Soru: Üç yıllık evliyiz. Doktorlar doğal yollardan bebek sahibi olamayacağımızı söyledi. İki kez tüp bebek denedik olmadı. Evlatlık almaya karar verdim ama eşim bunu hocalara sormuş. Caiz olmadığını, günah olduğunu söylemişler. Ben de o zaman, "Kuran'ın hangi suresinde, hangi ayetinde yazıyormuş onu söylesinler" dedim. Cevap verememişler. Eğer bu Kuran'da yazıyorsa asla bir şey diyemem. Çünkü ben Cenab-ı Allah'a sığınan, dua ve ibadet eden bir kulum. Böyle bir ayet var mı? H. S.)Cevap: Evlatlık almak caiz değildir diye bir ayet yok. Ancak evlatlıkların, kendi babalarının isimleriyle çağrılmalarını, bunların gerçekte evlat edinenin oğlu veya kızı değil, din kardeşi olduğunu bildiren ayet vardır. Bu, Ahzab Suresi'nin 4'üncü ayetidir: "Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalp yaratmadı ve zıhar yaptığınız (sen bana, annemin sırtı gibisin dediğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir." Ama yetimhaneden bir çocuğu alıp büyütmek, tahsil ve terbiyesini yaptırmak büyük sevaptır. Peygamberimiz, yetime bakan kişinin, cennette kendisiyle beraber olacağını vurgulamıştır.Torpille işe girmek kul hakkı yemektirSoru: Toplumumuzda çok yaygın olan "torpille işe girme" uygulamasına islâm nasıl bakmaktadır? (Murat Kavak)Cevap: Torpille işe girmek, kul hakkına girer. Çünkü torpille giren kimse, belki de o işe daha layık fakat torpilsiz birinin işini almış olur. Böyle bir durumda bu, kul hakkını gasp etme değil midir? Ayrıca torpille işe giren nice yeteneksiz insanlar, bütün milletin hakkına tecavüz etmiş olurlar. Onlar, görevlerini layıkıyla yapamazlar, yapmazlar. O göreve daha layık olanlara engel olur, böylece millete zaman kaybettirirler. Bu durum, işlerin yeteneksiz kişilerin eline geçmesine neden olur. İşte bu, emanetin zayi olmasıdır. Peygamberimiz, "Emanet zayi olduğu zaman kıyameti gözetleyin" buyurmuş ve işlerin ehil olmayanların eline geçmesinin, emanetin zayi olması anlamına geldiğini belirtmiştir. Yani işler ehil olmayan kişilerin elince geçince o millet gerilemeye, çökmeye başlar. Milletin geleceği karartılmış olur.Müta, dinen yasaktırSoru: Kadınla erkeğin birbirleriyle anlaşarak geçici bir süre için evlenmesi yani müta, dinimizce yasak mıdır?Cevap: Müta nikâhı, bir miktar para karşılığında kadınla geçici evlenmektir. Bunda şahit gerekli değildir. Sadece tarafların karşılıklı rızaları yeterlidir. Anlaştıkları süre bitince nikâh sona erer ama taraflar isterlerse bunu uzatabilirler. Peygamberimizin hayatında, zorunlu durumlarda bu tür birleşmeler vardı. Sadece Şiiler bu evlenmeye cevaz verirler. Diğer mezheplere göre artık bu tür evlenme yani müta caiz değildir. Çünkü bazı rivayetlere göre bunu Peygamberimiz kendisi son zamanlarda yasaklamıştır. Ancak bunun Peygamber tarafından değil de Hz. Ömer tarafından yasaklandığı görüşünde olanlar da vardır. Cabir ibn Abdullah ve Abdullah ibn Abbas bu görüştedir.Yüce Allah'a bağlanınSoru: Eşimin attığı iftira yüzünden yuvam yıkıldı. Oğlumun okuması için elimden geleni yapıyorum. Ama okumuyor. Her gün Allah'a dua ediyorum. Ne günah işledim de bunlar başıma geldi, bilmiyorum. Oğlum dahil çevremdeki herkes beni ezmeye çalışıyor. Ne yapabilirim? (M. U.)Cevap: Hanımefendi, Allah herkesi bir şekilde sınar. Seni de kocanla, evladınla sınıyor. Kadere inanırsanız bu tür sorunların üstesinden gelebilirsiniz. Allah'ı seviniz ve ona bağlanınız, O'nun yaptıklarına teslim olunuz. "Lütfün da hoş kahrın da hoş" deyiniz. O zaman rahat edersiniz. İnsanlarla diyalog kurunuz. Namazlarınızı muntazam olarak kılınız.
Soru: Kendini "gelecek mühendisi" olarak tanımlayan bir kişi, internet sitesinde "semavi dinlerin beklediği peygamber asla gelmeyecek" diye iddia ediyor. Ve "özellikle Hristiyanların beklediği" şeklinde altını çiziyor. Kuran'da peygamber geleceği hakkında bir ayet var mı? Eğer varsa, bizim beklediğimiz peygamberle Hristiyanlann beklediği mesih arasında bir fark mı var? Gelecekten haber verdiğini söyleyen kişi, bunu "kabala öğretisi" ve çeşitli matematiksel hesaplarla yaptığını söylüyor. Kabala nedir? Gelecek hakkında bilgi veren ve söyledikleri doğru çıkan biri olabilir mi?Cevap: Peygamberlik devri kapanmıştır. Bundan sonra peygambere ihtiyaç yoktur. Peygamber bekleyenler, boş yere beklerler. Hristiyanlar, peygamber beklemiyorlar, onlar isa'nın gelmesini bekliyorlar. Onlara göre kıyamette Isa, Allah'ın sağ yanında olarak gelecek, kendisine inanmış olanları ödüllendirecek, inanmamış olanları cehenneme atacak. Yani Allah adına İsa hüküm verecek. Onlara göre bu, kıyamettir. Biz Müslümanlar böyle bir şeye inanmayız. Allah, kimseye tanrılığını vermez.Kuran'da peygamber geleceğine dair en ufak bir işaret yok, tam tersine Hz. Muhammed'le peygamberlik halkasının mühürlendiğine veya kapandığına dair açıklık var. Geleceğin mühendisi falan olmaz. Bu tür iddialar şarlatanlıktır. Zamanın, geçmişinin de geleceğinin de halinin de mühendisi Allah'tır. Kuran'a göre geleceği Allah'tan başka kimse bilmez. Kabala, Yahudilik'ten intikal eden bir kehanet girişimidir. Alfabenin harflerine bir takım sayısal değerler vererek bunların toplamından veya çıkarımından gelecek hakkında kehanette bulunmadır. Bilimsel bir yanı yoktur. Kuran'a terstir, İslâm'a aykırıdır.Bu tür insanların söyledikleri bazı sözlerin çıkması, bir tesadüf eseri olabilir. Hz. Peygamber, kehanet girişiminde bulunanların, şeytanların dürtü ve vesvesesiyle hareket ettiklerini, şeytanların onların kulağına attığı sözlerden biri tesadüfen doğru çıksa 99'unun yalan olduğunu buyurmuştur. Bu tür şeylerle uğraşmak insanlara yarar ve hayır getirmez. Ancak gizemlere karşı zaafı olan insanlan kandırıp çıkar sağlayan bu şarlatanlar da sonunda iflah olmazlar.Her canlı ecelini doldurarak ölürSoru: Ecel değişir mi? Bu konuda çeşitli görüşler okuyoruz ve dolayısıyla kafamız karışıyor. (M. Kaplan)Cevap: Ecel, bir şey için belirlenen süre, insan başta olmak üzere her canlının yaşama süresi, ömrü demektir. En'âm 55/2. ayette iki ecelden söz edilmektedir. Bizim kanaatimize göre birinci ecel, kâinatta hükümran olan ilahi yasaya işarettir. Ayet, her insanın ve her yaratığın bir yaşama süresi bulunduğunu vurgulamaktadır. İkinci ecel de Allah'a ortak koşan, Peygamber'e karşı gelen inkarcıların cezalandırılma zamanıdır.Bunun zamanının, Allah'ın katında olduğu, O'ndan başka kimsenin, bu azabın ne zaman ineceğini bilemeyeceği vurgulanmaktadır. İnsanın ve diğer varlıkların yaşam süresi Allah katında mevcuttur. Kuran'a göre insanların yaşam süresi dolunca artık ne bir an geri kalırlar, ne de o zamanı geçerler. Her birey ve her ulus sürelerini doldurunca yaşamını yitirir. Her can ancak ecelini doldurarak ölür. Yaşam süresi dolmamış olan, en tehlikeli durumlarda da korunur. Nice kurşunlanan, intihar girişiminde bulanan veya trafik kazası geçiren vardır ki ölmemiş, daha uzun süre yaşamıştır.İslâmi olmayan bir uygulama şekliSoru: Cenaze kabre defnedildikten sonra şeker dağıtılıyor. Bu yapılan doğru bir uygulama mı? (K. Kaplan)Cevap: Cenaze defnedildikten sonra şeker dağıtılması veya yemek verilmesi gibi bir uygulama İslâmi değildir. Bu, terk edilmesi gereken bir bid'attir.
Bahailik'le ilgili bir soru üzerine yazdığım yazı üzerine Bahai direktöründen aşağıdaki düzeltme isteği geldi:"Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş, Vatan Gazetesi Yazan... Saygıdeğer Hocam, 9 Mayıs 2006 tarihli Vatan Gazetesi'nde Bahailik dininin esası nedir? başlıklı yazınızla ilgili olarak bazı açıklamalar yapma gereğini duymaktayız. Yazınızda 'Bahailik, kendinden önceki dinleri kabul eder ama kendisinin son olduğunu aşılar' denilmektedir. Bahai Dini'nin; tüm dinleri, peygamberlerini ve kutsal kitaplarını kabul ettiği ve onlara son derece saygı duyduğu doğrudur. Ancak cümlenizin ikinci kısmı gerçeğe uymamaktadır. Çünkü Hz. Bahaullah Kitab-ı Akdes'te (Bahai Dini'nin kutsal kitabı), kendisinden sonra da peygamberlerin geleceğini müjdelemiş ama bin yıldan önce böyle bir iddiada bulunanlara itibar etmememizi ve inanmamamızı emretmiştir, insanlık için böylesine önemli ve hayati bir bilginin, bir düzeltme biçiminde köşenizde yayınlanmasını arz ve talep etmekteyiz. Saygılarımızla... Prof. Dr. Cüneyt Can / Direktör"Düşünceye saygımız gereği yazıyı sütunumuza aldık. Okuduğum kaynaklar, Bahailerin, Bahaullah'ın son peygamber inandıklarını yazıyor. Kitab-ı Akdes'i okumadım. Bahaullah unvanını taşıyan Mirza Hüseyin Ali Nuri, peygamberliğinin bin yıl hüküm süreceğine inanıyorsa bu da yeterli bir iddiadır. Müslümanlar, Mirza Hüseyin'in peygamber olduğuna inanmazlar. Zira Hz. Muhammed'den sonra peygambere ihtiyaç yoktur. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu manevi prensipler onun getirdiği kitapta vardır. Ondan önceki kitaplar da zaten insanlığa ışık saçmaya devam etmektedir. Artık gelişmiş olan, yasa yapma yeteneğini kazanmış bulunan insanların, hukuk sistemi getirecek peygamberlere ihtiyacı yoktur. Ama herkes istediği biçimde inanma özgürlüğüne sahiptir.Örnek bir davranışSoru: Bir üniversitede görevliyken bir gözlük almıştım. Daha sonra aynı kurumun başka bir fakültesinde öğretim üyeliğine geçtim. Bu arada gözlüğü değiştirmem gerekiyordu. Bildiğiniz gibi gözlük ve çerçeve parası, iki yılda bir veriliyor. Bizimkinin iki yıl olup olmadığını tam olarak bilmiyorum. Ancak mutemet, gözlük parasını almamda bir engel bulunmadığını söyledi. Ben ise hâlâ bundan önceki gözlüğü alalı iki yıl geçti mi geçmedi mi diye düşünüyorum. Tereddütlüyüm. Bu para haram mı? Ne yapmalıyım? (Muammer Çelik)Cevap: Bu kadar ince düşündüğünüz için sizi kutlarım. Resmi kayıtlara göre bir hata yoksa gözlük parası size haram değildir. Kimse gözlüğü keyif için almaz. Demek gözlüğe ihtiyacınız var ki almak istiyorsunuz. Devlet, memurunun tedavi ve sağlık masraflarını karşılamakla yükümlüdür. Sen gözlüğünü al, sağlıkla çalış.Organ bağışı sevaptırSoru: Organ bağışında bulunmak dinimizce caiz mi? (Sinan Arıcan)Cevap: Organ bağışında bulunmak, kanaatime göre sevaptır. Çünkü nasıl olsa ölen kişinin bedeni toprakta çürüyecektir. Öyle ise bazı organları toprakta çürüme yerine bir başkasında görev yapsa, bir başkasının yaşamasına katkıda bulunsa daha iyi olmaz mı? Doktorların uygun gördüğü her organ bağışlanabilir. Ancak organ nakli için kesin olarak beyin ölümünün bir heyet tarafından tespiti gerekir.Kitap siparişi için...Soru: Sayın hocam, kitaplarınızı satın almak için ulaşabileceğim yayınevinin adresini veya telefonunu verebilir misiniz? (Yaşar Değirmencioğlu)Cevap: Değerli okurlanm kitaplarımı aşağıdaki adresten temin edebilirler: Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul Telefon: 0216 4926612 Web sitesi adresi: http://www.yeniufuklarnesriyat.com
Dünden devamYüce Allah, kâinat olaylarını programlamış, bunların zamanlarını saptamıştır. Allah'ın ezeli kaderinin tersi olamaz. İnsan bunu böyle bilirse olan şeyin neden olduğuna, olmayanın da neden olmadığına üzülmez. Bunları Allah'ın bilgisine, kaza ve kaderine havale ederek rahat eder. İşte yüce Allah bu noktaya işaretle, "Olayları ezelde böyle tespit ettik ki siz, elde edemediğinize üzülmeyesiniz, elde ettiğinize de sevinip gururlanmayasınız" buyuruyor. Böyle yapılmıştır ki insanlar, "Neden rızkım azaldı, neden yağmur yağmadı, niçin şu sıkıntı başıma geldi, neden şu derde yakalandım?" deyip bunalımlara düşmesin. Allah kendisine sağlık, nimet, servet, mevki verince de bunu kendi çabasına, zekâsına mal edip, "Ben zekâm, çalışmam sayesinde bu nimete ulaştım" deyip gurura kapılmasın. "Çünkü Allah kendini beğenmiş, övüngen insanları sevmez."İNSANIN MUTLULUĞUHer şeyin, Allah'ın takdiriyle olduğunu, O'nun takdir etmediği bir şeyin olamayacağını, O'nun takdir ettiğinin de önlenemeyeceğini düşünüp olanlara rıza göstersin, tasalanmasın, işlerin düzelmesi için elinden gelen çabayı harcayıp gerisini Allah'a havale etsin. İşte insan ancak bu hikmetle dünyada mutlu olabilir. Allah'a böylesine bağlılığı, saadetini ahirete kadar uzatır, ahirette de kendisini mutlu kılar.Bakara 216'ncı ayette insanın hoşuna gitmeyen şey aslında kendisinin yararına, hoşuna giden şey de kendisinin zararınadır ama işin içyüzünü bilmeyen kişi, aslında zararına yol açacak şeyin olmamasından üzülür, sonucu lehine olan şeyin olmasına da üzülür. Çünkü insanın bilgisi görünür verilere dayanır. İşlerin içyüzünü bilen Allah, kulu için uygun olanı yapar. Kul buna inanırsa rahat eder.Gerçekten dünyada birçok iş vardır ki başlangıçta insanın zoruna gider ama sonu, kendisi için hayırlı olur. Kulun başına gelen sıkıntılardan birçoğu da onun aleyhine değil, lehinedir. Nitekim Müslümanların, başlangıçta çektikleri sıkıntılar, sonunda zaferler, bolluklar, bereketler doğurmuştur. Onlar dünyanın en ileri ve müreffeh toplumu olmuşlardır, "İnsan çektiği sıkıntı kadar yücelir."İŞTE GÜZEL BİR ÖRNEKAnkara'da, şimdi Allah'ın rahmetine göçmüş bulunan değerli dostum, iş adamı Hasan Armutçuoğlu, 1968 yılında bana şu olayı anlatmıştı: "Bir müesseseye çimento ısmarlamıştım. Çimentolar geldi fakat anlaşmamızın tersine şoför, çimentoları sokağa yıktı. Halbuki içeriye taşımaları gerekirdi. Canım sıkıldı. Öyle düşünürken karşıdan sekiz on işçinin geçtiğini gördüm. Onlara, 'Size birkaç kuruş versem bunu içeriye taşır mısınız?' diye sordum. 'Elbette ağabey. Zaten sabahtan beri iş bulamamıştık' dediler. Onlar çimentolan içeriye taşıdılar. Kendilerine yüz lira verdim ve içimde de bir ferahlık duydum. Kendi kendime dedim ki: 'Bak, şoför şu tersliği yapmasaydı, iş bulamamış olan bu adamlar, bir ekmek parası kazanamayacaklardı. Demek ki Allah, bu adamları aç bırakmamak için şoföre o davranışı yaptırdı.'Ertesi gün, çimentoyu gönderen şirketin adamı geldi, kendisine şoförün, çimentoları içeri taşımadığını, ben ayrıca işçi tutup taşıttığımı söyledim. Adam da, Tamam ağabey, o parayı bizden kes. Çünkü bizim şoför olmadığı için çimentolan başka bir şoförle gönderdik. O da terslik etmiş. Ne verdiysen bizden kes' dedi."İşte zahirde hoş görünmeyen, insanın gücüne giden bir şey, sonunda ne tatlı bir neticeye bağlanmış. Hakk'ın kazasına rıza, O'na tevekkül müminin en yüce vasıflarından biridir ve gerçekten insanı her bakımdan mutlu kılar. Allah, kendisine tevekkül edenleri daima huzur içinde yaşatır. Öyle insanlar gelmiş ki şu dünyaya Hakk'ın lütfunu da kahrını da hoş karşılamışlar, her ikisinden de zevk almışlar, Allah'ı öylesine sevmişler ki, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" deme yüceliğine erişmişlerdir.
* Dünden devamİnsan dünyada ne kadar mutlu yaşasa yine de acılardan, ıstıraplardan uzak olamaz. Çünkü dünyanın lezzeti yanında üzüntü ve kederi de vardır. Asıl elemsiz, üzüntüsüz, tasasız yaşam, o ruhsal yaşamdır. Çocukların acı çekmesi, elbette onların günahının kefareti olarak düşünülemez. Ama onların ahirette derece almasına vesile olur. İşlerin iç yüzünü de Allah bilir. Biz Allah'ın bütün esrarını bilecek durumda değiliz. Birçok felaket, insanın kendi hatasının sonucudur. Ayetler ve hadisler insanların başlarına gelen birçok hastalık, afet ve belanın kendi hataları yüzünden olduğunu ifade eder.Gerçekten öyledir. Mesela beden ve çevre temizliğine dikkat edilmezse hastalık mikroplan ürer. İnsanlar hasta olur, kendi kusurlarının cezasını çekerler. Deprem kuşaklarında oturanlar, evlerini oranın şartlarına uygun biçimde yapmazlarsa doğal olan depremin sonucunda çok can ve mal kaybına uğrarlar. Otomobil sürücüleri, trafik kurallarına aykırı davranırlarsa hatalarının cezasını canlarıyla öder veya sakat kalabilirler.Allah kulunu korurBu böyle olduğu gibi Allah'ın yasakladığı suçlan işlemek de birçok belanın gelmesine neden olur. Çünkü bunlar toplumun düzenini bozar, insanın ruhunu lekeler. Allah da bunlan yapanları cezalandırır. Fakat Allah kullarına acıdığı için onların her hatalarını hemen cezalandırmaz. Bir çoğunu da bağışlar. Kulun hatasına rağmen Allah yine de onu korur. Allah'ın dilemediği şey olmaz. Allah'ın dilemesi iki türlüdür. Biri cebri (zorunlu) olan ilahi iradedir. Bu iradeyi hiçbir sebep ve şart geçmez. Yani bu irade bir sebebe bağlı değildir.Bu, Allah'ın cebbar (zorla kararını yaptırıcı) isminin eseridir. Bu iradenin ortaya çıkardığı kul eylemleri zorunludur, önlenemez ve kul bundan sorumlu değildir. Allah'ın diğer bir iradesi de sebep ve şarta bağlı olup kulun iradesiyle birlikte cereyan eder. Bu irade, kulun işine izin verme, işini yürütme fiili yapması için kula güç verme anlamına gelir. Bu işlerde sorumluluk kula aittir. Çünkü kul, bir işi yapmak isteyince Allah onun, o işi yapmasına izin ve güç verir. Bunda istek kuldan olduğu için sorumlu kuldur.Kaçmak mümkün değilBütün olaylar, Allah'tandır. Fakat insan iradesine bağlı işlerin vukuunda kişinin arzusunun, çabasının veya kusurunun, ihmalinin etkisi vardır. Bundan dolayı bazı kötü işler, insanın kendisinden, kendi arzusundan, aczinden veya kusurundandır. Bazıları bilerek veya bilmeyerek bir şeyin olmasını ister, çok arzu eder. Fakat işin içyüzüne vakıf olmadığı için istediği şeyin, kendi hakkında gerçekten hayırlı olup olmadığını bilemez. Kişinin istediğini Allah yaratır. Ama bazen insanın çok arzu ettiği şey, kendisi hakkında kötü sonuçlar doğurur. Bunun sebebi kendisidir. Çünkü onu kendisi arzu etmiştir. İşte bu gerçeği anlatmak için 79'uncu ayette, "Başına gelen iyilik Allah'ın lütfundandır, başına gelen kötülük de kendindendir, kendi hatan, günahın yüzündendir" buyurulmuştur.Kadere inancın, ruh üzerindeki olumlu etkisi, Hadid Suresi'nde daha değişik bir üslupla vurgulanmaktadır: "22- Ne yerde, ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (afet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılmış, ezeli bilgimizde tespit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır. 23- (Başınıza gelecek olayları, önceden bir kitaba yazdık) ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez." Kader diye tanımladığımız ve mahiyetini bilemeyeceğimiz bu kitap, Allah'ın bilgi hazinesidir. Allah evrende ne olacaksa onların hepsini, vukuundan önce bilir. Allah'ın bildiği şeyler de zamanı gelince olur. Bunlardan kaçmak mümkün değildir. İşte buna kader denilir.* YARIN: 'Yüce Allah kendini beğenmişleri sevmez...'
Soru: Hayatımızda tatlısıyla acısıyla birçok olaya şahit oluyoruz. Yaşadığımız tüm olaylar ibret alma ve kendimize gelmemiz için bir ilahi uyarıdır. Herşeyden ders almamız gerektiğine inananlardanım. Geçtiğimiz günlerde bir yakınımız, trafik kazası geçirdi. Anne baba kurtuldu ancak 4 yaşındaki kızları, 12 gün yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Aile perişan oldu. Tabii ki takdir-i ilahidir. İsyan etmek haddimize değildir. Yüce Rabbimiz hepimizi bir sınavdan geçirmektedir. Allah bir anne babaya evlat acısı vermiştir. Bu olayın da mutlaka bir nedeni vardır. Rabbimiz bu acıyı hangi ilahi uyan nedeniyle vermiş olabilir? (Gürcan Yaşamgül)Cevap: Bakara: 92/153-157. ayetlerde, inananlara sabır ve namazla yardım istemeleri yani moral bulup manen güçlenmeleri, Allah'ın sabredenlerle beraber olduğu vurgulanmaktadır. Şu hayat baştan başa sınavdan ibarettir. Allah insanı çeşitli biçimlerde sınar. Kul için uygun sınav ne ise kulun olgunlaşması için ne gerekiyorsa onunla sınar. Kuran şöyle buyurur: "Andolsun sizi korku, açlık, mallar(ınız)dan, canlar(ınız)dan ve ürünler(iniz)den eksiltmek gibi şeylerle deneriz, sabredenleri müjdele. Ki onlara bir bela eriştiği zaman, 'Biz Allah içiniz ve biz O'na döneceğiz' derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır" (Bakara: 155-157).Ruhun olgunlaşmasıOlaylar, sınavlar, çekilen acılar ruhun olgunlaşması için gereklidir. Ruh ıstırap çektikçe olgunlaşır, şairler büyük yapıtlarını acılı olayların ardından yazmışlardır. Demek acı, bir yandan da ruhu geliştirmekte, insana ilham kapılarını aralamaktadır. Sabır, etkileyici, üzücü bir olay karşısında kendine egemen olmak, kızgın davranışlara girmemek, dili şikâyetten, organları yanlış hareketlerden korumaktır. Sabır, zorluklara dayanmak, nefsi tutmak demektir. Sabır, felaket karşısında insanın hiç etkilenmemesi, üzülmemesi anlamına gelmez. Etkilenmek, üzülmek merhamet ve yufka yürekliliğin eseridir. Körü olan üzülmek değil, insanı Allah'a isyana sevk eden aşırı sızlanma, dövünmelerdir. Sabrın en makbulü, ilk şok anındaki sabırdır.Müslim'in çıkardığı bir hadise göre nefse güç gelen fakat sevabı çok olan sabır, musibet ateşinin hücum ettiği zamanda yapılan sabırdır. Zira bu, kalbin gücünü ve sabır makamında sebatını gösterir. Ama musibetin ateşi soğuduktan, ilk şoku geçtikten sonra herkes sabreder. Bundan dolayı her akıllı, üç gün sonra bir ahmağın yapacağı işi ilk andan itibaren yapmalıdır. Hadislerde belirtildiğine göre insanın başına gelen üzücü olaylar ya günahlarının bağışlanmasına ya da manen derecesinin yükselmesine vesile olur. Onun için olaylara sabretmek lazımdır.Emaneti geri almakHz. Ali, çocuğu ölen birini taziye ederken demiş ki: "Kader üzerinden geçti, sabredersen mecur olursun (sevap alırsın). Eğer sızlanırsan yine kader üzerinden geçmiştir (geri döndürmen mümkün değildir), üstelik günahkâr olursun." Gerçekten sızlanma ve yakınma, musibeti artırmaktan başka bir sonuç vermez. Allah'ın kazasına sabretmeyenin musibeti ikiye katlanır. Bir musibetin kendisi, bir de sızlanmada haddi aşarak günaha girmedir. Sızlanmak, yaka yırtmak, yüzünü dövmek, aşırı şikâyette bulunmak, tasa göstermek, normal kıyafetini değiştirip yas giysileri giymek ve benzen şeyler, istekle yapılanların sınırında bulunduğu için insanı sabır makamından çıkarır. Bundan dolayı böyle davranışlardan kaçınmalı, normal hayat geleneğini sürdürmeli, ölen canın, aslında Allah'ın, kendisine verdiği bir emaneti olup, vakti gelince o canı geri aldığını düşünerek teselli bulmalıdır. Ariflerden biri cebinde bir kağıt taşır ve her saat o kağıdı çıkarıp bakarmış. Kağıtta, "Rabbinin hükmüne sabret, sen bizim gözlerimizin önündesin" (Tür: 76/48) ayeti yazılıymış.* YARIN: Kadere inanmak insan ruhunu olumlu etkiler
Soru: Bir yazınızda size soru yönelten okurunuza, "ev almak için para biriktiriyorsanız, o paraya zekât düşmez, zekât vermeyin" mealinde bir cevap vermiştiniz. Bu devirde en kötü evin fiyatı yaklaşık 50 milyar lira dersek, Müslümanlar evleri yoksa o parayı biriktirene kadar zekât vermeyecek mi? Bu, zekât müessesesini sekteye uğratmaz mı? Zekât emri, "evi olmayanlara farz değildir" diye bir hüküm içeriyor mu? Bildiğim kadarıyla, "bir yıllık ihtiyacını karşıladıktan sonra elinde kalan para, belli bir miktarın üzerindeyse, bunun 40'ta biri zekât olarak verilmeli" diye emrolunmuştur. O okur kirada da olsa bir evde oturmuyor mu? Elindeki para zekât için gerekli miktarın üstünde, 50 milyarın altındaysa ona zekât düşmeyecek mi?Bugünlerde özellikle "temel ihtiyaç" adı altında şaşırdığım şeyler duymaya başladım. Mesela bir profesör televizyonda, faizli kredi kullanıp ev alınabileceğini söyledi. Sebep temel ihtiyaç ise ekmek de temel ihtiyaçtır. Faizli paradan ekmek alınıp yense, boğazdan haram lokma geçmiş olmaz mı? Bence bu vicdan meselesi biraz da... Peygamber Efendimiz veda hutbesinde faiz hakkında "her türlüsü ayağımın altındadır" tarzında bir ifade kullanmış.Bir ayet-i kerimede Allah, hiçbir günaha vermediği bir ifadeyle açıklamış faiz alan/verenlerle ilgili konuyu: "Bana ve Resulüme harp ilan etmiştir." Bu kadar dehşet verici bir suçla kesişen faiz konusunda doğal olarak tedirgin ve hassas davranıyorum. Eğer siz gerçekten "caizdir, gönlünüz rahat olsun" diyorsanız bunu izah etmenizi isterim. Sizden aldığım fetva ile ben de belki ev için kredi çekerim. Ama şu anki şahsi düşüncem, bunun Allah'ın hoş karşılayacağı bir davranış olmadığıdır. Onun için "geç olsun günah olmasın" diye kredi çekmek yerine para biriktirmeye çalışıyorum. (Berker Kanmaz)Cevap: İslâm'ın hükmü şahıslara göre mi? Parası olup da peşin ev almış olana zekât düşmüyor çünkü konut zorunlu ihtiyaçlardandır. Evi olmayan, ağır kiralar altında ezilmemek için her ay bir miktar biriktiren kimselerin o ev için biriktirdiklerine mi zekât düşüyor? Hangisi daha zengin sayılır, evinde oturup ev kirası vermeyen mi, yoksa dişinden tırnağından artırıp ev almak için bir miktar para biriktiren mi? On tane evi olana zekât düşmüyor çünkü gayrimenkule zekât düşmüyor ancak gelirlerine düşüyor.Evi olmayan küçük memurun, ev için biriktirdiğine mi zekât düşüyor? Mantık bunun neresinde? Zekât zengine düşer. Zengin kimdir? Konutundan, dükkân ve tezgâhından, meslek aletlerinden, kullandığı eşyadan, her türlü zorunlu ihtiyacından fazla olarak belli bir oranın üstünde parası olan. Şimdi kirada oturan, henüz ev alacak ölçüye varmamış birikim sahibi zengin mi sayılır? O zaman İslâm zenginden yana demektir. Akif'in deyişiyle: Doğrudan doğruya Kuran'dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı.Düşünceyi kirleten bazı duygularSoru: Zinanın tam açıklaması nedir? Cinsel birleşme olmadan yapılan bazı şeyler zina kapsamına giriyor mu? (Hüseyin Onsal)Cevap: Zina, kadınla erkeğin nikâhsız olarak cinsel ilişkide bulunmasıdır. Öpüşme ve benzeri şeyler zina değil ama zinaya götüren yollardır, islâm ceza hukukuna göre bunlara zina cezası uygulanmaz ama cezasız da bırakılmaz. Bunlara zinadan daha hafif cezalar verilir. Allah huzurunda ise cinsel ilişkiyi çağıracak, ona götürecek fiziki temaslar haram olduğu gibi bir kadınla yalnız başına bir yerde bulunmak da haramdır.Haram olan tenhada bulunmak değil, o anda içlerine doğacak şehvet düşünceleridir. Bir kadına karşı içinde şehvet duygulan taşımak düşünceyi kirletir. İşte günah olan da budur zaten. Hz. İsa, "Bir kadına bakıp onun güzelliğini içinde düşünen kimse, o kadınla yatmıştır" demiş, Hz. Peygamber de "ilk bakış (yani gayri ihtiyari göze çalınma) senin lehinedir, bunda günah yoktur ama döne döne bakmak aleyhinedir (yani şehvetle birbiri ardınca bakmak günahtır)" buyurmuştur.
Soru: Yanlışım yoksa yani bildiğim kadarıyla Hz. İsa 33 yaşında Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş olup hayatı boyunca kendisine 12 havari iman etmiştir. O halde teslis inancının da Hz. İsa'nın ancak ölümünden sonra ortaya çıkmış olması kuvvetle muhtemeldir. Hz. İsa ile Cenab-ı Hakk'ın muhaveresini (konuşmasını) Kuran'dan öğreniyoruz. Özetle şöyle:- Ey İsa, benim dışımda annenle seni iki ayrı ilah edinmelerini sen mi söyledin?- Ey Rabbim, senin emrin dışında onlara ben asla böyle bir şey söylemedim. Zaten söylemiş olsam sen bunu bilirdin Allah'ım...Kronolojik açıdan bakıldığında bu muhavere tam olarak ne zaman ve nasıl vuku bulmuş olabilir? Aynı kıssa İncil'de de var mı? İncil vahyinin Hz. İsa hayattayken tamamlanmış olduğunu kabul etmemiz gerektiğine göre yukarıdaki Kuran ayetlerinin İncil'de de bulunması mümkün mü? (Dr. Fatih Kolbay/Kaynak Holding Sağlık Hizmetleri Direktörü)Cevap: Bildiğiniz gibi Kuran, Hz. İsa'dan sonra bazı Hristiyan din adamlarının, eski inançlardan adapte ettikleri üçleme inancını reddeder. Ve Hz. İsa'nın, hayatında böyle bir inancı aşılamadığını, kendisinin ve anasının Allah'tan ayrı tanrılar olduğunu söylemediğini bir temsil, Allah ile İsa arasında bir konuşma tarzında anlatır. Olay, Hz. İsa'nın ölümünden sonra vukubulan bir olaydır.Fizik varlığının ölümüyle huzura gelen İsa'ya yüce Allah, insanlara kendisinin ve anasının tanrı olduğunu söyleyip söylemediğini soruyor ve İsa da böyle bir şey söylemediğini, insanlara sadece Allah'a tapmaları gerektiğini söylediğini belirtiyor. İncil, Hz. İsa'nın, hayatında verdiği mesajlar, müjdelerdir. Oysa Kuran'ın anlattığı, ölümden sonraki bir berzah halidir. Bunun İncil'de olması mümkün değildir.Velisiz nikâh olmazSoru: Çok sevdiğim bir kız var. Birbirimizi karı koca olarak görüyoruz. Dini nikâh kıymak istiyoruz. Ancak ailelerimiz bu evliliğe razı olmazsa dini nikâh geçerli olmazmış. Bu doğru mu? Bizim gönülden birbirimize bağlı olmamız ve içtenliğimiz, günahı ortadan kaldırmaz mı?Cevap: Velisiz nikâh olmaz. Bütün mezheplerin görüşü budur. Yalnız İmam Ebu Hanife'ye göre 18 yaşına gelmiş olan kız, velisinin izni olmadan da evlenebilir. İmam nikâhı, erkeğin önerisi, kızın kabulü ve iki şahidin tanıklığıyla olacak bir nikâhtır. Ancak bu nikâhın bağlayıcılığı vardır. Karı kocadan biri ölürse diğeri onun malına varis olur. Hasılı şartlar din kitaplarında yazılıdır. Sizin bu kızla nikâhsız birlikte olmanız, cinsel ilişki olmasa dahi günahtır. Ama siz birbirinizi kan koca olarak kabul ediyorsanız o zaman bu muta sayılır. Bazı mezheplere göre bu tür evlilik de caizdir.Fakat toplum bunu geçerli görmez. Hele kızın ailesi böyle bir şeyi duyarsa yıkılır. Sizin kız kardeşiniz böyle bir şey yaparsa memnun olur musunuz? Anne babanın haberi olmadan nikâh yaparsanız belki günah işlemiş olmazsınız ama ana babayı kırmak, aileyi perişan etmekle büyük vebal altına girmiş olursunuz. Kendiniz karar verin. Gerçeği ailelerinize anlatın, yasak ilişkiyi sürdürmeyin, meşru hale getirin.Cahillerin uydurmasıSoru: Dini konuları içeren bir internet sitesinde, Kuran'da, Allah'ın Hz Muhammed'e "Habibim" diye değil de "Resul-elçi" ya da "Ey Muhammed" diye hitap ettiği belirtiliyor. Bu bilgi doğru ise "Habibim" kelimesi neden kutsal kitaba konuldu? (Erdoğan Özsarı)Cevap: Kutsal kitapta "Habibim, sevgilim" kelimeleri kesinlikle yoktur. O, önyargılı cahillerin uydurmasıdır. Kâinatın yaratıcısı, padişahlar padişahı, herhangi bir yaratığına âdeta muhtaçmış, yalvarırmış gibi "sevgilim" şeklinde bir ifade kullanır mı? Bu Allah'a yakışır mı? Bu tip uydurmalara itibar etmemenizi öneririm.