur.

Devamını Oku

Ruh, iyilikle anılmaktan sevinç duyar

2 Mayıs 2006

Manisa'dan yazan Ali Öztürk'ün çok uzun olan sorularına yer vermeden doğrudan cevaba geçiyorum: Ruhları, kendilerine Allah'tan mağfiret dileyerek anarız. Peygamberimiz, ölmüş olan kişinin başında durup dua etmiş, ashabına da bu kardeşleri için Allah'tan mağfiret dilemelerini istemiştir. Ölen bedendir. Ruh ölmez. Ölenin ruhu, iyilikle anılmasından sevinç, hele kendisine dua edilmesinden mutluluk duyar. Nitekim Kuran'da, "Nuh'a, İbrahim'e selam olsun" denilmekte, insanların onları selamla andıkları belirtilmektedir. Demek böyle anılmak onlara huzur verir ki, Kuran'da ölmüşlerin ruhlarını iyilikle anmaya bir yönlendirme yapılmaktadır. Peygamberimizin, ölenler için Allah'tan mağfiret dileğinden başka bir şey yaptığı sabit değildir. Peygamber kırkıncı gece, elli ikinci gece, mevlit, hatim gibi şeyler yapmadı. Bunlar tamamen bid'attır. Aslında azap çekecek veya ödül görecek olan ruhtur. Ceset azap görmez. Cesedin taştan topraktan farkı yoktur. İnsan ölünce genelde kabre konduğundan, ruhun çekeceği azaba kabir azabı denmiştir. Bedeninden çıkan her ruh Allah'ın huzuruna gider. Allah'ın buyruğuna göre ya cennet gibi bir hayat içine gönderilir veya cehennem sıkıntısı çeker. Ama ruh için azap sürekli değildir. Sürekli azap, yaratılış amacına aykırı olduğu gibi Allah'ın rahmetine de aykırıdır. Ruh bir süre dünyadaki kötü eylemlerinin sıkıntısını çektikten sonra Allah'ın rahmetine yani cennete gider.Kuran vahiylerini kimler kaleme aldı?Soru: Peygamberimiz ümmi olduğuna göre ayetleri kimler kaleme aldı? (İ. Cidam)Cevap: Ümmi demek, okur yazar olmayan demek değil, atalarından kendilerine intikal eden yazılı bir dini kitabı bulunmayan demektir. İşte Arap toplumu böyleydi. Yahudilerin atalarından kendilerine gelen dini kitap Tevrat vardı. Hristiyanların ellerinde de Tevrat'la beraber İncil vardı. Yani Yahudi ve Hristiyanların dinleri şifahi gelenek yanında yazılı kitaba dayanıyordu. Ama Arap toplumunun din ve inançları, sadece şifahi geleneğe dayalıydı. Kuran ayetleri vahyedildikçe Peygamber'in yanında bulunan yazı bilir kişiler, yazarlardı. Bunların arasında Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Abdullah ibn Mesud, Abdullah ibn Ömer, Zeyd ibn Sabit ve daha birçok sahabi vardı.Kendimizi nazardan nasıl koruyabiliriz?Soru: Nazara geliyorum. Gittiğim hoca bana büyü yapıldığını söyledi. Bu doğru olabilir mi? (Bülent Deniz)Cevap: Nazar vardır ama bundan korunmanın çaresi hocalara gitmek, muska yaptırmak değil, Allah'a sığınmaktır. Ayetel-kürsi'yi, kul euzu birabbil felak, kul euzu bi-rabbinnas surelerini okuyun. "Bana nazar değiyor" diye de kendinize evham yapmayın. Allah'a sığındıktan sonra kimsenin size zarar veremeyeceğine inanın. Böylece kendinizi manevi koruma altına almış olursunuz.Farz ibadetlerinde gösteriş düşünülmezSoru: İbadetlerimi gizli yapıyorum. Bunda bir sakınca var mı? (Önder)Cevap: Farz ibadetlerde riya, gösteriş düşünülmez. Çünkü bunlar herkesin yapması gerekli olan görevlerdir. Herkes namaz kılmak, zekât vermek zorundadır. Bu, Müslümanlığın gereğidir. Birinin farz bir ibadeti yapması gösteriş sayılmaz. Bunları açıktan yapmakta sakınca yok, tam tersine sevap ve teşvik vardır. Ama nafile ibadetlerde riya etkili olabilir. Bu bakımdan farz olmayan sadakaların, oruçların ve namazların gizli yapılmasında ihlâs bakımından yarar vardır.Okurlarıma duyuruMealimi ve diğer eserlerimi nereden temin edebileceklerini soran okurlarım bunları aşağıdaki adresten bulabilirler: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı Üsküdar/İstanbul TEL: 0216 492 66 12 FAKS: 0216 492 66 13

Devamını Oku