Soru: Ülkemizde din adına çıkıp söylemlerde, sohbetlerde bulunan hocaların, profesörlerin (tabii ki hepsini kastetmiyorum) konuşma hitaplan bana gerçek İslâm'dan uzakmış gibi geliyor. Sizce yanlış mı düşünüyorum? (Süleyman Bora)Cevap: Din adına televizyonlarda fetvalar döktürenlerin söylemleri çoğunlukla yanlış, Kuran'dan uzak, önyargılara dayanan, modası geçmiş köhne düşüncelerdir. Geçenlerde bir camiye gittim. Hoca, "Cennette her birimize 80 tane huri verilecek, cehenneme girenlerin ise üstüne kapılar kapatılacak. Artık oradan bir daha çıkma yok" dedi. Hoca efendi ayrıca dünyada çöllerin yeşermesini, Arafat'ın nispeten ağaçlandırılmasını da kıyamet alametlerinden sayarak sanki bir anlamda ağaçlandırmadan vazgeçme imajı verdi ve bunu da İslâm adına yaptı. Üstüne üstlük bir de İsa'nın geleceğini vurguladı.Eh dört başı mamur bir vaaz işte. Yutana aşk olsun. Dini düşüncede çok köklü bir değişim gerek. Yoksa bu durumda dinin temsilcileri olduklarını sananlar, taşıdıkları imam (önder) unvanına ters olarak toplumun gerisinde kalırlar. Bereket versin, ardından minbere çıkan imam, insanları ağaç dikmeye, ormanları korumaya özendiren hutbesinde sevgili Peygamberimizin, "Kıyametin koptuğunu dahi görseniz, elinizdeki fidanı dikme imkânı bulursanız onu dikiniz" hadisini okuyarak hayli sıkılmış olan yüreğime su serpti."Organ mafyası yine kol geziyor"Bir okurumdan gelen uzunca mektubu özetleyerek sizlerin bilgisine sunuyorum: "Bugünlerde organ mafyası özellikle Ege bölgesinde kol geziyor. Son birkaç yıl içinde belki de 100'e yakın çocuk, organları için canından oldu. İlk olaylar Balıkesir'de başladı. Daha sonra Aydın, Muğla ve Manisa'da görüldü. Kaçırılan çocukların cesetleri bulundu. İzmir Karşıyaka'da dokuz çocuk daha kaçırıldı.Bunlar benim resmi kayıtlarda bulduklarım. Daha sonra aynı mafyanın elemanları birçok girişimde bulundu ancak duyarlı vatandaşlar sayesinde başarılı olamadılar. Arkadaşlar, 'çocuğum yok' demeyin. Hemen hemen hepinizin tanıdıklarının çocukları vardır. Canlara kıyılmasın. Medyanın ve halkın dikkatini bu konuya çekelim. Bu imansızların, dinsizlerin yakalanmaları için dua edelim. Çocuklarımız yok yere öldürülmesin."Asistanımdan bir mektup geldiDeğerli asistanımdan gelen bir mektubu aynen yayınlıyorum: "Muhterem hocam, 10 aydır bulunduğum Kırgızistan'ın Oş şehrinden ellerinizi öpüyorum. 1993 yılında Diyanet Vakfı, Ankara İlahiyat ve Kırgız devleti arasındaki bir protokolle kurulmuş olan Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Arapça, Kuran, tefsir, hadis ve İslâm hukuku derslerine giriyor, misafir öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Fırsat buldukça sitenizi ziyaret ediyor, Kuran'a hizmete adadığınız bir ömürden süzülen Kuranî nurlardan kapasitem ölçüsünde almaya çalışıyorum. Siz bana çok şeyler verdiniz, üzerimdeki hakkınızı ödemem imkânsız. O kadar ki, helallik bile istemekten yüzüm kızarıyor. Dualarınızda bana da yer verseniz, ziyadesiyle bahtiyar olacağım. Sağolun, varolun. Çalışmalarınızdaki başarıların devamını dilerim. Saygılarımla... Doç. Dr. Mustafa Ünver."Kısırlaştırma doğaya aykırıdırSoru: Aile planlaması kapsamında, bayanların spiral taktırması veya tüplerini bağlatması caiz midir? (Hakkı Güneri)Cevap: Karı koca, karşılıklı rızayla çocuk yapmaya engel olabilirler. Bu amaçla kontrol hapı kullanmak veya spiral tüpleri bağlatmak caizdir. Ama tamamen kısırlaşmanın caiz olduğu kanısında değilim. Çünkü bu, insan doğasını değiştirmek olur.
Soru: Kuran'da her kavmin peygamberler gönderilerek uyarıldığı ve tevhit inancına davet edildiği belirtilmiştir. Ancak arkeoloji, tarih ve kardeş disiplinlere ait yazılı belgelerde uyarıcılardan bahsedilmemektedir. Sadece Mısır'daki Firavun Akineton'un tek tanrı inancı için uğraştığı tespit edilmiştir. Onun dışında tarih, sadece pagan inançlarının eserleri, yazıtları, heykelleriyle doludur. Çelişki gibi görünen bu konuyu açıklar mısınız? (Okan Gürlek)Cevap: Yazının bulunmasından önceki dönemler için başlıca tarih kaynağı, Tevrat'ın anlatımlarıdır. Tevrat'ta kavimlere peygamberler gönderilip onların tek tanrı inancına çağrıldıkları anlatıldığı gibi Kuran'daki peygamber öyküleri de bunu anlatmaktadır. Henüz çok eski dönemlerin tarihini bütün ayrıntısıyla açıklayan belgeler bulunmuş değildir. Bulunanlar şurada burada rastlanan dağınık belgelerdir. Ama bunlar, bütün insanlığın tarihini ortaya çıkaracak bütüncül bilgi kaynağı olmaktan henüz uzaktır. O kırıntı belgelere inanıyorsunuz da neden ilahi vahyin sunduğu bilgilere güvenmiyorsunuz?Şehitler ödüllerini Allah'tan alacaklardırSoru: Kimlerin şehitliklerde yatması gerekir, açıklar mısınız? (Hüseyin Dizdar)Cevap: Siz bana dini bir mesele soruyorsunuz, ben de size cevap olarak ancak dinin hükmünü iletebilirim. İslâm'da bazı gruplara, kişilere özel kabristan yoktur. Toprak Allah'ın toprağıdır. Bu toprağa herkes gömülür. Şehit de şehit olmayan da aynı kabristana gömülür. Şehitlik diye bir şey de yoktur. Şehit olanı değerlendirecek ve ödüllendirecek olan biz değiliz, Allah'tır. Şehitler, ödüllerini Allah'tan alacaklardır. Toprağa konulan cesetler ise kim olursa olsun bir süre sonra toprak olur. Şu mezarları açın bakalım topraktan başka ne var? Bir şey olmaz. Çünkü Kuran insanın topraktan yaratıldığını, tekrar toprağa dönüşeceğini vurgular. Ölmeyen ruhtur, ödüllendirilecek olan da ruhtur."Nusayrilik inancı İslâmiyet'le özdeştir"Soru: Hiçbir Nusayri ya da Nusayri şeyhi orucu ya da namazı reddetmez. Hz. Ali hakkındaki görüşlerimiz sadece Hz. Muhammed'in bize öğrettiği şekildedir. Hz. Ali zahiren ve batınen imam, veli, halife ve Hz. Muhammed'in vasisidir. Bizler Nusayri olarak bunun ötesinde hiçbir şey iddia etmeyiz. Muhammed bin Nusayr, onbirinci İmam El-Hasan Askerî'nin öğrencisidir ve onun öğretisini yaymıştır. Hüseyin bin Hamdan ise El-Hidayetul-Kubrâ adlı kitabında, Hz. Ali'den "Hz. Resulullah'ın halifesi ve vasisi" diye bahseder. Nusayrilik inancı İslâmiyet'le özdeştir, ondan ayrı değildir.Cevap: Ne kadar güzel. Öyle ise mesele yok. İnşallah dediğiniz gibidir. Yalnız ben çok kişinin namaz kılmadığını, namaza gerek olmadığını, kendilerinin yerine Ali'nin namazı kıldığını iddia ettiklerini biliyorum. Mesele sizin dediğiniz gibiyse sorun kalmaz. Ufak tefek fikir ayrılıkları, siyasi düşünce ayrılıkları dinin özüne zarar vermez.Önemli olan niyettirSoru: Dilencilere para vermeli miyiz?Cevap: Dilenen birinin mali durumunu araştırmak zorunda değiliz. "İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara" derler. Herkes niyetine göre Allah'tan karşılık alır. Dilenciye para vermek sevaptır. Kuran, dilenciyi azarlamamayı, kovmamayı emrediyor. Şayet para verdiğiniz dilenci muhtaç değilse siz yine sevap alırsınız. Çünkü önemli olan sizin acıma duygunuz ve niyetinizdir.El verme ve ocaklıkSoru: Anneannem, kendisinde ocaklık olduğunu söylüyordu. Büyük dedem de hocaymış. Elini anneanneme vermiş. El verme ve ocaklık ne demektir? (Mine)Cevap: İslâm inanışında ocak, bucak, el verme, el alma da yok. Allah var, Peygamber var. Şifayı veren Allah'tır, duayı kabul eden de O'dur. Okuma var ama bu herhangi bir kimseye özgü değildir. Bilen herkes okuyabilir. Bazı kimselere etki gücü verilmiş olabilir. Bu Allah vergisidir, ocak işi değildir.
Soru: Caferilerin nazarında değerli olan sakaleyn hadisi, ehl-i sünnet cemaatinde neden değiştirildi? Biz o hadisi şöyle biliyoruz: "Aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum, biri diğerinden daha değerli olan Kuran-ı Kerim ve itretim (soyum) olan ehl-i beytim, onlara sarılırsanız kıyamete kadar doğru yoldan ayrılmazsınız." Ama ehl-i sünnet cemaatine ait çoğu alimin yazdığı kitaplarda bu iki değerli emanet, kitap ve sünnet olarak zikrediliyor. Eğer bu hadis ehl-i sünnet cemaatine ait alimlerin zikrettiği gibiyse, bugün bile hiçbir kesimin üzerinde tam olarak emin olmadığı binlerce hadis, bize kıyamete kadar nasıl yol gösterecek?Cevap: Yazdığınız hadisin üç varyantı var: Birincisi: "Size Allah'ın kitabını bırakıyorum. Ona uyarsanız şaşmazsınız." İkincisi: "Size iki şey bırakıyorum: Allah'ın kitabı ve benim sünnetim." Üçüncüsü: "Size iki şey bırakıyorum, Allah'ın kitabı ve ehl-i beytim." Gerçekte doğru olan birincisidir. Yani Peygamber'in bize bıraktığı, sadece Allah'ın kitabıdır. İkinci rivayetteki, "Benim sünnetim" sözü, ehl-i sünnet denilen grubun kat-masıdır, "Ehli beytim" sözü de Şiî kardeşlerimizin kalmasıdır. Kıyamete dek müminlerin şaşmaz rehberi Kuran'dır.Ehl-i Beyt Peygamber'in ev halkıdır. Başta hanımlandır. Kuran'ı önyargıdan uzak olarak okunduğu zaman kontekstten ehl-i beyt deyimiyle kimlerin kastedildiği açıkça ortaya çıkar. Şimdi artık Peygamber'in hanımları var mı? Hz. Peygamber'in saf soyu kaldı mı? Bunların erkekleri yabancı kadınlarla evlene evlene 1400 yıl içinde acaba sonraki nesillerin genlerinde ne derece Peygamber ailesinin geni kaldı? Biraz biyolojiyi, jinekolojiyi düşünürseniz gerçeği anlarsınız. Önemli olan falan veya filan soydan gelmek değil, adam olmaktır. Nuh'un peygamber olması, oğlunu küfürden koruyamamıştir. Her insan soyuyla değil, kendi eylemiyle değerlendirilir.Allah her zaman doğrunun yanındadırSoru: Ben üniversite öğrencisiyim. Çeşitli burslara başvurdum ama hiçbiri çıkmadı. Sadece kredi çıktı. Ben bir memur çocuğuyum. Ablam da başka bir üniversitede okuyor. Aylık 150 YTL yemek, 50 YTL yurt parası ve 100 YTL de diğer harcamaları göz önünde bulundurursak bu para ayda 300 YTL ediyor. Aynı şekilde ablamın da harcamaları benimki kadar olacak. Tamam, bana burs çıkmamış olabilir, benden daha kötü durumda olanlar var, onlara hiçbir sözüm yok ama burs çıkan bazı arkadaşlarımın durumu bize göre çok daha iyi. Birçok arkadaşım yalan beyanlarda bulundu. Ben ve benim gibilerin tek suçu, doğru beyan gösterip haklara saygılı olmak. Her burs başvurusunda, başka kredi veya burs alıp almadığımız soruluyor. Alanlar baştan eleniyor ama bursa da ihtiyacım var. Bu durumda kredi almıyor yazmam, başkalarının hakkını yemek olur mu?Cevap: Siz öyle bir şey soruyorsunuz ki beni zor durumda bırakıyorsunuz. Size üzülüyorum takdir de ediyorum. İslâm asla yalanı tasvip etmez. İslâm'ın temel şartı önce Allah'a inanmak, sonra doğru olmaktır. Yalan asla. Allah doğrunun yardımcısıdır.Kul hakkı borcu nedir?Soru: Kul hakkı borcundan kurtulmak için kulların bu dünyada helalleşmeleri, Allah'ın bizlere emridir. Ancak nedeni ne olursa olsun üzerimde bulunan kul haklarını eda edebilmem için helalleşmek istediğim kimselerle buluşmam mümkün değil. Bu borçtan nasıl kurtulabilirim?Cevap: Af ve mağfiret Allah'a aittir. Helalleşmenin mümkün olmadığı kişilerin, üzerinizde bulunan haklarının bağışlanması Allah'a bağlıdır. Gönülden yalvarırsanız, Allah dilerse sizi bağışlar. Üzerinizde hakkı bulunan kimseleri de ödüllendirip manen size haklarını helal ettirir. Allah'ın bağışlamayacağı bir günah yoktur. Yeter ki kul, gönülden Allah'a yönelsin, kötülüklerden iyiliklere doğru yol alsın.
Soru: Benimle aynı iş yerinde çalışan bir üniversite öğrencisi var. Bu arkadaş, devam etliği üniversitedeki bir öğretim üyesinin, Kuran'ın İbranice olduğunu söylediğini iddia ediyor ve benden İbranice olmadığını ispat etmemi istiyor. İbranice'yle Arapça'nın aynı dil ailesine mensup olduğunu biliyorum. Sizden bana kaynak ya da bilgi vermenizi rica ediyorum. (Mustafa Güler)Cevap: Bu, saçma bir iddiadır. Hz. Peygamber Arap'tır. Kuran da ona, kendi anlayacağı Arapça ile indirilmiştir. Yusuf, Şuara ve Fussilet sureleri Kuran'ın Arap diliyle indirildiğini vurgular. Siz neden Kuran'ın İbranice olmadığını ispata kalkıyorsunuz ki? İspat, iddia sahibine düşer. Bu saçma iddianın sahibi iddiasını ispat etmeli, nerede imiş o İbranice Kuran? Allah, her peygambere, kendi diliyle mesajını vahyeder.Ortadoğu'da, önceki ilahi kitaplardan günümüze intikal eden en eski kitap Hz. Musa'ya verilendir. O kitap Musa'ya, kısmen levhalar halinde kısmen de vahiy yoluyla verilmiştir. Ama Araplar Ibranice bilmedikleri gibi Hz. Muhammed de İbranice bilmezdi. Onun için hem Hz. Muhammed'in hem de yetiştiği toplumun genel vasfı ümmi idi. Ümmi, din bilgileri bir kitaba dayanmayan, geleneksel olarak anadan atadan gelen kimseler demektir.İşte bu insanlara daha önce İbranice verilmiş olan ilahi kitabın saf, katıksız, yalın içeriği, Hz. Muhammed'e de kendi diliyle vahyedilmiştir. Bu doğrudur ama bundan Kuran'ın İbranice olduğu anlamı çıkmaz. Çünkü Kuran orijinal vahiydir. Nasıl önceki peygamberlere temel ilahi kitap kendi dilleriyle verilmişse, Hz. Muhammed'e de kendi diliyle verilmiştir: "Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın" (İbrahim Suresi: 4).'Gökleri ve yeri gerçek olarak yarattık'Soru: Sübjektif idealizme göre madde yoktur yani sizin açıklamalarınızda belirttiğiniz besin ve beyin, sadece birer kavramdır, gerçekte mevcut değillerdir. Bunlar ruhumuza Yüce Allah'ın koyduğu kavramlardır. Matrix filminin birinci bölümünde, kaşığı düşünce gücüyle büken çocuk, "kaşık yok ki" demektedir. Yüce Allah bu işlemi, cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğimizi belirlemek amacıyla yapmaktadır. (Ertuğrul Dikbaş)Cevap: Bu yazdıklarınız bazı kişilerin hayalleridir. Kuran, bu evrenin bir hayal olmayıp gerçek olduğunu vurgulamaktadır. "Biz gökleri ve yeri gerçek olarak yarattık." Biz Kuran'ın gerçeği dururken ne diye şunun bunun hayalleriyle uğraşalım?Kuran okumak için abdest almak şart mı?Soru: Biz bayanların âdet dönemlerinde namaz kılabileceğimizi ve istersek oruç tutabileceğimizi yazmıştınız. Adetliyken Kuran okumamızda bir sakınca var mı? Lisede din dersi öğretmenimiz, adetliyken hiçbir sureyi okumamak konusunda bizi sıkı sıkı tembihlemişti. Bu şartlanmalardan kurtulmak zor oluyor. (Sinem)Cevap: Kuran okumak için abdest almak veya gusletmek gerekmez. Abdest ve gusül namaz kılmak için gereklidir. Âdetliyken ellerinizi yıkayıp Kuran'ı tutar ve okuyabilirsiniz. Bu yozlaştırmalar insanları dinden soğuttu, dini içinden çıkılmaz hale getirdiler.Namazın kabulü kişinin içtenliğine bağlıdırSoru: Cuma namazını sürekli olarak kılıyorum. Ancak duaların hepsini ezbere bilmiyorum. Sadece Fatiha, Subhaneke, Fil ve İhlas surelerini biliyorum. Namazımı bunları okuyarak kılıyorum. Namazlarım kabul olur mu? (M. Yücebaş)Cevap: Bu okuduğunuz sureler namaz için yeterlidir. Namazınızın kabul edilip edilmeyeceğini ben bilemem, sadece Allah bilir. Namazın kabulü, sizin neleri okumanızdan çok nasıl okumanıza ve içtenliğinize bağlıdır. Allah, içtenlikle kılınan namazı kabul eder.
Soru: "Şüphesiz inananlar; Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiîler(den) Allah'a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" (Bakara: 62, Maide: 69). Bu ayete göre kitap ehli, cennette buluşacaktır. Bu nedenle Müslüman, Yahudi ya da Hristiyan olması fark etmez. Yeter ki Allah'a inansın ve herkesin, yaptıklarıyla yüzleşeceği "ahiretin" olduğunu bilsin.Geçen ay Ottowa Üniversitesi, ahiret merkezli bir inanç tebliği yayınlandı. Bu tebliğde son yıllarda Amerika'da faili meçhul cinayetlerin sayısının 150 bin olduğu ve bu katillerin serbestçe dolaştıklarından bahsediyordu. Ayrıca, "Bunlar, bu dünyada ellerini adaletten kurtarsalar dahi, ahiretteki adaletten kurtaramayacaklar" denilerek faili meçhule çocuklarını, eşlerini ya da yakınlarını vermiş insanlara bir müjde veriyordu. "Hayatınızda hiçbir insana karşı içinizde kötü düşünce duydunuz mu?" sorusu soruluyor, kötülük yapmayı bırakın kötü duygunun, kin tutmanın bile bizi ahirette trajik bir felakete götüreceği ifade ediliyordu.Aslında Allah'a inanmış bir Müslüman olarak, kötülük yapanların serbestçe dolaşabildikleri bir dünyada kötü düşünceyi, kini dahi içimizde barındırmanın bir tehlike olduğunu vurgulayan bu insanlarla benim bir ortak paydam vardı. Bu da sizin dediğiniz gibi Allah ve ahiret inancı. Tabii, bu insanların cennete girip girmeyeceklerini tartışacak değilim çünkü en doğrusunu Allah bilir. Geçen gün köşenizde yayınlanan, "Allah inanan kullarını cennetle ödüllendirir" başlıklı yazınızdan aklıma gelenler bunlar. Şunu öğrenmek istiyorum: Madem cennete girmek için Allah ve ahirete inanmak yetiyor, o zaman ibadetlere ne gerek var? (Ali Öncel)Müslümanlığa yakınCevap: Lafı hep tersinden anlamak, Kuran mesajının özünden kaçmak bağnaz insanların genel vasfıdır. Cennete gitmenin üç temel şartı vardır: 1- Allah'a iman, 2- Ahirete iman, 3- Salih amel. Yani ibadet ve güzel ahlak. Namaz, oruç yalnız Müslümanlara mahsus değil, Hristiyanlara da Yahudilere de farzdır. Onlarda da ibadet vardır. Mardin'de Süryaniler günde beş değil, yedi vakit namaz kılarlar. Oruçları da vardır. Yahudilerde de beş vakit ibadet vardır. İbadetsiz, güzel ahlaksız din olmaz. Ben Ankara İlahiyat Fakültesi'nde talebeyken Miss Gordon adında bir İngilizce hocamız vardı.Bu değerli hanımefendi Mardin'e gitmiş, oradaki Süryani Hristiyanlarla görüşmüş. Onlar kendisine şarabın ve domuz etinin haram olduğunu söylemişler ve "Siz şarap içtiğiniz için cehenneme gideceksiniz" demişler. Miss Gordon bunu bize derste anlatmıştı. Yıl 1962. Nesturiler üzerinde araştırma yapan bilim adamları da onlardaki inanç ve ibadetin Müslümanlığa çok yakın olduğunu belirtmektedirler.Kalb-i selim olmakSiz lütfen Kuran'ı düşünerek okuyun. Kuran'ın verdiğini biz geri alamayız ve biz kimseyi cennete veya cehenneme sokamayız. Bu, dar düşüncenin eseridir. Sanki bizim Müslümanlar namaz mı kılıyorlar? Namaz kılan kaçta kaç? Hristiyanlar içinde de dinlerinin özüne bağlı, ibadetlerine düşkün insanlar var. Öyle bedava cennet yok. Ancak arınmış ruhlar cennete gider. Ruhu arındıran da imandır, ibadettir, güzel ahlaktır. Cennet girmek, nüfus kâğıdı işi değildir. Cennet kapısında din uyruğu sormuyorlar, kalb-i selim (kötü düşüncelerden arınmış ruh) arıyorlar. Benim okuduğum Kuran böyle söylüyor. Dileyen kabul eder, dileyen de hayallerinin yarattığı hurafeleri din sanır ve onunla avunur. Böyle hayallerle ömrü zayi etme yerine ruhu arındıracak Allah aşkı ile avunmak gerek... Yunus'un dediği gibi:Ne varlığa sevinirimNe yokluğa yerinirimAşkın ile avunurumBana seni gerek seni.
Soru: Bir yazınızı şu cümleyle bitirmiştiniz: "Sıffın olayının baş sebebi, Muaviye ve Amr ibn As'in siyasi ihtiraslarıdır." Bu durumda, Hz. Ayşe neden Muaviye'nin tarafını tuttu? Hz. Ayşe, ilimde zirve denilecek bir insandı. Nasıl oldu da Muaviye'nin ve Amr İbn-i As'in siyasi ihtiraslarını göremedi? Hz. Ali'yi bilmiyor muydu ki, onun hata yaptığını düşünüp karşısında yer aldı? (Arif Bilgin)Cevap: Hz. Ayşe asla Muaviye'nin ve Amr ibn As'in tarafını tutmamış, onlara yardımcı olmamıştır. Maalesef insanlar gerçekleri araştırmadan hüküm veriyorlar. Hz. Ayşe, kendisinin eniştesi olan Zübeyr'in ve onun arkadaşı Talha'nın etkisinde kalarak Osman'ın katillerinin cezalandırması hususunda Hz. Ali'ye karşı oluşturulan cepheye katılmış, Cemel olayında bizzat savaşa iştirak etmiştir. Ama Talha ve Zübeyr'in adamlan bozguna uğrayınca Hz. Ali, Hz. Ayşe'yi korumuş, siyasete katılmamasını öğütleyip Medine'ye göndermiştir. Hz. Ayşe bundan sonra asla siyasete karışmadı, Muaviye'nin tarafını da tutmadı. Siz Cemel olayı ile Sıffin olayını karıştırıyorsunuz. Bunlar ayrı ayrı olaylardır.Haram olan kredi değil tefeciliktirSoru: Babamın bir evi var. Daha sonra krediyle annemin adını kullanarak kardeşim için bir ev daha aldı. Bu evi satamayız. Ödemeler 4 yıl daha sürecek. Bu ev haram mı? (Bayram Bayraktar)Cevap: Kredi ile ev alma imkânı, yeterli parası olmayanların, ev sahibi olmaları için kanunla tanınmış bir imkândır. Bu şekilde ev almanın haram olduğunu kim söyledi? Bu tür sözler veya fetvalar, İslâm'ı çağın gerisine atmak demektir. Düşünün bir kere bu sistem, yoksulun lehine mi, aleyhine mi? Eğer böyle bir imkân olmasa dar gelirli, bir ömür değil, belki iki ömür yaşasa ev sahibi olamayacak, kiralarda sürünüp duracak. Bu durumda yoksul insan mağdur mu oluyor? Hayır. Kazançlı çıkıyor, ödeme yaparken de içi acıyarak değil, memnun olarak yapıyor. Yoksulun lehine olan bir sistemi din neden haram kılsın? Haram olan tefeciliktir.Kuran'a göre gıybet çirkin bir eylemdirSoru: Gıybet nedir? (Hüseyin) Cevap: Gıybet, bir kişiyi veya kişileri arkasından çekiştirmek, dedikodusunu yapmaktır. Bir insanı, arkasından hoşuna gitmeyecek bir sözle anmak gıybettir. O kişi hakkında söylediğiniz söz onda mevcutsa gıybettir. Ama o insanı kendisinde bulunmayan, yapmadığı bir eylemle veya sıfatla anmak gıybetten öte, iftiradır. İftira, gıybetten de ağır bir suçtur. O halde mümin insan, başkalarını çekiştirmemeli, dedikodu yapmamalıdır. Söylediği doğru bile olsa, adamın hoşuna gitmediği biçimde anılması, gıybettir, günahtır. Kuran'a göre bu çirkin bir eylemdir.'40 yıldan beri aynı rüyayı görüyorum'Soru: Yaklaşık olarak 40 yıldan bu yana rüyayı görüyorum. Şehit olan kocamın cesedini başka bir yere naklediyorum. Ancak bu yer yer iyi olmadığı için huzursuz oluyorum. Bu rüyanın dini açıdan özel bir yorumu var mıdır? (Nakiye Birinci)Cevap: Rüya yorumcusu değilim. Rüyanızın açık anlamını maalesef bilmiyorum. Neye işaret ettiği, belki sizin düşünceleriniz ve yaşadığınız ortamla ilgilidir. Size yardımcı olamayacağım için üzgünüm.Özürlü kişilere ibadet kolaylığı varSoru: Rahatsızlığım nedeniyle idrar sondasıyla dolaşmak zorundayım. Yaşım 81. Beş vakit namazıma devam etmemde bir mahzur var mı? (Kemalettim Kutlu)Cevap: Siz özürlüsünüz. Özürlüler, her namaz vakti için abdest alıp o vakit içindeki namazlarını kılar. İdrarın damlaması abdestinizi bozmaz. Ancak vakit çıkınca abdestiniz bozulur, yeniden abdest alıp öteki vaktin namazını kılarsınız. İsterseniz öğleyle ikindiyi, akşamla da yatsıyı birlikte kılabilirsiniz. Çünkü durumunuz size bu kolaylığı sağlar.
Soru: Bir televizyon kanalında konuşma yapan bir hocanın bahsettiği konu beni şaşırttı. Yüce dinimizin bu kadar kısıtlayıcı olduğunu düşünmek bile istemiyorum. İnşallah ben yanlış anlamışımdır. "Bir odada müzik aleti, televizyon veya bilgisayar varsa orada namaz kılmak mekruhtur" dedi. Mesela bizim ev büyük değil. Odanın birinde televizyon, birinde duvarda asılı saz, çalışma odamda bilgisayar, yatak odasında ise radyo var. Bu evde nerede namaz kılacağız? (Zekeriya Müezzinoğlu)Cevap: Namaz her yerde kılınabilir. Odada bulunan eşya namaza engel değildir. Bilgisayar veya televizyon bulunan odada namaz kılmak niçin mekruh olsun? Bu hoca dediğiniz kişi nereden almış bu fetvayı? Fıkıh kitapları yazıldığı zaman ne televizyon vardı ne de bilgisayar. O halde kim söylemiş televizyon veya bilgisayar bulunan yerde namaz kılmak mekruh diye? Mekruh olan, namaz kılarken kişinin açık olan televizyonu dinlemesidir. Bu halde kişi kendisini namaza konsantre edemeyeceği için huzur olmaz. Huzursuz kılınan namaz da makbul değildir. Mekruh olan televizyonun bulunması değil, gafletle huzursuz namaz kılmaktır. Temelsiz fetvalara kulak asmayın.Dua, Allah'ın rızasına ermek için yapılırSoru: Dua kitaplarının çoğunda, rakamsal açıklamalar yer almaktadır. Şöyle ki: "Şu kadar sayıda ayetel-kürsi okunursa cennete gidersiniz, şu kadar sayıda yasin okursanız başınıza hiç kaza gelmez." Bu konuya bir açıklık getirir misiniz? (Sibel Diyadin)Cevap: Rakamsal duaların derhal kabul edileceği yolundaki söylentilerin dinde bir dayanağı yoktur. Bu söylentiler hep zamanla üretilmiş, insanları zikre, ibadete, duaya yönlendirme niteliğindeki sözlerdir. Ayetel-kürsi veya Yasin, murada erme yahut dilek duaları değil, Allah'ın birliğini, ahiret hesabının, ödül ve cezasının varlığını vurgulayan Tanrı mesajlarıdır. Makbul dua, Allah'ın rızasına ermek için yapılır.
Soru: 1- Bugüne kadar bize ulaşan doğrulanmış bilgilere göre, zengin bir kadın olan Hazreti Hatice ile evlendikten sonra müreffeh bir hayat yaşadığı anlaşılan Peygamber Efendimiz, muhterem eşi irtihal ettikten sonra, geri kalan hayatını güç şartlar altında idame ettiği belirtilmektedir. Peygamberimiz, eşinin mirasına varis olmamış mıdır? Varis ise bu servet ne olmuştur? Varis olmamış ise sebebi nedir? 2- Prof. Dr. İbrahim Sarıçam'in "Hazreti Muhammed ve Evrensel Mesajı" isimli esrinde yazdığına göre, çok evliliği dört kadınla sınırlayan Allah'ın ayeti geldiği zaman Peygamberimizin nikâhı altında dokuz kadının olduğu belirtilmektedir. Peygamber zevcelerinin bir başkasıyla nikâhlanması haram olduğu için diğer sahabilerin dörtten fazla olan kadınlarını boşamalarını istemesine rağmen kendisinin bütün kadınlarını nikâhı altında tutması konusunda Allah tarafından bir ayet indirildiği beyan edilmektedir. Böyle bir ayet var mı? Varsa hangisidir? 3- Bugüne kadar yayınlamış olduğunuz eserlerinizi toplu olarak nereden temin edebilirim? (Mehmet Nafiz Özdemir)Cevap: 1- Hz. Peygamber'in, eşinin mirasına varis olması hem geleneksel Arap hukukunun hem de İslâm hukukunun gereğidir. Peygamberimiz, servetini İslâm uğruna harcamıştır. Herhalde koskoca bir düşman güruhuna karşı verdiği mücadele, beş parasız olmazdı. Ayrıca Hz. Peygamber'in, geri kalan ömrünü çok dar ve sıkıntı içinde geçirdiği rivayetlerinde de abartı vardır. Peygamberimiz hicret esnasında Hz. Ebubekir'in hediye amacıyla getirdiği deveyi kabul etmemiş, Allah uğrunda yapacağı hicreti yardımla değil, kendi parasıyla yapmak istediğini belirtmiştir. Medine döneminde de bir devlet başkanı olarak ganimetlerin beşte biri kendisine verilmiş ve o, bu payını ailesi ve İslâm için harcamıştır. Vefatları sırasında zırhının, bir Yahudi'de rehin olduğu şeklindeki rivayetlerin ne kadar sakat olduğu açıktır. Çünkü o sırada Medine'de zaten Yahudi kalmamıştı. Bir devlet başkanının zırhı bir gayrimüslime rehin verilir mi? Ayrıca Yahudi kabilesinden savaşsız alınan Fedek arazisi kendi mülküydü. Bunun gelirini ailesine ve konuklarına harcardı.2- Ahzâb Suresi'nin 6. ayetine göre Peygamber'in eşleri, müminlerin anneleri durumundadır. Yine aynı surenin 53'üncü ayetinde, "Sizin, Allah'ın Elçisi'ni incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikahlamanız asla olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük(bir günah)tır" buyurulmaktadır. Ahzâb Suresi'nin 50'nci ayetinde Peygamber'e, helal olan kadınlar sayılmaktadır. Bunlar, Hz. Peygamber'in mehrini vererek evlenmiş olduğu eşleri, mülkü olan cariyeler, Mekke'den hicret eden amca, hala, dayı ve teyzesi kızları ve kendisini karşılıksız olarak Peygamber'e hibe eden kadınlardır. Demek ki Peygamber'e, mevcut eşlerinden başka hicret eden amca kızları ve teyze kızlarıyla kendisini mehirsiz olarak bağışlayan kadın da helaldir. Peygamber isterse bunlarla da evlenebilir. Bu konuda ayrıntı için "Yüce Kuran'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimde, Ahzâb Suresi'nin işaret edilen ayetlerinin tefsirini okuyabilirsiniz.3- Yayınlanmış olan eserlerimi, "Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı/Üsküdar/İstanbul" adresinden temin edebilirsiniz. Telefon: 0216-492 66 12Hisse senetlerinin zekâtı nasıl verilir?Soru: Borsadaki hisse senetlerinin zekâtı, temettü geliri üzerinden mi yoksa o günkü değeri üzerinden mi verilir? Eski arabamı değiştirmek için ayırdığım paraya zekât gerekir mi? (Önder Demirer)Cevap: Hisse senetleri, kesin alacaklar kategorisindedir. Tahsil edildikleri zaman bunların yıllara göre zekâtlarını vermek gerekir. Mevcut arabanıza zekât düşmez. Onun zekâtı verdiğiniz vergidir. Ama ikinci bir araba için ihtiyacınızdan fazla olarak ayırdığınız para, eğer nisap ölçüsünde ise zekâta tabidir.