Allah kendini beğenmişleri sevmez...

Yüce Allah, kâinat olaylarını programlamış, bunların zamanlarını saptamıştır. Allah'ın ezeli kaderinin tersi olamaz. İnsan bunu böyle bilirse olan şeyin neden olduğuna, olmayanın da neden olmadığına üzülmez

Haberin Devamı

Dünden devam
Yüce Allah, kâinat olaylarını programlamış, bunların zamanlarını saptamıştır. Allah'ın ezeli kaderinin tersi olamaz. İnsan bunu böyle bilirse olan şeyin neden olduğuna, olmayanın da neden olmadığına üzülmez. Bunları Allah'ın bilgisine, kaza ve kaderine havale ederek rahat eder. İşte yüce Allah bu noktaya işaretle, "Olayları ezelde böyle tespit ettik ki siz, elde edemediğinize üzülmeyesiniz, elde ettiğinize de sevinip gururlanmayasınız" buyuruyor. Böyle yapılmıştır ki insanlar, "Neden rızkım azaldı, neden yağmur yağmadı, niçin şu sıkıntı başıma geldi, neden şu derde yakalandım?" deyip bunalımlara düşmesin. Allah kendisine sağlık, nimet, servet, mevki verince de bunu kendi çabasına, zekâsına mal edip, "Ben zekâm, çalışmam sayesinde bu nimete ulaştım" deyip gurura kapılmasın. "Çünkü Allah kendini beğenmiş, övüngen insanları sevmez."

İNSANIN MUTLULUĞU
Her şeyin, Allah'ın takdiriyle olduğunu, O'nun takdir etmediği bir şeyin olamayacağını, O'nun takdir ettiğinin de önlenemeyeceğini düşünüp olanlara rıza göstersin, tasalanmasın, işlerin düzelmesi için elinden gelen çabayı harcayıp gerisini Allah'a havale etsin. İşte insan ancak bu hikmetle dünyada mutlu olabilir. Allah'a böylesine bağlılığı, saadetini ahirete kadar uzatır, ahirette de kendisini mutlu kılar.

Bakara 216'ncı ayette insanın hoşuna gitmeyen şey aslında kendisinin yararına, hoşuna giden şey de kendisinin zararınadır ama işin içyüzünü bilmeyen kişi, aslında zararına yol açacak şeyin olmamasından üzülür, sonucu lehine olan şeyin olmasına da üzülür. Çünkü insanın bilgisi görünür verilere dayanır. İşlerin içyüzünü bilen Allah, kulu için uygun olanı yapar. Kul buna inanırsa rahat eder.

Gerçekten dünyada birçok iş vardır ki başlangıçta insanın zoruna gider ama sonu, kendisi için hayırlı olur. Kulun başına gelen sıkıntılardan birçoğu da onun aleyhine değil, lehinedir. Nitekim Müslümanların, başlangıçta çektikleri sıkıntılar, sonunda zaferler, bolluklar, bereketler doğurmuştur. Onlar dünyanın en ileri ve müreffeh toplumu olmuşlardır, "İnsan çektiği sıkıntı kadar yücelir."

İŞTE GÜZEL BİR ÖRNEK
Ankara'da, şimdi Allah'ın rahmetine göçmüş bulunan değerli dostum, iş adamı Hasan Armutçuoğlu, 1968 yılında bana şu olayı anlatmıştı: "Bir müesseseye çimento ısmarlamıştım. Çimentolar geldi fakat anlaşmamızın tersine şoför, çimentoları sokağa yıktı. Halbuki içeriye taşımaları gerekirdi. Canım sıkıldı. Öyle düşünürken karşıdan sekiz on işçinin geçtiğini gördüm. Onlara, 'Size birkaç kuruş versem bunu içeriye taşır mısınız?' diye sordum. 'Elbette ağabey. Zaten sabahtan beri iş bulamamıştık' dediler. Onlar çimentolan içeriye taşıdılar. Kendilerine yüz lira verdim ve içimde de bir ferahlık duydum. Kendi kendime dedim ki: 'Bak, şoför şu tersliği yapmasaydı, iş bulamamış olan bu adamlar, bir ekmek parası kazanamayacaklardı. Demek ki Allah, bu adamları aç bırakmamak için şoföre o davranışı yaptırdı.'

Ertesi gün, çimentoyu gönderen şirketin adamı geldi, kendisine şoförün, çimentoları içeri taşımadığını, ben ayrıca işçi tutup taşıttığımı söyledim. Adam da, Tamam ağabey, o parayı bizden kes. Çünkü bizim şoför olmadığı için çimentolan başka bir şoförle gönderdik. O da terslik etmiş. Ne verdiysen bizden kes' dedi."

İşte zahirde hoş görünmeyen, insanın gücüne giden bir şey, sonunda ne tatlı bir neticeye bağlanmış. Hakk'ın kazasına rıza, O'na tevekkül müminin en yüce vasıflarından biridir ve gerçekten insanı her bakımdan mutlu kılar. Allah, kendisine tevekkül edenleri daima huzur içinde yaşatır. Öyle insanlar gelmiş ki şu dünyaya Hakk'ın lütfunu da kahrını da hoş karşılamışlar, her ikisinden de zevk almışlar, Allah'ı öylesine sevmişler ki, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" deme yüceliğine erişmişlerdir.

DİĞER YENİ YAZILAR