* Dünden devam
İnsan dünyada ne kadar mutlu yaşasa yine de acılardan, ıstıraplardan uzak olamaz. Çünkü dünyanın lezzeti yanında üzüntü ve kederi de vardır. Asıl elemsiz, üzüntüsüz, tasasız yaşam, o ruhsal yaşamdır. Çocukların acı çekmesi, elbette onların günahının kefareti olarak düşünülemez. Ama onların ahirette derece almasına vesile olur. İşlerin iç yüzünü de Allah bilir. Biz Allah'ın bütün esrarını bilecek durumda değiliz. Birçok felaket, insanın kendi hatasının sonucudur. Ayetler ve hadisler insanların başlarına gelen birçok hastalık, afet ve belanın kendi hataları yüzünden olduğunu ifade eder.
Gerçekten öyledir. Mesela beden ve çevre temizliğine dikkat edilmezse hastalık mikroplan ürer. İnsanlar hasta olur, kendi kusurlarının cezasını çekerler. Deprem kuşaklarında oturanlar, evlerini oranın şartlarına uygun biçimde yapmazlarsa doğal olan depremin sonucunda çok can ve mal kaybına uğrarlar. Otomobil sürücüleri, trafik kurallarına aykırı davranırlarsa hatalarının cezasını canlarıyla öder veya sakat kalabilirler.
Allah kulunu korur
Bu böyle olduğu gibi Allah'ın yasakladığı suçlan işlemek de birçok belanın gelmesine neden olur. Çünkü bunlar toplumun düzenini bozar, insanın ruhunu lekeler. Allah da bunlan yapanları cezalandırır. Fakat Allah kullarına acıdığı için onların her hatalarını hemen cezalandırmaz. Bir çoğunu da bağışlar. Kulun hatasına rağmen Allah yine de onu korur. Allah'ın dilemediği şey olmaz. Allah'ın dilemesi iki türlüdür. Biri cebri (zorunlu) olan ilahi iradedir. Bu iradeyi hiçbir sebep ve şart geçmez. Yani bu irade bir sebebe bağlı değildir.
Bu, Allah'ın cebbar (zorla kararını yaptırıcı) isminin eseridir. Bu iradenin ortaya çıkardığı kul eylemleri zorunludur, önlenemez ve kul bundan sorumlu değildir. Allah'ın diğer bir iradesi de sebep ve şarta bağlı olup kulun iradesiyle birlikte cereyan eder. Bu irade, kulun işine izin verme, işini yürütme fiili yapması için kula güç verme anlamına gelir. Bu işlerde sorumluluk kula aittir. Çünkü kul, bir işi yapmak isteyince Allah onun, o işi yapmasına izin ve güç verir. Bunda istek kuldan olduğu için sorumlu kuldur.
Kaçmak mümkün değil
Bütün olaylar, Allah'tandır. Fakat insan iradesine bağlı işlerin vukuunda kişinin arzusunun, çabasının veya kusurunun, ihmalinin etkisi vardır. Bundan dolayı bazı kötü işler, insanın kendisinden, kendi arzusundan, aczinden veya kusurundandır. Bazıları bilerek veya bilmeyerek bir şeyin olmasını ister, çok arzu eder. Fakat işin içyüzüne vakıf olmadığı için istediği şeyin, kendi hakkında gerçekten hayırlı olup olmadığını bilemez. Kişinin istediğini Allah yaratır. Ama bazen insanın çok arzu ettiği şey, kendisi hakkında kötü sonuçlar doğurur. Bunun sebebi kendisidir. Çünkü onu kendisi arzu etmiştir. İşte bu gerçeği anlatmak için 79'uncu ayette, "Başına gelen iyilik Allah'ın lütfundandır, başına gelen kötülük de kendindendir, kendi hatan, günahın yüzündendir" buyurulmuştur.
Kadere inancın, ruh üzerindeki olumlu etkisi, Hadid Suresi'nde daha değişik bir üslupla vurgulanmaktadır: "22- Ne yerde, ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (afet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılmış, ezeli bilgimizde tespit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır. 23- (Başınıza gelecek olayları, önceden bir kitaba yazdık) ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez." Kader diye tanımladığımız ve mahiyetini bilemeyeceğimiz bu kitap, Allah'ın bilgi hazinesidir. Allah evrende ne olacaksa onların hepsini, vukuundan önce bilir. Allah'ın bildiği şeyler de zamanı gelince olur. Bunlardan kaçmak mümkün değildir. İşte buna kader denilir.
* YARIN: 'Yüce Allah kendini beğenmişleri sevmez...'
Kadere inanmak insan ruhunu olumlu şekilde etkiler
İnsan dünyada ne kadar mutlu yaşasa yine de acılardan, ıstıraplardan uzak olamaz. Çünkü dünyanın lezzeti yanında üzüntü ve kederi de vardır. Asıl elemsiz, üzüntüsüz, tasasız yaşam, o ruhsal yaşamdır
Haberin Devamı

