Ruh, iyilikle anılmaktan sevinç duyar

Manisa'dan yazan Ali Öztürk'ün çok uzun olan sorularına yer vermeden doğrudan cevaba geçiyorum: Ruhları, kendilerine Allah'tan mağfiret dileyerek anarız

Haberin Devamı

Manisa'dan yazan Ali Öztürk'ün çok uzun olan sorularına yer vermeden doğrudan cevaba geçiyorum: Ruhları, kendilerine Allah'tan mağfiret dileyerek anarız. Peygamberimiz, ölmüş olan kişinin başında durup dua etmiş, ashabına da bu kardeşleri için Allah'tan mağfiret dilemelerini istemiştir. Ölen bedendir. Ruh ölmez. Ölenin ruhu, iyilikle anılmasından sevinç, hele kendisine dua edilmesinden mutluluk duyar. Nitekim Kuran'da, "Nuh'a, İbrahim'e selam olsun" denilmekte, insanların onları selamla andıkları belirtilmektedir. Demek böyle anılmak onlara huzur verir ki, Kuran'da ölmüşlerin ruhlarını iyilikle anmaya bir yönlendirme yapılmaktadır. Peygamberimizin, ölenler için Allah'tan mağfiret dileğinden başka bir şey yaptığı sabit değildir.
Peygamber kırkıncı gece, elli ikinci gece, mevlit, hatim gibi şeyler yapmadı. Bunlar tamamen bid'attır. Aslında azap çekecek veya ödül görecek olan ruhtur. Ceset azap görmez. Cesedin taştan topraktan farkı yoktur. İnsan ölünce genelde kabre konduğundan, ruhun çekeceği azaba kabir azabı denmiştir. Bedeninden çıkan her ruh Allah'ın huzuruna gider. Allah'ın buyruğuna göre ya cennet gibi bir hayat içine gönderilir veya cehennem sıkıntısı çeker. Ama ruh için azap sürekli değildir. Sürekli azap, yaratılış amacına aykırı olduğu gibi Allah'ın rahmetine de aykırıdır. Ruh bir süre dünyadaki kötü eylemlerinin sıkıntısını çektikten sonra Allah'ın rahmetine yani cennete gider.

Kuran vahiylerini kimler kaleme aldı?
Soru: Peygamberimiz ümmi olduğuna göre ayetleri kimler kaleme aldı? (İ. Cidam)

Cevap: Ümmi demek, okur yazar olmayan demek değil, atalarından kendilerine intikal eden yazılı bir dini kitabı bulunmayan demektir. İşte Arap toplumu böyleydi. Yahudilerin atalarından kendilerine gelen dini kitap Tevrat vardı. Hristiyanların ellerinde de Tevrat'la beraber İncil vardı. Yani Yahudi ve Hristiyanların dinleri şifahi gelenek yanında yazılı kitaba dayanıyordu. Ama Arap toplumunun din ve inançları, sadece şifahi geleneğe dayalıydı. Kuran ayetleri vahyedildikçe Peygamber'in yanında bulunan yazı bilir kişiler, yazarlardı. Bunların arasında Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Abdullah ibn Mesud, Abdullah ibn Ömer, Zeyd ibn Sabit ve daha birçok sahabi vardı.

Kendimizi nazardan nasıl koruyabiliriz?
Soru: Nazara geliyorum. Gittiğim hoca bana büyü yapıldığını söyledi. Bu doğru olabilir mi? (Bülent Deniz)

Cevap: Nazar vardır ama bundan korunmanın çaresi hocalara gitmek, muska yaptırmak değil, Allah'a sığınmaktır. Ayetel-kürsi'yi, kul euzu birabbil felak, kul euzu bi-rabbinnas surelerini okuyun. "Bana nazar değiyor" diye de kendinize evham yapmayın. Allah'a sığındıktan sonra kimsenin size zarar veremeyeceğine inanın. Böylece kendinizi manevi koruma altına almış olursunuz.

Farz ibadetlerinde gösteriş düşünülmez
Soru: İbadetlerimi gizli yapıyorum. Bunda bir sakınca var mı? (Önder)

Cevap: Farz ibadetlerde riya, gösteriş düşünülmez. Çünkü bunlar herkesin yapması gerekli olan görevlerdir. Herkes namaz kılmak, zekât vermek zorundadır. Bu, Müslümanlığın gereğidir. Birinin farz bir ibadeti yapması gösteriş sayılmaz. Bunları açıktan yapmakta sakınca yok, tam tersine sevap ve teşvik vardır. Ama nafile ibadetlerde riya etkili olabilir. Bu bakımdan farz olmayan sadakaların, oruçların ve namazların gizli yapılmasında ihlâs bakımından yarar vardır.

Okurlarıma duyuru
Mealimi ve diğer eserlerimi nereden temin edebileceklerini soran okurlarım bunları aşağıdaki adresten bulabilirler:

Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı Üsküdar/İstanbul TEL: 0216 492 66 12 FAKS: 0216 492 66 13

DİĞER YENİ YAZILAR