Her ulusa uyarıcı gönderilmiştir

Bir yazınızda, "Allah her ulusa kendi dilinde konuşan peygamber ve kitap göndermiştir" demiştiniz...

Haberin Devamı

Soru: Bir yazınızda, "Allah her ulusa kendi dilinde konuşan peygamber ve kitap göndermiştir" demiştiniz. Yüce Allah neden sadece kutsal topraklar diye bilinen bölgeye böyle bir hak tanıyıp Asya'daki Türk toplumlarına veya Çin'e peygamber göndermemiş?

Cevap: Sizin söylediğiniz bölgelere peygamber gönderilmediğini kim söylüyor? Ancak peygamberlerin hepsinin Kuran'da anılmadığı da yine Kuran'da vurgulanmıştır. Kuran'ın ifadesine göre her ulusa bir uyarıcı gönderilmiştir. Zamanla özünü kaybetmiş olan o ulusal mesajlar yerine bütün insanlığa son peygamber Hz. Muhammed ve son mesaj Kuran gönderilmiştir. Bu mesajın, o zaman için en büyük tanrı mabedi Kabe'nin bulunduğu Hicaz bölgesine indirilmiş olması da ilahi hikmete uygundur.

Çünkü o zaman burası dünyanın iki büyük imparatorluğunun etki alanı dışında, oldukça demokratik site yönetiminin hüküm sürdüğü, saldırılardan uzak, ilahi dinlerin kavşak noktasında, Hz. İbrahim'in getirdiği tevhit (tek tanrı) inancının kalıntılarına dayalı bir kültür yapısına sahipti. Son mesajın buradan dünyaya yayılması uygun görülmüştür. Arabistan halkının ortak mabedi kabul edilen kutsal Kabe'ye, Ortadoğu'dan akın akın ziyarete veya hacca gelenler, buraya indirilen yeni mesajdan etkileniyor ve onun sesini kendi bölgelerine de taşıyorlardı.

"Bu cevap oldu mu?"
Bu arada bir anımı sizlere aktarmak istiyorum: Yıl 1969, Polatlı yedeksubay okulundayım. Yemekhaneye tuğgeneral geldi. Biz yemek yerken herhalde paşaya, talebe arasında bir ilahiyat hocasının bulunduğu söylenmiş ki, paşayla birlikte okul komutanlarının bulunduğu masaya çağırıldım. Karşılarında hazırol vaziyetteydim. Paşa dedi ki: "Söyle bakalım, neden Hz. Muhammed önce Araplara gönderildi?" Ben aslında paşanın nasıl bir cevap beklediğini tahmin ediyordum ama beni öyle hazırol vaziyette dikip soru sormasına biraz gücendiğim için, "Allah öyle istediği için öyle oldu" dedim. Paşa, "Bu cevap oldu mu? Arkadaşlarını tatmin etti mi?" diye sordu. "Şöyle denilebilir" dedim ve devam ettim: "O zaman Araplar dünyanın en ilkel, ahlaken en geri insanlarıydılar. Allah önce onları ıslah için son peygamberi oraya gönderdi." Paşa da, "İşte bu oldu" dedi.

Gerçeklere uymaz
Aslında bu cevap doğru değildi. Çünkü o zaman Araplar kabalıklarına karşın dünyanın en ilkel insanları değillerdi. Eğer ilkel insanlar peygamber yetiştirseydi bugün bile dünyanın o zamanki Araplarından çok daha geri ve ilkel kavimler vardır, onlardan peygamber gelirdi. Peygamber, oldukça medeni kavimlerden gelir. Peygamberin ruhen olgunlaşması için belli bir manevi kültür ortamının bulunması, yani bir altyapının olması gerekir. Nasıl ilkel kavimlerden filozof yetişmezse dünyayı etkileyecek kapasitede düşünce sahibi peygamber de pek yetişmez. "O zaman dünyanın en geri insanları Araplardı" sözü, gerçeklere uymaz. Arapların kültürel değerleri, Hz. İbrahim'e dayalı şifahi dinleri, ibadetleri vardı. Bir ölçüde de site devletinde nispeten demokratik sayılabilecek yönetime sahiplerdi. Hz. Muhammed'in yetiştiği ortamı ilkel bir toplum olarak düşünmek çok yanlıştır.

Mesajın dili ve içeriği
"Allah, her ulusa kendi diliyle konuşan peygamber gönderir" (İbrahim: 4). Hz. Musa ve İsa, İbrani kavmine gönderilmiş peygamberlerdir. Ama Araplar onların dillerini anlamıyorlardı. Bu bakımdan yüce Allah, son olarak Hz. Muhammed'i, Araplar içinden seçip göndermiş ve ona Arapça mesaj vermiştir. Ancak ona verilen mesajın dili ulusal, içeriği evrenseldir. Kuran mesajını okuyup anlayan ve herhangi bir peygambere tabi olmayan herkes, ona uymakla yükümlüdür. Ancak herhangi bir ilahi dine (Yahudilik-Hristiyanlık) bağlı olan kişi, dinini değiştirmek zorunda değildir. O kişi Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul eder, Kuran'ın da Allah'ın mesajı olduğuna inanırsa ibadet ve eylem bakımından kendi dininde kalsa da bir sakıncası yoktur. Kuran öylelerini de cennetle müjdeler.

DİĞER YENİ YAZILAR